03 Aralık 2020 Perşembe Saat:
17:59
02-01-2013
  

çveys-i Karani

çveys, asr-ı saadet döneminin ünlü şahsiyetlerinden biri sayılmaktadır.

Facebook da Paylaş



 

Hz. Ali'nin (a.s) yakın yaranındandı. Evet, o Hz. Ali (a.s) gibi büyük bir şahsiyetin güvenini kazanıp sırdaşı olma şerefine erme liyakatine sahipti. Kıyamet günü bir melek, Ali'nin (a.s) yaranı nerdedir? Diye seslendiğinde, onun belirgin ashabından bir grubu kalkıp diğerlerinden ayrılacaklar. İşte bu parlak şahsiyetlerden biri de çveys-i Karani olacaktır.

çveys-i Karani Allah'a âşık zahid bir insandı. Evet, o tüm maddi bağlardan ve Hakk'a (Allah'a) ulaşmasına mani olacak şeylerden uzaktı.

çveys, asr-ı saadet döneminin ünlü şahsiyetlerinden biri sayılmaktadır. Onun takvası ve ibadeti dillere destan olmuştur.

Hayatı baştan sona kadar aşk ve cezbe-i ilahi ile birlikteydi. Seyr-i süluktan haberi olmayan ve bu yüce makama ulaşamayan insanların bunu kabullenmesi gerçekten çok zordur. Diğer yandan, bazıları aşırı gidip, onun hayatı ve şahsiyeti hakkında bir takım efsaneler nakletmişlerdir. Sofular ve İrfan iddiacıları, çveys'i kendilerinin kutbu ve piri olarak tanıtıp ona çeşitli kerametler isnat etmişlerdir. Bu yüzden onun şahsiyeti ve örnek hayatı müphem kalmıştır. O, yüzünün yarısı ışıkta ve diğer yarısı da karanlıkta kalan ve bu yüzden iyice tanınmayan kimseye benzemektedir. Biz delil ve tahkik nurunun aydınlattığı kadarıyla onu tanıtmaya çalışacağız; böylece şahsiyetinin müphem noktalarına ışık tutmak bir ölçüde mümkün olacaktır.

O, Ben-î Murad kabilesinin Karn kolundan idi. Peygamber'i görmeden Müslüman oldu ve hayatının sonuna kadar da Peygamber'i görmeye Muvaffak olamadı.

çveys, Peygamber'i (s.a.a) görme saadetine erişemediyse de, Resulullah'ın (s.a.a) büyük dostlarını gördüğünden tabiinden sayılmaktadır. İslam Peygamberi (s.a.a) onun hakkında, "çveys tabiinin en üstünü ve iyisidir" diye buyurmuştur.

Peygamber'in (s.a.a) Gelecekten Haber Vermesi

Takvalı insanlar kendi rableri ile özel bir manevi irtibat içerisindedirler. Onların kalpleri marifet nuruyla aydın ve Allah aşkıyla dolu olup daima gösterişten kaçınırlar.

Mârifette ve hakkı tanımakta yüksek aşamaları kat eden ve yüce manevi derecelere ulaşan şahıslar çokturlar; ama toplum içerisinde şöhretten uzak yaşadıklarından onların ruhlarının azametinden, yüce manevi derece ve ihlâslarından az kişi haberdar olur.

çveys de bu şahsiyetlerdendir. O, toprak altında gizli kalan bir hazine gibi gereğince tanınmamış olup çok sade bir yaşantısı vardı. çveys'in üstün ilahi bir makama sahip olduğu ancak Peygamber'in (s.a.a) açıklaması üzerine Müslümanlarca bilindi. Resulullah (s.a.a) defalarca onu görmeyi arzulayıp şöyle buyuruyordu:

"Kim onu görürse selamımı ona iletsin" Sahabenin: "Ya Resulullah! Kendisini bu kadar anıp görmek istediğin ve ashabınıza, benim selamımı ona iletin diye tavsiyede bulunduğunuz şu çveys-i Karani kimdir?" demesi üzerine. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

"O, büyük ve engin bir şahsiyete sahip olmasına rağmen sizin nazarınızda normal bir ferttir, eğer aranızdan kaybolursa asla onu arayıp sormazsınız; aranızda bulunsa da ona önem vermezsiniz. Onun şefaatiyle "Rabia" ve "Muzr" gibi kabileler cennete girecekler. O beni göremeyecek ama benim dinime iman edecek ve halifem Ali'nin (a.s) huzurunda şehit olacaktır."

Resul-i Ekrem'in (s.a.a) bu sözleri gerçekleşti. çünkü çveys İslam'ı kabul ederek çok büyük manevî bir makama ulaştı. çyle ki, bazen gecenin hepsini rükû ve secde halinde geçiriyordu, yemeğini ve elbisesini fakirlere veriyor ve çok az bir yemekle yetinerek şöyle diyordu:

"Allah'ım eğer bir kimse açlıktan ölürse bu yüzden beni yargılama."

Görüldüğü gibi çveys bir köşeye çekilmiş, toplumun dertleriyle ilgilenmeyen bir şahıs değildi. Onun zahitliği Allah'a olan aşkında ve maddi taalluklardan kurtulmada kendini gösteriyordu. O, kendisini toplumun bir ferdi olarak diğer fertlerin durumundan sorumlu biliyordu. Bu yüzden hakkı savunma uğruna ve yoksullara yardımda bulunmak için sürekli bir çaba ve gayret içerisindeydi.

çveys, halini soran bir kişiye şöyle cevap verdi: "Yemin ederim ki, ölüm, onun gamı, üzüntüsü ve kıyamet gününün korkusu imanlı bir kimsede sevinç bırakmaz. İlahi hakları hakkıyla eda etmek bir dirhem ve dinar bile biriktirmemize engel olur.

Hak ve hakikati savunmak halk arasında insanı dostsuz bırakır. çünkü onları iyiliklere davet ettiğimizde ve kötülüklerden sakındırdığımızda bize kırılır, kötü sözlerle karşılık verir ve olmadık leke ve suçları bize yüklerler. İmanı az olan bir grup insan da onlarla yardımlaşır, onlara destek olur. Ama onlar kesinlikle, hakkı savunma ve batılı yok etme yolundaki mücadelemize engel olamazlar."

çveys-i Karani'nin Mücadelesi

Resulullah'ın (s.a.a) irtihalinden sonra, eskiden beri İslam'ın zorlu düşmanlarından sayılan çmeyye oğulları gibi bazı kabileler sıkı bir çalışmayla İslam toplumunun önderliğini zorla ellerine geçirdiler.

Muaviye, şam valiliğine atandığı andan itibaren hilafeti ele geçirmeyi tasarlıyordu kafasında.

O, bağlı bulunduğu halifelerin kendisine tanıdıkları serbestlikten yararlanarak kendi hâkimiyeti için hazırlık yapmaya koyuldu. Osman'ın ölümünden sonra İslam hükümetini eline geçirmek için Hz. Ali'ye (a.s) karşı muhalefete kalkıştı.

Makamı uğruna büyük şahsiyetleri ve kabile reislerini para vb. yollarla satın almaya veya onları tehditle susturmaya çalışıyordu. O, bu yolda elinden gelen her vesileye başvurarak hiç bir muhalif sesin duyulmasına müsaade etmiyordu. Muaviye'nin başvurduğu en çirkin yollardan biri Ehlibeyt ve özellikle Hz. Ali (a.s) aleyhinde geniş çaplı bir propaganda yapmasıydı. O, Hz. Ali (a.s)'ın gerçek çehresini halk nezdinde lekelemek istiyor ve kendisini İslam'ın gerçek himayecisi olarak göstermeye çalışıyordu. Ne yazık ki Muaviye bu çalışmasında büyük başarılar elde etti; öyle ki, Hz. Ali ve Peygamber'in Ehlibeyti'nin kin ve düşmanlığını birçok kalbe yerleştirdi. çzellikle şam halkını Hz. Ali'ye (a.s) karşı düşman yetiştirdi.

Muaviye, bu propagandasıyla Sıffin savaşında şam halkını, "Allah yolunda cihad" diye Hz. Ali'ye (a.s) karşı savaşa sürükledi. Onlardan çoğu Muaviye'ye aldanıp Hz. Ali'yi (a.s) Allah'ın düşmanı sanıyor ve ona karşı savaşmayı kendilerine farz biliyorlardı.

Hz. Ali (a.s) ise, Muaviye'nin gerçek yüzünü ve hükümetinin çirkin mahiyetini aydınlatmağa çalışıyordu.

Emir-el Mü'minin Ali'nin (a.s) ordusunda büyük şahsiyetler vardı, onlar Peygamber tarafından övülmüş, imanları ve hak taraftarı oldukları tasdik edilmiş kişilerdi. Bu gibi insanların Hz. Ali'nin (a.s) safında yer alması o hazretin hakkaniyetine ve Muaviye'nin propagandasının esassız olduğuna iyi bir delil idi. Peygamber'in (s.a.a) Ammar ve çveys hakkında buyurduğu nurlu sözleri halen Müslümanların kulaklarında çınlıyordu. Bu yüzden, çveys'in Hz. Ali'nin (a.s) safında yer alması onun hakkaniyetini ve Muaviye'nin iddialarının temelsiz olduğunu göstersen sağlam delillerden biri sayılmaktadır. Dolayısıyla Sıffin savaşında çveys'in Hz. Ali'nin ordusunda olduğunu öğrenen şamlılardan bazılarının Muaviye'nin ordusundan ayrılarak Hz. Ali'nin (a.s) tarafına geçmeleri şaşırılacak bir şey değildi.

Ebu Nuaym-i İsfehani şöyle yazıyor: Sıffin savaşında bir gün şam ordusundan biri ileri çıkarak yüksek sesle: "Acaba çveys-i Karani sizin aranızda mıdır?" dedi.

Karşı taraftan: " Evet; niçin soruyorsun?" dediler.

O adam: "Bir gün Resulullah'ın (s.a.a), çveys tabiinin en iyisidir, buyurduğunu duydum" dedi. şamlı adam daha sonra şam ordusundan ayrılarak Irak ordusuna katıldı.

çlüm Biati

çveys-i Karani'nin, Hz. Emir-el Müminin Ali'nin (a.s) safında yer alması olayı çok ilginçtir.

Bu olay, çveys'in, Hz. Ali'ye (a.s) olan bağlılık ve muhabbetinin belirtisi ve gösterdiği fedakârlığa dair diğer bir alamettir.

Büyük şiâ yazarı şeyh Müfid bu konuda şöyle yazıyor: "Emir-el Müminin Hz. Ali (a.s), Sıffin'e giderken Basra'nın yakınındaki "Zakir" isminde bir bölgede konaklayarak Müslümanlardan biat almaya başladı ve yaranına şöyle buyurdu:

"Kufe tarafından bin kişi kendilerini bize ulaştıracaklar; bunların hepsi benimle ölüm biati edip emrim altında ölmek ve öldürmek için hazır olduklarını ilan edecekler."

çok geçmeden bir grup gelerek Hz. Ali'ye (a.s) biat ettiler. Ancak onların sayısı dokuz yüz doksan dokuz kişiden öteye geçmiyordu. Onlardan bir kimse de yolda kalmamıştı. Hz. Ali'nin ordusunda bulunan amcası oğlu ibn-i Abbas şöyle diyor:

"Bu esnada ben, onların sayıları bin kişiye ulaşmadı diye çok üzülerek düşünceye daldım. çünkü Hz. Ali'nin (a.s) muhaliflerinin bunu bahane ederek tenkit etmeye başlamalarından korkuyordum; aniden yünden elbise giymiş silahlı birisi yoldan yetişti ve derhal Hz. Emir-el Müminin Ali'nin  (a.s) huzuruna çıkarak şöyle dedi:

- Elinizi verin de size biat edeyim.

- Nasıl bir biat etmek istiyorsun?

- Sizin emrinize itaat etmek ve yanınızda ölünceye veya zafer size nasip olancaya dek fedakârlık etmek ve savaşmak için.

- İsmin nedir?

- çveys.

- çveysi Karani mi?

- Evet.

- Allahu Ekber! İslam Peygamberi (s.a.a), ümmetinden çveys ismindeki bir şahısla görüşeceğimi bana haber vermiş ve buyurmuştu ki: "çveys, Allah'ın ve Peygamber'in hizbindendir. O, Allah yolunda şehit olacak ve kıyamet günü onun şefaati sayesinde "Rabia" ve "Muzır" kabilelerinin sayısınca insanlar cennete girecekler." [2]

Yedinci İmam Musa Kazım (a.s) bu hususta şöyle buyuruyor: "Kıyamet günü, Hz. Muhammed'in (s.a.a) itaatinden çıkmayan ahitlerini bozmayan ashabı nerdedir? Diye nida edilecek. Bu esnada Selman Ebuzer ve Mikdat gibi parlak simalar ayağa kalkacaklar ve kendilerini tanıtacaklar. İkinci defa, Ali (a.s)in ashabı nerdedir? Diye nida edilecek ve bu defa da Emir-el Müminin Ali'nin (a.s) özel ashabından içlerinde İbn-i Hemegi Huzai, Muhammed ibn-i Ebu Bekr, Meysem-i Temmar ve çveys-i Karani gibi parlak çehreler bulunan bir grup ayağa kalkarak diğerlerinden ayrılacaktır.

çveys, Sıffin savaşında Hz. Emir-el Müminin Ali'nin (a.s) piyade güçlerinden idi. O, Hz. Ali'ye karşı savaşan düşmanlarıyla kahramanca savaştı ve sonunda savaş meydanında Hz. Ali'nin (a.s) mukaddes hedeflerini savunma uğrunda şahadet şerbetini içti ve pak kanıyla, "Allah'ın razı olduğu hakiki İslam'ın, Peygamber'in ve Ehlibeyti'nin yolunda tecelli bulduğuna şahadet verdi.

çveys'in, Hz. Ali'ye (a.s) biat etmesi ve onun askerleri arasında şahadet şerbetini içmesi şüphe edilemez bir gerçek olup Hz. Ali'nin hakkaniyetine diğer bir delildir.

Ancak, bu gerçeği Ehlibeyt'le ilgili hakikatleri inkâr etmekle görevli olan resmi tarih yazarları sindirememiş ve dolayısıyla çveys'in ikinci Halife'yle görüştüğüne dair bazı rivayetler uydurmuşlardır. çrneğin Ebu Nuaym-i İsfahani kendi kitabında İkinci halifenin çveys'le görüşmesini çeşitli şekillerde nakletmiştir. Ancak bu hikâyelerin uydurma oluşu o kadar açıktır ki, biz burada onu reddetmeye gerek görmüyoruz.

Bu tarihçiler, çveys'in Sıffin savaşında şehit oluşunu inkâr etmek için onun ölüm tarihini Sıffin savaşından bir kaç yıl öne alarak, ölümünün İkinci Halife'nin hilafeti döneminde vuku bulduğunu yazmışlardır. Onlara göre çveys Azerbaycan savaşından dönüşte hastalanarak vefat etmiştir.

Hatta şia'ya karşı koyu bir kin besleyen İbn-i Cevzi "Tezkiret-ül Mevzuat" adlı kitabında (bu kitap Resulullah'tan (s.a.a) nakledilen uydurma hadisler hakkındadır) İkinci Halife'nin çveys'le görüşmesinin doğru olmadığını söylemiş ve bu kıssayı uydurma rivayetlerden saymıştır.

Bütün bunlara dikkat ettiğimizde "Ehlibeyt'in yakın dostlarından olan çves'in parlak şahsiyetinin gizli kaldığı gerçeği daha bir açıklık kazanır. Ama tarih kitaplarında onun hakkında bulunan az bilgiler bile, onun yüce ilahî şahsiyete sahip olup Ehlibeyt mektebinin parlak simalarından biri olduğunu göstermek için yeterlidir.


 

tebyan

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler