14 Temmuz 2020 Salı Saat:
16:33
08-10-2014
  

Dinin Eksik Bölümü

Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım...

Facebook da Paylaş

     
 Allah’ın adıyla    


Allah-u Teâla Hz. Âdem’den (as) son Peygamber Hatem-ul Enbiya Hz. Muhammed’e (saa)  kadar binlerce Peygamber (as), üç büyük kutsal kitap ve dört adet suhuf göndermiştir, bunların hepsi şüphesiz son din olan İslam’ı tamamlamak ve en mükemmel din olarak,  gelecek nesillere bırakmak içindi. Zira toplumları mükemmeliyete ulaştırmak için, gerekli olan kural ve kanunların bir anda uygulanması zordur. Ayrıca insanlar bu yükü bir anda kaldıramazlardı yani bir insanın mükemmel bir insan, insan-ı kâmil olması için sahip olması gereken eğitim-öğretim, siyasi kültürel, ahlaki kısaca toplumda sahip olması gereken tüm donanımlara kısa sürede sahip olması mümkün değildir. Bunun için insanın her gün, her hafta, her ay, her yıl ayrı ayrı yӧnlerini eksiklerini kemale erdirmesi akla daha uygun ve kalıcı bir çözümdür.


Tıpkı Doktor olmak isteyen bir çocuğun nasıl önce ilkokul, Orta, Lise ve üniversite eğitimi devrelerini geçirmesi ve sonrada Doktorluk bölümünde özel ihtisas yapması gerekiyorsa ve bu devrelerin her bölümünde, çocuğun kapasitesine göre ayrı ayrı dersler görmesinin ardından o çocuğun Doktorluk yapabilme yeteneğine sahip olması gibi veya günaha batmış, bir çok kötü alışkanlıkları olan bir insanın, hemen bir kaç gün veya bir kaç hafta içerisinde bütün kötü davranışlarından vaz geçip tam bir mümin olmasını bekleyemez ve o insan üzerinde çeşitli programlarla, zamana yayarak çalışılması uygunsa, Allah-u Teala da yeryüzünde yarattığı bu değerli varlığı yavaş yavaş eğitmeyi ve kemal derecesine çıkarmayı dilemiştir.


Tabi ki insanın kemale erdirilmesi, Allah için çok kolay bir şeydir ama Rabbim en değerli varlık olan insanın, kendi değerini kendisinin kazanmasını dilemiştir. Bunun içinde insanoğluna kolaylık olsun diye, mükemmelleşme yolundaki engelleri yavaş yavaş, birer birer geçmesi için vakit tanımış ve her topluma ayrı ayrı kendi zamanına uygun kanun ve kurallar öngörmüş ve bunun için Peygamberler (saa) göndermiştir. Bu şekilde her yeni gelen toplum kendisinden önceki toplumlara göre sorumlulukları da artırılmış, sorumluluklar arttıkça da insanların olgunlaşması, öngörülmüştür.


Bu toplumların rehberlerinin, önderlerinin yani Peygamberlerinin de (as) aynı şekilde orantılı olarak, kendisinden önceki Peygamber’den (as) daha çok sorumluluklara sahip olduğunu görüyoruz.


Zira tarih boyunca öyle Peygamberler (as) gelmiştir ki, sadece kendi ailesi, ya da sadece bulunduğu kӧy, kasaba veya bölge için Peygamberlik yaptığını tarih sayfalarından öğreniyoruz.  


Dolayısı ile İslam’dan önceki isimlerle adlandırılan dinlerin hep eksik bir tarafının kaldığını, bir sonraki dinlerin daha mükemmel olduğu sonucuna varmak mümkündür.


İslam’ın kutsal kitabının da son ayetlerinin gelmesine kadar İslam’da eksik bölümlerin olduğunu anlayabiliyoruz, zira Maide suresi 3. ayetin Kur’an-ı Kerim”in son ayetlerinden olduğunu biliyoruz,


 ꞌꞌ…. Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım, size din olarak Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum. ꞌꞌ ( Maide/ 3)


İşte bu ayetin gelişinden önce de İslam’ın daha tamamlanmamış ve eksiklikler inin olduğunu anlıyoruz. Çünkü Gadir-i Hum denilen yerde Hz. Peygamber (saa) efendimizin Veda Hacc’ında Veda Hutbesini halka açıklamak için toplanıldığında ve Veda hutbesinden anlayacağımız üzere, orda yaptığı açıklamalarıyla bunu anlıyoruz.
Zira Hz. Peygamber (saa) efendimiz orada bulunanlara şöyle hitap ediyor. 

    ꞌꞌ.Ey Müslümanlar! Ben size şimdiye kadar İslam dininin emir ve yasaklarını anlatıp, size İslam’ı tebliğ etim mi?” Herkes bir nida ile “Evet, ya Resulullah”, diye cevap veriyorlar.


Bunun üzerine Hz. Peygamber (saa) efendimiz: “Şahit ol ya Rabbi! Bu Müslümanlar görevimi yaptığıma şahit oldular. Benim bir Peygamber olarak üzerime düşen ve bana verilen görevi, vazifeyi 23 yıl boyunca tüm emir ve yasaklarını bu halka açıkladığıma şahit oldular.”


Bunun üzerine Maide suresi 67. Ayet-i nazil oldu.ꞌꞌEy Peygamber, bildir, sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur. … ( Maide 67)


Allah-u Teâla bu ayetle duruma itiraz eder ve Hz. Peygamber (saa) efendimizi adeta tehdit ederek henüz değil, son bir emir daha var ki bu emri yerine getir! Diye emreder ve eğer bu emri yerine getirmezsen elçiliğini, Peygamberliğini yapmamış olursun diye tehdit eder. Acaba Hz. Peygamber(saa) efendimiz 23 yıl boyunca yaptıkları tüm tebliğine denk düşen bu kadar önemli emir neydi? Çünkü Allah-u Teâla da biliyor ki, Hz. Peygamber (saa) 23 yıl boyunca İslam dininin hükümlerini insanlara ulaştırmak için yüzlerce, binlerce engelle karşılaşmış zorluklar çekmiş nice hakaretlere uğramış, suikastlarla karşı karşıya kalmış, savaşlar etmiştir. Neden? Sadece ve sadece kendisine verilen gӧrevi layıkıyla yerine getirmek ve son din olan İslam’ı tamamlamak içindi tabiki.


Demek ki bu kadar yapılanlar dinin kemale ermesi için yeterli değildi ki son bir emirle onun ancak tamamlanacağı vurgulanıyordu, Hz. Peygamber (saa) efendimizin gelen bu emir sonrasında yaptıkları tarih sayfalarında ve bir çok Ehli sünnet ve Ehl- i Beyt kaynaklarında şu şekilde nakledilmiştir.


Hz. Peygamber (saa) efendimiz Veda Haccından dönerken Gadir-i Hum denilen yerde bütün hacıları topladı ve Veda hutbesinde geçen birçok hususları açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:


“Ey insanlar! Ben yakında Rabbimin davetine icabet edeceğim. Ben sizden önce Kevser havuzunun başına gideceğim, siz orada benim yanıma geleceksiniz, benden sonra Segaleyn hakkında nasıl davranacağınıza iyi dikkat edin.”


Halktan birisi: “Ya Resulullah, Segaleyn nedir? Diye sorduğunda


Resulullah (saa): “İki paha biçilmez emanet, biri; Kur’an-ı Kerim ve diğeri de İtretim (Ehl i Beytꞌim’dir),  bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe ayrılığa düşmezsiniz, bunlar Kevser havuzuna gelinceye kadar birbirinden ayrılmazlar”, diye buyuruyor.


 Sonra İnsanlara şunu soruyor: “Acaba ben, ilahi Risalet’imle amel ettim mi? ve acaba ben size sizin nefsinizden daha evla değil miyim?” Onlar, “evet” dediler. Daha sonra Hz. Peygamber (saa) şöyle buyurdu: “Ben kimin Mevla’sıysam, Ali de onun Mevla’sıdır”


Ve sonra şöyle dua etti: “Allahꞌım Ali ile dost olana dost ol, Ali’ye düşman olana düşman ol, onu seveni sev, buğzedene buğzet, ona yardım edene yardım et, o nereye dönerse hakkı onunla döndür. Biliniz ki bu sözleri burada hazır olanlar hazır olmayanlara bildirmelidirler.”


Bu açıklamalardan sonra yukarıda ki mübarek Maide Suresi’nin 3. ayeti nazil oldu ve şöyle ilan etti ki ꞌꞌ… Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım, size din olarak İslam’ı verdim de hoşnut oldum.ꞌꞌ (Maide 3)


Bütün bu hadiselerden sonra Dinin eksik bölümünün ve tamamlanması için Hz. Peygamber (saa) efendimizin bildirmesi gereken önemli emrin kendisinden sonra yerine seçmesi gereken halifesi, vasisi, yardımcısı ve Kuran-ı Kerim'in gerçek manada Hz. Peygamber (saa)den sonra açıklayıcısını, tefsircisini seçmesi olayıdır ki, bu da Allah-u Teâla’nın bize olan en önemli nimetidir.


Ve yine asıl olan Hz. Ali’nin (as) Velayete seçilmiş olması değil, Hz. Peygamber (saa) efendimizin kendi yerine Velayete layık, kendisi gibi bilge, kendisi gibi cesaretli ve verilen İslam ve Kur’an-ı Kerim gibi çok değerli emanete vakıf olan, aynı zamanda o emaneti layıkıyla koruyacak birine verilmiş olmasıdır. Ve kutsal görevi üstlenecek birinin seçimini demokrasilerde (!) olduğu gibi sıradan insanlara bırakılmamış olmasıdır. Zira yine Hz. Peygamber (saa) efendimiz: “Benden sonra zalim hükümdarlar, bilgisiz hâkimler türeyecektir, sakın onlara uymayın! Onlara uyan onlardan olur”, diye buyurmuştur.


Ve yine Hz. Peygamber(saa) efendimiz: “Zaman’ın İmamını tanımayan cahiliye devrinde ölmüş gibidir”, buyuruyorsa bu İmam’ın tanıtılması işini de şansa bırakmak olmaz. Bu İmam’ı tanıtmak gerekiyor. Çünkü tanıtılmayan İmam’ı tanımayanlar için bir günah ve sorumluluk olamaz. Demek ki bu İmam’ın tanıtılması şarttır. Bu İmam eğer Peygamber’in (saa) yerine geçecekse ve asırlardır tamamlanması için binlerce Rehber, Peygamber (as) ve kutsal kitaplar gönderilen İslam’ı teslim alacaksa, bu İmam o zaman masum olmalıdır, işi şansa bırakmak olmaz. Bu masum İmam ise aynı Peygamberler gibi yine her şeyin iyisini ve doğrusunu bilen Allah-u Teâlâ’nın emriyle seçilmiş olması gereklidir.


Dinin eksik bӧlümünü anlayan ve nimetten gereği gibi faydalananlardan olmak ümidi ile…


Mehmet Yüksek

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler