12 Nisan 2021 Pazartesi Saat:
00:18

Büyük Devlet Olabilmek!

24-02-2021 11:39


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne zaman bir ülke ‘Büyük Devlet’ olma yolunda adım atacak olsa; mutlaka bu yolda önüne "terör" denilen bir pislik çıkıverir.

 

Terör; bir ülkeyi başka ülke ya da ülkelerin hizalaması için çıkardığı; ekonomik, sosyal, ahlâkî,  silahlı ya da dinî kaostur.

 

Teröre maruz kalan ülke, küçük ülkedir. Başka bir tabir ile gelişmemiş ülkedir. Küçük ülkedir.. Zira ne kadar mücadele ederse etsin, terörist grupların kaynağına ulaşamaz; diyelim ki ulaştı, o kaynağa söz geçiremez.

 

Her yönden teröre maruz kalmıştır. Bir zalim sarmalı içinde bocalayıp durur. Hem devlet hem de millet tükenir ve tüketilir.

 

Terörün kaynağı büyük devletlerdir. Ekonomik ve askerî yönden büyük ama ahlâkî ve insanî yönden küçük devletlerdir bu zalimler. Elbette her büyük devlet zalim değildir. Zira dünya çoktan firavun elinde yok olmuştu Musasız bir halde.

 

Büyük devletlere örnek verecek olursak; Amerika, AB, Rusya ve Çin gibi terörü yönlendiren, kendi bünyesinde anında absorbe eden ve terörün kaynaklarını korkutan devletlerdir.

 

Büyük devletler genellikle terörle mücadele eden değil terörü destekleyen devletlerdir. Çünkü günümüz Dünya düzeninde 'en iyi savunma saldırıdır' mantığı güdülür ve korunmak için 'kimseye aman vermemek gerekir' taktiği uygulanır.

 

Küçük devletlere uyguladıkları sarmalda hem terörü beslerler hem de bu küçük devletlerin mücadelesi için silah, bilgi, asker ve teknoloji vb. şeyler satarlar. İçişlerine müdahale eder, ekonomisinde ve karar alma organlarında yer alırlar. Bu şekilde işgal ve sömürü yaparlar.

 

Sınıflara ayırdıkları terör grupları ile hem ekonomilerini, hem yönetimlerini, hem ahlâklarını, hem sağlıklarını ve hem de inançlarını bozarlar.

 

Hiç bir ülke ve halk bunları yaşamak istemez. Hatta ahlaklı ve insanî hiç kimse bunun bir başkasında dahi olmasını/yaşamasını istemez.

 

Bu hareketle terörü çıkaran ülkeler; ahlaksız, imansız ve insanlıktan uzak ülkelerdir. Allah onları kahretsin!

 

Ve en korkuncudur ki; bu ülkeler cahilleştirdikleri ülke halklarını etkilemiş ve bu halklar o ülkeleri gelişmiş, örnek ve medenî ülkeler zannedip sözlerine kapılıp gitmişlerdir.

 

Basiretsiz halk öyle bir duruma gelmiştir ki; gerçeği göremez, doğruyu bilemez ve akledemez olmuştur.

 

Allah azze ve celle bunu Münafikun suresi 4. ayet-i kerimede şöyle anlatmıştır:

 

"Onları gördüğünde, bedenleri hoşuna gider. Konuşsalar sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara yaslı kütükler gibidirler. Her sesi kendine sanarlar (korkaktırlar). Onlar gerçek düşmanlardır. Allah onları kahretsin! Nasıl da haktan döndürüyorlar."

 

Onlara kapılan halk, düşmanla mücadele eden devletine kışkırtma sonucu karşı gelir ve başkaldırır. Çünkü basiretsizdir. Eskiden beri din terörüne kapıldığı için hakkı batıldan ayıramaz. Çünkü imanı yoktur.

 

Şimdi o küçük ülke terörle mi uğraşsın yoksa her sona yaklaştığında kışkırtılıp ayaklanan halkı ile mi baş etsin.

 

Ya yıllarca savaşıp içerde ve dışarda, savaş içinde kaosla yaşayıp cehennem hayatı sürecek ya da teslim olup hayvanlar gibi o ülkelerin kölesi olarak dinsiz, erdemsiz, ahlaksız yaşayacaktır.

 

Bolluk ve refah içinde yaşadığını söyleyen teslim olmuş küçük ülkeler, yani eskiden beri Avrupa şimdilerde ise Arap ülkeleri tüm değerlerini, şerefini, imanını, insanlığını, ahlakını kaybetmiştir.

 

Ya da diğer Arap ve Ortadoğu ülkeleri gibi ekonomik ve sosyal olarak çökmüş, sağlığını kaybetmiş ve savaşla yaşıyordur.

 

Eğer bir ülke büyük devlet olacaksa; terörden kurtulmalı, kaynağı korkutmalı ve kurutmalıdır.

 

Ve Türkiyem!

 

Yıllarca Din terörü başta olmak üzere, gıda, ahlak, savaş, darbe gibi hiç istenmeyecek, halkımıza yakışmayacak belalara maruz kalındık.

 

Ne zaman bu ahlaksız olaylar ile mücadele etmeye çalışsak ya bir iç problem patlak veriyor ya meseleyi çözecek donanım olmuyor ya da problemin müsebbibi bizi durdurup engelliyor.

 

Öyle bir zamana geldik ki savaş terörünü ve buna bağlı diğer problemleri bitirecek aşamadayız. Lakin dediğim gibi terörün kaynağını korkutmak ve kurutmak bu işin olmazsa olmazıdır.

 

Büyük devlet olmak istiyoruz çünkü tarih kitapları bizim geçmiş büyüklüğümüzden bahseder.

 

Büyük devlet olmak istiyoruz çünkü terörden, kayıplarından ve Batının alay etmesinden bıktık.

 

Büyük devlet olmak istiyoruz çünkü boyun eğmek, laf dinlemek, ültimatom almak istemiyoruz.

 

Hak ettiğimiz yer; refah düzeyi yüksek, ahlâkî ve ilmî kemale ulaşmış adil, güçlü ve imanlı devletlerin yeridir.

 

Ama ne kötüdür ki; halkımız gıda terörü yüzünden sağlıklı bedenini ve öz güvenini kaybetmiş, ahlak terörü yüzünden basiretini ve kişiliğini kaybetmiş, savaş terörü yüzünden sabrını ve inancını kaybetmiş, en kötüsü de din terörü yüzünden imanını, ihlâsını, ilmini ve fıtratına uygun davranmayı kaybetmiştir.

 

Ancak Allah'ın halis kulları hariçtir.

 

Devlet ne zaman bir terörü bitirmek istese; kaynağı olan batı ülkeleri tarafından ya masada oyuna getiriliyor ya iç meseleler ile meşgul ediliyor ya da ekonomik ve askerî olarak sindirilmeye çalışılıyor. Ülkemiz bu çıkmazlarla uğraşmaktadır.

 

Ya duvarlar yıkılıp, çıkmazlar aşılacak ya da o duvarların önünde korkak Yahudiler gibi ağlamaya devam edilecektir.

 

Ey halkım! Öfkeniz adaletinize engel olmasın. Aklederek ve istişare ile hareket edin. Allah'tan sabırla yardım isteyin. Kaynağını bilmediğiniz dinin peşinden gitmeyin. Bunlar üzerine düşünün. Düşünün ki hakikate ulaşın. Rahmete kavuşup, birlik içinde tek bir ümmet olarak düşmana galip gelin.

 

“Şüphesiz Allah takva sahibi erdemliler ve iyiler ile beraberdir.” Nahl/128

 

 

 

  

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !