16 Temmuz 2019 Salı Saat:
03:51

Ehl-i Beyt'in İlmî Merciliği: İmam Sadık (as)

11-07-2019 13:44


 

 

 

 

 

 

Mukaddime

 

İmamet, Ehl-i Beyt Mektebi düşüncesinde risaletin devamıdır. Dolayısıyla herkes Peygamberden sonra imamet makamına geçemez, nasıl ki Peygamberi yüce Allah seçmelidir, imamı da aynı şekilde Allah seçmeli ve Peygamberimiz ilan etmelidir.

 

Bu bakımdan İmamiye'nin düşüncesinde mutahhar İmamlar, Peygamber-i Ekrem gibi mutlak ve kâmil mercilerdir. Yani tüm Müslümanların başvurması gerekenlerdir. Buna örnek olarak dinî mercilik, siyasî mercilik, ilmî mercilik, manevî merciliğe değinilebilir.

 

Belki akla şu soru gelebilir: Ehl-i Beyt mektebi mensupları, İmamları neden mutlak manada merci kabul etmektedir?

 

Bunun cevabı genel olarak şöyledir: İmamiye, insanın akıl ve duyu gibi epistemik araçlarla mutluluğu bulamayacağına inanır. Bu sebeple Allah, insanların, meselelerini halletmede akıldan yararlanmasının yanısıra vahiyden de nasiplenmesi için peygamberler göndermiştir. İnsanın vahiyden faydalanma zarureti, kelimenin genel anlamıyla, tüm çağlarda Allah'ın beşerle irtibatı, göğün yerle irtibatı (این السبب المتصل بین الارض و السماء), Yaratıcının yaratılmışla irtibatı şeklinde olmuştur ve olmaktadır. Yani bütün zamanlarda Yaratıcının yaratılmışla irtibatı korunmalıdır.

 

İmamiye'nin düşüncesinde imamet, Hatemu'l Enbiya Muhammed Mustafa'nın (saa) rıhletinden sonra insanın Yaratıcıyla irtibatının kesilmemiş olduğu esasına bina edilmiştir. Bu yüzden, Allah'ın peygamberleri gönderme sebebini ister İmamiye'nin düşüncesindeki gibi “zaruret” kabul edelim, ister Ehl-i Sünnet'in düşüncesindeki gibi “hasen” sayalım farketmez. İmamın varlığı da bu düşünceye göre ya zaruridir ya da hasen. Bu nedenle Caferiler, Ehl-i Beyt İmamlarının mutlak merci olduğuna inanırlar.

 

Lakin bu konuşmada biz 12 imamdan sadece İmam Sadık'ın (as) merciliğini izah etmeye çalışacağız.

 

İlmî Merciliğin Manası

 

Merceiyet, geri dönmek manasında “rece’a” kelimesinden gelir. İlmî merceiyet ise yeni bir nazariye üreterek veya yeni bir nazariyeye yönlendirerek, ya da çok sayıda ilmî ihtilaflarda hakemliğe dönmektir. Başka bir ifadeyle, ilmî mercilikten bahsettiğimizde kastettiğimiz, Ehl-i Sünnet'in görüşünde Allah Rasülü (saa) gibi bir şahsın, yahut İmamiye'nin görüşünde İmamlar gibi kimselerin, ya da bu alanın uzmanları ve âlimlerin ihtiyaç anında müracaat edip yararlanacağı Kur'an gibi bir kitabın kaynak ve merci olmasıdır.

 

Bu merci ister bir şahıs, ister şahıslar, ister kitap olsun; son sözü söyleyecek ve nihai görüşü bildirecektir.

 

İlmî merciliğin ispatlanması, öncelikle dinî maarifi ve Peygamber-i Ekrem'in (saa) rıhletinden sonra sünneti izah etmenin merciini somutlaştırmak için; ikinci olarak reyle tefsir sonucunda dinden sapmayı önlemek için gerekli ve zaruri bir iştir.

 

اولو الامر”, “کونوا مع الصادقین”, “فسألوا اهل الذکر

 

Ayet-i şerifeleri gibi bazı Kur'an ayetlerinde Ehl-i Beyt'in ilmî merci olduğuna delalet vardır. Bu ayetlere göre, sahih dinî hükümleri çıkarmada liyakatli role sahip olan ve Müslümanların birliğini ve barış içinde yaşaması sağlayan mutahhar İmamlar Kur'an ve Sünneti tefsirde ilmî mercidirler.

 

Ehl-i Beyt'in ilmî merceiyetinden uzaklaşılması, bazen tevessül, şefaat gibi dinî hükümlerden yanlış sonuçlar çıkarılmasına yol açmıştır. Bunun, günümüzde savaş, kan dökme ve terör gibi uğursuz eserleri görülmektedir.

 

Bu durumda mutahhar İmamların, hususen İmam Sadık'ın (as) ilmî merciliği, İslam dünyasındaki ulema ve düşünürlerin, ister İmamiye, ister Ehl-i Sünnet olsun, ilim üretirken ve ilmî kılavuzluk yapıp hüküm çıkarırken fıkıh, hadis, kelam, tefsir, felsefe, tıp, astronomi, matematik vs. gibi değişik sahalarda başta İmam Sadık (a) olmak üzere mutahhar İmamlara müracaat etmeleri ve onların sözünü nihai görmeleri anlamına gelecektir.

 

İmam Sadık'ın (a) Merciliğinin Kur'an'dan Delilleri

 

1. Ulul emr ayeti: “واولیالامر

 

Yüce Allah, Maide suresinin 59. Ayetinde şöyle buyurmaktadır:

 

 “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً

 

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”

 

İbn-i Abbas, Ebu Hureyre, Cabir b. Abdullah Ensarî, Mücahid, Süddî, Atâ, Meymun b. Mihran gibi âlimler “ululemr”i örneklendirirken iki gruba, “emirler ve idareciler” ve “âlimler”e işaret etmiştir. İmam Sadık (a) Şiî ve Sünnî ulemanın itirafıyla âlimlerin üyesi, hatta ulemanın en bilgilisidir.

 

Kurtubî, “ululemr”den maksadın ulema olduğunu teyit ederken ayetin ikinci kısmını şahit gösterir. Onlar ihtilaf anında Kitab'a ve Peygamber'in (saa) Sünnetine müracaat edecektir. Ulema dışında bir başkası ihtilafı Kur'an ve Sünnete götürmenin keyfiyetini bilemez. Bu konu, ulemaya sorma ve onlardan fetva almanın vacip olduğuna delalet etmektedir.

Bu beyana istinaden şimdi bir soruyla karşı karşıyayız: Peygamber'in (saa) sünnetine en vakıf kişi kimdir? Bu sorunun cevabını İmam Ebu Hanife'den alabiliriz. İmam Ebu Hanife, İmam Sadık'la (as) yaptığı münazara ve kırk sorusuna aldığı cevaplardan sonrasında fakihlere dönerek şöyle demişti:

 

انّ اعلم الناس اعلمهم باختلاف الناس” ve “ما رایت افقه من جعفر بن محمد

 

”Cafer bin Muhammed’den daha bilgilisini ve fakihini görmedim.”

 

”İnsanların en bilgini ,insanların sorunlarının cevabını en iyi bilendir.” Yani İmam Cafer-i Sadık’tır. Malik b. Enes der ki:

 

ما رات عین و سمعت اذن و حظر علی قلب بشر افضل من جعفر بن محمد علما و عباده و ورعا

 

Yani “İlim, ibadet ve takva bakımından Cafer b. Muhammed'den daha faziletli birini hiçbir göz görmedi, hiçbir kulak işitmedi ve hiçbir insanın aklına gelmedi.”

 

Abdurrahman Şarkavî şöyle der: “İmam Sadık (as), muhtelif şehirlerden yanına gelmiş Ehl-i Sünnet'in yüzlerce fakihini eğitmiştir. Hazret'ten rivayet nakleder ve fıkıhta onun görüşlerini insanlara öğretilerdi. Bunlar Şia fakihleri dışında kimselerdi."

 

İmam Cafer Sadık (as) dünyadan göçtüğünde, onun talebeliğini yapmış olan İmam Ebu Hanife demişti ki: “Eğer o iki yıl olmasaydı Numan helak olmuştu.”

 

Dolayısıyla “ululemr”in ulema olarak tefsiri ve ihtilafların ulema vasıtasıyla rücu ettirilmesinde “ululemr”in karşılığı İmam Cafer Sadık (as) olacaktır.

 

2. Sadıkıyn ayeti: “یاایهاالذینآمنوااتقوااللهکونوامعالصادقین

 

Yüce Allah Tevbe 119’da buyuruyor:

 

“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla yani doğrularla beraber olun.”

 

Bu ayette kastedilen; söz, niyet ve amelde doğruluktur. Müfessirlerin tefsirine göre “sâdıkin”in karşılığı Hazret-i Rasul-i Ekrem ve onun Ehl-i Beytidir. Sıbt İbn Cevzî der ki:

 

قوله تعالی کونوا مع الصادقین قال علماء التفسیر معناه کونوا مع علی و اهل بیته

 

(Kastedilen Ali ve Ehl-i Beytidir.)

 

Hakim Haskanî de Enes b. Malik ve Abdullah b. Ömer'den şöyle nakleder:

 

 “کونوا مع الصادقین” Muhammed ve Ehl-i Beytidir.

 

3. Ehl-i zikr ayeti: “اهلالذکر

 

فاسئلوا اهل الذکر ان کنتم تعلمون

 

“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz." Enbiya – 7.

 

 

“Ehl-i zikir” de bazı rivayetlerde Ehl-i Beyt ve bazılarında da Ehl-i Kur'an olarak tefsir edilmiştir. Her iki durumda da mutahhar İmamları kapsar.  قال الباقر: نحن اهل الذکر

 

4. İslam Dünyasındaki Büyük Talebelerin Eğitimi

 

İmam Sadık (a) ortaya çıkan uygun siyasi fırsatı değerlendirerek, toplumdaki elzem ihtiyacı hesaba katarak ve toplumsal zemini hazırlamak üzere babası İmam Bakır'ın (a) ilmî ve kültürel hareketini aldı, geniş bir ilim ortamı ve büyük bir üniversite meydana getirdi. O günün aklî ve naklî ilimlerinin çeşitli dallarında Hişam b. Hakem, Muhammed b. Müslim, Eban b. Tağlib, Hişam b. Salim, Mümin Tak, Mufaddal b. Ömer, Cabir b. Hayyan gibi büyük ve seçkin talebeler yetiştirdi. Bunların sayısının dört bine ulaştığı söylenir.

 

İmam Sadık'ın (a) talebeleri sadece Şiî ulema ile sınırlı değildi. Bilakis İmam Sadık'ın talebeleri arasında Ehl-i Sünnet ulema da vardı.

 

Şeblencî Nuru'l-Ebsar'da, İbn Hacer Savaik'ta, Şeyh Süleyman Yenabiu'l-Mevedde'de, İbn Sebbağ Fusûl'da, Âlusî Muhtasaru't-Tuhfetu'l-İsna Aşeriyye'de İmam Ebu Hanife'nin İmam Sadık'ın talebelerinden olduğunu belirtmiştir.

 

Nevevî Tehzib'de, Şeblencî Nuru'l-Ebsar'da, Sıbt Cevzî Tezkire'de, Şafiî Metalib'te, İbn Hacer Savaik'ta, Şeyh Süleyman Yenabiu'l-Mevedde'de Malik b. Enes, Süfyan Sevrî, Süfyan b. Uyeyne'nin İmam Sadık'ın talebelerinden olduğunu yazmıştır.

 

Yine Yahya b. Said Ensarî, İbn Cüreyh, Ebu Said Yahya b. Said Kattan, Muhammed b. İshak ve Eyyub Sicistanî de İmam Sadık'ın talebelerindendi.

 

Dolayısıyla Ehl-i Bey'in, özellikle de İmam Sadık'ın ilmî merciliği bazı ayetler ve rivayetlerle ve talebeleriyle ispatlanabilmektedir. Bu konuşmayı Usûl-i Kafi'de geçen İmam Bakır'dan (as) bir hadisle bitireceğiz.

 

قال الباقر (ع) شَر قا اَو غَربا لَنْ تَجِدا عِلْما صَحیحا الّا شَیْئا خَرَجَ مِنْ عِنْدِنا اَهْلَ اْلبَیْتِ

 

“Dünyanın doğusuna da gitseniz, batısına da gitseniz biz Ehl-i Beyt'ten sadır olan dışında sahih bir ilim bulamazsınız.”

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !