28 Ekim 2020 Çarşamba Saat:
21:40
21-08-2013
  

çağdaş Dünya Sorunları ve İslam-2

İslam, sadece toplumun düzenini sağlamaz, aynı zamanda bireyin de tekamülüne önem verir...

Facebook da Paylaş

 

 
Ehlader Araştırma Bölümü
 
İngiliz yazar "Hanry Ford", demokrasinin beşiği olarak ün salan ülkesinin durumunu anlatırken şöyle diyor:
 
"İngiltere'de vuku bulan 1926 genel grevi hâlâ hafızalardadır. İngiliz hükümeti grevi bastırabilmek için bütün kuvvetlerini kullandı ve sermaye sahiplerinin hazırlatmış olduğu kanun gereğince, greve katılanları vatana ihanetle suçladı, polis ve askerî birlikler tanklar ve zırhlılarla göstericilere saldırdı. Grev en kanlı yöntemlerle bastırılırken medyada hükümetin işçilerden yana olduğu yalanı propaganda ediliyordu. Aynı günlerde, hükümet işçi sendikalarını mal varlıklarına el koymak ve sendika liderlerini tutuklamakla tehdit etti."
 
Doğu bloğunda da durum bundan pek farklı değildi. Sovyetler Komünist Parti Merkez Komitesi'nin 22. Kongresi'nde konuşan Kuruşçef proletarya diktatörlüğü düzeninin gerçek yüzünü ortaya koyuyor ve şöyle diyordu:
 
"Bireyin ilâhlaştırıldığı yakın geçmişte devlet ve komünist parti yöneticileri arasında ve ekonomik sahalarda çok ciddi bozulma ve koflaşmalar oldu. O dönemin yetkilileri hakkı hukuku hiçe sayan emirler veriyorlardı, korku ve tehdit ortamı oluşturmuşlardı, insanlar geleceklerinden tedirgindi. Bu şartlar yağcı, yalaka, hokkabaz ve gerçekleri saptıran tiplerin yönetimde yer edinmesine yaradı..."
 
Doğu ve Batı'da egemen olan sistemlerin gerçek yüzü budur işte; ama dış görünüşte halkın egemenliğinden, parlamenter hukuk sisteminden, millî komiteler ve halkın istekleri gibi cafcaflı parlak laflarla oluşturulan bir maskeyle korunmaktadır günümüzdeki rejimler.
 
İster kapitalizm, ister komünizm olsun, bu koflaşmış sistemlerin kanunları beşerî olduğu ve ilâhî hükümlere göre tanzim edilmediği için şu veya bu şekilde güç ve iktidar sahiplerinin eğilim ve çıkarları doğrultusunda şekillenmektedir.
 
Jan Jack Rousseou şöyle der:
 
"En mükemmel kanunu çıkarabilmek için mükemmel akla sahip bir bilge lâzım aslında; insanoğlundaki bütün şehvetleri bilen, ama bunları bizzat hissetmeyen; tabiatla alâkası olmayan ama tabiatı çok iyi tanıyan, mutluluğu bize bağlı olmayan, ama bizim mutluluğumuza yardımcı olan bir deha."
 
Bu şartlara en mükemmel hâliyle sahip olan yegâne varlık, insanın ve tabiatın her şeyine tamamen vakıf olan bütün sırlara agâh olan yüce yaratıcıdır; insanlara muhtaç değildir, toplumun şöyle veya böyle olmasında O'nun hiçbir çıkarı yoktur, her şeyden ve herkesten münezzehtir. O hâlde toplum ve birey için en mükemmel ve en sağlıklı kanunları koyabilecek kimse, doğrudan doğruya
 
Allah-u Tealâ'ya bağlı olan ve O'ndan direktif alan, O'nun vahyinden beslenen ve O'nun sınırsız güç ve ilmine dayanan kimse olmalıdır. İlâhî kanunlarla beşerî kanunlar arasındaki en temel fark, beşerî kanunların temelinin sosyal düzen olması ve toplumun düzen ve intizamını sağlamaktan başka bir gaye gütmemesi ve insanın çeşitli hâlleri, düşünce tarzları, psikolojik yapısı ve kısacası bireyin, toplumla ilgili olmayan özellikleriyle ilgilenmemesi ve onlara karışmamasıdır. Dışa vurmadıkça ve sosyal düzeni bozmadıkça, nice insanların iç dünyasında var olan kötülük, iğrençlik ve sapıklıklarla uğraşmaz, bir bireyin ruhu ve düşüncesi tepeden tırnağa olumsuzluk ve kirli emellerle dolup taşsa da, beşerî kanunlar açısından, eyleme dönüşmediği sürece karışılmaz ona.
 
Evet, bugün batı dünyasına hükmeden kanun ve hukuk anlayışı insanların sadece fiil ve eylemlerini muhatap alır, onların kalbinin temiz, niyetlerinin olumlu olup olmadığına bakmaz. Oysa İslâm'ın hayata bakış açısı çok geniş ve çok derindir; İslâm prensipleri bireyin ve toplumun tekâmülü eksen alınarak tanzim edilmiştir.
 
İslâm dini, toplumun düzen ve disiplinini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bireyin de tekâmülüne önem verir ve onun hayatının bütün boyutlarını en sağlıklı şekilde düzenlemeyi amaçlar; bireyin manevî şahsiyetine fevkalâde önem verir, onun kemale ermesini en önemli gaye olarak tanımlar.
 
İslâm, toplumun muntazam ve düzenli olmasını sağlar. İslâm'ın gayesi insana temiz ahlâk, doğru amel ve olgun bir ruh kazandırmaktır. Bu nedenle de İslâm'ın her konuda kural ve programı vardır. İslâm, hayatın bütün boyutlarına hâkimdir, hiçbir konuya kayıtsız kalmaz, savsaklamaz.
 
Varlık âleminde büyük-küçük bütün öğeler arasında nasıl muazzam bir uyum ve ahenk varsa, tabiata egemen olan bu muhteşem uyumu insanın maddî ve manevî yaşamında da gerçekleştirmeyi, bireyle toplum arasında da aynı koordineyi sağlamayı ve fikrî gelişmelerde de doğru ve sağlıklı bir düzen ve disiplin oluşturmayı hedefler İslâm. Böylece insanın, yaradılış nizamıyla uyumlu olan bu prensip ve kurallara ters düşmemesini, tutarlı ve tabiatla çelişmeyen bir hayat sürdürmesini ister.
 
Zira aksi takdirde hayatın bütün boyutlarında düzensizlik baş gösterecek ve taşlar hiçbir zaman yerine oturmayacağından insan ve toplum huzursuz ve perişan olacaktır. Beşerî sistemlerin kanunlarında kolluk ve güvenlik teşkilatları kanunun uygulanmasını sağlamakla mükelleftirler; oysa İslâm'da kanunun uygulanma garantisi insanların köklü inancı ve derin imanıdır. Müslüman bir insan, sırf inanç ve maneviyatından aldığı azim ve güçle, icabında kendisini
 
Allah'tan başka hiç kimsenin görmediği zaman ve mekânlarda bile kanunî, yani şer'î ve dinî vazifesini en mükemmel şekliyle yerine getirir ve sadece inancı gevşek ve münafık olanlar için güvenlik ve kolluk güçlerini harekete geçirir.
 
Kısacası İslâm hem kalbin temiz olmasına, hem amel ve fiilin salih olmasına önem verir; bu nedenledir ki ancak ihlâsla işlenen amel ve imandan kaynaklanan fiil ve davranışları dürüstlük olarak tanımlayıp ödüle lâyık görür.
 
ABD Yüksek Yargıtay yargıcı "İslâm'da Hukuk" adlı kitabının önsözünde şöyle diyor:
 
"Amerika'da kanunla; ahlâkî sorumlulukların yerine getirilmesi arasında sadece çok kısıtlı bir temas vardır. Daha sarih bir deyişle gerçekte bir Amerikan vatandaşı kanuna tamamen saygılı ve bütün davranışları kanunî olduğu hâlde çok ahlâksız ve tehlikeli biri olabilir. Oysa İslâm kanunlarında durum bunun tam tersidir. İslâm hüküm ve kanunlarının kaynağı Allah'ın elçisi olan Muhammed'e (s.a.a) aşikâr olmuş ve ona inmiştir. Bu kanun, bu hüküm ve bu ilâhî irade, birbirinden farklı olsa da ayrı kabileler, ayrı renkler ve farklı mekânların insanları olsalar da bütün Müslümanları tek birim -ümmet- olarak görür ve hepsini birbirinin kardeşi ilân eder."
 
Burada toplumun çeşitli kesimlerini birbirine yaklaştırıp kaynaştıran şey milliyet veya coğrafî sınırlar değil, müşterek dinî inançtır. İslâmî sistemde bizzat devlet ve hükümet de Kur'ân'a uyar ve Kur'ân hükümlerine itaat eder. Bu sistemde Kur'ân'dan başka kanun ve Allah'tan başka kanun koyucu yoktur. O'nun kanunları mutlak anlamda sahih ve doğru olduğundan değişmezdir, bölünmezdir; nifak ve ayrılığa izin vermeyen kurallardır bunlar. İslâm'a inanan bir mümin için dünya, ondan daha güçlü ve daha ileri bir tekâmül olan ahirete geçiş için bir köprüdür ve Kur'ân'da bireyin Rabbi, kendisi ve toplumla olan ve olması gereken irtibatları ve bunların niteliğini belirten kanun ve kuralların toplamı olup bu dünyadan diğer dünyaya doğru gerekli olan sağlıklı değişim ve dönüşümü temin eder.
 
Batılıların İslâm'a bakış açısı genellikle dar ve sığ, hatta kimi zaman garazkâr ve gerçekleri saptıran bir yaklaşım tarzı ise de, bugün batılı düşünürlerin birçoğu yüce İslâm dininin hüküm ve kanunlarının ne kadar derin ve mükemmel olduğunu fark etmiş olup, bu yüce dinin temellerini atan kimse ve onun getirdiği kural ve hükümler karşısında saygıyla eğilmektedir.
 
Müslüman bir bilim adamının İslâm'ın kanun ve prensiplerini övmesi elbette ki şaşırtıcı bir olay değildir; ama kendi dininin dogma ve taassuplarıyla sarılı olan gayrimüslim bir bilim adamının İslâm ve onun öncü lideri olan peygamberinden övgü ve hayranlıkla söz etmesi fevkalâde önemli bir hadisedir. Onların bu yüce din karşısında bunca saygı ve hayranlık duymasını sağlayan yegâne faktör, insanlık âleminin en büyük ismi ve yüce İslâm dininin rehber ve lideri olan Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) efendimizin insanlığa armağan ettiği fevkalâde ileri sistemler, programlar ve bunları sağlayan şaşırtıcı mükemmellikteki kanunlardır.
 
Batının büyük isimlerinden alıntı ve iktibasta bulunmamızın nedeni, kendi dinimizin takdire şayan büyüklüğünü bir de ecnebilerin ağzından dinlemiş olmak değildir asla; bilâkis, hakkı ve hakikatleri arayan samimî insanların bu büyük gerçek karşısında hiçbir şüphe ve tereddüdünün kalmamasına yardımcı olmaktır.
 
Nepal çniversitesi öğretim görevlisi ünlü İtalyan profesör Dr. Laura Vaciea Vaglieri, Kur'ân-ı Kerim hakkında şöyle diyor:
 
"...Bu kitapta en zeki insanların, en büyük filozofların, en güçlü ve en ünlü politikacıların yetenek ve kapasitesinin çok ötesinde olan muazzam bilgi hazineleri var. Bu da, onun tahsilli bir adamın ürünü olamayacağının en yeterli belgesidir. Kaldı ki bu dini getiren peygamber tahsilli bile olmadığı gibi, bütün hayatını bilim, tahsil ve dinî inançlardan tamamen uzak bulunan putperest bir ortam ve totemik bir toplumda geçirmiştir. Bu peygamber, kendisinin de diğer insanlar gibi bir insan olduğunu sürekli hatırlatma ihtiyacı duymuştur çevresindekilere.
 
Böyle birinin, her şeye muktedir ve kadir-i mutlak olan yüce Yaratıcının yardımı olmadan bu mucizeyi gösterebilmesi elbette ki mümkün değildir. Kur'ân gibi bir kitabın sahibi ve kaynağı, ilminin bütün yeryüzü ve gökleri kaplayıp kapsadığı o yüce Yaratıcı olabilir ancak"...
 
Bernard Shaw "Allah'ın Elçisi Muhammed" adlı kitabında şöyle yazar:
 
"Daima canlı ve dipdiri olması nedeniyle Muhammed'in (s.a.a) dinine karşı çok büyük bir saygı beslemişimdir. Bence İslâm, çeşitli şartlar altında varlığını koruyup şartlara egemen ola bilen ve bütün çağlara uygulanabilir tek diri dindir. Muhammed'in (s.a.a) inancının yarının Avrupa'sı tarafından canla başla kabul edileceğini şimdiden görür gibiyim."
 
"Ortaçağın Hıristiyan ve Yahudi din adamları ya cehalet ya da taassupları nedeniyle Muhammed'in (s.a.a) dinini hep karanlık bir çehre gibi gösterdiler; kin ve nefretle baktıkları için, onun dinini hep İsa (a.s) karşıtı gibi gördüler. Ben bu fevkalâde insan hakkında araştırmada bulundum ve onun Hz. İsa'ya (a.s) düşman olmadığı gibi, bütün insanlığın da kurtarıcısı olduğunu hayretle gördüm. Bence çağdaş dünyanın yönetimi onun gibi birinin eline bırakılacak olursa, çağın bütün sorunlarını en sağlıklı biçimde çözecek ve insanlığı, en büyük arzusu olan huzur ve mutluluğa kavuşturacaktır."
 
çnceleri İslâm'ın amansız düşmanı olan ve Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) hakkında çok olumsuz önyargılarda bulunan Voltaire, dinî, felsefî ve tarihî konularda yaptığı kırk yıllık araştırmalarından sonra açıkça şöyle ifade edecekti gördüğü gerçekleri:
 
"Muhammed'in (s.a.a) dini şüphesiz, Hıristiyanlıktan çok daha ileri ve üstündü. Onun dininde hiçbir zaman Hıristiyanlıktaki çılgın küfre rastlanmadı ve tek tanrıyı üçleme, üç tanrıyı birleme gibi bir sapma olmadı. Muhammed'in (s.a.a) dininin yegâne temeli eşi ve ortağı olmayan tek tanrıya inanmaktır. İslâm dini bütün varlığını bu dinin temelini atan peygamberinin yiğitlik, sevgi ve kalpleri fetheden fütuhatına borçludur. Oysa Hıristiyanlar, dinlerini ateş çemberleri ve kılıçların zoruyla başkalarına kabul ettirmeye çalışa gelmişlerdir. Tanrım! Keşke bütün Avrupa Müslümanları örnek alsa!"
 
Voltaire, hayran olduğu Martin Luter'i anlatırken: "Luter, Muhammed'in (s.a.a) çizmesinin bağı bile olamaz." der ve şöyle ekler:
 
"Hiç şüphesiz, Muhammed (s.a.a) fevkalâde bir insandı ve onun erdem ve kemalinin gölgesinde çok büyük insanlar yetişmiştir. O, akıllı ve bilge bir kanun getirici, adil bir yönetici ve takvalı bir peygamberdi ve yeryüzünün gördüğü ve göreceği en büyük inkılâbı gerçekleştirmiştir."
 
çnlü Rus Mütefekkir Tolstoy'un da Hz. Resulullah (s.a.a) hakkındaki sözleri son derece düşündürücüdür:
 
"Muhammed'in (s.a.a) ne kadar büyük olduğunu gösteren en önemli şey cehaletin pençesinde kıvranan kan dökücü bir kavmi, cehalet döneminin kara geleneklerinden kurtarıp ilerleme ve tekâmül yolunu önlerine açmış olmasıdır. Muhammed'in dini, akıl ve hikmete dayandığı için gelecekte bütün dünyayı kaplayacaktır."
 
 
Seyit Mücteba Musavi Lari
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler