15 Ağustos 2018 Çarşamba Saat:
08:03
24-05-2018
  

Ehlibeyt Hakkındaki Rivayetlerin İncelenmesi (I)

Bazı anlatı şekilleri, kendi akıllarınca Ehlibeyt'in faziletlerine arttırmak için hadiseyi kanatlandırarak garip hale getirmek isteyen masalcı ve aşırıcı ravilerin ürünüdür.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Dr. Samed Abdullahi Abid

Özet

 

Nüzul sebepleri hakkında kitap yazmak eski zamanlardan beri olagelmiş bir durumdur. Zira Ehlibeyt ve Ashab kanalıyla rivayet edilen nüzul sebepleri, ayetlerin anlaşılmasında büyük rol oynamıştır. Esbab-ı nüzul ve tefsir kitaplarında yer alan konulardan biri, İnsan Suresi’nin ilk ayetlerinin infak hadisesinden sonra Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a) ve Fizze hakkında nazil olduğudur.

 

Şiî ve Ehlisünnet’in neredeyse tamamı konunun özü hakkında görüş birliğine sahiptir. Yalnızca bazıları söz konusu surenin Ehlibeyt hakkında olmadığını beyan etmek için Mekke’de Müslümanların esir sahibi olma gücüne sahip olmamasına rağmen İnsan Suresi’nin Mekkî olduğunu iddia etmiştir!

 

Konu hakkında asıl görüş ayrılığıinfak hadisesinin detaylarıyla alakalıdır. Zira bazı rivayetler infak olayının Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’in (a.s) iyileşmelerinin ardından Ehlibeyt’in adağını yerine getirmesi, üç akşam iftarlıklarını yetim, esir ve miskine vermesi ve sadece su ile iftar ederek aç yatmalarına karşılık kendilerine semavi bir sofranın mükâfat olarak bahşedildiğini nakleder. Bu tür rivayetlerin muttasıl bir senedi yoktur ve delalet noktasında zayıftırlar. Ancak Ali b. İbrahim’in tefsirinde beyan ettiği noktanın muvassak ve sahih senetle ve mürsel şekilde nakledilmiş olması mümkündür. Bu rivayet Ehlibeyt’in adağına, orucuna ve bir akşamlık özel bir helva ile yapılan infakına işaret eder, bundan fazlasına değil.

 

Bizim konu hakkındaki görüşümüz şudur;

 

Bazı anlatı şekilleri, kendi akıllarınca Ehlibeyt'in faziletlerine arttırmak için hadiseyi kanatlandırarak garip hale getirmek isteyen masalcı ve aşırıcı ravilerin ürünüdür.

 

Giriş

 

Esbab-ı nüzulve esbabı vurudi'l hadis,ayetlerin ve rivayetlerin anlaşılması konusuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle âlimler uzun zaman önce bu konu üzerine yoğunlaşmış ve bu alanda Esbab-ı Nüzul Vahidî ve Esbab-ı Nüzul Süyûtî gibi bağımsız kitaplar yazmışlardır. Ayrıca Zemahşerî'nin Keşşaf Tefsiri ve Tabersî'nin Mecma'ul Beyan Tefsiri gibi nakli ve gayri nakli tefsir kitapları da ayetlerin nüzul sebeplerine değinerek ilahi mesajların açıklanmasına yardımcı olmuşlardır.

 

Nüzul sebeplerinden bazıları, bir veya birkaç kişinin faziletleriyle ilgilidir. Bunların arasında Velayet Ayeti (Maide-55), Münacat Ayeti (Mücadele-7) ve İtam Ayeti (İnsan 7 ila 12) gibi Ehlibeyt’in faziletlerini beyan eden ayetler vardır.

 

Bu makalede, bazı rivayetlerin hadisenin aslına yaptığı eklemeler dışında hem Şiî hem de Ehlisünnet’in neredeyse tamamının üzerinde fikir birliği sağladığı İnsan Suresi’nin nüzul sebebiyle irtibatlı rivayetleri inceleyeceğiz.

 

Bu surenin Medeni olduğu, surelerin nüzul zamanı araştıran kitapların incelenmesiyle ortaya çıkar ve sureyi Mekkî olarak sınıflandırmak ise yalnızca Ehlibeyt'e karşı taassup ve düşmanlığın göstergesidir.

 

Surenin Medenî olduğunu ispat ettikten sonra, tefsir ve esbab-ı nüzul kitaplarında genel olarak ifade edilen hadisenin aslını ele alacağız;

 

  • Bazıları bu sure yalnızca iftarlarını kendi nefislerine tercih ettikleri; miskin, yetim ve esire infak eden Ehlibeyt’in fazileti hakkında olduğunu söyler.

 

  • Ehlibeyt’in iftarlıkları olan helvayı tek bir akşam miskin, yetim ve esire verdiğini söyleyen ikinci gruptaki rivayetler.

 

  • Yukarıdaki bilgilere ilaveten Hz. Ali’nin (a.s) bir Yahudi’den borç alması, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in (a.s) adakta bulunması ve oruç tutması (ki en fazla 4-5 yaşlarındaydılar), infak olayının üç akşam tekrarlanması, su ile iftar vb. konuları ele alan ve ileride inceleyeceğimiz üçüncü gruptaki rivayetler.

 

Ehlibeyt’in gerçek çehresini aşırıcıların ve muhaliflerin sözlerinden arındırmak ve doğru bir şekilde yansıtmak için yukarıdaki konuları iki eleştiri ile inceleyeceğiz.

 

İnsan Suresi Mekkî midir Medenî midir?

Bazıları İnsan Suresi’nin tamamını Mekkî kabul ederken bazıları ise Medenî kabul eder. Bazıları [1]«Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme» ayeti dışından tüm surenin Medenî olduğunu söyler. Ancak bizim görüşümüz surenin tamamının Medenî olduğudur.

 

İnsan Suresi’nin Medenî olduğunun delillerinden bazıları şunlardır:

 

1. Tabersî, Ehlibeyt ve Ehlisünnet kanalıyla birçok rivayet derlemiş ve bu rivayetlerin neredeyse tamamının tefsir ehli nezdinde kabul gördüğünü beyan ettikten sonra surenin tamamının Medenî olduğunu ispat etmek için nüzul rivayetlerini sıralayarak (ki Dehr Suresi,Medenî sureler arasında yer almıştır) muteber senetlerle zikretmiştir.[2]

 

Ancak Abdullah b. Zubeyr gibi bu faziletin Ehlibeyt’e ithaf edilmesini istemeyen isimler Mekke’de esirin olmaması  gibi bir konudan gaflet ederek ısrarla bu sureyi Mekkî tanıtmaya gayret etmişlerdir.[3] Mücahid b. Cebr ve Katâde b. Diâme, tabiinden İnsan Suresi’nin tamamının Medenî olduğunu açıkça belirtmiş ancak diğerleri tafsile kail olmuştur.[4]

 

Hafız Hasakanî şöyle der;

 

“Nasibilerden bazıları, müfessirlerin tamamının ittifakıyla bu surenin Mekkî olduğu iddia etmiştir.”

 

Hasakanî, söz konusu iddiaya cevap olarak;

 

“Müfessirlerin büyük çoğunluğu bu surenin Medine’de nazil olduğuna inanıyorken, bu konuda fikir birliği olduğunu nasıl olur iddia ediyorlar?” der.

 

Hasakanî daha sonra Ehlibeyt İmamları’ndan surelerin nüzul sırasını beyan eden nasları zikreder ki, tamamında İnsan Suresi’nin Medine’de Talak Suresi’nden önce Rahman Suresi'nden ise sonra nazil olduğunu beyan edilmiştir.[5]

 

Tabersî’nin, Mecmeu'l-Beyan’daki tahkikinin ve diğer müfessirlerin yapmış olduğu araştırmaların sonucu da bu doğrultudadır. En önemli nokta ise, Kur’an’ın inişiyle ilgili tüm rivayetlerin bu sureyi Medenî sure olarak tanıtması ve hatta tek bir rivayetin dahi bu görüşe aykırı görüş belirtmemesidir.[6]

 

Ayrıca Seyyid Şubber, bu sureyi Mekkî kabul etmenin aslında sahih nakilleri yalanlamak olduğunu söylemiştir.[7]

 

Süyûtî, Beyhakî'nin Delail'il-Nübüvve kitabından İkrime ve Hüseyin b. Ebil Hasan senediyle Mekkîve Medenî sureleri rivayet ederken İnsan Suresi’ni Medenî sureler arasında Talak Suresi’nden önce Rahman Suresi’nden sonra zikretmiştir.[8] Yine aynı konuyu İbn Zeris’in Fezâilü'l-Kur'ân kitabından Abdullah b. Abbas senediyle nakleder.[9]

 

el-Mizan Tefsiri’nin sahibi, ed-Dürrül Mensur’dan İbn Zeris ve İbn Merdeveyh'den yine İbn Beyhakî, Abdullah b. Abbas’tan İnsan Suresi’nin Medine’de nazil olduğunu rivayet etmiştir. Ayrıca İbn Merdeveyh, Abdullah b. Abbas’tan ayetin[10] Hz. Ali (a.s) ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) kızı Hz. Fatıma (s.a) hakkında nazil olduğunu rivayet etmiştir. Allame Tabatabai, “Ayetlerin siyakı dikkate alındığında surenin tamamının Medenî olduğunu anlaşılır” diye ekler.[11]

 

İnsan Suresi’ndeki ayetlerin siyakı özellikle de «Onlar adaklarını yerine getiriler» ve «Sevdikleri yiyeceklerden yedirirler» ayetleri, vuku bulmuş gerçek bir olayı anlatır. Hayır sahiplerinin eliyle rızıklananlar arasında bir esirin de olması bu ayetlerin Medine’de nazil olduğunun en açık kanıtıdır. Çünkü Müslümanların Mekke’de esir sahibi olma gücü yoktu.[12]

 

Nüzul Sebebi Hakkındaki Rivayetler

 

Bu sureye ilişkin rivayetler farklı şekilde nakledilir. Şiî ve Ehlisünnet, bu ayetlerin Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hakkında nazil olduğunu, kendi iftarlıklarını yetim, miskin ve esire ikram ettiklerinden Allah’ın yapılan iyiliği bu ayetlerle yâd etmek için bu sureyi onlar hakkında nazil ettiğini ve bunun kendisinin surenin Medenî oluşunun delili olduğunu söyler.[13]

 

İnfakın Bir Gün İçinde Yapıldığı Yönündeki Rivayetler

 

İnfakın niteliği ve ne olduğu hakkında farklı rivayetler nakledilmiştir.

 

Birinci Nakil:

 

Rivayetlerden bazıları Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (a.s) kendi yemekleri olan helvayı miskin, yetim ve esire verdiğinden söz ederken hadisenin peş peşe üç gün yaşandığına değinmezler. Bu rivayetlerden birisi, Ali b. İbrahim Kummî’nin kendi babasından, babasının ise Abdullah b. Meymûn Kaddâh’dan Eba Abdullah’ın (a.s) şöyle buyurduğunu naklettiği rivayettir;

 

“Hz. Zehra’nın (s.a) evinde bir miktar arpa vardı. Onunla Aside (bir helva çeşidi) hazırlayarak iftar masasına koydu. O esnada bir miskin geldi ve şöyle dedi:

 

-Allah size rahmet etsin! Allah’ın size verdiği rızıktan bize verin.

 

 Ali (a.s) yerinden kalkarak yemeklerinin üçte birini ona verdi. Bir süre sonra kapıya bir yetim geldi ve şöyle dedi:

 

-Allah size rahmet etsin! Allah’ın size verdiği rızıktan bize verin.

 

Ali (a.s) yerinden kalktı ve yemeklerinin üçte biri daha ona verdi. Kısa bir sonra kapıya bir esir geldi ve şöyle dedi:

 

-Allah size rahmet etsin! Allah’ın size verdiği rızıktan bize verin.

 

Ali (a.s) iftarlıklarından geriye kalan miktarı esir verdi ve helvadan hiç tatmadılar. Bunun üzerine, Allah bu sureyi «…çabalarınız karşılığını bulmuştur.» ayetine kadar Müminlerin Emiri (a.s) hakkında nazil etti. Vebu fazilet, benzeri davranışta bulunan her mümin için caridir."[14]

 

Rivayetin İncelenmesi

 

Bir rivayetin doğru veya yanlış olup olmadığının incelenmesindeki ilk adım, rivayetin senedinin incelenmesidir. Mezkûr rivayette, her üç ravinin de güvenilir oldukları onaylanmıştır. Ali b. İbrahim, Necaşî tarafından onaylanmıştır.[15] Şeyh Tusî, Ali b. İbrahim’i İmam Hâdi’nin (a.s) dostlarından kabul etmiştir.[16] Yine Necaşî ve Şeyh Tusî, Ali b. İbrahim’in babası İbrahim b. Haşim’i, Yunus b. Abdurrahman’ın öğrencilerinden ve İmam Rıza’nın (a.s) dostlarından kabul etmiştir.[17] Allame Hillî ise onun hakkında şöyle yazmıştır.

 

“Takipçilerimiz arasında onu kınayan ve tadilinden söz eden birisine rastlamadım.Bu nedenle rivayetleri çok, tercih edilen ve makbuldür.”[18]

 

Ali b. İbrahim’in güvenilir olduğunun bazı delilleri sunulmuştur:

 

  • Ali b. İbrahim’in oğlu kendi tefsir kitabının başlarında naklettiği şeylerin güvenilir kanallar yoluyla kendisine ulaştığını söylemiş ve babasından nakilde bulunmuştur.[19]

 

  • Seyyid İbn Tavus, Ali b. İbrahim’i rivayet naklettiği raviler arasında göstermiş ve  “Bu hadisin tüm ravileri güvenilirdir” demiştir.[20]

 

  • Ali b. İbrahim, Kum halkı arasında hadisi kabullenemeyen insanlar olmasına rağmen Kufelilerin hadisini nakleden ilk isimdi.  Eğer onun güvenirliğinde bir şüphe olsaydı ondan rivayet nakletmez ve naklettiği rivayeti kabul etmezlerdi.[21]

 

  • İbrahim b. Hişam, Kamil-uz Ziyarat’ın senetleri arasında yer almış ve İbn Kavliyye, İmam Muhammed Bakır’a (a.s) kadar dayanan senetlerin tamamının güvenilir olduğuna şehadet emiştir.[22]

 

Senette Ali b. İbrahim’den sonraki isim, Şeyh Tusî’nin İmam Sadık’ın (a.s) dostlarından saydığı[23] Necaşî’nin ise güvenilir biri olarak tanımladığı[24]Abdullah b. Meymûn Kaddâh Mekkî’dir. Dolayısıyla bu rivayetin senedindeki herkes güvenilirdir.

 

Rivayetin metni hakkında da birkaç konuya işaret etmekte fayda vardır:

 

  • İftarlığın hazırlanmasında kullanılan arpa Yahudi komşudan borç alınmamıştır.

 

  • Bu rivayet, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in (a.s) adağına ve orucuna işaret etmiyor.

 

  • Hz. Zehra (s.a), ekmek pişirmemiş bir çeşit helva hazırlamıştır. Bu nedenle Ehlibeyt'in en iyi yemekleri olan helvayı aynı gün içerisinde ancak üç farklı zamanda miskin, yetim ve esire verip kendilerinin ise sade ekmek yemiş olabilmeleri mümkündür. Zira rivayetin devamında “helvadan tatmadılar” cümlesi hiçbir şey yemedikleri anlamına gelmez.

 

  • Ayetin asıl nüzul sebebi Ehlibeyt’in infakıdır ancak bu fazilet benzeri davranışta bulunan her mümin için geçerlidir.

 

Furât el-Kûfî, Muhammed b. Ahmed b. Ali Hemedanî’den o da, Cafer b. Muhammed b. Alevi’den o da, Muhammed b. Muhammed b.Abdullah b. Abdullah’tan o da, Kelbî’den o da, Ebi Salih’ten o da, Abdullah b. Abbas’tan şöyle nakleder:

 

“«Sevdikleri yemeği miskine, yetime ve esire yedirirler»[25] ayeti, ellerindeki üç ekmeği miskin, yetim ve esire ikram ederek aç uyuyan Hz Ali (a.s) ve Fatıma Hz. (s.a) hakkında nazil olmuştur."[26]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

Senet açısından; Hamedanî ve Muhammed b. Muhammed meçhuldür. Muhammed b. Alevi ise Şeyh Tusî tarafından “az rivayet eden” olarak tanıtılmıştır ki el-Ukberî ondan rivayet nakleder.[27] Diğer raviler ise Ehlisünnettir.

 

Furât el-Kûfî, Ali b. Bâbeveyh'in şeyhlerindedir ve Şeyh Saduk ondan fazlaca rivayet nakletmiştir. Allame Mamakanî şöyle der:

 

“Şeyhin Vesailu'ş-Şia’daki ve Allame Meclisi’nin ise Bihar'ul Envar’daki rivayetlerinin zahiri ve Şeyh Saduk ile diğerlerinin yaklaşımı Furât el-Kûfî’ye itimat ettiklerinin delilidir.Allame Meclisi Bihar’ul Envar’da, “Her ne kadar âlimler onun hakkındaki övgü ve kınamalara itiraz etmese de onun hadisleri ile bizim elimize ulaşan muteber hadislerin uyuşması ve rivayetlerin naklindeki hassasiyeti onun güvenilir olduğu yönünde hüsnü zan doğurabilir.” demiştir.

 

Allame Mamakanî sözlerine şöyle devam eder;

 

“Onun önemli konumunun en basit belirtisi ona karşı duyulan yüksek hüsnü zandır. Zira: 1. Ali b. Babeveyh'in üstatlarındandır. 2. Şeyh Saduk, Şeyh Hürr’ü Amulî ve Allame Meclisi ondan rivayet nakletmiştir."[28]

 

Mezkûr rivayetten aşağıdaki sonuçlar çıkar:

 

  • Bu rivayette de Yahudi komşudan borç alma konusuna değinilmemiştir.

 

  • Üç farklı günde yapılan infaka işaret edilmemiştir.

 

  • Helva yerine 3 ekmek zikredilmiştir. Ancak Ali b. İbrahim’in naklettiği rivayetin senet açısından daha güçlü olmasından dolayı infakın helva olduğunu söyleyen rivayet tercih edilir.

 

  • Bu rivayet, Ali b. İbrahim’in naklettiği rivayetinin aksine “Aç uyuduklarına” işaret ediyor. Ancak senedin zayıf olması nedeniyle aç uyudukları konusu ispat edilmez. İspat edilen tek şey, Ali b. İbrahim'in rivayetine göre infaktan hiçbir şey yemedikleridir ki o da helvadır.

 

  • Bu rivayet de Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in (a.s) adağına ve orucuna işaret etmiyor.

 

Üçüncü Nakil:

 

Semerkandî, bu ayetin Ali b. Ebu Talib (a.s) ve Hz. Fatıma (s.a) hakkında nazil olduğunu söyleyerek olayı şöyle nakleder:

 

“Ali b. Ebu Talib (a.s) ve Fatıma (s.a) oruç tutuyordu ve sadece o gün yetecek kadar yiyecekleri vardı. Aniden kapılarını bir sâil (dilenci) çaldı. Yiyeceklerinin bir miktarını ona verdiler. Sonra bir yetim geldi ve ona da biraz yiyecek verdiler. Daha sonra da bir esir geldi ve geri kalan yiyeceklerini de ona verdiler. Allah da onları methederek bu ayeti inzal buyurdu.”

 

Semerkandî, bu ayetin Ensar'dan birisi hakkında nazil olduğunu söyleyen rivayeti zayıf kabul eder.[29]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

Bu rivayet mürsel bir şekilde nakledilmiştir. Fakat Ali b. İbrahim'in sahih rivayeti ve senedi ile herhangi bir çelişki yaratmadığı için kabul edilir.

 

Furât el-Kûfî, başka bir yerde Cafer b. Muhammed b. Fezarî kanalıyla İbn Abbas’tan şöyle rivayet eder:

 

«Sevdikleri yemeği miskine, yetime ve esire yedirirler» ayeti, Ali b. Ebu Talib (a.s), eşi Fatıma (s.a) ve hizmetçileri hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki: Onlar, Hz. Peygamberi (s.a.a) ziyaret ettiklerinde Hz. Peygamber (s.a.a) onların her birine 3 kilo yiyecek verdi. Eve döndüklerinde bir sâil geldi ve yardım istedi. Ali (a.s) yiyeceğini ona verdi. Sonra komşularından bir yetim geldi ve Muhammed'in (s.a.a) kızı Fatıma (s.a) kendi yemeğini ona verdi. Bunun üzerine Ali (a.s) eşi Fatıma’ya şöyle dedi:  Peygamber (s.a.a), Allah’ın şöyle buyurduğunu söylemişti:

 

“Andolsun izzet ve celalime ki, Allah’ın kendilerine cennette istediği yerde mesken verdikleri dışında hiç kimse bu dünyada yetim ağlamasına mani olmaz.”

 

Bir müddet sonra bir esir gelip yiyecek talep etti ve Ali (a.s) hizmetlileri Sevda'ya emretti, o da yemeğini esire verdi. Bunun üzerine «Sevdikleri yemeği miskine, yetime ve esire yedirirler. Biz,sizi sadece Allah’ın rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık istiyoruz ne de teşekkür» ayeti nazil oldu."[30]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

Necaşî, Fezari’yi hadiste zayıf kabul etmiştir.[31] Şeyh Tusî, onu güvenilir olarak vasıflandırmasına rağmen bazılarının onu zayıf kabul ettiğine de dikkat çekmiştir. Fezarî aynı zamanda Hz. Mehdi’nin (a.s) doğumuyla alakalı garip şeyler nakletmiştir.[32]

 

Ayrıca, bu rivayet bir önceki rivayetin metninden farklıdır ve rivayete göre Peygamber (s.a.a) her birine 3 kilo yiyecek vermiştir.

 

İkincisi; bu rivayette Hz. Ali (a.s) kendi payını sâil’e Hz. Fatıma (s.a) ise komşularından bir yetime veriyor. Daha sonra bir esir geliyor ve Hz. Ali (a.s), hizmetlisine payını esire vermesini emrediyor. Hz. Ali’nin (a.s), hizmetlisine payını bağışlamasını emretmesi uzak bir ihtimaldir.

 

Dördüncü Nakil:

 

Vahidî, Atâ’dan o da İbn Abbas’tan nakleder ki;

 

“Hz. Ali (a.s) bir gece bir miktar arpa karşılığında bir hurmalığı sulamıştı. Sabah olunca arpayı alarak evine geldi. Getirdiği arpanın üçte birini öğütüp hazîra (un, süt ve yağla hazırlanan bir yemek) denilen bir yemek yaptılar. Yemek pişince bir yoksul geldi ve yemek istedi. Onlar da pişen yemeği olduğu gibi yoksula verdiler. Sonra arpanın ikinci üçte birini öğütüp yemek yaptılar. Yemek pişince bu sefer bir yetim gelip bir şeyler istedi ve onlarda yemeği yetime verdiler. Arpadan geriye kalan son üçte biri öğütüp tekrar yemek yaptılar. Yemek piştiğinde müşriklerden bir esir geldi ve bir şeyler istedi. Son yemeklerini de ona verdiler ve o günü aç olarak geçirdiler.”[33]

 

Vahidî’den aynı rivayeti nakleden Erbilî şöyle devam eder:

 

“Allah, onların iyi ve halis niyetlerini bildi ve onlar hakkında bir ayet inzal etti… Onların infakına karşılık cennet bahçeleri bahşetti ve «Sevdikleri yemeği miskine, yetime ve esire yedirirler.» diye buyurdu.[34]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

Bu rivayette mürsel olmasına rağmen, Ali b. İbrahim’in sahih ve senetli olarak naklettiği rivayetle uyum gösteriyor.

 

Sonuç

 

İnfakın bir gün içinde olduğunu söyleyen rivayetler grubu ve Ali b. İbrahim’in senetli olarak naklettiği konu kabulümüzdür. Ancak Yahudi komşudan arpa ödünç almak,Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in (a.s) adağı ve oruç tutması gibi konuların anlatıldığı mürsel veya zayıf ya da meçhul kanalla nakledilen rivayetler kabulümüz değildir. Çünkü:

 

  •  Hz. Ali (a.s) gibi bir şahsın bir Yahudi’den borç alması doğru olmamakla birlikte Medine'deki Yahudilerin varlığı sabit olmuş bir konu değildir.

 

  • O günlerde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s) henüz 5-6 yaşındaydı ve bu yüzden adak, oruç ve sonrasında onları aç bırakmak caiz değildir.

 

  • Ehlibeyt, aç uyumamış yalnızca hazırladıkları özel helvadan tatmamıştır.

 



[1]İnsan Suresi -24. ayet

[2]Ulum-i KuranîC.10 S. 80 Tabersi, Şevahid-üt Tenzil C.2 S.409-410

[3]Dürrül Mensur C.8 S.365

[4]Ulum-i Kuranî S.80

[5]Şevahid-üt Tenzil C.2 S.409

[6]Amuzeşi Ulum-u Kuran C.1 S.185, Mecme'ul Beyan C.10 S.405

[7]Tefsir-i Kur’an-ı Kerim S.542

[8]el-itkan fi Ulumi'l Kur'an C.1 S.49-50

[9]A.G.E S.50-51

[10](Onlar, sevdikleri yiyeceklerdenyedirirler)

[11]El-Mizan C.2 S.363

[12]El-Mizan C.20 S.368-369

[13]Et-Tibyan C.2 S.735, Ed-Dürrül Mensur C.15 S.154, Esbabı Nüzul S384

[14]KummîTefsiri C.2 S.422-423

[15]Rical-i Necaşî C.2 S.86-87

[16]Rical-i Tusi S.389

[17]Rical-i Necaşî C.1 S.89, El-Fihrist (Tusi) S.353

[18]Hulasatu’l-Akval C.49

[19]Mucemu'l Ricali Hadis C.1 S.317

[20]Felahus-sail S.284

[21]Mucemu'l Ricali Hadis C.1 S.317-318, Hulasatu’l-Akval C.49

[22]Kamil-uz Ziyaret S.37

[23]Rical-i Tusi S.231

[24]Rical-i Necaşî C.2 S.8

[25]İnsan Suresi - 8

[26]Furât el-Kûfî Tefsiri S.528-529

[27]Rical-i Tusi S.419

[28]Tenkihul-Mekal C.2 S.3

[29]Semerkandî Tefsiri C.3 S.526

[30]Furât el-Kûfî Tefsiri S.528

[31]Rical-i Tusi C. 1 S.303

[32]Rical-i Tusi S.418

[33]El-Vasit fi Tefsiri'l-Kur'ani'l-Mecid C.4 S.400-401

[34]Keşfü'l-Gumme C.1 S.168-169

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler