22 Temmuz 2019 Pazartesi Saat:
22:04
11-11-2014
  

Ehla-Der Başkanı Hasan Kanaatlı ile Röportaj

“ Muharrem İftarı” adı altında Alevi ve Caferi kurum başkanlarına bir yemek verdi, davet edilenler arasında Ehla-Der’i temsilen sizde vardınız, açıklar mısınız davet kimden geldi?

Facebook da Paylaş

 

Soru 1: Hocam Aşura günü Ankara'da Sayın Cumhurbaşkanı yeni köşkte "Muharrem İftarı" adı altında Alevi ve Caferi kurum başkanlarına bir yemek verdi, davet edilenler arasında Ehla-Der'i temsilen sizde vardınız, davet kimden geldi?

Kanaatlı :

 

Bismillahirrahmanırrahim

 

Sizin de belirttiğiniz üzere bu davet “Muharrem iftarı” adı altında yapılan bir davettir. Haliyle genelde tüm Müslümanların özelde ise Alevil ve Caferilerin özel ilgi gösterdiği bu aya, Türkiye Cumhuriyetinin başı olarak Sayın Cumhurbaşkanı da ilgi göstermiş ve toplum içerisinde tüm inanç ve sınıflara eşit mesafede olduğunu kamuya göstermek için böyle bir davette bulunmuş ve bizler de Ehla-Der olarak "davete icabetin sünnet olduğu" prensibinden hareketle o daveti kabul etmiş ve gereğini yerine getirmişizdir. Davet, Cumhurbaşkanı Müsteşar yardımcısı Sayın Prof.Dr. İbrahim Kalın beyefendi tarafından yapılmıştır.

 

Soru 2: Hocam yemek ziyafeti oldu mu?

 

Kanaatlı: Ziyafet, bayram ve sevinci gerektiren gün ve olayların bulunduğu dönemlerde verilir, fakat davet edildiğimiz gün hem aşura günüdür ve hem de Muharrem münasebetiyle verilen bir iftardır. Dolayısıyla Alevi Muharrem sofrası kültürünü de göz önüne alarak sofrada su, bıçak ve et yoktu. Türk "ziyafet sofrası!"  kültüründe "et'in bulunmadığı bir sofrada ziyafetin olabileceğini düşünmek, yersiz bir hayal olur!

 

Soru 3: Cumhurbaşkanının verdiği mesajlar nelerdi? Konuşmanın içeriğinden biraz söz edebilir misiniz?

 

 Kanaatlı: Sayın Cumhurbaşkanının resmi açıklamasını televizyonlar açıkladı. Genelde vahdet içerikli ve Kerbela mesajlı bir konuşmaydı. Özelde ise bölgesel ve ulusal meselelere kamunun dikkatini çekmeye çalıştı. Bununla ilgili yorum getirmem doğru olmaz. Çünkü bizler gibi her kes te o mesajı televizyonlarından izlediler.

 

Soru 4: Siz düşüncelerinizi paylaştınız mı?

 

Kanaatlı: Tabi ki yuvarlak masa etrafında 3 saat gibi bir zaman geçti, bazı Alevi kurum başkanları dileklerini özet bir şekilde sayın cumhurbaşkanına ilettiler. Bunu da unutmamak lazım ki o toplantı bir çalıştay toplantısı değildi, arz ettiğim gibi bir “Muharrem iftarı” toplantısıydı. Fakat yine de üç dört kişi bazı taleplerini sayın cumhurbaşkanına iletmiş oldular. Ben de Caferiler ile ilgili Ehl-i Beyt âlimlerinin önceden de konuşulan görüşlerini aktarma fırsatını buldum, fakat orası Cumhurbaşkanlığı makamı olduğu ve karar verme yetkisinin hükümet ve başbakanlıkta bulunduğu için sayın cumhurbaşkanı gerek benim teklifimi ve gerekse de Alevi kurum başkanlarının tekliflerini yalnızca dinlemekle yetindi ve müsteşarları tarafından her hangi bir notun alınmadığına şahit oldum, fakat kameralar kayıttaydı, belki de daha sonra kayıtları dinleyip ona göre hükümete bir rapor sunmaları mümkün olabilir.

 

Soru 5: Neler söylediniz ve hangi taleplerde bulundunuz?

 

Kanaatlı: Benim konuşmam, Alevi kurum başkanlarının kendi kurum ve cem evleri ile ilgili dile getirmiş oldukları istihkak talebi üzerine oldu. Yani Alevi canların karşı karşıya kaldıkları sıkıntıların bir benzerinin Caferiler için de söz konusu olduğunu, Cami yeri almada ve yapımında sorunlar yaşandığını ve ayrıca giderlerinin karşılanmasında sıkıntıların çekildiği hususunda olmuştur. Ödemiş olduğumuz vergilerden diyanet işleri başkanlığına ayrılan bütçenin, Alevi ve Caferiler için de nüfusları oranında kendilerine verilmesi ve bu bütçeyle de bu kesimlerin kendi kurum ve kuruluşlarını yaşatmalarının gerektiğini dillendirdim.

 

Soru 6: Toplantıya kimler ve hangi kurumlar katıldı?

 

Kanaatlı: Toplantıya kimlerin ve hangi kurumların katıldığı Cumhurbaşkanlığı sitesinde mevcuttur. Tanıdıklarım arasında Cem vakfından İzzettin Doğan, Dünya Ehlibeyt Vakfından Fermani Altun, Alevi Vakıflar Federasyonu başkanı Doğan Bermek vd. Ayrıca Alulbeyt Vakfı Başkanı sayın Prof. Dr.Hüseyin Hatemi ve yardımcısı sayın Rahmi Onurşan beyler vardı.

 

Soru 7: Sizin belirli bir siyasiye yahut partiye bağlılığınız var mı ?

 

Kanaatlı: Bendeniz gerek şahsi olarak ve gerekse de bir kurumun başkanı olarak herhangi bir siyasiye ya da siyasi partiye bağımlılığım söz konusu değildir. Bizler içerisinde bulunduğumuz konumumuz gereği tüm siyasi partilere eşit bir mesafede bulunmamız gerekir ve doğru olanı da budur. Zira siyasi partilerin tümünde mensubu bulunduğumuz mektebe tabi olan insanlar vardır ve tümünün görüşüne saygı göstermemiz gerekir. Ayrıca benim davet edildiğim yer, her hangi bir siyasi partinin genel merkezi değil, orası 77 milyon insanın ( cumhurun) başının bulunduğu bir makamdır. Hatta o makamda bulunan şahıs ( cumhurun başı) dahi her hangi bir siyasi partiye bağlı olamaz! Aksi takdirde güvenilirliğini kaybetmiş olur ve temsil yetkisini yitirmiş bulunur.

 

Soru 8: Son olarak ne söylemek istersiniz?

 

Kanaatlı: Son olarak şunun bilinmesini isterim:

 

"Var olmak, iletişim kurmaktır." Özellikle de içerisinde bulunduğumuz konjonktürde, varlığını devam ettirmek ve "ben de varım" demek isteyen her ekol, inanç, ideoloji, kurum ve kuruluş, etrafıyla iletişim kurmak mecburiyetindedir! Hatta iletişimi din üzerinden düşünecek olursak, “ vahiy, nübüvvet, risalet, nebi, resul, nüzul, miraç, dua, davet” gibi temel dini kavramlar bile, iletişimi oluşturan zincirin birer halkalarıdırlar. Diğer bir ifadeyle; bu kavramlara iyi dikkat edildiğinde bunlar bizleri: "Din, insanın, Allah ve mâsivallah (Allah dışındaki her şey) ile iletişimi düzenleyen bir kurumun adıdır" sonucuna götürüyor. Bu açıklamadan şöyle bir hüküm çıkarmak mümkündür: Var olmak, iletişim kurmaktır. Çünkü var olmanın kendisi bir dildir. Var olan mutlaka konuşur-iletişim kurar. Var olup ta konuşmayan ve iletişim kurmayan veya iletişim kurmaktan kaçınan, yok olup gider. Zaten var olan, bunu istese de yapamaz! Var olanın mutlak iletişimsizlik hali, yokluk halidir! Dolayısıyla Ehla-Der olarak bizler, var olan inancımızı, kültürümüzü, sosyal yapımızı ve sahip olduğumuz potansiyel gücümüzü yok etmemek ve varlığını etrafımıza göstermek için her zaman devlet,  STK,  dini kurum ve kuruluşlarla iletişim içerisinde olarak yaşatmak mecburiyetindeyiz. Şayet hem var olduğumuza inanıp hem de iletişim kurmaktan kaçmış olursak, kısa süre içerisinde yok olacağımızı kabullenmemiz gerekir.

 

Tabi ki, söz konusu iletişimlerde kendimize güvenmemiz ve kırmızıçizgilerimizi aşmamamız gerekir. Omurgalı duruş ve değerlerden taviz vermemek ası l vazifemiz olmalıdır. Özellikle de azınlık içerisinde olan bir kitlenin asimilasyon tehlikesinden korunması için sürekli kaçması ve etrafıyla diyalog kurmaktan çekinmesi, hem karşı tarafı cesaretlendirir ve hem de kendilerinde bir güvensizliğin oluşmasına vesile olur. Buralardan hareketle, bizler, hem kendimize hem de mektebimize güvendiğimiz için, her tarafla diyalog içerisinde olmayı kendimize bir görev bilmek mecburiyetindeyiz.

 

Şunun bilinmesinde de bir yarar vardır: Bizler bu ülkenin vatandaşıyız. Üzerinde yaşadığımız ülke insanları, siyasileriyle, bürokratlarıyla, düşünür ve normal insanlarıyla, İslam coğrafyasında yaşayan “Sünni” Müslümanlar içerisinde en makul ve hoş görülü insanlardır. Bu ülke insanlarının toplumsal temel harçlarını oluşturan değerlerden biri de, Ehlibeyt sevgisidir. Bunu bir fırsat bilerek, özellikle de Müslümanların ortak ve acımasız düşmanları tarafından ortaya çıkarılmış olan mezhep kavgasının büyük yıkımlara sebep olduğu günümüzde, direr zamanlardan daha fazla Sünni topluluklarla diyaloglarımızı geliştirmek, daha bir önem arz etmektedir. Bu diyaloglar hem tüm ümmete ve hem de bizlere kazandırır! Hiçbir şey kaybettirmez.  Ehlibeyt imamlarının en azılı düşmanlarıyla irtibat kurduğunu çok iyi bilen bir mektebin uleması, Ehlibeyt’i sevdiğinden söz eden birileriyle irtibat kurmayı asla yadırgamamalıdır. Özellikle de Cumhurbaşkanlığının o iftar yemeğinden sonra başbakanın Hacıbektaş Veli türbesinde on iki imam üzerinden o sıcak mesajı vermesi ve yine Diyanet işleri başkanlığının bütün camilerde “aşura” ve Kerbela” ile ilgi vaazlar yaptırması, hele hele TRT DİYANET ve TRT HABER de muharrem sohbetlerinin yapılması çok olumlu gelişmeler olsa gerek.  Âlimlerimizin ortak fedakârlıkları sonuca gelinen bu noktalar, tabi ki onların yapmış oldukları güzel iletişim sonucudur ve takdire şayandır. Cenabı Haktan temennim başta İslam âlemi olmak üzere bölgemizi ve güzel ülkemiz her türlü fitne ve fesat ellerinden koruması, birlik ve beraberliğimizi elimizden almaması ve değerli Ehl-i Beyt alimlerinin çabalarını sonuçsuz bırakmamasıdır.

 

Rabbim İmam Zaman (a.s) ın zuhurunu acil eylesin inş. Vesselamu aleyküm ve rehmetüllah.   

 

Ehlader Genel Başkanı Hasan Kanaatlı Hocanın TRT haber kanalındaki konuşmasını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz

 

http://mihrap.tv/trt-haber-muharrem-2014_i8033.html

 

Ehlader HABER

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler