20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
15:23
01-03-2014
  

Dr. Muhammed Ticani'den Bir Anı

Bir Müslüman'a yardım etmekten âciz kaldığım için kendi kendime kızıyordum...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Gittiğim her kapının önünde bir bekçi bekliyordu. Dua okumak ve arkadaşlarımın selâmlarını Resulullah'a iletmek için orada biraz bekleyince bekçiler hemen oradan çekilip gitmemi söylediler.


Onların biri ile konuşmak istedim; ama faydası olmadı.


Harem-i Mutahhar'a gelip biraz Kur'ân okumaya başladım. Ayetleri tertil ile okuyup tekrar ediyordum. Resulullah'ın (s.a.a) Kur'ân okuyuşumu dinlediğini zannediyordum. Kendi kendime dedim ki:

 

"Acaba Resulullah'ın (s.a.a) ölümü diğer insanlar gibi midir? Eğer öyleyse niçin namazlarda ona hitap ediyoruz ki: "Esselâmu aleyke eyyuhe'n Nebiyyu ve rahmetullahi ve berekâtuh." (Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi sana olsun ey Allah'ın Resulü!)


Eğer Müslümanlar Hızır'ın diriliğine ve ona selâm verenin selâmının cevabını verdiğine inanıyorlarsa ve hatta sûfî tarikatları şeyh Ahmed Ticanî ve Abdulkadir Geylânî ve diğer şeyhlerini uyanık hâlde görebildiklerini iddia ediyorlarsa, neden biz bu kerameti Hz. Resulullah'a reva görmeyelim? Oysa ki şüphesiz o, Allah'ın kullarının en üstünüdür."
 

Ama Vahhâbîler hariç diğer Müslümanların Resulullah'ın makamlarının sınırı olmadığına inandıklarını düşünerek rahatladım. Bu makamları Resulullah'a reva görmeyen tek taife Vahabîlerdir. Ben, bu yüzden ve bir de onların, kendi akidelerinde olmayan müminlere karşı sert davranmalarından dolayı onlardan nefret etmeye başladım.
 

Ehlibeyt'e selâm vermek için Baki mezarlığına gittim; orada bir ihtiyarın durup ağladığını gördüm, ağlamasından şiî olduğunu anladım. Kıble'ye doğru dönüp namaz kılmaya başladı; ama aniden Suudî askerlerinden birisi, sanki önceden bunu izliyormuş gibi gelip adamı secde hâlinde tekmelemeye başladı ve öylesine vurdu ki zavallı sırt üstü yere düştü ve birkaç dakika yere serili kaldı.
 

O asker halen ona vurmaya ve kötü laflar söylemeye devam ediyordu. Artık kendime hâkim olamadım ve askere dedim ki:


"Neden bu zavallıya namaz hâlinde saldırdın? Bu iş haramdır."


Bana bağırarak dedi ki:


 

"Sus, sen karışma, yoksa buna yaptığımın aynısını sana da yaparım."


Bu zâlimin gözlerinde şerri görünce, hemen ondan uzaklaştım. Ama bir Müslüman'a yardım etmekten âciz kaldığım için kendi kendime kızıyordum. Bu olay, Suudîlere karşı olan nefretimi daha da arttırmıştı. Neden bunlar her istediklerini hiçbir engelle karşılaşmadan halka yapıyorlar?


Orada bulunan bazı ziyaretçiler de kendi kendilerine bu durumdan rahatsız olduklarını bildiren bazı sözler söylüyorlardı. Ama bazılarının da:
 

"O, bu dayakları hak etmiş, neden kabrin yanında namaz kılıyor?" dediğini duydum ve kendimi tutamayarak dedim ki:
 

"Kim demiş kabirlerin yanında namaz kılmayın diye?"
 

Birisi:
 

"Resulullah bunu menetmiştir," diye cevap verdi.
 

Bağırarak dedim ki:
 

"Peygamber'e iftira ediyorsunuz."
 

Ama hemen kendime gelerek etrafımdakilerin askere haber verip beni tehlikeye sokabileceğini düşündüm ve yumuşak bir dille onlara dedim ki:

"Eğer Resulullah menetmişse, peki neden milyonlarca Müslüman ve hacı adayı Mescid-i Nebi'de bulunan Peygamber, birinci ve ikinci halifenin kabirlerinin yanında namaz kılarak bu haram işi yapıyor? Bu işi haram kabul etsek bile acaba böylesine sertlikle mi engellenmelidir? Müsaade edin Resulullah'ın huzuruna gelerek mescidinde idrarını yapan çöl Arab'ına karşı Resulullah'ın (s.a.a) nasıl davrandığını size anlatayım:
 

Rivayete göre, bir çöl Arab'ının utanmadan Resulullah'ın ve sahabenin huzurunda mescidi kirletmesi üzerine sahabeden bazıları bu saygısızlığa tahammül etmeyerek kılıcını çekip müdahale etmek istedi; ama Hz. Resulullah, onlara müsaade etmeyerek şöyle dedi:

 

"Bırakın eziyet etmeyin, bir kova su getirip idrarın üzerine dökün yeter. Sizin göreviniz insanlara kolaylık sağlamaktır; onlara baskı yapmak değil; siz insanları hakka yöneltmelisiniz, ondan nefret ettirmemelisiniz."
 

Onlar da Resulullah'ın emirlerine uydular. Sonra Resulullah (s.a.a) o Arab'ı yanına çağırıp kendi yanına oturttu ve taltifte bulunarak o adama bu mekânın, Allah'ın evi olduğunu ve kirletilmemesi gerektiğini anlattı. Bunun üzerine o Arap, Müslüman oldu ve ondan sonra en temiz ve en güzel elbiseleriyle Mescid-i Nebi'ye gelmeye başladı.
 

Allah'u Teala Resul'üne buyurmuştur ki:
 

"Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, mutlaka yanından ayrılıp kaçarlardı."
 

Dinleyenlerin bazıları bu hadiseden etkilendiler ve onlardan biri beni bir kenara çekip dedi ki:
 

"Kardeşim siz nerelisiniz?"
 

"Tunusluyum" dedim.
 

"Allah'ını seversen bu sözleri bir daha ağzına alma, yoksa başın belâya girer…" dedi.
 

Bu sözleri duymam, kendilerini Harameyn'in (Mekke ve Medine'nin) savunucusu olarak tanıtıp ve Allah'ın evininin ziyaretçilerine bu kadar baskı yapan Vahhâbîlere karşı nefretimi daha da arttırdı. çünkü kimse kendi görüşünü anlatamıyordu, hatta onların akidesine ters düşen hadisleri söylemek hakkına bile sahip değildi.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler