23 Eylül 2018 Pazar Saat:
21:25

Cenevre-3'ün Cenevre-2'ye Direnişi

11-05-2016 10:39


 

Cenevre-3’ün ancak Suudilerin işbirliğiyle yaşatılabilecek olması, Suudilere masayı devirme tehdidiyle Cenevre-2 şartlarını dayatma imtiyazı kazandırıyor. Suriye ile ilgili olarak son iki haftada yaşanan gelişmeler, Cenevre-2 şartlarının yeniden yaratılmakta olduğunu düşündürüyor.

Cenevre-2 şartlarının ne olduğuna ve Suudi Arabistan ve Türkiye’nin Cenevre-3 sürecini neden bu şartlara döndürmek istediğine 2 hafta önceki Suudi ittifakının Cenevre’deki ‘altın vuruşu’ adlı yazıda değinilmişti.

Özetle, 2015 ekiminde şekillenmeye başlayan Cenevre-3, Cenevre-2’nin şartlarını belirleyen Amerika ve müttefiklerinin başarısızlığının bir sonucuydu.

Vekalet savaşının kontrolden çıkması, ABD’nin terörle mücadeleyi Suriye’de rejim devirmekten daha öncelikli görmeye başlaması ve Rusya ile İran’ın 2015 eylülünden itibaren askeri sahaya ağırlık koyması, Cenevre-3’ün şartlarını tayin etmişti.   

Dolayısıyla da Cenevre-2’nin aksine “Beşşar Esed çekilmelidir” ön şartı içermeyen ve Suriye hükümeti ile müzakerelere tek bir muhalif grubun katılmasını öngörmeyen Cenevre-3 şartları, Suudi Arabistan ve müttefiklerine zafer vaat etmiyordu.

Suudi Arabistan ve müttefikleri, kendilerine zafer vaat etmemekle birlikte zorunlu olarak yer aldıkları bu süreci, Cenevre-2 şartlarına göre yönlendirebilmek için şu adımları attılar.

1- Riyad heyeti: Suudi Arabistan ve müttefiklerinin desteklediği silahlı ve siyasi gruplar, Riyad’da bir araya getirildi. Cenevre’de Suriye hükümetiyle yapılacak müzakerelere katılacak heyet oluşturuldu.

2- Muhalefette tekelcilik: Cenevre-3’te tüm muhalif grupların temsil edilmesi öngörüldüğü halde Riyad heyeti, muhalefeti sadece kendisinin temsil ettiğini öne sürdü. Amerika’nın IŞİD’e karşı operasyonlarındaki karada müttefiki olmasına rağmen Kürtlerin Cenevre-3 müzakerelerine katılımı Ankara ve Riyad’ın baskıları sonucu engellendi.

3- Ön şartın güncellenmesi: Cenevre-3’te müzakerelerin ön şartsız yapılması öngörülmesine rağmen, Suudi Arabistan ve müttefikleri geçiş sürecinde Beşşar Esed’in yer almamasını ön şart olarak koşmaya devam etti.

Rusya’nın tavizkar tutumu ABD’ye manevra alanı açıyor

Suudi Arabistan ve müttefikleri, askeri ve siyasi alanda 2014 şartlarından eser kalmamasına rağmen, Cenevre-2 şartlarını dayatma cesaretini büyük ölçüde ABD ve Rusya’nın Cenevre-3’ü yaşatma konusundaki kararlılığına borçlu.

Cenevre-3’ün ancak Suudilerin işbirliğiyle yaşatılabilecek olması, Suudilere masayı devirme tehdidiyle Cenevre-2 şartlarını dayatma imtiyazı kazandırıyor.

Öte yandan Cenevre-3’ün mimarı olan Suriye Destek Grubu’nun 30 Ekim 2015’teki Viyana ilkeleri konusunda Rusya’nın sergilediği tavizkar tutum da hem Suudilerin elini güçlendiriyor hem de Amerika’ya yeni manevra alanları açıyor.

Rusya’nın Suudi Arabistan ve Amerika lehine şartlar yaratan bu tavizkar tutumu, bizzat  Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından itiraf edildi.

Örneğin Viyana bildirisinin 6. maddesi şöyle diyordu: “IŞİD ile BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanmış gruplar ve ayrıca katılımcıların üzerinde anlaşma sağladıkları gruplar yenilgiye uğratılmalıdır.”

Lavrov’un da açıkladığı üzere Moskova, önce Riyad heyeti içerisinde temsilcileri bulunan İslam Ordusu ve Ahrar Şam gibi grupların BM’nin terör örgütleri listesine alınmasını istemiş; ancak daha sonra barışın sağlanması için bu talebinden vazgeçmişti.

Halbuki bu gruplar BM’nin terör örgütü listesinde bulunan ve ateşkes kapsamı dışında tutulan Nusra Cephesi ile ‘Fetih Ordusu’ adı altında ittifak yapmıştı ve 27 Şubat’ta ilan edilen ateşkesi sabote ediyordu.

Lavrov, “O dönemde çoğu bizimle aynı görüşte olan Batılı ortaklarımız bizden uzlaşmacı olmamızı istediler ve bazı bölge ülkelerinin bu grupların terörist olarak nitelenmesine büyük bir direniş gösterdiğini söylediler. Biz de müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi adına bunu kabul ettik” şeklindeki sözleriyle adeta Suriye’de şubat başından beri yaşanan şu gelişmelerin sebebini açıklıyor.

1- Erken ateşkes: Şubat başında Nubbul ve Zehra kuşatmasını kırarak Türkiye sınırını silahlı gruplardan temizlemek üzere ilerleyen Suriye ordusu ve müttefiklerinin ilerleyişi, İran’ın itirazına rağmen durduruldu. Rusya, ABD ile 27 Şubat’ta ateşkes ilan edilmesi konusunda anlaştı. Ateşkes, barış sürecini güçlendirmediği gibi, askeri alanda Suriye ordusu ve müttefiklerinin aleyhine şartlar yarattı.

2- Suudilere toparlanma fırsatı: Suudi Arabistan ve Türkiye, ateşkes fırsatından yararlanarak Rusya’nın terör örgütü ilan edilmeleri konusunda tavizkar davrandığı grupları silahlandırdı ve yeniden yapılandırdı.

3- Masayı devirme tehdidi: Riyad heyetinde temsilcisi bulunan silahlı grupların liderleri, “cephelerdeki ateşi alevlendirme” ve “boyunlarını vurma” çağrısı yaptı. Riyad heyeti ise Cenevre’den çekilme tehdidinde bulundu. Nusra Cephesi liderliğindeki Fetih Ordusu, ateşkes öncesinde kaybedilen bölgeleri geri almak için Halep’e büyük bir saldırı başlattı.

Cenevre-3’e Suudi kurşunu  

Suudiler ve müttefikleri, Viyana ilkeleri doğrultusunda bir siyasi çözüme kerhen dahil olduğunu 28 Ocak’ta, “Cenevre’ye gideriz; ama müzakerelere katılmayız” diyerek ve ön şartlarını tekrarlayarak zaten göstermişti.

12 Şubat’ta Suriye Destek Grubu’nun Münih kararlarını kabul etmeyerek direnmeye çalıştılar. Ama 12 Mart’ta “Suriyelilerin kanının dökülmesini durdurma ve siyasi çözüm bulma amaçlı uluslararası çabalara bağlılığından ötürü” diyerek müzakerelere de katıldılar.

“Siyasi çözüm bulma amaçlı uluslararası çabalara bağlılık” gerekçesiyle 12 Mart’ta müzakerelere katılan Riyad heyetine daha sonra masayı devirme cesareti veren en önemli etken hiç kuşkusuz Rusya’nın 15 Mart’taki sürpriz çekilmesiydi.

Cenevre-3’ün yaşaması adına Nusra müttefiklerinin terör listesine alınmasında ısrarcı olmayan, 27 Şubat’taki ateşkes için kuzeydeki operasyonların durdurulmasını isteyen ve 15 Mart’ta da Suriye’deki ana hava güçlerini çeken Rusya, 5 Mayıs’ta ise Şam’ı müttefik olarak görmediğini açıkladı.

Moskova’nın bu adımlarıyla Beşşar Esed’den vazgeçtiği yönünde bir mesaj verip vermediği şimdilik belirsiz.

Ancak Suudilerin Cenevre-3’ü, Cenevre-2 şartlarına döndürmeye çalışan adımlarının ve Rusya’nın yapıcı olma adına sergilediği düşük profilli tutumun Amerika’ya manevra alanı açtığı son derece açık.

Zira Cenevre-3 sürecinin başlarında Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in “görevi hemen bırakması konusunda artık ısrarcı olmadıklarını” belirtip “Bakışımızı değiştirdik. Bu şekilde bir sonuç alınamaz. İntikam peşinde koşulmaması, daha fazla kişinin ölmemesi için yumuşak geçişe, yönetilebilir geçişe ihtiyacımız var” diyen ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin şimdi 'Esat Gitmedikçe Bu Savaş Bitmez demesi, bunu doğruluyor.

Londra’da yayımlanan Suudi el-Arab gazetesinin dediği gibi gerçekten Moskova’da ve Washington’da Beşşar Esed’in en kısa sürede ve uygun bir siyasi yolla gitmesi konusunda tartışmalar yapılıyor mu ve Kerry ile Lavrov’un açıklamaları Esed’in geçiş sürecinde gönderilmesi konusunda anlaşmaya varıldığının sinyali midir şimdilik belirsiz.

İran’ın Cenevre’deki kırmızıçizgisi

Ancak bu konuda söz sahibi olanlar sadece ABD, Rusya ve Suudi Arabistan değil. İran Devrim Lideri’nin Dış Politika Danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin bu açıklamalardan hemen sonra gittiği Lübnan ve Suriye’de el-Ahbar gazetesine söyledikleri, Rusya’nın bu konuda tek başına karar almadığını gösteriyor.

Velayeti şunları söylüyor “Rus tarafı, Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığında kalması konusunda ısrarcı. İran İslam Cumhuriyeti de Esed’in kalması konusunda kesin bir kararlılığa sahip. Bu konu bizim için bir kırmızıçizgidir. İran ve Hizbullah, Ruslar henüz yokken, Suriye’deki yasal hükümeti destekledi. Biz Rus dostlarımıza bizim bu konuda kararlı olduğumuzu söyledik ve Ruslar da halihazırda Beşşar Esed’in alternatifinin bulunmadığı sonucuna vardılar.”

Ayrıca Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin Halep’e gönderilmesini de Cenevre’ye etki edecek saha şartlarına dair bir not olarak eklemek gerekiyor.

 

Alptekin DURSUNOĞLU/YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !