09 Nisan 2020 Perşembe Saat:
10:07
06-03-2020
  

Ehl-i Beyt Mektebine Göre Dünyanın Geleceği

"Her kim İslâm dünyasının sosyal işlerinde ilgisiz olur, önemsemez ve çalışmazsa Müslüman değildir."

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ayetullah İbrahim Eminî

 


Ehl-i Beyt Mektebine bağlı olanlar, asla ümitsizliğe kapılmamışlardır. Beşeriyetin akıbeti hususunda iyimserdirler. Dünyada liyakat sahibi ve iyi insanların başarılı olacağına inanırlar; lakin dünyanın ıslah ve idaresi için beşerî hüküm ve kanunların yeterli olmadığını kabul ederek şöyle derler: "Muhtelif ideolojiler ve insanoğlunun uydurduğu kandırıcı ekoller insanı, hiç bir zaman sefalet girdabından kurtaramaz ve insanlığın içinde bulunduğu tehlike ve buhranları ortadan kaldıramaz. Sadece vahiy kaynağından kaynaklanan İslam'ın güçlü ve kapsamlı kanunları beşerin saadetini temin edebilir."


Ehlibeyt mektebine bağlı olanlar, altın bir çağın beklentisi içindedirler. O zaman dünyanın idaresi her çeşit hata, yanlışlık, bencillik ve düşmanlıktan münezzeh olan masum bir İmamın elinde olacaktır. Genel olarak Ehlibeyt Şia'sı büyük bir ümit ve iyimserlik nimetine sahiptir. Bu karanlık çağda bile tevhit hükümetinin altın çağını zihinlerinde yaşatmakta ve böyle bir dönemi bekleyerek kendilerini böyle bir evrensel inkılâba hazırlamaktadırlar.


Kurtuluş Beklentisi Ve Geri Kalmışlığın Sebebi


Şia'ya dil uzatmak için söz konusu edilen mevzulardan biri de bu mektebe inanların kurtuluş beklentisi içinde olmaları ve Mehdi'ye (a.s) inanmalardır. Bazıları "Şia'nın geri kalmışlığının sebeplerinden biri gaybî bir kurtarıcıya iman etmeleridir. Bu inanç Şiileri pasifleştirerek, sosyal girişimlerden alıkoymuştur. Çünkü onlar sosyal işlerin ıslahını Mehdi'den bekliyorlar." diye Şia'yı eleştiriyorlar.


Müslümanların ve Şia'nın geri kalmışlığının sebeplerini araştırmaya fırsatımız yoktur ama özet olarak şöyle diyebiliriz: Müslümanların geri kalmışlığının sebebi, İslami inanç ve hükümler değildir elbette. İslam âlemini sefalete düşüren şey, dış etkenlerdir. Kesin olarak diyebiliriz ki semâvî dinlerden hiçbirisi İslâm kadar sosyal ilerlemeyi ve insanlığın terakki ve azametini üstelememiştir. İslâm fesat ve zulümle savaşmayı ve kötülükten alıkoymayı, Müslümanların kesin vazifelerinden biri olarak kabul etmiş ve sosyal ıslahatı, adalet severliği ve iyiliği emretmeyi dinî farzların başında saymıştır. İyiliği emretme ve kötülükten sakındırmaya o kadar önem vermiştir ki bu iş için bir grubu hazırlamayı ve teçhiz etmeyi tüm Müslümanlara farz kılmıştır.


Allah-u Teâlâ Al-i İmran suresinin 104. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

 

"Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun, kurtuluşa erenler işte bunlardır."


Kuran-ı Kerim bu büyük görevi Müslümanların üstünlük ölçüşü olarak kabul etmekte ve Al-i İmran suresinin 110. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

 

"Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a iman edersiniz."


İslâm Peygamberi (s.a.a) Müslümanların işlerinin ıslahı için çalışmayı, İslâm’ın rükünlerinden biri saymış ve şöyle buyurmuştur:

 

"Herkim İslâm dünyasının sosyal işlerinde ilgisiz olur, önemsemez ve çalışmazsa Müslüman değildir."


Kuran-ı Kerim Müslümanlara, düşman karşısında donanmış ve hazırlıklı olmayı emrederek Enfal suresinin 60. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

 

"Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın."


Bu çeşit ayet ve yüzlerce hadise rağmen İslâm’ın Müslümanlara, dünyadaki bunca teknolojik ve ilmî gelişmeleri görmezlikten gelmeleri, İslâm dünyasını tehdit eden tehlikeleri küçümsemeleri, İslâm ve Müslümanlara seyirci kalarak sırf vaat edilmiş Mehdi’yi beklemeleri için izin verdiği söylenilebilir mi?


Müslümanlar, İslâm dünyasına vurulan darbeler karşısında susup "Allah'ım, Mehdi'nin zuhurunu yakın kıl!" diyerek sırf duayla ağır sorumluluklarından kaçabilirler mi?


Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

"Al-i Muhammed'in hükümeti kesinlikle kurulacaktır. O halde Kaim'imizin (Mehdi'nin) ashap ve dostlarından olmak isteyenler dikkatli olmalı, sakınmalı, iyi ahlak ile ahlaklanmalı ve Al-i Muhammed'in Kaim’inden kurtuluş beklemelidir. Kaim’imizin zuhuru için böyle bir hazırlık gören ve beklenti içinde olan ama tevfik elde edemeyen ve Onun zuhurundan önce ölen kimseler Onun dostlarının sevabına nail olacaklardır." İmam (a.s) daha sonra şöyle buyuruyor: "Ciddi bir şekilde çalışınız. Başarı ve kurtuluş hususunda ümitli olunuz. Ey Allah'ın teveccüh ettiği kimseler! Başarı ve zafer sizlere kutlu olsun!" [1]

 

İslam, Müslümanların savaş mücadele ve fedakârlığa hazırlık olması meselesine o kadar önem vermiştir ki İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

"Bir tek ok saklamakla olsa da Mehdi'nin (a.s) zuhuru için hazırlanın". [2]

 

Allah, dünyanın karışık durumunu, Müslümanlar vasıtasıyla ıslah etmeyi, zulüm sistemini ortadan kaldırmayı, küfür ve maddeciliği yok etmeyi ve mukaddes İslam dinini yaymayı irade etmiştir. Şüphe yok ki böyle büyük ve evrensel bir inkılâp, salahiyet ve liyakati gerektirmekte olup, ön hazırlık görülmeksizin gerçekleşmeyecektir.


Kuran-ı Kerim de bu meseleyi tasdik etmekte ve yeryüzünde bu kudreti elde etmek için ön şartların varlığını gerekli bilmektedir. Allah Teâlâ Enbiya suresinin 105. ayetinde şöyle buyurmaktadır: "And olsun biz Zikir'den (Tevrat), sonra Zebur’da da "Hiç şüphesiz yeryüzüne salih kullarım vâris olacaktır" diye yazdık." Bütün bu zikredilenler ışığında büyük inkılâbın öncüleri olan Müslümanların bu hususta hazırlıklı olmaları bağlamında hiçbir sorumluluklarının olmadığı söylenebilir mi? Bunun mantıktan uzak olduğu apaçık ortadadır.

 

Müslümanlara Bir Mesaj

 

Ey Müslümanlar! Gaflet dönemi sona ermiştir! Gaflet uykusundan uyanınız! İhtilaflardan kaçınınız! Hep birlikte güçlü tevhit bayrağı altında toplanınız! Doğu ve Batıya teslim olmayınız! Her yerde medeniyet kervanının öncüsü siz olunuz! Azamet, istiklâl ve medeniyetinizi güçlü İslâm temelleri üzerine bina ediniz! Kuran-ı Kerim'in ruhundan ilham alınız! İslâm’ın izzetli yolunda yürüyünüz! Batı'dan İslam beldelerine sızan tehlikeli ekol ve fikirleri kurutmağa çalınız! Beşeri medeniyet kafilesine, siz kendi şahsiyet, yücelik ve hürriyetinizi elde etmeye çalışınız! Cehalet, dogmatizm ve hurafelerle savaşınız, sömürgecilerin ümitsizliğe kapılması ve sizlerden kaçması için gençlerinizi İslâmî gerçeklerle tanıştırınız!


Ey aziz Müslümanlar! İzzet, büyüklük ve iktidar, liyakatli ve salahiyetli insanlara özgüdür. Sizler liyakatinizi ispatlayınız! Kur’an’dan ahlâkî, iktisadî ve sosyal ilimlerinin değerli kaynaklarını çıkarınız. İslam’ın güçlü ve kurtarıcı programlarını tüm dünyaya takdim ediniz. Onlara İslam’ın inziva dini olmadığını amelen gösteriniz! İslâm beşerin ilerleme ve saadeti için gelmiştir. Sizler dünyanın hayırseverlerini ümitvar ediniz! Onları bu mukaddes savaşa çağırınız! İnsanlık dünyasının hayırseverlik ve medeniyet kafilesine öncülük ediniz.


Ey yiğit İslâm Gençleri! Sizler bu mukaddes savaş daha büyük bir pay ve sorumluluk taşıyorsunuz! Bu yüzden, ziyadesiyle çalışmak, İslam'ın azameti, Müslümanların ilerlemesi ve İmam-ı Zaman'ın mukaddes hedeflerinin tahakkuku için ciddiyet göstermek zorundasınız! Sizler dünyayı adaletle dolduracak olan Mehdi'nin (a.s) yâr ve ashabından olmalısınız! Nitekim Emirü'l Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

"Vaat edilmiş Mehdi'nin yâr ve ashabının tümü gençlerdir. Onlar arasında yaşlılar çok az bulunur." [3]

 

Tevfik sadece Allah'tandır.

 

 

 

-----------------------------------------------

[1]- Gaybet-i Nu'mani, s.106.
[2]- Bihâr-ul Envar, c.52, s.366.
[3]- Bihar-ul Envar, c.52, s.333.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler