23 Eylül 2018 Pazar Saat:
21:23

Devletçikler Arası Savaş

12-08-2015 08:51



Suriye’de siyasi çözümün iki alternatifi var: İç savaşın mevcut haliyle sürmesi yahut bölünmenin yarattığı devletçikler aracılığıyla tüm bölgeye yayılması.

Uluslararası alanda 3 Ağustos’tan beri yaşanan gelişmeler, Suriye’de siyasi çözüm konusunda ortak bir tanıma yaklaşıldığını; ancak tarafların müzakere edebilecekleri bir ortak eylem planından hala çok uzak olduğunu gösteriyor.

Suriye ile ilgili uluslararası tarafları siyasi çözüm konusunda ortak bir tanıma yaklaştıran şartların nasıl oluştuğu, 2 Ağustos tarihli yazıda belirtildi. Şimdi öncelikle 3 Ağustos’tan itibaren hangi gelişmelerin yaşandığını hatırlamak ve bunun bir ortak eylem planına dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğine odaklanmak gerekiyor.

- 3 Ağustos’ta Rusya, Amerika ve Suudi Arabistan dışişleri bakanları Katar’da Suriye’de siyasi çözüm konusunu ele aldı.

- 4 Ağustos’ta, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, Tahran’da İranlı meslektaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan’la bir araya geldi. Aynı gün Tahran’a gelen Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, önce Bogdanov ve Abdullahiyan’la ardından da İranlı Meslektaşı Muhammed Cevad Zarif’le görüştü.

- Velid Muallim, 5 Ağustos’ta Tahran’dan ABD-İran dolaylı görüşmelerine de aracılık eden Umman’a geçti ve Umman Dışişleri Bakanı Yusuf bin Alevi’ye siyasi çözüme ve terörle mücadeleye ilişkin görüşlerini aktardı.
3 Ağustos'un önemi ve siyasi çözüm anlayışında değişme

3 Ağustos’taki Doha görüşmesinin önemi, 22 Ocak 2014’teki Cenevre-2 konferansından sonra rafa kaldırılan siyasi çözümün ilk kez yeniden gündeme gelmiş olmasından kaynaklanıyor.

Peki Doha görüşmesinden ‘tüm tarafların siyasi çözüm konusunda ortak bir tanıma yaklaştığı’ sonucu nereden çıkarılıyor ve tüm tarafların yaklaştığı ortak siyasi çözüm tanımı ne?

Amerika ve Suudi Arabistan dışişleri bakanının Doha’da müzakereye değer bulduğu önerinin niteliği hem bu sorulara hem de kimin hangi tarafın pozisyonuna yaklaştığına açıklık getiriyor.

3 Ağustos’ta müzakere edilen ve Suriye, Umman ve İran’ın da dahil olduğu yoğun bir diplomatik trafiğin yaşanmasına neden olan şey, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sunduğu plandı.

Yani Amerika ve Suudi Arabistan, Putin’in Suriye’de siyasi çözüme varılması ve IŞİD’e karşı Suriye devletinin de yer aldığı bir uluslararası koalisyon oluşturulması önerisini müzakereye değer bularak önceliklerini değiştirmiş olduğunu göstermiş oldu.

Tüm tarafların Suriye’de siyasi çözüm konusunda ortak bir tanıma yaklaşmakta olduğunu düşündüren şey, önceliklerde yaşanan bu değişimden; daha doğrusu 2011’den beri Suriye’de ‘devrim’ peşinde olan Dostlar Grubu’nun terörle mücadele koalisyonuna dönüşmeyi kabullenmesinden kaynaklanıyor.


Önceliklerin değişmesi ve siyasi çözüm zorunluluğu

Aslında Washington’un IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun kurulduğu 11 Eylül 2014’ten beri Suriye’de ‘devrim’ yerine terörle mücadeleye öncelik vermeye başladığı açıktı.

Burada dikkat çekici olan Washington’un bu öncelik değişikliğine bir yıldır itiraz eden Riyad ve Ankara’nın bile artık Dostlar Grubu’nun terörle mücadele koalisyonuna dönüştüğünü kabullenmesi oldu.

Ankara, İncirlik üssünün kullanımına Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması şartıyla izin vererek siyasi çözüme direnmeye çalışsa da, el-Ahbar tarafından yayımlanan ve Suudi el-Hayat gazetesi tarafından da doğrulanan habere göre Suudi Arabistan, Suriyeli yetkililerle doğrudan temas kurarak kendisini siyasi çözüme hazırlıyor.

Elbette Amerika ve Suudi Arabistan’ın Rusya ve İran’ın siyasi çözüm tanımına yakınlaşmaya başlaması, tarafların müzakere edebilecekleri bir eylem planı üzerinde anlaşmaya vardıkları anlamına gelmiyor.

Çünkü Washington ve Riyad, Cenevre-1 bildirisiyle öngörülen siyasi çözümü uygulanamaz hale getiren Beşşar Esed’in ‘gayri meşru’ olduğu ve ‘çekilmesi gerektiği’ yönündeki görüşünü tekrar ediyor.


Siyasi çözüm ve terörle mücadele imkanları

Peki Washington ve Riyad’ın Beşşar Esed’in meşruiyeti konusundaki bu tekrarı sürerken tarafların siyasi çözüme dair ortak bir tanımda buluşup, bunu ortak bir eylem planına dönüştürebilmesi mümkün mü?   

Rusya’nın Suriye’de siyasi çözümü terörle mücadele ortaklığı ile ilişkilendiren planı, bunu mümkün kılabilecek bir içeriğe ve karşı tarafa manevra alanı açan bir esnekliğe sahip.

Çünkü Rusya’nın Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in ‘geçiş süreci müddetince’ iktidarda kalmasını öngören siyasi çözüm planı, onu gayri meşru görmeye devam etmek isteyenlere manevra imkanı sağlıyor.

Öte yandan bu plan, Irak’ta IŞİD’e karşı Irak ordusunu kara müttefiki olarak gören Amerika’ya Suriye’de de etkili bir kara müttefiki armağan ediyor.

IŞİD karşıtı koalisyona dönüşmek zorunda kalan Dostlar Grubu, önceliklerini değiştirerek Şam’ın müttefiklerinin siyasi çözüm tanımına yaklaşan adımına bir yenisini daha ekleyip bunun bir eylem planı haline gelmesine razı olursa elbette Suriye savaşı ertesi gün bitmiş olmayacak.

Ancak Suriye’de siyasi çözüm sürecinin başlaması sağlanarak hem tüm tarafların terörist örgütler listesindeki gruplar yalnızlaştırılmış hem de terörle mücadelede güçlü bir ‘kara müttefiki’ kazanılmış olacak.

Washington, 2014 haziranından itibaren Suriye’de ‘devrim’ hedefinden zaten vazgeçmiş olduğu için de bu kazanımların karşılığında 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre-1 bildirisine gerçekten bağlı kalmaktan başka bir taviz de vermiş olmayacak.

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in hem Tahran’da hem de Maskat’ta kendileriyle koordinasyon kurulması halinde Suriye ordusunun uluslararası koalisyonun terörle mücadelesine destek vereceklerini açıklaması, Şam’ın da Moskova’nın planına onay verdiğini gösteriyor.


Siyasi çözümden Suriye’nin bölünmesine

Suriye’de rejimi devirmek için herhangi bir askeri müdahalede bulunmayacağını açıkça ortaya koysa da Amerika’nın Suriye ordusunu terörle mücadelede ‘kara müttefiki’ kabul edip Şam’a ‘meşruiyet’ vermekten hala uzak olduğu anlaşılıyor.

Lavrov’la Kerry arasında Doha’da yaşanan tartışma, Washington’un terörle mücadeleye ve hatta siyasi çözüme Moskova ile aynı perspektiften bakmadığına işaret ediyor.

Washington, her ne kadar Ankara’nın aksine Suriye’de bir tampon bölge kurmadığını ve eğit-donat programının hedefinin Şam olmadığını söylese de adını ‘IŞİD’den arındırılmış bölge’ olarak koyduğu yerlerle ilgili olarak Ankara’nın Suriye politikasına yakın bir perspektif çiziyor.

 Nusra’nın IŞİD’den arındırılması öngörülen bölgelerden “Türkiye’nin güvenli bölge kurmak istediği yer” diyerek çekilip, buraları Türkiye tarafından desteklenen silahlı gruplara bırakması, Washington’un Ankara aracılığıyla sahayı yeniden düzenlemekte olduğunu düşündürüyor.

Moskova’nın siyasi çözüm ve terörle mücadele planıyla eş zamanlı olarak hem Batılı hem de Arap uzmanların Suriye’de bölünmeye dayalı bir çözüm öngörmeye başlaması, oldukça dikkat çekici ve ‘IŞİD’den arındırılmış bölge’ ile birlikte düşünüldüğünde de son derece düşündürücü.

Bütün bunlara Amerikalıların Kandil’den Suriye’nin kuzeyine gelecek olan PKK’lılara dokunulmazlık vaat eden mesajlarını da  eklemek gerekiyor.

Eğer Amerika, Moskova ve Tahran’ın siyasi çözüm ve terörle mücadele planı yerine Arapların ve Ankara’nın talep ettiği ‘her ne pahasına olursa olsun Beşşar Esed’siz Suriye’ çözümünü esas alırsa bundan sonra kısa vadede Suriye’de orta ve uzun vadede ise tüm bölgede devletçikler arası savaşlardan söz etmeye başlayabiliriz.

Özetle Suriye’de siyasi çözümün iki alternatifi var: İç savaşın mevcut haliyle sürmesi yahut bölünmenin yarattığı devletçikler aracılığıyla tüm bölgeye yayılması.Suriye’de siyasi çözüm yahut devletçikler arası savaş

 

Alptekin DURSUNOĞLU/YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !