16 Aralık 2018 Pazar Saat:
10:32
13-03-2018
  

Cehennemden Bir Parça; Öfke

Öfke, cehennemin yükselen alevlerinden alınan bir alev parçasıdır. Ancak bu alev parçası..

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Öfke, cehennemin yükselen alevlerinden alınan bir alev parçasıdır. Ancak bu ateş, külün altındaki ateş gibi insanın kalbinde gömülüdür ve insandaki kibir sıfatı kızgın bir demir gibi bu ateşi yattığı yerden çekip dışarı çıkarıyor. Ama mümin insanların kalbindeki öfke ancak dinin korunması için kendini gösteriyor.

 

Öfkelenmek hakikat itibariyle insanda yaratılış itibariyle var olan hararetin uyanması ve alevlenmesidir. Bu ateş uyandığında kalpteki kan kaynamaya başlıyor ve damarlara dağılıp kazanda kaynayan suyun yükselmek istemesi gibi giderek yüksek bölgelere doğru tırmanıyor. Bu sebeple yüz bölgesindeki damarları zorlayan kan kişinin yüz ve gözünün kızarmasına sebep oluyor. Bu kızarıklık, cildin arkasındaki kan miktarının fazlalığını gösteriyor ve cilt bu halde cam bir kavanoz gibi arkasındaki sıvının rengini gösteriyor.

 

Ancak bu durum, insanın, elinin altındaki bir kişiye veya kendisinden daha aşağı gördüğü bir kişiye öfkelenmesi durumunda meydana geliyor. Kişi kendisinden üstün olan birisine öfke duyduğunda ise elinden bir şey gelmediğini bildiği için kalbindeki kan daha da sıkışıyor ve damarlardaki kanlar bile kalbe geri dönüyor. Bu durumda hüzün duygusu meydana geliyor ve kişinin rengi sararıyor. Kişi kendi dengi olan birisine öfke duyuyorsa ve bu öfkesini ibraz edip etmemek konusunda tereddüt yaşarsa bu durumda gazap ve hüzün duygularını ard arda yaşadığı için renginin kırmızılık ve sarılık arasında gidip geldiği görülüyor.

 

Öfkenin yuvası kalptir ve buradaki kanın galeyana gelip intikam için kaynamaya başlamasıyla kendini gösteriyor. Gazap duygusunun asıl işi insanı muhtemel tehlikelere karşı korumaktır. Ancak bu tehlikeler insanın başına geldiğinde aynı duygu intikam ve telafi yönünde çalışıyor. Gazap duygusunun gıdası intikam ve telafidir ve bu gıdayı aldığında yaşadığı hazla beraber sönüp gidiyor.

 

İnsanlar gazap yönleriyle farklı gruplar halindedirler. Kimileri ifrat yönünde iken kimileri tefrit yönündedir ve bir grup da itidal halindedir.

 

Bu duygunun tefrit halinde olması tamamen bu duygudan yoksun olmak veya çok zayıf bir öfkeye sahip olmak şeklinde kendini gösteriyor. Ancak bu durum olumsuz ve iyi olmayan bir haldir. Bu tür insanlara onursuzluk isnat ediliyor. Bunun göstergelerinden bazıları ise haram fiillere karşı duyarsız olmak, kolaylıkla zillet altına girmek, aşağılanmaya karşı ses çıkarmamak ve açıkça yapılan günahlara sessiz kalmaktır.

 

Yüce Allah, Peygamber Efendimizin (s.a.a) seçkin sahabelerini anlatırken şöyle buyuruyor: Kâfirlere karşı serttirler.[1]

 

Yüce Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara karşı sert davran.[2]

 

Bilindiği üzer bu iki ayeti kerimede bahsedilen “sert davranmak” özelliği gazap duygusunun bir getirisidir.

 

Gazap duygusunun ifrat yönünde olması ise bu duygunun tamamen insana galip gelmesiyle ve insanın akıl ve din çerçevesinden çıkmasıyla kendini gösteriyor. Bu durumda kişinin herhangi bir düşünce, basiret veya seçme özgürlüğüne bile sahip olduğundan bahsedemeyiz. Bu halde olan bir insan kulaklarını bütün nasihat ve öğütlere kapatmıştır. Bunun belirtilerinden bazıları ise yüz renginin değişmesi, vücutta titremeler oluşması, dengesiz hareket ve dengesiz sözlü ifadeler, küfürlü sözler ve saldırganlaşmaktır.

 

Bütün bu gerçeklere işaretle Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor: Sirke balı çürüttüğü gibi gazap da imanı çürütüyor.

 

Meyser adlı ravi şöyle rivayet ediyor: İmam Muhammed Bakır'ın yanında iken birisi gazap konusunda değindi. Bunun üzerine İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurdu: İnsan bazen öfkeleniyor ve hayatının sonuna kadar hiçbir şey onu bu öfkeden döndüremediği için cehennem ateşini satın alıyor. Öyleyse birilerine öfkelenen kişi ayakta ise hemen otursun. Kuşkusuz bunu yaparsa kısa sürede şeytanın tuzağından kurtulacaktır. Kendi akrabasına öfkelenen kişi ise akrabasına yaklaşsın ve ona dokunsun. Kuşkusuz akrabasının vücuduna dokunan kişi sakinleşecektir.

 

Seçkin ravilerden birisi olan Ebu Hamza Sümali İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) şöyle buyurduğu naklediyor: Gazap insanın kalbinde yanmaya başlayan şeytani bir ateştir. İçinizden birisi öfkelendiğinde, gözleri kızarıp boynunun damarları kabardığında şeytan onun içine girecektir. Bu durumda iken şeytanın tuzağına düşmek istemiyorsanız oturun. Zira bu halde iken oturmak şeytanın insandan uzaklaşmasına sebep oluyor.

 

İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: öfke bütün kötülüklerin anahtarıdır.

 

İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Yüce Allah, gazabını koruyabilen kişinin kusurlarını örtüyor.

 

İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Tevrat'ta şöyle yazıyor: Ey insanoğlu gazaplandığımda seni anmamı ve helak olanlarla beraber seni de helak etmemi istemiyorsan öfkelendiğin vakit beni hatırla. Zulme uğradığında benim yapacağım yardımla yetin. Kuşkusuz benim yardımım senin kendine yapabileceğin yardımdan daha iyidir.

 

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: Gazabına hâkim olamayan kişi aklına da hâkim olamaz.

 

İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Allah ile Musa arasında geçen sözlerden birisi şuydu: Ey Musa seni musallat yaptığım insanlara öfkelenme ki ben de sana gazap göstermeyeyim.

 

Bu bir gerçek ki insan gazap özelliğini tamamıyla kendisinden söküp atamaz ama insanın yapması gereken şey gazabın sultasını kırmak ve gazabı zayıflatmak suretiyle bu duygunun ona hâkim olmasını engellemektir. Gazap her zaman aklın komutlarına tabi olmalıdır ve aklın komutlarına uymalıdır. İnsan gerektiği yerde gazabından yardım aldığı gibi gerektiği yerde de sabır göstermelidir. Gazap insanın iradesine hâkim olmamalıdır. Yüce Allah gazap konusuna değinirken “öfkesini yutanlar”[3] ifadesini kullanıyor ve “öfkesi olmayanlar” buyurmuyor.

 

Gazabın uyanmasına zemin hazırlayan etkenler ise kibir, kendini beğenmek, şakalaşmalar, alay etmeler, küçük düşürmeler, kusur aramalar, inatlaşmalar, kandırmalar ve aşırı mal ve makam hırsıdır. Bunların tamamı İslam ahlakında kötü birer özellik olarak tanıtılıyor ve bu etkenler kişide olduğu sürece gazap duygusunun şerrinden kurtulması imkânsızdır. Dolayısıyla karşıt sıfatlarla bu etkenleri bir bir yok etmelidir. çrneğin tevazu ile içindeki kibirden kurtulmalıdır. Kendi hakikatini araştırıp tanımakla içindeki kendini beğenme düşüncesinden kurtulmalıdır. Böbürlenmenin çirkin yüzünü öğrenerek ve gerçek üstünlüğün ancak faziletlerle elde edilebileceği bilincine vararak bu sıfattan kurtulmalıdır. şakalaşmak özelliğini ise faziletlerin kazanılması yönünde göstereceği ciddiyetle kontrol altına alabilir. İnsanlarla alay etmeği diğer insanlara saygı göstermek suretiyle ve kendine saygı duyarak öldürebilir. Kusur arama özelliğini kötü sözler kullanmamaya dikkat ederek ve hoş olmayan acı tabirlerden uzak durarak giderebilir. İçindeki mal ve makam hırsını elindekilerle yetinmeğe çalışarak ve kanaat sıfatını elde ederek öldürebilir.

 

Bu olumsuz sıfatların her birinden kurtulmak çok büyük sıkıntılarla beraber olabilir. Ancak bu yöndeki en büyük etken kişinin bu sıfatların gerçeğine olan bilinci ve insan için yaratabilecekleri sıkıntıları bilmektir. Bu bilinç insanın bu sıfatlardan uzaklaşmasına ve bu yönde daha azimli davranmasına vesile olacaktır. Bu bilinç oluştuktan sonra kişinin yapması gereken şey karşıt sıfatlardan yardım almaktır. Yani bir alışkanlık haline gelene dek uzun süreliğine bu çirkin sıfatların karşısındaki iyi sıfatlara bürünmeğe çalışmalıdır. İnsan bu çirkin sıfatlardan kurtulduktan sonra insanın nefsinin temizlendiğini söyleyebiliriz ve bu aşamaya gelen bir insan bu sıfatlardan doğan gazap duygusundan kurtulmuş olacaktır.

 

Uyanan bir gazabın önünü almak konusuna gelince daha önceki hadislerde de ifade edildiği üzere insan bu aşamada şeytanın şerrinden Allah'a sığınmalıdır, ayakta ise oturmalıdır, oturmuş ise uzanmalıdır veya soğuk suyla abdest veya gusül almalıdır.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor: öfkelendiğinizde abdest veya gusül alın zira öfke ateştendir.

 

Diğer bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu durumdaki kişilerin şeytanın şerrinden Allah'a sığınmalarını ve sabırlı olmak, affetmek, iyi zanlı olmak ve gazabın kırılması konularını hatırlamalarını tavsiye etmiştir.

 

Yüce Allah gazabına hâkim olan insanlardan övgüyle yâd ediyor ve “öfkesini yutanlar” tabirini kullanıyor.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor: Kim gazabını zapt ederse Yüce Allah onu kendi azabından koruyacaktır, kim Allah'tan özür dilerse Yüce Allah onun özrünü kabul edecektir ve kim diline hâkim olursa Yüce Allah onun kusurlarını örtecektir.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor: İçinizdeki en sağlam kişi öfkelendiği vakit öfkesine hâkim olan kişidir ve içinizdeki en sabırlı kişi güçlü olduğu zaman affeden kişidir.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor: Allah'a giden en güzel yollardan birisi iki yudum yudumlamaktır. Sabırla yudumlanan öfke ve sabırla yudumlanan musibet.

 

İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyuruyor: Kendi şerefimden ödün vermek pahasına en güzel develere sahip olmak istemem. Telafi etmeksizin yudumlamış olduğum öfkeden daha tatlı bir şey yudumlamadım.

 

İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Telafi edebildiği halde öfkesini bastıran kişinin kalbini, Yüce Allah kıyamet gününde güven ve imanla dolduracaktır.

 

İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Ne güzel bir yudumlamaktır sabırla yudumlanan öfke. Hiç kuşkusuz en büyük mükâfatlar en büyük imtihanlar içindir ve Yüce Allah sevdiği insanları imtihanlara tabi tutuyor.

 

İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Yüce Allah öfkesine hâkim olan kişilerin şeref ve itibarını dünyada ve ahirette artırıyor.

 

İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Telafi edebildiği halde öfkesini yatıştıran kişinin kalbini Yüce Allah kıyamet gününde kendi rızasıyla dolduracaktır.

 

İmam Cafer Sadık (a.s) Peygamber Efendimizin (s.a.a) şöyle buyurduğunu naklediyor: Yüce Allah hiç kimseye cahilliğinden ötürü şeref ve itibar vermemiştir ve hiç kimseyi sabrından ötürü küçük düşürmemiştir.

 

Hafs ismindeki ravi şöyle naklediyor: İmam Cafer Sadık (a.s) bir iş yapması için kölesini dışarı gönderdi ancak köle gecikince İmam Cafer Sadık (a.s) peşinden gitti ve köleyi bir köşede uyur halde buldu. İmam Cafer Sadık (a.s) kölesinin başucunda oturdu ve yelpazeyle onu serinletmeğe başladı. Köle uyanınca İmam Cafer Sadık (a.s) ona şöyle buyurdu: Hem gece hem de gündüz uyumak senin için doğru değil. Gecelerin senin olsun ama gündüzlerin bizimdir.

 


[1] - Fetih suresi 29.

[2] - Tevbe suresi 73.

[3] - Al-i imran suresi 134.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler