18 Ocak 2022 Salı Saat:
14:48
02-09-2019
  

Din'e Karşı Din'in Hesaplaşması

Kuran dini, insanları dinsel, siyasal ve ekonomik baskıdan kurtarmaya gelmiştir...

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

"Yarının İslam'ı gelenekçi İslam değil, Kur'an İslam'ıdır. Yarının şiiliği artık şah Sultan Hüseyin şiiliği değil, İmam Hüseyin şiiliği (taraftarlığı) dır. Yarının Dini artık cehalet, zulüm, taassup, avam, çağ dışılık, telkin, gelenek, tekrar, ağıt, zaaf, zillet değil; şuur, adalet, bilinç, özgürlük, devinim, devrimci hareket, yapıcılık, ilim, medeniyet, sanat, edebiyat, toplum, sorumluluk, ilerleme, yeni düşünce, geleceğe bakış, zamana, tarih yazgısına egemen olma dinidir… Hüseyniye bir yer, bir olay, bir grup, bir toplantı değil, bir akımdır. Zamanın ihtiyaç ve zaruretinden doğan bir varlıktır. Topluma ve zamana hâkim ilahi yasalar, Teslis İslam'ını ortadan kaldırıp Tevhid İslam'ını yerleştirme görevini yerine getirmesi için yaratmıştır onu."

Dr. Ali Şeriati

 

Takvimler 10 Muharrem'i gösterdiğinde hep bir hüzün rüzgârı eser. Kuran'da 'Eyyamullah' olarak tanımlanan önemli günler ve anlar bulunmaktadır. Zaman, İslami dünya görüşünde tevhid ve adalet ilkeleri için ortaya konan amellerle anlam kazanır. Bu bağlamda, Rabbimizin günleri onun adının yüceltildiği, tarihe şahitliğin ve şehitliğin kazındığı bayraklaşan, birer slogan halini alan günlerdir.

 

Kuran'da zikri geçen günler, aylar ve geceler elbette Allah'ın yegâne mübarek kıldığı zaman dilimleri değildir. Çünkü tarih akışını sürdürmekte geçmişten anlatılan kıssalara bugün yeni kıssalar eklenmekte ve bu birikimi yarının kıssaları beklemektedir. Kuran'ın nüzulünün son bulmasından sonra da tıpkı nüzul döneminde ve öncesinde olduğu gibi Tevhid ve Adalet mücadelesi devam etmiş, hakkın taraftarlarıyla batılın taraftarları farklı zaman dilimlerinde farklı kimliklerle de olsa aynı çatışmanın tarafları olarak yerlerini almışlardır.

 

10 Muharrem'de yaşanan Kerbela Kıyamı da Kuran'da yer almayan ama Kuran'ın anlattığı kıssaların bir tekrarından ibarettir.

 

Hz. Hüseyin (a.s), dedesinin getirdiği Kur'an mesajının bir karşı devrim darbesiyle ters yüz edilmesine karşın son çare olarak kıyama başvurmuştur. O'nun kıyamı, hakkı ve adaleti haykırmaktan başka bir şey değildi. Kerbela, bir feda hareketi olarak ta tanımlanabilir. Kerbela'nın mesajını doğru anlamanın yolu onun ayakta tutmaya çalıştığı Kur'ani mesajı doğru anlamaktan geçiyor. Kuran'ın bütünsel dünya görüşü tevhid, adalet ve ahlaki kaygı üzerine bina edilmiştir. İlahi vahyin tüm amacı bu üç temel esası ayakta tutmak ve bu üç temel esas ekseninde bir şahsiyet ve toplum inşa etmektir. Müslümanlara düşen görev ise bu amaca uygun bir yaşam tarzı ortaya koymaktır. İman ve salih amel olarak tanımlayabileceğimiz bu görevi Hz. Muhammed (s.a.a) hakkıyla yerine getirmişti. Ancak ondan sonra gelişen beşeri zaaflar Cahiliye döneminin yeniden hortlamasına sebebiyet vermişti. İşte Hz. Hüseyin (a.s) bu karşı devrim ifsadına karşı kendisini feda etmiştir. Bu feda eylemi ile de 'Gerçek İslam'a karşı üretilen 'Sahte İslam'ın gerçek yüzünü ifşa etmiştir. Kerbela hadisesi bu sebeple herhangi bir mezhebin başka bir mezhebe isyanı değil, tevhid ve adaleti savunanların hurafelere ve zulme karşı koyuşunun simgesidir.

 

Ali Şeraiti'nin de söylediği gibi Hz. Hüseyin bugünkü anlamıyla bir Şii değildi ve bugünkü Şiilik için de savaşmamıştı. Hz. Muhammed (s.a.a) de Sünni değildi. Peygamber de (s.a.a) Hz. Hüseyin (a.s) de birer Hanif idiler ve 'tevhid, adalet ve ahlaki kaygı' uğruna mücadele ediyorlardı. Onlar herhangi bir taassup ve mezhepçilik için değil, dünyevi bir hırs ya da çılgınlık sonucu değil sadece ve sadece Kur'ani gerçeklerin unutulmaması için yola çıkmışlardı.

 

Peki, ne olmuştu da Hz. Hüseyin (a.s) bu denli önemli bir fedakârlıkla tarihi sarsmış ve nesilden nesile anlatılacak olan bu önemli direnişi başlatmıştı?

 

Ümeyye Oğulları kabilesinin Nebevi Sünnet'e karşı fitne dönemiyle başlayan itaatsizliği, saltanatı ihdas etmeleriyle devlet erkini ele geçirmeleriyle zirveye ulaşmıştı. Müslümanlar yukarıdan aşağıya doğru Kuran'ın onlara kazandırdığı bilinci kaybetmetmiş, Muhammed'in (s.a.a) örnekliğiyle kurulan İslami yapı çözülerek, İslam öncesi cahili anlayışa geri dönme süreci başlamıştı.

 

Öz Muhammedî Sünneti takip etme yolu, Emevilerin resmi Sünnetine dönüştürülüyordu. Hz. Hüseyin'in itirazı, bu resmi saray Sünneti karşı yükseltilen Nebevî Sünnetin savunusundan ibaretti. Bu durumu, Nebevi Sünnet'in tarafı anlamına gelen Ali'nin tarafında yer almak olarak ta tanımlayabiliriz. Ali şeraiti'nin ifade ettiği gibi bu bağlamda Muhammedi Sünnilik ile Ali Şia'sı aynı şeydir.

 

Hz. Hüseyin Kuran'da muvahhitlik, haniflik, Müslümanlık olarak tanımlanan Nebevi Sünnetin ve Ali taraftarlığının mesajını yani Kuran'ın mesajının sesiydi…

Tarihi kaynaklarda geçtiğine göre, yol arasında gözü Kufe tarafından gelen iki kişiye takıldı, onlarla konuşmak için durdu. Onlar kendisinin Hz. Hüseyin (a.s) olduğunu anlayınca yollarını değiştirdiler. Hz. Hüseyin de, onların konuşmak istemediklerini anlayarak yoluna devam etti. Daha sonra geride kalan ashabından biri yolda onları görünce onlarla konuştu. Onlar Müslim'in ve Hani'nin şahadeti gibi Kufe'de olup biten acı olayları kendisine anlattılar ve dediler ki: "Vallahi biz bu haberi Hz. Hüseyin'e vermeye utandık." O adam kendisini Hz. Hüseyin'e ulaştırarak İmam'ın bulunduğu çadıra girdi ve dedi ki: "Sizin için önemli haberlerim var; dedi ve devam etti:

 

"Dün görüp konuşmak istediğiniz, sizi tanıyınca da yollarını değiştiren iki kişiyle konuştum; onlar olup bitenleri anlattılar. Onlar Kufe'nin, Yezid'in askerlerinin eline düştüğünü, Müslim ve Hani'nin şehit düştüklerini haber verdiler."

 

Hz. Hüseyin bu haberi duyunca gözlerinden yaşlar aktı ve sonra şöyle dedi:

 

"Müminlerden öyle erler vardır ki, Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi ahdini gerçekleştirdi (şehit oldu), kimi de (sıraları gelsin diye) beklemektedir. Onlar (verdikleri sözü) hiç bir değiştirme ile değiştirmediler."

Hz. Hüseyin (a.s) bu cevabıyla yola sadece Kufe'nin siyasal çağrısı için çıkmadığını aksine Kur'an merkezli bir ıslah çağrısının ana hedef olduğunu vurgulamaktadır.

 

Hz. Hüseyin (a.s), dünyevileşen, zulme, haksızlığa karşı direnişini yitiren din anlayışına "Gerdanlık kızların boynuna yakıştığı gibi ölüm insanlara yakışır. Yakub Yusuf'u görmeyi arzu ettiği gibi ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum" diyerek neşter vurmuştur. Bu duruş şu ayetin de aslında hayattaki bir yansıması oluyordu:

 

"Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah'ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır." Al-i İmran/157

"İğreti hayatı âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Allah yolunda çarpışıp da öldürülen yahut galip gelene biz, yakında, büyük bir ödül vereceğiz." Nisa/74

Yine bütün ashabı öldürüldüğü ve sadece kendisi kaldığı halde, deniz gibi dalgalanan, her birinin elinde mızrak ve sırtında kılıç olan binlerce kişinin karşısında durarak şu anlamda bir mesaj verdi:

"Şu rezil oğlu rezil, şu haramzade oğlu haramzade (Ubeydullah b. Ziyad) bana kılıçla (ölümle) zillet arasında iki seçeneğim olduğunu haber verdi; Hüseyin nerede, zillet nerede?"

 

Hz. Hüseyin (a.s) dedesinin ve babasının eğitiminden geçmiş, ilk Kur'an neslinin simgelerinden biriydi. Nebevi sünnetin inşa ettiği muvahhid bir şahsiyet olan Hüseyin, değişmeyen ancak değiştiren İslami değerlerin verdiği izzeti taşıyordu. Ölüm korkusu ve geçim sıkıntısı ile tehdit edilerek İslam'ın değerlerinden vazgeçmesini isteyenlere karşılık Müslüman bir öncünün ortaya koyması gereken örnekliği sergiliyor ve tüm Müslümanlara gerektiğinde en değerli şeylerinden İslam için vazgeçilmesi gerektiğini bizzat kendisi uygulayarak öğretiyordu. Gerçek irşat ve gerçek mürşit böyle olmalılıdır.

 

Hz. Hüseyin (a.s) herhangi bir dinsel hiyerarşi, din kurumu ya da kisvenin, otoritenin adamı olsaydı, saraylarda sıcak ortamlarda fetvalar verir ve makamını korurdu. Ama durum bunun tam tersineydi; Hz. Hüseyin'in karşısında duranlar Muhammedî din'e karşı böylesi kurumsallaşmış bir dine sahipti.


Kuran'ın dini ancak tevhid ve adalet için insanları dinsel, siyasal ve ekonomik baskıdan kurtarmaya gelmiştir. Zulmün kanatları altında korunan dinsel otoriteler ise tıpkı Musa'ya (a.s) karşı örgütlenen Firavunun sihirbaz rahipleri, İsa'ya (a.s) karşı duran Yahudi Hahamları, Muhammed'e (s.a.a) karşı duran Hıristiyan Rahipleri ve Mekke şirk dininin sarıklı cübbeli din adamları gibi her zaman uyuşturucu etki yaparlar.

 

Kur'an ve Sünnet dinine karşı saltanat ve saray dinini temsil edenlere karşı bir ıslah mesajıdır Kerbela!

Hz. Hüseyin (a.s), Nebevi Sünnetin korunması adına Medine'den hareket ettiği gün kardeşi Muhammed b. Hanefiyye'ye yazdığı vasiyetnamede şu şekilde ifade ediyor amacını:

 

"Ben makam mevki düşkünü, bozguncu, müfsit ve zalim bir kişi değilim. Benim böyle hedeflerim yok. Benim kıyamım ıslah etmek içindir. Dedem Muhammed ümmetini ıslah etmek için kıyam ediyorum. Ben marufu emretmek ve münkeri nehyetmek istiyorum."

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler