29 Ekim 2020 Perşembe Saat:
20:39
12-10-2020
  

Ehl-i Beyt Mektebinde Ölüm İnancı

Her nefis ölümü tadıcıdır. Mükâfatlarınız, ancak kıyamet günü eksiksizce ödenecektir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 
Mead konusu üzerinde yapılan inceleme, insanın hayatında cevaplamaya çalıştığı üç temel sorudan biri olan, genel anlamda varlık âleminin ve özel anlamda biz insanların sonunun ne olacağı ve nereye varacağı sorusunu halletmek doğrultusunda olan bir incelemedir.

Bilindiği üzere, insanın yaratılışında bulunan bilinçlenme içgüdüsü, insanın zihninde üç temel soru oluşturmuştur. Bu sorular, onun aklını en çok meşgul eden en temel sorulardır. Hiçbir insan, bu sorulara bir cevap bulmadıkça rahat edemez ve kendini mutlu hissedemez. Dolayısıyla istisnasız her insanın, bu sorulara müspet veya menfi yönde mutlaka bir cevabı olmuştur. Bu üç soru şunlardır:

1- Genel olarak varlık âleminin ve özel olarak insanın menşei nedir, varlığı nereden kaynaklanmıştır?

2- İnsan ve varlık âleminin mevcudiyetinde bir hedef söz konusu mudur? İnsanın şimdiki yaşamında riayet etmesi gereken belli bir yaşam biçimi var mıdır?

3- Varlık âleminin, özellikle de insanın nihayeti nereye varacak? Acaba insan ölmekle yok olup gidiyor mu? Yoksa ölüm, yok oluş olmayıp, ölümden sonra farklı bir şekilde olsa bile yaşam devam etmekte midir?

İnsanın, cihanın bir yaratıcısı olup olmadığını araştırması birinci soruya cevap bulmak içindir. İlahi elçilerin olup olmadığından bahsetmek de, ikinci soruya bir cevap bulmak için yapılan bahislerdir. Ölümün hayatın son bulması olmadığı, insanın ölmekle yeni bir hayata giriş yaptığı ve belli bir günde dünyada yaptığından dolayı hesaba çekileceğini ifade eden, mead konusundan bahsetmek ise, üçüncü soruyu cevaplamak doğrultusunda yapılan bir incelemedir.


Ölüm: Ebedi Âleme Giriş

Ölüm, bazıları için dehşet verici ve korkunç bir olaydır. Ama bütün ilahi dinlerde olduğu gibi, İslami dünya görüşünde de ölüm, farklı bir şekilde değerlendirilmektedir.

İslam açısından ölüm, ebedi olan bir âleme geçiş kapısı ve köprüsü olup, aslında ikinci bir doğum demektir. Bu kapı ve köprüden herkes geçecektir. Ancak bu geçiş, bazıları için üzücü ve acı olabileceği gibi, kendileri ile bu önemli yolculuk için yeterli azık götürenlere sevindirici ve çok tatlı bir yaşantının başlangıcı olacaktır.

Kur'an-ı Kerim, Hz. Resul ve Ehl-i Beyt İmamları bu konu üzerinde fazlasıyla durmuş ve farklı tabirlerle herkes için geçerli olan bu önemli ve kesin geleceğin hakikatini açıklamışlardır.


Kur'an-ı Kerim ve Ölüm

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Her nefis ölümü tadıcıdır. Mükâfatlarınız, ancak kıyamet günü eksiksizce ödenecektir..."

Bu ayette ölümün tüm canlı varlıklar için geçerli kesin bir kural olduğundan bahsedilmektedir.

Kur'an-ı Kerim'in ayetleri, ölümün inanlar için verilmiş bir söz, inanmayan ve dalalete sapanlar için ise, bir tehdit niteliğini taşıdığını vurgulamaktadır.

Allah Teâla’nın: "Şüphesiz amellerinizin karşılığını kıyamet gününde alacaksınız" buyruğu, dünyanın amel yeri olduğuna, ahiretin ise, amel yeri olmayıp hesap yeri olduğuna işaret etmektedir.

Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bugün amel günüdür, hesap günü değil, yarın ise hesap günüdür, amel günü değil."


Birçokları, ölümü yok oluş ve her şeyin son bulması zannettiklerinden, ölümden korkarlar. Oysa Kur'an-ı Kerim, ölümün yok olup gitmek olmadığını ve yalnızca madde ötesi olan ruhun maddi bedenle olan irtibatının kesilmesi olduğunu beyan etmiştir.

Bu anlam, ölümün beyanında kullanılan -teveffa- kelimesinden anlaşılmaktadır. Bu kelime, Arapça'da bir kimsenin hakkının tamamını alması anlamında kullanılmıştır.

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Allah nefisleri, ölümü anında, henüz ölmemişlerin de uyudukları sırada (ruhlarını) alır. Böylece ölümüne hükmettiklerini (kıyamete kadar) alıkor. Diğerlerini (uykudakileri), mukadder bir müddete (ecellerinin sonuna) kadar salıverir. Şüphe yok ki; bunda, düşünen bir kavim için (Allah'ın kudret ve ilmine delalet eden) alâmetler vardır."

 Allah Teâla, ölüm olayının kolayca kavranılması için, bu ayet-i kerimede uyku misalini zikretmekle, uykuda olanların ruhlarının bedenleri ile ilişkilerinin azalmasının ölüme bir misal teşkil ettiğini vurgulamıştır.

Ayette geçen (enfus) kelimesinden maksat insanların bedenlerine ait olan ruhlardır. Yani; ölüm halinde ruhun bedenle alakası kesilir ve artık ruhun beden üzerinde herhangi bir idare ve tasarrufu kalmıyor.

Ayette geçen –mevtiha- kelimesinden maksat, bedenlerin ölümüdür. Kur'an-ı Kerim, uyku halinde alınan ruhlarla, ölüm anında bir daha bedene dönmemek üzere alınan ruhlar arasında fark gözetip, iki kısma ayırarak, ölüm fermanı gelmeyenlerin ruhlarının belli bir müddete kadar yaşamak için tekrar bedenlerine döndürüldüğünü belirtmiştir.

Bu ayet-i kerime, insanları uyuduktan sonra tekrar uyanmak üzerinde tefekkür ederek, bu günlük hadiseden bile ibret almaya davet etmektedir. Bilmeliyiz ki, her şeyin tedbir ve idaresi Allah'ın elindedir. Bir gün herkes nihayet onun tarafına dönüp hesaba çekilecektir.

Bu ayet-i kerimeden, insan ruhu ile bedeni arasında yakın bir bağlantı olmasıyla birlikte, ruhun müstakil bir varlık olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü ruh uyku halinde, özellikle de rüya halinde, bedenden ayrılıp müstakil yaşayabilmektedir.

Ayrıca, bu ayet-i kerimede ölüm ve uykunun her ikisi de "teveffi" olarak zikrediliyor. Bu ise, ruhun alınmasıdır. Aralarındaki önemli fark şudur ki; ölüm, ruhun bir daha bedene dönmemek üzere alınması, uyku ise, ruhun alınıp tekrar bedene dönebilmesidir.

Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Uyku halinde olan her şahsın ruhu gök âlemine yükselir, ama can bedende kalır. O halde ruh ile can arasında, güneş ile ışını arasında olan bağlantıya benzer bir bağlantı vardır. Eğer Allah Teâla, ruhun alınması için izin verirse, can da ruha döner, ama eğer ruhun alınmasına izin vermezse, ruh cana doğru döner. İşte Allah Teâla’nın "Ruhları ölüm anında alır..." buyruğunun anlamı budur." 

Demek ki, ruh bedene oranla üç özelliğe sahiptir:

1- Tam irtibat, (uyanık halinde)

2- Yarım irtibat, (uyku halinde)

3- İrtibatın tamamıyla kesilmesi (ölüm halinde).


Ehl-i Beyt'in Nazarında Ölümün Hakikati

Hz. İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) ölüm hakkında sorulduğunda, Hazret şöyle buyurdular: "Ölüm, size her gece gelen uyku demektir. Sadece değişen şey, ölümün uzun müddetli olmasıdır. Ölen şahıs ancak kıyamet günü ölüm uykusundan kalkacaktır. Uykuda iken sevindirici ve korkutucu şeyler görenin hali nasılsa, ölenin durumu da öyledir. O halde kendinizi kesin geleceğe hazırlayınız."

Yine İmam Zeynûl Abidin’e (a.s): "Ölüm nedir?" diye sorulduğunda, cevaben şöyle buyurdular: "Ölüm, mü'min için kirli ve üzeri haşere dolu elbiseyi çıkarmak, ağır zincirlerden kurtulmak ve en kıymetli elbiselere, güzel kokulara, en iyi cennet bineklerine ve evlerine ulaşmak demektir. Kâfir için ise ölüm, kıymetli elbiseyi çıkarmak, çok sevdiği evlerden ayrılmak, kirli ve eziyet verici elbiselere bürünmek, dehşet verici büyük azaba yakalanmaktır." 

Hz. İmam Sadık’a (a.s): "Bize ölümü vasfedin” denince, İmam (a.s) şöyle buyurur: "Ölüm, mü'min için en güzel bir kokuyu koklamak gibidir, onun kokusunun güzelliğinden uykuya dalar. Ölüm ondan her türlü yorgunluk ve acıyı giderir. Kafir için ise, yılanın veya akrebin sokması gibi ve belki daha şiddetlidir."

Bu arada Hazret'e: "Bazıları; "Ölüm testere ile kesilmekten, makasla doğranmaktan, taşlarla vurulmaktan ve değirmen milini göz içerisinde döndürmekten daha şiddetli olduğunu söylüyorlar" dendi.

Bunun üzerine, İmam (a.s) şöyle devam eder: "Bazı kâfirler ve fasıklar için ölüm böyledir. Onlardan bu acıları çekenlerin durumunu görmüyor musunuz? İşte o acılar bundan ve dünya azabından daha ağırdır."

Bu esnada İmam'a: "Öyleyse, niçin bazı kâfirlerin ruhlarının kolaylıkla alındığını görüyoruz? Onlardan bazıları konuşur, şaka yapar ve güle güle can verir, buna karşılık mü'minler içerisinde bazılarının ölümü bu kolaylıkla olurken, bazı mü'min ve kâfirler ise, ölüm anında bu zorlukları görüyorlar" dendi.

İmam (a.s) bu soruya da şu cevabı verdi: "Ölüm esnasında mü'minin karşılaştığı kolaylık, onun mükâfatının acilen verilmesindendir. Mü'minin karşılaştığı zorluk ise, onun günahlarını temizleyerek, ahirete temiz olarak gelmesi ve hiçbir engelle karşılaşmadan ilahi mükâfata liyakat kazanması içindir.

Kâfirlerin ölüm esnasında gördüğü kolaylık ise, dünyada iken iyiliklerinin karşılığını görüp, ahirete yalnızca azabı gerektiren sebeplerle girmeleri içindir. Kâfirlerin ölüm anında karşılaştığı zorluklar ise, iyiliklerinin mükâfatı bittiğinden dolayı Allah'ın cezasının başlamasındandır. İşte durum budur. Allah adildir, kimseye zulmetmez."


Hz. İmam Musa Kazım (a.s), üzerine ölüm ağırlığının çöküp de kimseye cevap veremez durumda olan bir hastayı ziyaret eder. Bu arada orada bulununlar: "Ey Resulullah'ın oğlu! Arkadaşımızın durumunun nasıl olduğunu ve ölümün ne olduğunu bilmek isterdik" derler.

Bunun üzerine, İmam (a.s) şöyle buyurur: "Ölüm temizleyicidir. Mü'minleri günahlarından temizler. Ölüm, mü'minin çektiği en son acı ve üzerinde kalan en son günahlarının keffaresidir. Ölüm, kâfirler için de arındırıcıdır. Ancak onları iyiliklerinden arındırır. Dolayısıyla ölüm kâfir için tadacağı en son lezzet, en son nimet ve en son rahmettir. Kolay ölüm kâfirler için iyilikleri karşısında verilen en son mükâfattır. Bu arkadaşınıza gelince, o günahlarından arındı, suçlarından temizlendi ve bir elbisenin yıkanıp kirlerden temizlendiği gibi, tertemiz olup, ebedi evimizde biz Ehl-i Beyt'le beraber olmaya hak kazandı."

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler