04 Ağustos 2020 Salı Saat:
03:00
22-04-2015
  

Cuma Konuşmaları

Kınanmış dünya ve dünya sevgisi. Dünya sevgisi hadislerde nasıl tasvir edilmiştir...

Facebook da Paylaş

 

Hazırlayan:

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Kınanmış Dünya ve Dünya Sevgisi

 

"Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız."[1]

 

Yüce Allah bu âyette, dünya kelimesi yerine "el-acile" kavramını kullanmıştır, bu da çabucak geçip biten ve hemen yok olan anlamındadır.

 

Kuran buyuruyor ki, bazı insanlar hemen gelip geçen, çabucak yok olan dünyayı sevmekte ve onun ötesindeki yaşama hiç önem vermemektedirler. Allah buyuruyor; biz bu özelliklerdeki dünyayı isteyenlere vereceğiz; ama hepsini değil, âleme hâkim olan ilâhî hikmet gereğince bazı isteklerini vereceğiz. Öyleyse dünya peşinde olanlar hiçbir zaman tam olarak arzularına ulaşamayacaklardır ve ulaştıkları arzuları için de ebedi cehenneme aşağılanmış bir halde gireceklerdir. Bu, geçici dünya yaşamında bir takım yalan lezzetlere ulaşmak isteyenlere karşılık olarak verilen azaptır.

 

Dünyayı seven kimselerin mukabilinde ahireti sevenler bulunmaktadır. Yüce Allah onlar hakkında şöyle buyuruyor:

 

"Kim de ahireti diler ve bir mü’min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir."[2]

 

Uhrevî hayatı arzulayan, dünya sonrası başka bir yaşamın olduğuna inanan ve ebedi saadeti isteyen kimse bütün gücüyle orası için çalışmak zorundadır. Oraya uygun ve insanı o güzelliklere ulaştıracak olan bir çaba gerekir. Peki, bu ebedi saadeti isteyen kimsenin ne kadar gayret etmesi gerekir? Bu soruya doğru cevap verebilmemiz için dünyayı arzulayan ve geçici dünya lezzetine ulaşmak isteyenlerin ne kadar çalıştıklarına bakmamız lazımdır. Eğer onlar bin yıl da yaşasalar yine dünya lezzetlerine ulaşmak için çabalarlar ve bir gün yirmi dört saat değil de kırk sekiz saat olsa yine hepsini dünya işleri için harcarlar.

 

Mü’minlerin Emiri Hz. Ali (a.s) geceleri sabahlara kadar ibadet etmesine ve onca ağlayıp, Allah'a yakarmasına rağmen şöyle buyurmaktadır:

 

"Ah azığın azlığından, yolun uzunluğundan ve yolculuğun uzaklığından."

 

Hiç şüphesiz ahiret için çok çalışmanın yanı sıra, en önemli şartın da yerine getirilmesi gerekir ki, o da bütün işlerin Allah rızası için olmasıdır. Bu durumda Allah, "cenneti onlara vereceğim" diye buyurmuyor, bilakis; "Çalışmalarından dolayı överiz" diye buyurmaktadır. Kuşkusuz müminlere mükâfat olarak verilecek olan, onların çalışıp çabalamalarının karşılığı değil, çok daha fazlasıdır. Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

 

"Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir."[3]

 

Allah, cennetliklere lezzetini anlayamayacağımız, hayâl bile edemeyeceğimiz nimet verecektir. O, iyi insanların istediğinden daha fazlasını verir; çünkü insan, aklının alabildiğini bilgisi ölçüsünde ister, ama bilgimiz ötesinde olan, hayâl bile edemeyeceğimiz şeyleri isteyemeyiz, lakin Allah, akılların derk edemediğini cennete girenlere verecektir.

 

"Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez."[4]

 

Dünyaya Düşkünlerin Bazı Özellikleri

 

Miraçta Hz. Resûlullah (s.a.a.), Yüce Allah'tan dünya ehlinin ve ahiret ehlinin özelliklerini soruyor, Rabbu’l-Âlemin de cevaben şöyle buyuruyor

 

"Dünya ehlinin yemesi, gülmesi, uykusu ve öfkesi çoktur.

 

Dünya ehli; itaat anında tembel, günah anındaysa pek cesaretlidirler. Onlar arzuları uzun, ecelleri yakın ve kendilerini hesaba çekmeyenlerdir."

 

1- Çok Yemek

 

Hiç şüphesiz dünyayı istemek mideden başlar, mide birçok kötülüğün kaynağıdır. Midesine düşkün olanlar, karınlarını doyurmak ve daha lezzetli şeyler yemek için haram mala bile el uzatırlar ve peşi sıra da diğer şehvetlerini gidermeye çalışırlar.

 

İnsanı, hatta yeni doğmuş bebeği bile ilk kendine çağıran yemektir, bu yüzden de dünyada canlarının istediği gibi yaşamak isteyenler ilk önce karınlarını memnun etmeye çalışmaktadırlar. Ama ahiret ehli olan kimseler kesinlikle böyle değildir, onlar asla karınlarına önem vermezler, yemeleri de içmeleri de sadece güç toplayıp daha fazla ve daha güzel bir şekilde Allah'a ibadet etmek ve kendilerine verilmiş olan vazifeyi yerine getirmek içindir. Yemeleri diğerleri gibi lezzet almak için değil, güç kazanmak içindir.

 

2- Çok Gülmek

 

Dünya ehli sürekli gülüp eğlenmektedir. Allah’tan korkup sonlarının ne olacağı endişesinde olsalardı böylesine hesapsızca kahkahalar atıp gülmezlerdi, onlar ahireti ve Allah korkusunu unuttukları için çok gülmektedirler. Lakin ahiret ehli böyle değil; ahireti düşünen ve her ne kadar ahiret için çalışanlardan olsalar dahi yine de sonlarının ne olacağı korkusundadırlar. Acaba Allah onlardan razı olacak mı, acaba cehennem azabından kurtulup cennete ulaşabilecekler mi? Hep bu düşüncede olduklarından gönülleri bir türlü sakin değildir, dolayısıyla da vakitlerini boş konuşmalar ve yersiz gülüp eğlenmelerle geçirmezler.

 

Elbette mümin; suratı asık, başkaları gördüğünde moralleri bozulacak bir şekilde somurtkan değildir. Toplum içerisinde güler yüzlü ve sürekli mütebessimdir, ama aslında içten içe hep sonunun ne olacağı endişesindedir. Başkalarının yanında gülerken bile, aklı hep vazifesini yapıp yapmadığında, işlemiş olduğu günahların bağışlanıp bağışlanmadığındadır. Hiçbir zaman da bu kaygılardan kurtulamaz.

 

3- Çok Uyumak

 

Geleceğini, kendisini ve ahiretini düşünmeyen birisi doğal olarak rahat bir şekilde saatlerce uyur. Dünya ehli olan insanlar fırsatını buldukça uyuma peşindedirler. Önceden de zikrettiğimiz gibi onların özelliklerinin başında çok yemek geliyordu, çok yemenin tabiî sonucu ise çok uyumaktır. Uyanık olduğu zaman, lezzetli yemekler yeme, canının istediği her şeyden faydalanma, yoruldu mu da yumuşak ve sessiz bir yer bulup uyuma peşindedir. Ahiret ehliyse ömürlerinden en güzel şekilde yararlanma, bir anlarını bile boşa geçirmeme peşindedir. Sadece, bedenleri yeniden itaat için güç toplasın diye uyurlar, ama kalpleri hep uyanıktır.

 

4- Çok Sinirlenmek

 

Dünya ehli olanlar, bu madde âlemine bağlananlar; kendilerini çok beğendikleri, başkalarını ise hiç beğenmedikleri için sürekli öfkelidirler.

 

İstemedikleri bir şey yapıldı mı yahut olaylar gönüllerince gelişmedi mi hemen sinirlenmeye başlarlar, onlar için tahammül diye bir şey söz konusu değildir. Tek amaçları dünya olduğu için ve bu dünyada canlarının istediği gibi yaşamayı arzuladıklarından beklentileri de çoktur. Sürekli olarak başkalarının onlara saygı göstermesini, isteklerini anında yerine getirmesini, emirlerine itaat etmesini isterler ve bu arzularına ulaşamadıkları zaman da rahatsız olup başkalarına sinirlenmeye başlarlar. İnsan her şeyin gönlünce olmasını bekleyemez, çünkü olaylar isteğimiz dışında gelişmektedir. Bazen doğal olaylar, bazen hastalıklar ve bazen de başkalarının yanlış hareketi insanın beklentileriyle uyuşmayabilir, bu durumlarda tahammül ve sabretmesini bilmek gerekir.

 

5- İbadete Tembel, Günaha Cesaretli Olmak

 

İbadet zamanında tembel, günah anındaysa çok cesaretli olurlar. Allah'a ibadet etme zamanı geldiğinde hemen gevşerler, üşengeç ve ihmalkâr olup namazlarını bir türlü vaktinde kılmazlar. Yüce Allah, Kuran'da bunu münafıkların bir özelliği olarak buyurmaktadır:

 

"…onlar (münafıklar) namazı ancak üşenerek kılarlar…"[5]

 

İbadete gelince bu kadar tembel olan dünya ehli, günaha gelince de hemen hareketlenir ve hiç korkmadan tam bir cesaretle günah işler. Gerçekten de bazıları adam öldürmekte ve haksızlık etmede pek korkusuz oluyorlar.

 

6- Uzun Arzular Sahibi Olmak

 

Dünyayı seven insanların sadece dünyaları vardır, dünyadan başka hiçbir şeyleri yoktur. Onlar gönüllerini dünya nimetleriyle hoş tutmakta ve sürekli daha fazla kazanma peşindedirler. Bu yüzden de ulaşılmayacak arzular, dilekler ve ümitler beslemeleri çok normaldir. Kendilerini boş hayâllerle oyalayan bu kimseler hakkında Yüce Allah şöyle buyuruyor:

 

"Onlardan her biri, bin sene yaşamayı arzu eder."

 

İnsan ömrü çok kısa ve sınırlıdır, fakat bu gerçeği kabul etmeyerek yıllar sonrası için planlar yapar. Sanki bin yıl yaşayacakmış gibi işlerini ve yaşamını düzenlemeye çalışır. Hâlbuki hayat buna asla müsaade etmez, insan ömrü altmış, bilemedin en fazla yetmiş senedir. Babamız, annemiz ve çevremizdeki akrabalarımız, ne kadar yaşadılar ki?! Neden biz de onlardan daha çok yaşayalım?! Lakin yine de upuzun isteklerin peşindeyiz. İşte dünya ehli böyledir, kendilerini öylesine dünyaya kaptırmışlardır ki, gerçekleri görmemekte ve o arzulara bu kısacık ömürle ulaşılamayacağını anlamamaktadırlar.

 

7- Kendini Hesaba Çekmemek

 

Dünya ehli maddî lezzetlerden başka bir şey tanımaz, onların tek gayesi, sadece dünyevî nimetlere ulaşmaktır. Dolayısıyla kendilerini hesaba çekme diye bir şey onlar için söz konusu değildir, onlar hesap verilecek bir güne inanmadıkları için kendilerini önceden sorgulamazlar. Ahirete inanan, yapmış olduğu her işin hesabını vereceğini kabul eden birisi; sürekli o büyük mahkemeyi göz önünde bulundurur, kendisini o gün için hazırlamaya çalışır.

 

Müminlerin yerine getirmesi gereken en önemli amellerden birisi de her gün, yapmış olduğu işlerden dolayı kendisini hesaba çekmesidir. Kuran âyetleri ve Masumlardan nakledilen rivâyetler bu konuya çok önem vermektedir. Bir rivâyetteİmam Musa Kâzım (a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

"Her gün nefsini muhasebe etmeyen bizden değildir. Eğer bir hayır yapmışsa Allah'tan fazlasını dilemeli ve bunun için Allah'a hamd etmelidir. Eğer bir kötülük yapmışsa o zaman Allah'tan mağfiret dilemeli ve tövbe etmelidir."[6]

 

Mümin birisi yapmış olduğu her işi düşünerek, dikkatlice yapar. Akşam da yatmadan önce "Bir günü nasıl geçirdim. Uyandığımdan beri neler yaptım?" diyerek kendini muhasebeye çeker. Eğer güzel ameller yapmışsa Allah'a şükreder, yok eğer Allah korusun günah işlemişse hemen tövbe edip, bir daha yapmak üzere söz verir. Ama ahirete inanmayan birisi için bunlar hiçbir şey ifade etmez, aylar yıllar geçmesine rağmen bir defa bile olsun, yaptığı işin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu düşünmez.

 

Dünya Sevgisi

 

Asım, Şureyh-i Gazi'nin şöyle söylediğini naklediyor: "Seksen dinara bir ev satın aldım, iki adil şahit de bulundurarak senet hazırladım, bu haber Hz. Ali'nin (a.s) kulağına çattıktan sonra Kanber'i göndererek beni yanına çağırdı, ben de huzuruna vardım, sonra bana şöyle buyurdu:

 

"Şureyh! Duyduğuma göre bir ev satın almışsın, şahitler tutarak senet hazırlamış ve ücretin bir miktarını da ödemişsin. Evet, diye arz ettim, sonra devam ettiler: Şureyh! Allah'tan sakın, senedine bakılmadığı, şahitlerin önemsemediği gün çok yakındır. O belirli günde seni evinden eli boş halde çıkarıp kabre teslim edeceklerdir. Hem bu dünyada ve hem de ahirette zarar edenlerden olacaksın. Şureyh! Eğer bu evi almadan önce bana gelip danışsaydın bu senede öyle şeyler yazardım ki orayı iki dirheme dahi almazdın.

 

Şureyh: "Ne yazardınız?" Diye sordum. Buyurdu: "Şöyle yazacaktım , 'Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla. Bu zayıf bir kulun, ölüp yolculuğa çıkacak birisinden aldığı evdir. Bu ev gurur ve kandırmaca menzilinde bulunup, her iki taraftan helak edenlerin askeriyle kuşatılmıştır, bu evin etrafı her dört taraftan sınırlarla çevrilmiştir.

 

Birinci sınır, afetlere ulaşmasıdır.

İkinci sınır, belalara yetişmektedir.

Üçüncü sınır, sonucu musibetlerdir.

Dördüncü sınır ise; yok edici arzulara doğru sürükleyen şeytandır.

 

Evin kapısında buradandır. Arzularına kanmış, isteklerine esir olmuş ve ölümü unutan birisi bu evi alıyor. Bu evi almakla kanaatten çıkıp zillete saplanıldı, sonuçta her türlü zarar ve başkasının gelip, 'Bu ev benimdi, haksız yere sana satıldı' demesi durumunda sorumluluk padişahların bedenini çürüten, zalimlerin nefesini kesen; Kisra, Kayser, Tubbe ve Himyer gibilerinkine aittir.

 

Mal üstüne mal katanlar, gün be gün yükseltip, süsleyenler çocukları için iyi bir yatırım yaptıklarını zannediyorlar, oysa hepsi hesap vermek için çağrılacaktır, işte o zaman batıl işlerle uğraşanlar gerçek zarar edenlerdir.

 

İmzanın şartı akıllı olmaktır, heva ve hevesten kurtulmuş, dünya ehline geçici olarak bakan ve mahşerdeki seslenicinin sesini duyan akıl. O seslenici şöyle diyor: Hazırlanın yolculuk bir iki gün sonra başlıyor, en güzel hazırlığınızı yapın ve arzularınızı ecellerinizle yaklaştırın." (Amali-i Şeyh Saduk, s:311.)

 

Açıklama:

Eli boş: Maksat dünya malından biriktirdiğin hiç bir şeyi yanında götürmeyeceksindir.

 

Kisra: Fars padişahlarına verilen unvandır, Hüsrev, geniş mal sahibi anlamına gelmektedir.

 

Kayser: Romalı padişahlara verilen unvan.

 

Tubbe: Yemen padişahlarına söylenir, çoğulu ise Tebabe'dir.

 

Himyer: Yemen'deki bir kabile reisine verilen addır, geçmişte birçok padişahları olmuştur.

 

İnsan için iki gün: Bu dünyada insanoğlu için iki gün vardır; birincisi dünyaya geldiği gün, diğeri ise ölüp gideceği gündür. İnsana yakışan bunu hiç unutmamasıdır ve her zaman iki gözünün önündeymiş gibi hatırlamasıdır.

 

Arzularınızı ecelinizle yaklaştırın: Ölümü hiç unutmayarak, hep hatırlayarak arzu ve isteklerinizi azaltın. Çünkü ölümün gelmesiyle bütün istekler, lezzetler, gelecek ümitleri yok olup gidecektir.

 

Yine bir başka rivayette İbn. EbiYa'fur, İmam Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakle­diyor: "Sabah akşam en büyük derdi dünya olan kişiyi Allah yoksulluğa mahkûm eder, işlerini sonuçsuz bırakır ve dünya­dan kendisine kısmet olanın dışında hiçbir şeyi ona nasip et­mez. Sabah akşam en büyük derdi ahiret olan kişiyi ise Al­lah gönlü gani, gözü tok kılar ve işlerini düzene koyar."

 

Açıklama

 

Merhum Allame Meclisi kınanmış dünya hakkında şöyle bir açıklamada bulunmaktadır: "Bil ki, bizim anla­dığımız kadarıyla ayet ve rivayetler toplamından çıkan sonu­ca göre kötülenmiş dünya, insanı Allah'a kulluktan, O'un sevgisinden ve ahiretin kazanılmasından alıkoyan şeyler toplamıdır. O halde dünya ve ahiret birbirinin karşısında yer almaktadır. Velev zahiren dünyevî bile olsa, Allah Teâlâ’nın rızasına ve O'na yakınlaşmaya yol açan her şey de ahirete ait sayılır.

 

Mesela ticaret, ziraat ve zanaat gibi. Her ne ka­dar halk bunları dünyevî saysa ve bunlarla meşgul olmaktan maksat aile bireylerinin geçimini sağlamak olsa bile, bu açı­dan, Allah'ın buyruğuna uyulmakta, bu kazanç hayırlı işlere harcanmakta, muhtaç olanlara yardım edilmekte, sadaka ve­rerek halkın sorunları giderilmekte ve benzeri işler gerçek­leştirilmektedir ki, bütün bunlar ahirete taalluk etmektedir. Oysa gösteriş ve ikiyüzyülük maksadıyla gerçekleştirilen riyazetler, her ne kadar zühd ve taat gibi görünseler de aslın­da dünyevîdirler. Çünkü bunlar kişiyi Allah'tan uzaklaştır­makta ve O'na yakınlaşmaya yol açmamaktadırlar. Tıpkı kâfir ve muhalif kişilerin (hayırlı gibi görünen) işlerinde ol­duğu gibi."

 

Dünya Hakkında Hadisler

 

Dünya Sevgisi Her Günahın Başıdır

 

Allah-u Teala Musa’ya (a.s) şöyle vahyetmiştir: "Bil ki şüphesiz her fitnenin tohumu dünya sevgisidir."

 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tüm günahların başı dünya sevgisidir."

 

Mirac hadisinde şöyle yer almıştır: "Şüphesiz ki kul gök ve yeryüzü ehlinin namazı kadar namaz kılsa, gök ve yeryüzü ehlinin orucu kadar oruç tutsa, melekler gibi yemekten kaçınsa, çıplak fakirlerin elbisesini de giyse, ama dünya sevgisinden, refahından, riyasetinden  süsünden veya ziynetinden bir zerresi bile kalbinde olsa asla bana yakın olmaz ve kalbinden sevgimi çekip alırım."

 

İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah’ı ve Resulünü tanıdıktan sonra hiç bir amel dünyadan nefret etmekten daha üstün değildir… Şu günahlar dünya sevgisinden kaynaklanmıştır: Kadın sevgisi, dünya sevgisi, riyaset sevgisi, rahatlık sevgisi, konuşma sevgisi, yücelik sevgisi ve servet sevgisi. Bütün bu yedi haslet dünya sevgisinde bir araya toplanmıştır. Bu yüzden Peygamberler ve âlimler bu konuyu bildikten sonra şöyle demişlerdir: "Dünya sevgisi bütün günahların başıdır."

 

Dünya Sevgisinden Sayılmayan Şey

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Seni islah eden şeyi taleb etmek, dünya sevgisinden değildir."

 

İbn-i Ebi Ya'fur şöyle diyor: "İmam Sadık’a (a.s), "Biz dünyayı seviyoruz" deyince, "Dünya ile ne yapıyorsun?" diye sordu. Ben, "Dünya vesilesiyle evleniyorum, hacca gidiyorum, ailemin masraflarını karşılıyorum, kardeşlerime yardım ediyorum ve sadaka veriyorum" deyince İmam (a.s)  şöyle buyurdu: "Bunlar dünya değildir, bu ahirettendir."

 

Dünya Sevgisinin Sonuçları

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyayı terk et. Şüphesiz dünya sevgisi, insanı kör, sağır, dilsiz ve hor kılar."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya sevgisine kapılanın kalbi üç şeye tutulur: Kendini bırakmayan bir hüzne, ondan ayrılmayan bir hırsa ve ulaşamayacağı bir arzuya."

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünya sevgisi bir kulun kalbinde yer ederse sürekli üç şeyle birlikte olur: "Sıkıntısı bitmeyen bir meşguliyet, zenginliğe ulaşmayan bir fakirlik ve sonuna erişilmeyen bir arzu."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyadan faydalanan kimseler sevinçli olsalar bile kalpleri ağlar ve dünyadan kendilerine ulaşan nasip sebebiyle sevinç içinde olsalar da kendilerinden hoşnut değillerdir."

 

Misbah’uş-Şeria’da yer aldığına göre İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim dünyayı severse tekebbüre kapılır. Her kim dünyayı beğenir ve güzel sayarsa haris olur. Her kim dünyayı talep ederse tamaha kapılır. Her kim dünyayı överse dünya kendisine riya elbisesini giydirir. Her kim dünyayı isterse kendini beğenmişliğe düşer. Her kim dünyaya güvenirse, dünya onu gaflet bineğine bindirir."

 

Dünyadan Zaruret Miktarınca Almak

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mümin dünyaya ibret gözüyle bakar, karnın ihtiyacı miktarınca ondan azık alır; dünya sözünü düşman ve gazap kulağıyla işitir."

 

İmam Ali (a.s) bazı ashabına yazdığı mektubunda öğüt vererek şöyle buyurmuştur: "Her kim aziz ve celil olan Allah’tan sakınırsa güç elde eder, doyar, kanar, aklı dünya ehlinden üstün olur... dünyanın haramını pis bilir, şüphelerinden sakınır. Allah’a andolsun ki dünyanın halis helallerine, kendisine yetecek miktarı dışında teveccüh etmez. Bedenine güç veren bir parça ekmek ve çıplaklığını örtecek bir elbise; hem de bulduğu yiyeceğin en sıradanını ve elbisenin en kabasını edinir. Mecbur kaldığı şeye de güvenmez ve ümit bağlamaz."

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Haramdan kaçtığınız gibi dünyanın fazlalıklarından da kaçının. Leşe önem vermediğiniz gibi dünyaya da önem vermeyin. Dünyanın fazlalıklarından ve kötü davranışlarınızdan Allah’a tövbe edin ki şiddetli azaptan kurtuluşa erişebilesiniz."

 

İmam Ali’ye (a.s) Göre Dünya

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki bana göre dünyanız bir suya inen, aniden kervan öncüsünün göç emrini verdiği, onların da hemen göç ettiği kervana benzemektedir. Dünyanın lezzetleri benim gözümde içtiğim cehennemin kaynar suyu, yudum yudum içtiğim zehir, tabak tabak yediğim engerek zehri ve boynuma astığım ateşten kolye gibidir. Allah’a andolsun, şu yünden dokunmuş gömleğimi o kadar yamattım ki artık yamayandan utanıyorum. Birisi bana, "Artık bunu atmayacak mısın?" dedi. Ona "Benden uzak dur" dedim. Sabah olduğu zaman halk, gece yol alanları över."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a and olsun bu dünyanız benim gözümde, cüzzamlının elinde bulunan domuz kemiğinden daha değersizdir."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyanızın değeri bir keçinin aksırığından daha değersizdir bence."

 

Abdullah b. Abbas (r.a) diyor ki: "Cemel savaşına giderken Basra yakınlarındaki "Zikar" bölgesinde Hz. Ali’nin (a.s) yanına vardım. Hz. Ali oturmuş yırtık ayakkabısını dikiyordu. Bana, "Bu ayakkabımın değeri ne kadardır?" diye buyurdu. "Hiç değeri yok" dedim. O zaman da Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Allah’a yemin olsun ki bu ayakkabı bana sizlere hükümet etmekten daha sevimlidir. Sadece bir hakkı ikame edeyim veya bir batılı yok edeyim (diye sizlere hükümet etmeyi kabul ettim."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eskiden ilahi bir kardeşim vardı. Gözünde dünyanın küçüklüğü, onu benim gözümde büyütmüştü."

 

Zerar b. Zemret’uş Şeybani, Şam’a gidip Muaviye’nin yanına vardığında Muaviye kendisine Emir’ül-Mü’minin’i (Hz. Ali) sordu. O şöyle dedi: "Şahadet ederim ki onun, gece karanlık bastığında mihrabında eliyle sakalını tutup, yılan sokmuş birisi gibi kıvranarak ve hüzünlü birisi gibi ağlayarak şöyle dediğini gördüm:"Ey dünya! Ey dünya! Uzaklaş benden. Kendini bana mı sunuyorsun, yoksa beni mi arzuluyorsun? Beni aldattığın gün olmasın! Heyhat! Sen, benden başkasını aldat; benim sana ihtiyacım yok. Seni üç kez boşadım; artık dönmeye imkân yok. Ömrün kısadır, değerin azdır, arzun hakirdir. Ah! Azığın azlığından, yolun uzunluğundan, seferin uzaklığından, varılacak yerin (kabir, berzah ve kıyametin) zorluk ve azametinden!"

 

Dünyadan Sakındırmak

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizleri dünyadan sakındırıyorum. Şüphesiz dünya gıpta edilecek bir yurt değildir. Dünya kandırıcı şeylerle süslendirilmiş ve kendisine bakanı ziynetleriyle aldatmıştır."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizi dünyadan sakındırıyorum. Çünkü dünya göç edilecek bir yurt, meşakkat ve zorluk yeridir. Onun sakinleri göçmek, oturanları ayrılmak zorundadır."

 

Dünyaya Aldanmaktan Sakındırmak

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyanın sayısız ilginçlikleri sizi kandırmasın. Zira dünyadan yanınızda çok az bir şey götüreceksiniz."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyanın aldatışından sakının. Şüphesiz dünya gençlik, güzellik ve servet gibi kandırıcı güzelliklerini insana vermekte ve sonra almaktadır. Oraya bağlananı ve kurulanı dışarı atar."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya imkânsız arzularla aldattığı ve yalan ümitlerle kandırdığı kimseye körlük elbisesini giydirmiş, ahiretten koparıp atmış ve helak yerlerine düşürmüştür."

 

Dünyaya Gönül Vermekten Sakındırmak

 

Adem (a.s), oğlu Şit’e (a.s) şöyle vasiyet etmiştir: "Fani dünyaya gönül verme. Ben ebedi cennete gönül verdiğim halde bana vefa göstermedi ve ondan çıkarıldım."

 

Allah-u Teala Musa’ya şöyle vahiy etmiştir: "Ey Musa! Zalimler gibi ve dünyayı anne ve babası sayan kimseler gibi dünyaya gönül verme... Dünyadan ihtiyaç duymadığın şeyleri terk et."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Talih onlara yöneldi ve faydalandılar ve dünyaya gönül verdiler. Ahiret için hazırlıklı olmadılar. Sonunda boğazları tutuldu ve çoklarından eser kalmayan bir topluluğun yurduna sürüldüler. Dünyada çok az kaldılar ve süratle ahirete doğru götürüldüler."

 

Dünyayı Tercih Etme Tehlikesi

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kime dünya ve ahiret sunulur ve kendisi dünyayı ahirete tercih ederse aziz ve celil olan Allah’ı kendisiyle ateşten korunacağı hiç bir iyiliği olmaksızın karşılaşır. Her kim de ahireti seçer ve dünyayı terk ederse, kıyamet günü Allah’ı kendisinden hoşnut olduğu bir halde karşılar."

 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ali b. Hüseyin (a.s) bana şöyle buyurdu: "Her ne zaman biri dünya diğeri ahiret olan iki işle karşılaştım ve dünyayı seçtiysem, henüz akşam olmadan istemediğim olaylarla karşılaştım." Daha sonra İmam Sadık (a.s) Ümeyyeoğulları hakkında şöyle buyurdu: "Onlar seksen yıl boyunca dünyayı ahirete tercih ettiler, ama kendileri tatsız bir olayla karşılaşmadılar."

 

Lokman oğluna öğüt vererek şöyle buyurmuştur: "Dünyanı ahiretine sat ki her ikisini de elde edesin. Ahiretini dünyana satma ki her ikisini de kaybedersin."

 

Ahireti Tercih Etmeye Teşvik

 

Suveyd b. Gafele şöyle diyor: "Küçük bir hasırın üzerine oturduğu ve evde başka bir kimse olmadığı halde hilafet için kendisine biat edildiği bir sırada Müminlerin Emiri’nin (a.s) yanına vardım ve biatten sonra şöyle dedim: "Beytülmal senin elindedir, ben odanda her ev için gerekli olan hiç bir eşya görmüyorum." O şöyle buyurdu: "Ey İbn-i Gafele! Akıllı insan terk edeceği ev için eşya almaz. Bizim güvenlik yurdumuz vardır ki en hayırlı metaımızı oraya intikal ettirdik ve kendimiz de yakında oraya varacağız."

 

İnsanlar Dünyanın Kuludur

 

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz insanlar dünyanın kuludur ve din ağızlarında bir lakırtıdır. Menfaatleri nerede temin edilirse oraya dönerler. Bela ile imtihan edildiklerinde ise dindarlar azalır."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim dinarı ve dirhemi severse o dünyanın kuludur."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden önce sizden daha çok yaşayıp eser bırakanların, olmayacak emeller peşinde koşanların, yardımcıları hazır ve orduları çok olanların yurdunda değil misiniz? Onlar da dünyaya taptılar, nasıl da dinlerini bırakıp dünyayı tercih ettiler!? Ondan sonra, kendilerini menzile ulaştıracak azık almadan, o güç yolları aşacak binekleri olmadan göçüverdiler."

 

Dünyaya Tapanların Özellikleri

 

Mirac hadisinde şöyle yer almıştır: "Yüce Allah buyurdu: Ey Ahmed! Dünyadan ve dünya ehlinden nefret et, ahiret ve ahiret ehlini ise sev."

 

Allah Resulü arz etti: "Rabbim, dünya ehli ve ahiret ehli olanlar kimlerdir?"

 

Buyurdu: "Dünya ehlinin özellikleri şunlardır; onların yemesi, gülmesi, uykusu ve öfkesi çoktur, hoşnut olmalarıysa azdır. Birine kötülük ettiklerinde özür dilemez, birisi de onlardan özür diledi mi kabul etmezler. Dünya ehli olanlar, itaat anında tembel, günah anındaysa pek cesaretlidirler.

Onlar, arzuları uzun, ecelleri yakın ve kendilerini hesaba çekmeyenlerdir. Başkalarına faydaları azdır, çok konuşur, az korkarlar, yemek anındaysa çok sevinirler.

Kuşkusuz dünya ehlinden olan birisi; rahatlığa kavuştu mu şükretmez, zorluğa düştü mü de sabretmez. İnsanların güzel işlerini küçümserler, yapmadıkları halde kendilerine nispet verip övünürler. Kendilerinde olmayan şeyleri iddia eder, isteklerini hep dile getirir ve başkalarının hatalarını söylerler."

 

Arz etti: "Rabbim, bütün bu kötü sıfatların hepsi dünya ehlinde mi var?!"

 

Buyurdu: "Ey Ahmed! Şüphesiz dünya ehlinin ayıbı çoktur, en başta da onlar cahil ve ahmaktırlar. İlim öğrendikleri kimseye karşı alçakgönüllü olmazlar. Kendilerini çok akıllı zannederler oysaki onlar bilenlerin yanında ahmaktırlar."

 

Dünya Müminin Zindanıdır

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünya müminin zindanı ve sıkıntı sebebidir. O halde dünyadan ayrılınca zindan ve sıkıntılardan kurtulmuş olur."

 

Lokman (a.s) oğluna öğüt vererek şöyle buyurmuştur: "Dünyayı kendine zindan et ki ahiretin cennet olsun."

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünya hiç bir mümine sefalı değildir. Nasıl olsun ki! Oysa dünya onun zindanı ve belasıdır."

 

Dünyaya Fazla Önem Verme Tehlikesi

 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimin gece gündüz en büyük himmeti dünya olursa Allah-u Teâlâ fakirliği iki gözünün arasına diker, işini dağıtır ve dünyadan sadece Allah’ın kendisine nasip ettiğine ulaşır. Her kimin de gece gündüz en büyük himmeti ahireti olursa Allah-u Teâlâ kalbine zenginlik verir ve işlerini toparlayıp düzene koyar."

 

Resulullah (s.a.a), sürekli okuduğu bir duasında şöyle buyurmuştur: "Allah’ım! Bizlere öyle bir korkunu nasip et ki bizimle günahların arasına engel olsun...Dünyayı en büyük himmetimiz ve ilmimizin nihayeti karar kılma."

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim en büyük himmeti dünya olduğu halde sabahlarsa Allah tarafından hiç bir şey üzerinde değildir ve dört haslete maruz kalır: Kendisinden asla ayrılmayan bir hüzün, kendisinden kurtulamadığı bir meşguliyet, hiç bir zaman zenginliğe dönüşmeyen bir fakirlik ve hiç bir zaman son bulmayan bir arzu."

 

Allah Nezdinde Dünya Hordur

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer dünya aziz ve celil olan Allah nezdinde bir sivrisineğin kanadı kadar değerli olsaydı, asla kâfire ve facire bir yudum su içirmezdi."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya aziz ve celil olan Allah nezdinde hiç bir değere sahip değildir. Bildiğimiz yaratıkları arasında gözünde dünyadan daha nefret edilecek bir varlık yaratmamıştır. Dünyayı yarattığı günden beri ona bakmamıştır. Dünya anahtarları ve hazineleriyle, ahiretinden hiç bir nasibi eksilmeksizin Peygamberimize (s.a.a) teklif edildi de o kabul etmekten sakındı. Zira aziz ve celil olan Allah’ın bir şeydennefret ettiğini bildi de nefret etti ve Allah’ın küçük gördüğü şeyi küçük gördü."

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teâlâ nezdinde dünyadan daha nefret edilen bir şey yoktur. Allah dünyayı yarattı, sonra takdim etti. Kendisi ona bakmadı ve kıyamete kadar da bakmayacaktır."

 

Hakir Dünyanın Küçüklüğü

 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey İbn-i Cündeb! Eğer yüce Allah'ın evine komşu olmak ve yakınında Firdevs cennetinde sükûnet etmek istiyorsan dünya nezdinde hor/küçük olmalıdır."

 

Resulullah (s.a.a), bir çöpün yanında durmuş ve şöyle buyurmuştur: "Geliniz ve dünyayı görünüz!" Çöpün içinden eskimiş kumaş parçalarını ve çürümüş kemikleri alarak şöyle buyurdu: "İşte dünya budur."

 

Dünya Lezzeti Ahiretin Hüznüdür

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya çoğaldıkça ahiret azalır. Dünyada her ne azalırsa, ahirette çoğalır."

 

Resulullah’a (s.a.a), özel bir sütlaç getirdiler, ama o yemekten sakındı. "Bu haram mıdır?" diye sorduklarında ise şöyle buyurdu: "Hayır, ama nefsimin sevmesini istemiyorum." Daha sonra şu ayeti okudu: "Dünya hayatında temiz ve güzel şeylerden nasiplendiniz..."

 

Cabir Ensari şöyle diyor: "Allah’ın Resulü (s.a.a), Fatıma’yı (a.s) deve örtüsünden dikilmiş bir elbise içinde, eliyle değirmen taşını çevirdiği ve çocuğuna süt verdiği bir halde görünce gözlerinden yaşlar döküldü ve şöyle buyurdu: "Ey kızcağızım! Dünyanın acılığıyla ahiretin tatlılığına doğru koş." Fatıma (a.s) şöyle dedi: "Ey Allah’ın Resulü! Nimetleri sebebiyle Allah’a hamd eder ve verdikleri sebebiyle ona şükrederim." Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Çok yakında Rabbin sana bağışta bulunacak ve sen de razı olacaksın."

 

Dünyanın Misali

 

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyanın misali yılanın misalidir; dokunulması yumuşak ama içi öldürücü zehirdir. Akıllı insanlar ondan sakınır, çocuklar ona ellerini uzatır."

 

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya içtikçe susuzluğu arttıran ve sonunda insanı öldüren deniz suyu misalidir."

 

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya mavi gözlü bir kadın şeklinde Mesih’e (a.s) tecessüm etti. Mesih (a.s) ona şöyle buyurdu: "Kaç defa evlendin?" Dünya, "Çok!" dedi. Mesih (a.s) şöyle buyurdu: "Onların tümü seni boşadı mı?" Dünya şöyle dedi: "Hayır! Hepsini öldürdüm." Mesih (a.s) şöyle buyurdu: "Senin geriye kalan kocalarına eyvahlar olsun! Nasıl da geçmişten ibret almıyorlar."

 

Misbah’uş-Şeria’da yer aldığına göre İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya başı kibir, gözü hırs, kulağı tamah, dili riya, eli şehvet, ayağı kendini beğenmişlik, kalbi gaflet, rengi fena ve ürünü yokluk olan bir suret mesabesindedir."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz dünya az bir dinlenme yeridir. Kalınacak yer değildir. Sizler dünyada, bir konakta konaklayan, kısa bir süre dinlenen, sonra göçen ve gece  gündüz yol alan bir kervan gibisiniz. Onlar (kervan ehli) dünyaya hafif yüklerle girdiler, ama ağır yüklerle çıktılar. Uzaklaştıkları konakta bir daha konaklamazlar ve terk ettikleri yere bir daha geri dönmezler."

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yedikleri için rüsva oldukları bir leşe yöneldiler ve o leşe olan sevgi üzere birbiri ile anlaştılar."

 

İnsan ve Dünyanın Misali

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünyaya ne yapayım? Benim ve dünyanın misali bir yaz günü öğlen vakti uyumak için bir ağacın gölgesine sığınan ve sonra orayı terk eden bir yolcu misali gibidir."



[1]  İsra, 18.

[2]  İsra, 19.

[3]  Bakara, 261.

[4]  Secde, 17.

[5]  Tövbe, 54.

[6]  Tuhefu’l-Ukul, 301.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler