21 Ekim 2018 Pazar Saat:
09:31

Dumanlı Hava Vadisi

03-11-2012 15:08


 

 
 
 
Hayvan kurtlarla işim yok. Beşerden kurda dönüşmüş olan "Werwolf" takımı dumanlı havadan hoşlanır.
 
Çünkü dumanlı havada tozdan dumandan fırsat bulunup da fermân-i ilâhî okunmaz. Okunması yasaklanamadığı dönemlerde mutlaka bir toz duman kaldırmalıdır ki göz gözü görmesin ve ferman okunamasın. Okunsa da manâsı düşünülmesin! Manasının düşünülmesi önlenemiyorsa, Kur'an Arapçası öğretilmesin ve "kahkaha aynaları" görevini gören bazı meâllerle doğru ma'na gizlensin! Bu Vadide çeşitli fitne tertipleri düzenlenirken de akıl, gönül, mantıkî tutarlılık, tarihi gerçekliklerin nazara alınması aslâ gerekli sayılmaz. Amaç yol bulmak ve buldurmak değil, yol şaştırmak, yol azdırmaktır. Fitne tertibinden ne kadar toz duman çıkıyorsa, o ölçüde amaca elverişli sayılır. Eğri tertip; mübah da değil, vâciptir, yeter ki dumanı doğru çıksın! Zaman boyunca yeni ittifaklar kurulur. "Milletlerin dostlukları yok, çıkarları vardır" (!) Bu tertiplerle, bir zamanlar "biz kitab ve sünnete bağlıyız, siz akılcı!" diyenler, bir süre sonra "biz akılcıyız, siz taklitçi!" teranesiyle melemeye başlarlar.
 
Çünkü çiftliğe domuzlar ve kurtlar hakim olmuş, fitne hakemi düdüğünü çalmış, kaleler değişmiştir.
 
Hiziplere bölmenin sonu-sınırı yoktur. Önce Sünni/şi'i bölünmesi sağlanır, ardından da Sünniler "ehl-i Sünnet vel cema'at" ve "ehl-i Sünnet vel the cema'at" şeklinde bölünmek istenir. Tasavvuf ehli ve tasavvuf karşıtları, ABD'ye bağımlı ve ABD karşıtı Vahhabiler ve İhvân-ul Müslimin, gibi fırkalar ihdâs edilir. Aleviler'e "siz Kürt iseniz Zerdüşti, Türk iseniz şamanist sayılırsınız, ne var ki aslâ Müslüman değilsiniz" denir.
 
Katar'da Hariciler, şi'i karşıtı ittifaka dahil edilir. Bir zamanlar Vahhabi'yi Müslüman saymayanlar, "Faizsiz banka" büyüsüyle cânü ciğer olurlar.
 
İran Devrimi sırasında menfaat hayalleri kuranlar veya İran Devrimi'nden İbn Teymiyye çıkacağını umanlar, hayal kırıklığı içinde, bilerek veya bilmeyerek İran'a saldırmak için eşref saat bekleyenlerin hizmetine girerler ve "artık değiştik!" demeyenleri, "komplo kuramcısı ve İran'la bi'atli" olmakla itham ederler. Resûl-i Ekrem(S.A) "Mü'min bir yuvadan iki kez dalanmaz!" buyurmuştur. Oysa Yeryüzü Canavarları (Dâbbe-t-ul Arz) bir bölüğümüzü bir kez 80'li yılların sonlarında daladı: - Haydi arslanlarım! Benden size izin! Adriyatik'den Çin Denizi'ne kadar Osmanlı'yı ihyâ edin!" Bu dalamanın acı sonuçlarını gördük. şimdi biraz kendimize gelmişken tekrar dalanmayalım!
 
Bu kez de "Osmanlı fırsatını kaçırdınız, şimdi size Alparslanlık yolunu açıyoruz, Suudi Arabistan Abbasî Hilâfeti'ni, Barzânî – Talebanî de dini bütün Sünni Kürtleri, Salâhaddin'i ve İdris'i temsil etsin, siz de bunların ağası Alparslan'ı oynayın, tabiî ki hiçbir zaman da asıl ağanızın emperyalist ittifak olduğunu unutmayın!" telkıyni yapılıyor.
 
Bu arada "İslâm konferansı" örgütü ne yapıyor?
 
 İslâm Dünyası'nın doğru sözlü tek bir haber ajansı da yok mu? Suriye'de olup bitenleri bizim gazetelerden okuduğumuzda "-Ey Esed, Allah'dan korkmaz, kuldan utanmaz mısın?" diye içten haykırıyoruz, ne var ki Suriye'nin ve müttefiklerinin yorumları emperyalizmin güdümündeki basının sansüründen geçemiyor. İslâm Konferansı acabâ niçin kuruldu ve neye yarıyor? Yoksa bu da emperyalizmin bir gözetleme kulesi mi?
 
Eminim ki, emperyalizm kendi kapı kullarının dahi biribiriyle dost olmasını istemiyor. İleride akılları başlarına gelip birlikte kazan kaldırmamaları için, Yunanistan'la aramıza ekümenik Patrikhane, Heybeliada Rûhban Okulu sorunu sokuluyor, Füze Kalkanı'yla İran tedirgin ediliyor, Maliki Hükümeti'yle aramız hiç sebepsiz bozulurken, İslâm'a gönülden bağlı Kürt kardeşlerimizle değil, siyaset tilkisi Kürtlerle, Maliki'nin iktidar yorganı sırtından kapılıncaya kadar sürmek üzere bir ittifak sağlanmak isteniyor. Yorgan kapıldıktan ve Esed de düşürüldükten sonra bize "Buyurun Tuğrul Bey ve Alparslan tahtına!" denmeyeceğini, siyaset tilkilerinin Türkiye'yi de bölerek İran'a karşı bir "üs" oluşturacaklarını kimse düşünmüyor. Unutmayalım ki, kalb-i selim ve akl-ı selim ittifakının kadrini bilmeyenlerin, başkalarını komplo kuramcılığı ve akıl tutulmasıyla itham etmeye hakları yoktur.
 
Hava kirliliğine çok mu alıştık? 17 Haziran 2012 tarihli Hürriyet'in Pazar ekindeki söyleşi, artık bizde dehşet değil, hayranlık mı uyandırıyor?
 
Ahlâkî liyakat şartları; artık emanet tevdi'i için anlamsız geri kafalılık belirtisi mi sayılıyor?
 
 şi'i-Sünni-Alevi vahdetinden vaz geçtim, hiç değilse "ehl-i Sünnet vel cema'at" ve "ehl-i Sünnet vel the cemaat"i bölme nifakı, akl-ı selim ve kalb-i selim ittifakıyla önlensin, buna da râzıyım! Bunu söyleyince de, Aşûra'dan söz edince "Aşure tatlısı"nı ananlar, bu kez "evet! Yavuz Selim'de ittifak etmeliyiz!" diyecekler. Meded yâ Sâhib-ul-İmdâd!
 
 
yenişafak
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !