28 Ekim 2020 Çarşamba Saat:
22:28
21-08-2013
  

çağdaş Dünya Sorunları ve İslam-1

İslam, insan hayatının ölümle sona ermediğini, insanın sonsuz bir hayatı olduğunu söyler...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 
Hayatın bütün boyutlarını kapsayan ve hem maddî, hem manevî bütün alanlarda uyumlu bir harmoni sağlayan İslâmî dünya görüşü; tutarlılık, olgunluk, kemal ve derinlik açısından insanoğluna sunulan en mükemmel düzen ve emsalsiz bir nizamdır. çünkü insanoğlu için gerekli olan bütün saadet, hayır ve iyilik yollarını içeren bir sistemdir bu; şefkatli bir tabip gibi insanoğlunun bütün dertlerine derman olan, onun bütün acılarını dindirebilen bir yapısı vardır İslâm'ın.
 
Akıl ve düşüncenin ulaşabildiği bütün boyut ve alanlarda bu yüce ve eşsiz dinin hüküm ve prensiplerinin sağlam, tutarlı ve güvenilir çehresi olanca parlaklığıyla kendisini göstermektedir. İslâm hükümlerinin en asil gayesi insanoğlunu bütün boyutlarda yetiştirip eğitmek ve onu tekâmüle ulaştırmaktır. Eğitim sahasında hiçbir gerçek görmezden gelinemeyeceği için, İslâm dini insanoğluyla uzaktan yakından ilgisi olan bütün gerçeklere önem verir.
 
İnsanoğlunun nitelik ve mahiyetini tasavvur konusunda İslâm dini günümüz insanı ve çağdaş bozuk düzenlerin düşmüş olduğu hataya düşmemektedir asla. Günümüzün kof ideoloji ve sistemleri insanı tanımlayıp konumunu belirlerken, onu bazen ilâhlık derecesine varacak kadar yüceltmekte ve insanı salt yersiz kibir ve çirkin bencilliklerine yaslanarak ayakta durabilen bir mahlûka dönüştürme hatasına düşmektedir. Kimi zaman da onu kölelik ve süfliliğin en aşağı mertebesine itmekte, bütün irade ve gücünden soyutlamakta, tabii ve maddî zorunluluklar karşısında tamamen aciz ve güçsüz bir zavallı telakki etmektedir onu.
 
İslâm dini ise, insana gerçek konumunu tanır, ona hak ettiği yeri verir ve onu lâyık olduğu en güzel hâliyle tanıtır, diğer varlıklar karşısında sahip olduğu mümtaz ve üstün kimliğini vurgular onun. İslâm dininde insanoğlu fevkalâde yüksek konuma sahip bir varlık olup, diğer yaratılmışların tamamından üstün ve eşsizdir.
 
İslâm dini, insan hayatının ölümle sona ermediğini, insanın sonsuz ve ölümsüz bir hayatı olduğunu söyler. İslâmî dünya görüşünde dünyayla ahiret yekdiğerinden ayrı şeyler değildir. Ruhla vücut arasındaki birlik ve iç içelik bu ikisinin ayrılmasının mümkün olmadığını gösterir. Bu nedenledir ki, İslâm her iki dünya için de yaşam programını belirlemiş ve amacının "ebedî insan" yetiştirmek olduğunu vurgulamıştır. Bu, doğrudan doğruya uçsuz bucaksız yaradılış düzenindeki güç ve disiplinden alınan bir ilhamdır.
 
İslâm dininin ahkâm, fıkıh, akait, ahlâk vb. bütün boyutlarına yaradılış nizamının değişmez prensibi olan ebediyet nuru vurduğu ve her şeyin kural ve prensibi net olarak belirlenmiş olduğu hâlde, insanoğlunun kendi gayretiyle tekâmüle erip ilerleyebilmesi için düşünce hürriyeti ve içtihat kapısı açık bırakılmış, birey ve toplumun günlük yaşamında ihtiyaç duyduğu ve duyabileceği her şey için, bu insanî tefekkür ve içtihat ışığında en mükemmel çözüm yollarına ulaşması mümkün kılınmış, böylece günlük yaşamın sürekli değişen şartlarını, yüce
İslâm'ın şeriatına uyumlu hâle getirmesi sağlanmıştır.
 
İslâm nazarında insanoğlunun maddeyle ilgili temayül ve güdüleri vardır; aynı şekilde o, bu maddiyattan kopma ve ulvileşmeyi gaye edinen güdü ve emellerle de donatılmış durumdadır. İnsanın vücut, ruh ve aklının kendilerine has ihtiyaçları vardır; birinin maslahatını diğerine tercih etmeksizin bu ihtiyaçların tamamının tam bir gerçekçilikle dikkate alınması gerekir. İslâm, doğal dengenin bozulmasına karşıdır. İnsanın saadetini onun maddî ve manevî eğilimlerini dikkate alıp meseleyi bütün boyutlarıyla değerlendirerek mütalâa eder. Bunu yaparken insanın fikrî eğilimlerine zerrece zarar vermemesini bilir, onu manevî boyutunda yüceltirken, yaşamının bir diğer gerçeği olan maddî boyutundan büsbütün koparmaz. İslâm, insanın doğasının tertemiz olmasına fevkalâde önem verir. Kısacası İslâm; insanın bütün doğal eğilimlerini törpüleyip onun varlığını iğdiş eden sistemle, bunun tam karşısında yer alan ve Freud gibi sapık psikologların önerdiği şekliyle hayvanî eğilimlerde sınırsız ve mutlak bir serbestiyi öngören iki aşırı ucun orta yerinde duran bir denge sistemidir.
 
İslâm, hayal dünyalarının ürünü olan bir teori ve nazariye değildir ve yaşama yöntemlerini reforme etmek için gelmemiştir. Bilâkis, İslâm bizzat baştanbaşa anlamlı ve amaçlı bir hayatın mucididir, hareketli ve yapıcı bir kültürü vardır, etraflı ve her şeyiyle tutarlı bir kültürdür bu. Yaşam hakkında tutarlı ve kapsamlı bir düşünce ve bakış tarzı olan yegâne canlı düzendir; maddeci eksene dayalı doğu ve batı bloğuna egemen olan düşünce tarzından çok daha ileri ve üstün bir düşünce şekli ve bakış açısı vardır. Bütün beşerî sistem ve beşerî ideolojilerden daha güçlü, daha mükemmel ve daha tutarlı bir ideoloji üretip tamamının yerine ikame edecek ve onların tamamından çok daha geniş ve parlak bir ufku insanlığın semasına açabilecek güce ve potansiyele sahip bir okuldur İslâm.
 
Yüce İslâm dini salt maddeci düşünceyi reddeder; madde, ekonomik zevk ve hazzı, mutluluğun ölçüleri olarak görmez. İslâmî düşünce sistemi, hiçbir ulvî gaye tanımayan ve maddî olmayan hiçbir sonucu kabul etmeyen günümüz beşerî sistemlerinden tamamen farklı ve apayrı bir sistemdir.
 
İslâm insanı maddiyat ve ekonomik çerçevenin sınırlarına hapsetmez; zira İslâm'ın çağrısı ekonomik ıslâhatla sınırlandırılmayacak kadar kapsamlı, geniş ve tutarlıdır. İslâm, insanoğlunun yaşamının diğer yüce ve ulvî boyutlarına da önem verir. İslâm, kendi yaşam düzeni ve hayat biçimini insanoğlunun genel ve özel yaradılış sistemine uygulanabilir olan manevî, ruhî ve ahlâkî prensipler üzerine kurmuş ve sosyal işbirliği ve koordineyi sağlayarak yaşamın değerini, şimdiki maddî ufukların gösterdiği yakın mesafeden çok daha önde ve yükseklerdeki ufuklara götürmektedir. Bireyi ve toplumu küçük ve değersiz gaye ve emellerin dar kalıplarından kurtararak yüce ve ulvî hedeflere ulaşma yolunda çaba ve gayret göstermeye yöneltir, insanoğlunun güç ve yeteneklerini, yaradılış gayesinin öngördüğü tekâmül, ilerleme ve tahavvüllere doğru yönlendirir.
 
İslâmî eğitim ve terbiye metodu; insanî duyguları arıtıp temizleme ve onu makul ve doğru bir mecraya doğru yönlendirme esasına dayalıdır, bu doğrultuda gayesine ulaşma yolunda tam bir basiretle ileri doğru adım atar. İnsanın yaradılış ve mizacında var olan harekete geçirici unsurları onun fıtrî ve ulvî eğilim ve ihtiyaçlarıyla özel bir uyum ve koordine içine sokarak bu unsurların her birine özel bir ihtimam gösterir, aşırı eğilimleri çeşitli vesile ve yöntemlerle dizginleyip kontrol altına alır, böylece bu içgüdü ve eğilimlerin aklı mağlup edip insanın kaderini ele geçirmesine ve insanî değer ve erdemlerin, aşırılık ve ifrat uçurumuna yuvarlanmasına engel olur, bunu yaparken de her birey için belli ölçülerde haz ve tat almayı makul karşılayıp caiz görür.
 
Binaenaleyh insanoğlu yaşam ve terakki sürecinde güç ve yeteneklerinin bir kısmını günlük geçimini temin etme, bir kısmını da manevî eğilim ve ruhî isteklerini karşılayabilme yolunda kullanacaktır. Bireyler böyle bir koordine ve uyumu sağlayabildiklerinde, hem birey, hem toplum belli bir düzene girecek; düşünce, davranış ve gidişatlar dengeli olacak ve insanoğlunun hayatı baştanbaşa dürüstlük ve doğruluk olacaktır.
 
Bu eğitimin temeli akıl ve mantık esasına dayalı olduğundan dinî çağrı bir dizi katıksız ve tertemiz inanca, vehme bulaşmamış imana, ilmî kural ve ahlâkî erdemlere yöneliktir; insan, yaradılışında var olan akıl ve mantık gücü sayesinde bunların gerçeklik ve doğruluğunu kolayca idrak eder.
 
İslâm, bireylerin güç ve yeteneğine göre onlara sorumluluk verir, bireyi yükümlü kılarken insan doğasının bütün şartlarını dikkate alır, kimseye yapabileceğinden fazla sorumluluk yüklemez. Herkes tekâmül veya alçalma yolunda göstereceği irade ve azim çerçevesinde sorumlu tutulmakta ve hesap günü geldiğinde yine bu çerçevede, yaptıklarının karşılığını görmektedir.
 
Bugün hukukun dayandığı en esaslı kaynak toplumun iradesi, yani kamuoyudur. Günümüz dünyasındaki demokraside kanunun dayanağı, çoğunluğun (daha yalın bir deyişle %51'in) isteğidir.
 
Binaenaleyh demokratik sistemde toplumun kaderini tayin konusunda "çoğunluğun isteğinden başka faktör meşru tanınmaz. Bu tür rejimlerde azınlığın (%49' un) istek ve görüşüne zerrece değer verilmez ve haklı da olsa, azınlıkta kalan gruba davranış ve eylem serbestisi tanınmaz. Kısacası medenî dünya "insan iradesinin egemenliğini en kutsal ve en meşru sosyal asıl olarak tanır, bu kutsallık ve meşruiyet çoğunluğun iradesinden ayrılmaz asla. Başka bir deyişle maddî ve manevî değerlerin değişim veya tespiti millî iradeye bağlı olmaktadır.
 
İslâm'da ise yegâne yaptırım gücü ve yegâne meşru dayanak, yüce yaratıcının iradesidir; toplumun çoğunluğunu teşkil eden bireylerin sorumsuz ve lâubali eğilim ve duyguları değil. İslâm'da kanun koyucu merci, uluhiyet ve yaratıcılık makamından ayrı mütalâa edilemez. İslâm'ın uluhiyet ve egemenlik anlayışının sınırları varlık âleminin tamamıdır; bu nedenle de bütün varlık âlemiyle birlikte insan hayatının da bütün boyutlarını kapsamına alır. O'ndan başka yaratıcı ve O'ndan başka ilâh olmadığına göre, yegâne emir ve yaptırım makamı da ancak O'dur. Binaenaleyh, yüce Allah'tan başka kimsenin varlıklar ve bu cümleden olmak üzere insan için kanun koyma ve hükmetme hakkı ve yetkisi yoktur.
 
Yaşam prensiplerini başka bir merci veya makamın direktiflerine göre tanzim edip, başkasından gelen emirlere göre yaşamını sürdüren birinin, Yüce Allah'ı mutlak ilâh ve yegâne güç olarak tanımış olması mümkün müdür?
 
Hiç kimse ve hiçbir güç, hâkimiyet ve egemenlik konusunda kendisini Allah'a ortak koşamaz ve O'nun kanun ve hükümlerine rağmen, kendiliğinden kanun koyuculuğa girişemez.
 
İslâm'ın gayesi, birey ve topluma hayatının bütün boyutlarında "hak" ölçütünü uygulamak ve hakkı hâkim kılmaktır. Zira hak, salt sosyal, siyasî veya ekonomik alanlara mahsus bir kavram değildir; bu mükemmel ve değerli kaftan, bizzat insanoğlu için biçilmiştir. İnsanoğlunun yaşamı için belirlenmiş olan kural ve prensipler de, tıpkı onun yaradılış sistemi gibi karmaşık ve esrarengizdir.
 
Hiç kimse, insanoğlunun varlığının bütün sırlarını bildiğini ve bireylerin farklı fizikî ve ruhî özellikleriyle, yekdiğeri arasındaki irtibat ve ilişkilerden müteşekkil sosyal yapılanmaların özellik ve niteliklerine en ince ayrıntılarına kadar vakıf olduğunu iddia edemez; keza hiç kimse kendisinin her nevi hata, günah ve sapmadan tamamen beri olduğunu ve insanoğlunu gerçek saadete ulaştırabilecek her şeyi eksiksiz-noksansız bildiğini söyleyemez.
 
İnsanoğlunun öğrenme kapasitesi ve bilgisinin sınırlı olması nedeniyle, onun yaradılış sırlarının keşfi yolunda bilim adamlarının gösterdiği bütün çaba ve çalışmalara rağmen insanın yaradılış özellikleri ilk günkü esrarengizliğini hâlâ korumaktadır.
 
çnlü bilim adamı Dr. Alexis Carrel, çağdaş bilimlerden aldığı ilhamla şöyle diyor:
 
"İnsanoğlu kendisini tanıyabilmek için çok yoğun bir çaba gösterdi; bu yolda bilim adamları, felsefeciler, büyük düşünürler ve hatta şairlerin yardımıyla epey şeyler öğrendiyse de bütün öğrendiklerinin, aslında insanın iç dünyasının sadece çok küçük bir bölümü olduğunu fark etmiş bulunuyor şimdi... Biz, insanı tepeden tırnağa tanıyabilmiş değiliz henüz. Biz, ancak elimizdeki imkân ve gereçlerin elverdiği ölçüde belirleyebildiğimiz özelliklerinin toplamı olarak tanımadayız insanı. İnsan varlığının her kesiti, bilinmeyen nice hakikatlerle örülüdür aslında."
 
İtiraf edelim ki, çok bilgisiz ve cahil durumdayız; bütün hayatını insan üzerinde araştırma ve incelemelere adayan bilim adamlarının cevabını bulamadığı sayısız sorular var hâlâ. Bunun nedeni, iç dünyamızda henüz varlığını bile keşfedemediğimiz sınırsız sayıda hakikatlerin varlığıdır."
 
"Bilim adamlarının insanı tanıma konusunda bugüne kadar kat edebilmeyi başardıkları yolun çok az olduğunu itiraf etmek zorundayız, bu konuda yolun başındayız hâlâ..." İnsanoğlunun bütün sırlarına vakıf olamadığı kendisi için, her konuda yeterli olabilecek kanun ve kurallar koyabilmesi, işte bu nedenle imkânsızdır. Bu nedenledir ki, insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına en sağlıklı karşılığı verebilecek, onun yığınlarca sorununa en adilane çözümleri getirecek kuralları kendisinin koyabilmesi mümkün değildir. Bunun en bariz delili günbegün artarak ortaya çıkan sorunlar ve çıkmazlar karşısında bilim adamları ve hukukçuların çaresiz kalması ve kendi koydukları kural ve çıkardıkları kanunları sürekli değiştirip yenilemesidir.
 
Dahası, beşerî kanunları düzenleyip tasvip eden insanlar da nihayet nefsanî istekler, şahsi eğilimler, bencillik, çıkarcılık, makam sevgisi, özel düşünce tarzı ve olaylara bakış açısı gibi yaşadığı ortamın şartlarından kaynaklanan daha birçok unsur ve faktörden pekâlâ etkilenebilen varlıklardır.
 
Bu nedenle bir kanunu vazederken ister istemez kendi şahsî görüş ve kapasitelerine göre davranmakta ve bilerek veya bilmeyerek kendi düşünce, eğilim ve bakış açılarına uygun kanunlar çıkarmaktadırlar aslında.
 
Montesgieu şöyle yazıyor.
 
"Bir kanunu çıkarırken belli bir görüş ve belli bir bakış açısına sahip olmayan hiçbir kanun koyucu yoktur. çünkü her insanın kendisine göre bir duygu ve düşünce yapısı vardır ve kanun koyarken de doğal olarak bu düşünce ve duygularının doğrultusunda hareket edecektir.
 
Aristo, kanun koyarken bazen Eflatun'a karşı beslediği kıskançlık ve haset duygularını tatmin yoluna gitmiş ve kimi zaman da İskender'e olan sevgisini göstermek istemiştir. Eflatun, Atinalıların zulüm ve zorbalıklarından gına gelmişti. Onun düzenlediği kanunlarda bu nefreti kolayca görmekteyiz..."
 
Yani, kanun koyucuların şahsî duygu ve inançları, onların çıkardığı kanunları etkilemekte, hatta bazen tamamen kanun koyucunun duygu ve düşüncelerinin ürünü olmaktadır.
 
Bugünün dünyasında da hürriyet, eşitlik ve halkın iradesi gibi sloganlar içi boş laflardan başka bir şey değildir aslında; bu kuru laflarla gerçekler ört-bas edilememektedir artık. Kanun çıkarırken halkın iradesinden bahsetmek, çağdaş politikacıların basit oyunları ve günlük siyasetin bir parçasıdır aslında... Kanunları belirleyen şey halkın iradesi değil, yönetim iplerini ellerinde tutanların iradesidir kısacası...
 
 
Seyit Mücteba Musavi Lari
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler