15 Ağustos 2018 Çarşamba Saat:
08:06
28-05-2018
  

Ehlibeyt Hakkındaki Rivayetlerin İncelenmesi (II)

İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. …Onlar, kendileri sevip istedikleri halde yoksula, yetime ve esire de yemek verirler…

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

  Dr. Samed Abdullahi Abid

 

İki bölümden oluşan 'Ehlibeyt’in Fazileti Hakkında Nakleden Rivayetlerin İncelenmesi' adlı makalemizin ilk bölümüne aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

 

http://ehlibeytalimleri.com/ehlibeytin-fazileti-hakkinda-nakleden-rivayetlerin-incelenmesi-i_d12553.html

 

İnfakın Üç Gün Yapıldığı Yönündeki Rivayetler

 

Bazı rivayetlerde de infakın üç gün yapıldığı nakledilmiştir.

 

Birinci Nakil:

 

Şeyh Saduk, Muhammed b. İbrahim’den, o da İbn İshak’tan, o da Ebu Ahmed Abdülaziz b. Yahya Celûdî’den, o da Muhammed b. Zekeriya’dan, o da Şuayb b. Vâkıd’dan, o da Kasım b. Behrâm’dan, o da el-Leys’den, o da Mucahid’den, o da İbn Abbas’tan ve ayrıca Muhammed b. İbrahim b. İshak’tan, o da Ebu Ahmed Abdülaziz b. Yahya Celûdî’den, o da Hasan b. Mehran’dan, o da Müselleme b.Hâlid’den İmam Sadık’ın (a.s) babasından «Onlar adaklarını yerine getirirler» ayetinin tefsirinde şöyle buyurduğunu nakleder:

 

“Hz. Hasan ve Hüseyin (a.s) küçükken hastalanmışlardı. Allah Resulü (s.a.a) beraberinde iki kişi ile onları ziyaret etti. Onlardan birisi: “Ey Ebu’l Hasan! Eğer oğulların için adakta bulunursan Allah onların şifasını verir” dedi.

 

Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) oğulları iyileşirlerse üç gün oruç tutacaklarına dair adakta bulundular. Hz. Fatıma (a.s), hizmetlisi Fizze, Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’de (a.s):  “Biz de oruç tutmaya adak adıyoruz” dediler.

 

Bir müddet sonra Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) iyileştiler. Sabah olunca adaklarını yerine getirmeye niyet ettiler ancak evlerinde yiyecek olarak bir şeyleri yoktu. Bunun üzerine Ali (a.s),yün işiyle uğrayan Şem’un adındaki Yahudi komşusunun yanına giderek: “Bana biraz yün verebilirsen Muhammed'in (s.a.a) kızı onu üç ölçek karşılığında senin için eğirir” dedi.

 

Şem’un bunu kabul ederek bir miktar yün ve üç ölçek arpa verdi. Hz. Ali (a.s), bunu Hz. Fatıma’ya (s.a) söyleyince o da kabul eti. Hz. Fatıma (s.a) yünün üçte birini eğirdikten sonra arpanın bir ölçeğini öğütüp 5 tane ekmek pişirdi; herkes için bir ekmek.

 

Hz. Ali (a.s), akşam namazını Peygamber’le (s.a.a) kıldıktan sonra evine döndü. İftar edecekleri zaman bir miskin kapılarında durdu ve şöyle seslendi: “Selam olsun size ey Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyti! Bana yediğiniz yemekten veriniz ki Allah da cennet yemeklerinden yedirsin size” dedi.

 

Hz. Ali (a.s) elindeki lokmayı bıraktı ve sofrada ne varsa miskine verdi. O gece sudan başka bir şey tatmadan aç uyudular.

 

Ertesi gün Hz. Fatıma (s.a), yünün ikinci üçte birini eğirdikten sonra arpadan bir ölçek daha öğütüp 5 tane ekmek pişirdi. Hz. Ali (a.s), akşam namazını Peygamber’le (s.a.a) kıldıktan sonra evine döndü. Hz. Ali (a.s) iftar etmek için ilk lokmayı eline alınca Müslüman bir yetim kapılarında durdu ve;

 

“Selam olsun size ey Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyti! Bana yediğiniz yemekten veriniz ki Allah da cennet yemeklerinden yedirsin size” dedi.

 

Hz. Ali (a.s) elindeki lokmayı bıraktı ve sofrada ne varsa yetime verdi ve o akşamı da sudan başka hiçbir şey tatmadan aç geçirdiler.

 

Ertesi sabah olunca Hz. Fatıma (s.a), kalan son yünü eğirdikten sonra arpanın son ölçeğini de öğütüp 5 tane ekmek pişirdi. Hz. Ali (a.s), akşam namazını Peygamber’le (s.a.a) kıldıktan sonra evine döndü. Hz. Ali (a.s) iftar etmek için ilk lokmayı eline alınca Müşrik bir esir kapılarında durdu ve şöyle seslendi: “Ey Muhammed’in (s.a.a) Hanedanı! Bizi esir alıp sonra da yemek vermeyecek misiniz?!” dedi.

 

Hz. Ali (a.s) elindeki lokmayı bıraktı ve sofrada ne varsa esire verdi. O gece de hepsi aç uyudu. Sabah oruçlu değillerdi ama evlerinde de yiyecek bir şeyleri yoktu."

 

Şuayb, kendi hadisinde der ki:

 

"Ali (a.s), Hasan ve Hüseyin’i(a.s) Allah Resulü’nün (s.a.a) yanına götürdü. Allah Resulü (s.a.a),her ikisinin de açlığın şiddetinden civcivler gibi titrediklerini görünce:  “Ey Ebu’l Hasan! Siz de gördüğüm bu hal beni o kadar çok  üzüyor ki!” diye buyurdu.

 

Sonra hep birlikte Hz. Fatıma’nın (s.a) yanına gittiler. Kızı Fatıma’yı (s.a) mihrabında açlıktan karnı vücuduna yapışmış ve gözleri çukurlaşmış halde gören Allah Resulü (s.a.a) onu bağrına bastı ve buyurdu: “Sizi bu halde görmek bana çok ağır geliyor.”

 

Bu esnada Cebrail geldi,  “Ey Muhammed! Al Allah’ın ev halkın için hazırladığı şeyi” dedi.

 

Allah Resulü (s.a.a) ne olduğunu sorunca Cebrail insan suresini okumaya başladı;

 

«İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. … Onlar, kendileri sevip istedikleri halde yoksula, yetime ve esire de yemek verirler…»

 

Hasan b. Mehran kendi hadisinde şöyle demiştir:

 

“Peygamber (s.a.a), Fatıma’nın (s.a) evine gitti. Onların halini görünce hepsini etrafına toplayıp ağladı ve ardından: Siz, üç gündür bu haldesiniz ama ben bundan haberdar değildim.

 

Bu esnada Cebrail gelerek «Hel Eta…» suresini okudu. «Şüphesiz ki iyiler, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler. Bir kaynak ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu yerden fışkırtarak akıtırlar.»

 

Bu, Peygamber’in (s.a.a) evinden nebilerin ve müminlerin evini akan bir pınardır. Adaklarını yerine getirirlerden maksat; Hz. Ali (as.), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan (a.s), Hz. Hüseyin (a.s) ve onların hizmetlileridir. Korksunlar o günden ki sonu hüsran ve çirkin bir yüzdür. Ve doyursunlar yemeğe ihtiyacı olanları. Yani; yemeğe istekleri olduğu halde onu miskin, yetim ve esire bağışlayıp onlara yedirsinler.“Sizi hiçbir karşılık ve teşekkür beklemeden Allah için doyuruyoruz. Bu işin mükâfatını ondan bekliyoruz” derler. Bu cümleyi onların yüzüne söylemediler, kalplerinden geçirdiler ama Allah bundan haberdardı. Onlar “Biz, asık suratlı ve sert bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz” derler. Allah, onları o günün fenalığından korudu. Onlara mutlu bir kalp ve nurlu bir yüz bahşetti. Sabırlarına karşılık onları cennetle ödüllendirdi. Sırtlarını yaslamaları için cennette onlara tahtlar verdi. Ne yakıcı sıcak ne de dondurucu bir soğuk hissederler…[1]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

a) Hadisin Senedinin İncelenmesi:

 

Rivayetin senedinde Şeyh Saduk'un nakilde bulunduğu şu kişiler vardır;

 

  • Muhammed b. İbrahim b. İshak Talaganî:Molla Vahid, Şeyh Saduk’un ondan çok rivayet aktardığını, ona iktifa ettiğini ve hürmetle andığını söyler ki, Mamakanî, bunu onun makamının yüceliğine yorumlayarak “Şeyh Saduk’un üstatlarından olması muhtemeldir” der ve şöyle devam eder:

 

“Şeyh Mufid de Şeyh Saduk kanalı ile Ahmed b. Muhammed b. Said'e der ki:  O, Hüseyin b. Ruh'tan rivayet nakleder ve bu da İbrahim b. İshak’ın onun yanında makbul olduğunu gösterir."

 

Meclisî-i Evvel de onu Şeyh Saduk'un üstatlarından birisi kabul eder.

 

Sonuç olarak; Mamakanî, kendisini güvenilir ve hadisini de sahih kabul etmiştir. Bu sözüne dayanak olarak da “İcazet Şeyhleri’nin güvenilir kabul ettiklerini nas ile ispata gerek yoktur” der. Lakin Necaşî ve Şeyh Tusî, İbrahim b. İshak'dan söz etmemişlerdir.[2]

 

  • Abdülaziz b. Yahya Celûdî Basrî:Şeyh Tusi, Yahya Celûdî’yi doğrudan Hz. Ali'den (a.s) rivayet nakletmeyen isimler arasında zikreder ve onu över.[3] Onu mezhep imamı ve fıkıh ilminde yazılı eseri olan birisi olarak bilir.[4]Necaşî ise onu, İmam Cevad’ın (a.s) dostlarından kabul eder.[5]

 

  • Muhammed b. Zekeriya:Şeyh Tusî, Muhammed b. Zekeriya b. Cündeb Beclî Cerirî Kûfî’yi İmam Sadık’ın (a.s) dostlarından saymıştır.[6] Ancak güvenilir olduğuna dair her hangi bir şey zikredilmemiş, meçhuldür.

 

  • Şuayb b. Vâkıd:Rical kitapları ondan söz edilmemiştir. Ancak Şeyh Saduk’un Emali ve el-Fakih kitaplarının “Zikr-i Menah’in-Nebi” babının kanalında yer almıştır. Mamakanî, Vâkıd’ın el-Fakih kitabının kanalında yer almasını Şeyh Saduk’un ona güvenmesinin delili olarak yorumlar.[7]

 

  • Kasım b. Behrâm (Kadı Ebu Hemedan):Şeyh Tusî, onu İmam Sadık’ın (a.s) dostlarından saymıştır.[8] Meçhul olması dışında zahiren İmamiye’dir.[9]

 

  • el-Leys: Rical kitaplarında Leys isminde 5 kişi zikredilmektedir. Eğer maksat, Leys b. Bahteri el-Muradî ise her ne kadar inancı iyi olmasa da hadisleri makbuldür. Çünkü İmam Sadık (a.s) onu cennetlik olarak tanımlamıştır. Gazairî-i Razi ise “Onun inancının yerilmesi, hadislerinin de yerilmesine sebep olmaz” der.[10]

Burada hangi Leys’in kastedildiği belli olmadığından meçhul kabul edilir.

 

  • Mucahid:Ehlisünnet ricallerindendir ve Şiî rical kitapları ondan bahsetmemişlerdir.

 

  • İbn Abbas:Şeyh Tusî, onu Hz. Peygamber’in (s.a.a) ravilerinden ve Hz. Ali’nin (a.s) dostlarından biri saymıştır.[11]

 

  • Hasan b. Mehran:Şiî kitaplarında ondan hiç bahsedilmemektedir. Ehlisünnet âlimleri arasında yalnızca İbn Ebu Hâtim el-Cerh ve't-ta'dîl kitabında ondan söz etmiş ve Hz. Peygamberin (s.a.a) sahabesi Firkad'dan rivayet etmiştir. İbn Ebu Hâtim’inbu rivayetini Firkad'danMuhammed bin Selâm nakletmiştir ki,o da rivayeti babasından duyduğunu belirtmiştir. Her halükarda o da meçhuldür.[12]

 

  • Müselleme b.Hâlid:Şeyh Tusî,Müselleme b.Hâlid’i değil Müslim b. Hâlid ez-Zencî’yi İmam Sadık’ın (a.s) dostlarından saymıştır.[13] Diğer Şiî rical kitapları ondan söz etmemiştir. Ehlisünnet âlimleri arasında da İbn Ebu Hâtim onu meçhul kabul etmiştir ki,hadiste Ebu İmame b. Sehl’den faydalanmıştır ve İbn Gasil de ondan rivayet nakletmiştir.[14]

 

Sonuç:Rivayetin her iki kanalında yer alan isimlerin çoğu meçhul, zayıf ya da muhalif inançtan olduğundan rivayetin senedi doğru kabul edilmez.

 

b) Hadisin İçeriğinin İncelenmesi:

 

Bu hadisin metninde iztırab* veya lisan-ı hâl ya da masalımsı durumlar vardır. Burada onlardan bazılarını hatırlatma gereği duyuyoruz:

 

  • Rivayetin naklindekiiztırab; rivayetlerin ilkindeziyarete gidenlerden birisi adak önerisinde bulunurken diğer rivayette Hz. Peygamber (s.a.a) kendisi bu öneride bulunuyor.

 

  • “Komşu” tabiri büyük bir ihtimalle sahih değil. Çünkü Medine’de Müslümanlar yaşıyorlardı. Yahudiler ise Hayber'de ve Medine'nin dışında başka yerlerde yaşıyordu. Dolayısıyla, Hz. Ali'nin (a.s) bir Yahudi komşusu yoktu.

 

  • (Rivayetin Arapça metinde yer alan) Hz. Ali (a.s) ve Fatıma’nın (s.a) dilencinin kapı ardında beklediği sırada müşare etmesi mantıklı bir konu gibi görünmemektedir. Dolayısıyla bu ibareyi lisan-ı hâl olarak eklemiş olabilir. “Açlığın şiddetinden civcivler gibi titriyorlardı” veya “Açlıktan karnı vücuduna yapışmıştı” gibi tabirler çoğunlukla insani duyguları harekete geçirmek içindir. Buna ek olarak, üç günlü kaçlık insanı halsizleştirir ancak karnının sırtına yapışmasına sebep olmaz.

 

  • O günlerde henüz 4-5 yaşlarında olan Hz. Hasan ve (a.s) Hz. Hüseyin’in (a.s) adakta bulunması ve oruç tutması makul değil.[15] Bu olay Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatından yıllar önce vuku bulmuş Hz. Peygamber (s.a.a) ise hicretin onuncu yılında vefat etmiştir.[16] Dolayısıyla infak zamanında Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) 4 veya 5 yaşından fazla olamazlar ve bu yaşlarındaki bir çocuğun adak ve orucu makul kabul edilemez.

 

  • Hz. Ali’nin (a.s) gibi yüce şahsiyete sahip birisinin borç için Yahudi’ye gitmesi doğru gibi gözükmüyor.

 

İkinci Nakil:

 

Mezkûr rivayetin benzerini İbn Şehraşub; Ebu Salih, Mucahid, Zehak, Hasan, Atâ, Katâde, Leys, İbn Abbas, İbn Mesud, İbn Cübeyr, Amr b. Şuayb, Hasan b. Mehran, Nakkaş, Kuşeyrî, Sa'lebî ve Vahidî tefsirlerinden ve yineHatib-î Mekkî “el-Erbain”, Ebu Bekr Şirâzî “Nüzul’ul-Kur’an-fi-Emir’il Müminin”, Uşnuî “İtikadi Ehlisünnet” ve Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Fazl Nahvî “el-Erus fi’l Zühd” kitaplarından naklederek şöyle devam etmiştir:

 

“Esbağ b.NebateEhlibeyt ’ten, diğerleri ise İmam Bakır’dan (a.s) «Hel eta alâl insan» ayeti hakkında Şeyh Saduk’un Emali kitabında naklettiği rivayetin benzeri bir nakilde bulunmuştur. Bu rivayette de Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), Fizze, Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’in (a.s) adakta bulunduğu, Hz. Ali’nin (a.s) Yahudi Şem’un’dan borç aldığı ve infakın üç farklı günde yapıldığı kaydedilmiştir.

 

İbn Şehraşub’un naklettiği rivayetin devamında şu ibareler yer alır:

 

“Hz. Peygamber (s.a.a) onların aç olduklarını gördü. Cebrail, etrafı yakut ve değerli taşlarla süslüaltın bir tepsiyle geldi. İçerisinde misk ve kâfur kokusu veren yiyecekler ve içecekler vardı. Ehlibeyt onlardan yedi ama yiyeceklerde eksilme olmadı. Hz. Hüseyin (a.s),bir lokma ile evden çıktı. Yolda Hz. Hüseyin’i (a.s) gören bir Yahudi kadın: “Ey Aç Hanedan! Bu yemekler nereden? Ondan bana da ver.” dedi.

 

Hz. Hüseyin (a.s), elindeki lokmayı kadına vermek için uzatınca Cebrail gelip lokmayı elinden aldı ve tepsiyi gökyüzüne götürdü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eğer Hüseyin (a.s) o lokmayı komşuya vermek istemeseydi, o tepsi Ehlibeyt’imin yanında kalacaktı. Kıyamet gününe kadar ondan yemek yemeye devam edeceklerdi ve ondan hiçbir şey eksilmeyecekti.”

 

O esnada  «Onlar adaklarını yerine getirir» ayeti nazil oldu. İnfak 25 Zilhicce akşamı vuku buldu ve [17]«هلاتي» ayeti ise 25 Zilhicce günü nazil oldu.[18]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

a) Hadisin Senedinin İncelenmesi:

 

İlk bölümdeki ravilerin tamamı Ehlisünnet'tir ve hadisin senedi eksik olmakla birlikte mürsel şekilde nakledilmiştir. İkinci bölümü ise Esbağ b. NebateEhlibeyt’ten diğerleri ise İmam Bakır’dan (a.s) nakletmiştir ki yine mürsel’dir.

 

Şeyh Tusî, Esbağ b.Nebate’yi Hz. Ali (a.s) ve Hz. Hasan’ın (a.s) ravilerinden saymıştır.[19] Ayrıca onu, Hz. Ali’nin (a.s) seçkin yarenleri arasında zikretmiş, hürmetle anmış ve Hz. Ali’nin (a.s) Muhammed Hânifîye’ye ettiği vasiyet ile Mâlik Eşter’e yazdığı ahitnameyi ondan nakletmiştir.[20] Mamakanî de ondan söz etmiştir. Ancak bunlara rağmen mürsel olması sebebiyle hadis zayıftır.

 

b)Hadisin İçeriğinin İncelenmesi:

 

Bir önceki rivayete yapılan eleştiriler, bu rivayetin ilk bölümü için de geçerlidir. Rivayetin ikinci bölümü hakkında ise söylemek gerekir ki;

 

  • Nübüvvet Hanedanı’nın yaptığı infaka karşılık semavi bir yemeğin verilmiş olması genel olarak kabul edilebilir bir mevzu olabilir. Lakin “Yakut ve değerli taşlarla süslenmiş bir tepsi” büyük ihtimalle hikâyeci ravilerin eklemesidir.

 

  • Hz. Hüseyin’in (a.s), elindeki lokmayı Yahudi kadına vermek için uzatınca yemek tepsisinin gökyüzüne götürülmesi makul gözükmüyor.

 

  • İztırab, bu rivayette de açıkça görülmektedir. Şöyle ki; önceki rivayetlerde Hz. Peygamber  (s.a.a) Ehlibeyt’in aç olduğunu gördüğünde Cebrail, "Hel Eta" suresi ilegelirken bu rivayette yiyecekle dolu bir tepsiyle geliyor.

 

Üçüncü Nakil:

 

Kutb-i Ravendî, bu olayı Şeyh Saduk’un Emali kitabından aynı şekilde naklettikten sonra şöyle der:

 

“Hz. Peygamber (s.a.a), Ehlibeyt’in durumundan haberdar olunca Hz. Ali (a.s) ile birlikte Mikdad’ın hurma bahçesine gitti. Ağaçlarda hurma olmamasına rağmen Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) buyurdu:  Bu sepeti al ve şu hurma ağacına git.Allah Resulü (s.a.a), “Allah hakkı için bize meyvelerinden yedirmeni istiyor!” de.

 

Hz. Ali (a.s), denileni yaptı ve topladığı hurmaları Hz. Peygamber’e (s.a.a) getirdi.Hep birlikte hurmalardan yediler. Hatta hurmalardan Mikdad’a ve ailesine de yedirdiler. Daha sonra o hurmalardan Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’e (a.s) götürdüler. Eve vardıkları zaman Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sabret ey Fatıma; zira Allah katında olan nimete, sabır haricinde hiçbir şeyle ulaşamazsın.”

 

O esnada Cebrail “Hel Eta” suresiyle geldi.”[21]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

a) Hadisin Senedinin İncelenmesi: Rivayet, mürsel ve senetsiz olarak nakledilmiştir.

 

b) Hadisin İçeriğinin İncelenmesi: Bu rivayette de iztırab söz konusudur. Şöyle ki; bir önceki rivayette semavi yiyecekler söz konusu iken bu rivayette Mikdad’ın hurma bahçesinden toplanan hurmalardan söz ediliyor.

 

Dördüncü Nakil:

 

Erbilî, Menakıb-i Harezmî’den aşağıdaki rivayeti nakletmiştir ki Sa'lebî ve diğer Kur’an müfessirleri bu rivayeti “…adaklarını yerine getirirler” ayetinin tefsirinde zikretmiştir.

 

“Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hastalanmışlardı. Hz. Peygamber (a.s), Ömer b. Hattab ve Ebu Bekr b. Kuhafe ile birlikte ziyaretlerine giderek: “Ey Ebu’l Hasan! Ne güzeldir iki oğlun için adakta bulunman.” dediler.

 

Bunun üzerine Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a) ve Fizze, çocukların iyileşmesi halinde üç gün oruç tutma adağında bulundular. Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) iyileştiler lakin Ehlibeyt’in iftar için yiyecekleri yoktu. Müminlerin Emiri (a.s), Hayberli Yahudi Şem’un yanına giderek üç ölçek arpa borç aldı.”

 

Mâzenî, İbn Mehran’dan naklettiği rivayette der ki;

 

“Hz. Ali (a.s) Şem’un b. Hana adındaki yün işiyle uğraşan komşularının yanına giderek: “Bana, bir miktarı kadar yün verebilir misin Muhammed'in (s.a.a) kızı onu üç ölçek karşılığında senin için eğirsin?” dedi.

 

Şem’un bunu kabul ederek bir miktar yün ve arpa verdi. Hz. Ali (a.s), bunu Hz. Fatıma’ya (s.a) söyleyince o da kabul eti. (Rivayetin devamı Şeyh Tusî’nin Emali kitabında naklettiği rivayet ile aynıdır.)

 

İbn. Mehran sözlerine şöyle devam eder:

 

“Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Fatıma’nın (s.a) evine gitti. Onların halini görünce ağlayama başladı ve;“Siz, üç gündür bu haldesiniz ama ben sizin bu halinizden habersizim?!” dedi.

 

Bu esnada Cebrail inerek “Şüphesiz ki iyiler, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler” ayetini okudu.”

 

Hatîb, bu konuda naklettiği başka bir rivayette “Onlar, sevdikleri yemeği miskine, yetime ve esire yedirirler.” ayetinin indiğini, mezkûr surenin icmâ-ı ümmetle bu hadise sonrasında nazil olduğu ve hiç kimsenin buna itirazda bulunmadığını söyler.[22]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

Sened Yönünden:Rivayet, mürsel şekilde nakledilmiştir.

 

Rivayetin İçeriğinin Reddi:

 

  • Bu rivayetin metninde de iztırab söz konusudur. Şöyle ki; adak önerisi, daha önceki rivayetlerin bazılarında Hz. Peygamber’e (s.a.a) ve bazılarında ise Ömer b. Hattab’a atfedilirken mezkûr rivayette Hz. Peygamber (s.a.a), Ebu Bekr b. Kuhafe ve Ömer b. Hattab’a nispet veriliyor.

 

  • Rivayette, Hz. Hasan (a.s) ile Hz. Hüseyin’in (a.s) adak ve orucu söz konusu edilmemiştir.

 

  • Rivayette Hz. Ali’nin (a.s),  Yahudi Şem’un’dan borç istediğinden söz edilmiştir ki, bu konunun reddi daha önce yapılmıştı.

 

Zemahşerî ve Tabersî bu rivayetin benzeri bir rivayet nakletmişlerdir ki, o rivayette de Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a) ve Fizze’nin adağı, Hz. Ali’nin (a.s) Yahudi Şem’un’dan borç alması ve infakın üç günde yapıldığı konularına işaret edilmektedir[23] ancak bu rivayette mürseldir.

 

Beşinci Nakil:

 

İbn Tâvûs da bu konuda der ki;

 

“Zilhicce ayının 25’i akşamı Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) miskin, yetim ve esire infakta bulunduğu hadiseyi aktardığımız rivayetler arasında ceddim Ebu Cafer Tusî’nin el-Misbah kitabından rivayetler vardır; her ne kadar bu rivayetleri farklı kanallardan nakletsek de.”

 

Şeyh Tusî der ki;

 

“Zilhicce ayının 25’i akşamı Müminlerin Emiri (a.s) ve Hz. Fatıma (s.a) sadaka verdiler. Aynı ayın 25’i günü “Hel Eta” suresi o iki yüce insan, Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hakkında nazil oldu.[24]

 

Şeyh Tusî,  hadisenin beyanı hakkında şöyle der;

 

“Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hastalanınca Hz. Peygamber (s.a.a) Ebu Bekr b. Kuhafe, Ömer b. Hattab ve birkaç kişi ile onları ziyaret etti. Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’in iyileşmeleri için adak önerisinde bulundu. Bunun üzerineHz. Ali (a.s) dedi ki: Eğer evlatlarım iyileşirse Allah’a şükür için üç gün oruç tutacağım.

 

Hz. Fatıma (s.a) ve Fizze de aynı adakta bulundular. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s) iyileştiler lakin Ehlibeyt’in iftar için hiç yiyecekleri yoktu. Hz. Ali (a.s), Hayberli Yahudi Şem’un yanına giderek üç ölçek arpa borç aldı.

 

Seyyid İbn Tâvûs şöyle der:

 

“Bendeki bazı senetlerde Hz. Ali (a.s) ile Hz. Fatıma’nın (s.a) miskin, yetim ve esire yaptığı infakın üç farlı günde gerçekleştiğini kaydedilmiştir. Bu nedenle infakın gerçekleştiği üç akşamdan ilkinin 25 Zilhicce olması muhtemeldir.”

 

Bu konudaki rivayetlerden birisinde şöyle geçer;

 

“Ali (a.s), Şem’un isimli Yahudi komşusuna giderek: Bana, miktar yün verebilir misin Muhammed'in (s.a.a) kızı onu üç ölçek karşılığında senin için eğirsin?” 

 

Şem’un bunu teklifi kabul etti (bir önceki rivayette olduğu gibi). Hz. Fatıma (s.a) beş adet ekmek pişirdi. Hz. Ali (a.s) namazı Peygamber’le (s.a.a) birlikte kıldı…İftar vakti bir dilenci gelip yemek talebinde bulundu. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s)ekmeği dilenciye vermelerini emretti ve herkes bu emre itaat etti. Kendileri suyla iftar edip o geceyi hiçbir şey yemeden sabahladılar.

 

Ertesi gün Hz. Fatıma (s.a) arpadan bir ölçek daha öğüterek ekmek pişirdi…Bu sefer bir yetim kapılarını çalarak: “Selam olsun size Ey Muhammed’in Ehlibeyt'i! Ben babası Akabe gününde şehit olan muhacirlerden birinin oğluyum.  Bana yiyecek verin ki, Allah da size cennet sofralarından yedirsin.” dedi.

 

Hz. Ali (a.s)yemeği dilenciye vermelerini emretti ve kendileri suyla iftar edip o geceyi hiçbir şey yemeden sabahladılar.

 

Üçüncügün Hz. Fatıma (s.a) kalan son arpaları öğüterek ekmek pişirdi.Akşam olunca bu sefer kapılarını bir esir çalarak yemek talep etti. Hz. Ali (a.s)ekmeği dilenciye vermelerini emretti, herkes bu emre itaat etti ve kendileri suyla iftar edip o geceyi hiçbir şey yemeden sabahladılar.

 

Dördüncü gün Hz. Ali (a.s), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’in (a.s) ellerinden tutup Hz. Peygamber’in (s.a.a) huzuruna götürdü. Hz. Peygamber (s.a.a), onları açlıktan titrer halde görünce şöyle buyurdu: “Ey Ebu’l Hasan! Sizi bu halde görmek bana çok ağır geliyor.”

 

Daha sonra onlarla beraber Fatıma’nın (a.s) evine geldiler. Hz. Peygamber (s.a), kızı Fatıma’yı (s.a) mihrabında açlıktan karnı vücuduna yapışmış ve gözleri çukurlaşmış bir halde gördü. Bu manzara, Hz Peygamber'i çok üzdü.

 

Bu sırada Cebrail (a.s) nazil oldu ve İnsan Suresi’ni son ayetine kadar okudu.”

 

Seyyid İbn Tâvûs devamında der ki:

 

“Muhammed b. Gazalî, Sa'lebî’nin sözlerine ek olarak;“Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’ine gökyüzünden bir sofra geldi ve ondan üç gün boyunca yediler.” dedikten sonra aynımevzuu,Muvaffak b. Ahmed Harezmî Mekkî’nin de el-Menakıb kitabında getirdiğini söyler.”[25]

 

Ehlibeyt’e gökyüzünden sofra indiğini Zemahşerî de nakleder lakin sofranın inzal zamanını bizim zikrettiğimiz zamanda zikretmez.[26]

 

İbn Tâvûs ayrıca İnsan Suresi’nin bu ayetlerinin inzalini Ali b. Ahmed b. Vahidî Nişaburî’nin Esbab-ı Nüzul’ün de getirdiğini[27] ve diğerlerinin de bu konuyu belirttiğini nakleder.[28]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

a) Senedin Reddi:Her ne kadar İbn Tâvûs rivayeti pek çok kanaldan aktardığını söylemiş olsa da ancak her hangi bir senet belirtmediği için mürsel’dir.

 

b) Rivayetin İçeriğinin Reddi: Mezkûr rivayet, Şeyh Saduk’un rivayetine çok benzemektedir ki, eleştirilerimize kendi yerinde değinmiştik. Şimdi ise birkaç farklı mevzuu eleştireceğiz:

 

  • Rivayette Zilhicce ayının 25’inci akşamı Hz. Ali (a.s) ve Fatıma’nın (s.a) infakta bulunduğunu, aynı ayın 25’inci gününde “Hel Eta” Suresi’nin o iki yüce insan ve Hz. Hasan (a.s) ile Hz. Hüseyin hakkında nazil olduğunun zikredilmesi, infakın tek akşamda yapıldığına işaret ediyor. Gerçi İbn Tâvûs bazı senetlerinde infakın üç farlı günde gerçekleştiğini ve bu üç akşamdan ilkinin 25 Zilhicce olmasının muhtemel olduğunu söylese de ancak surenin, üçüncü akşamki infakınsona ermesinden önce inzal olması mantıklı görünmüyor!

 

  • Rivayette önceki bazı rivayetlerin aksine Hz. Peygamber’in (s.a.a) adak önerisi söz konusudur ve bu nedenle rivayette iztırab vardır.

 

  • Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’in (a.s) adağından söz edilmemiştir.

 

  • Rivayette Hz. Ali’nin (a.s) Hayberli Yahudi Şem’un’dan borç aldığı belirtiliyor; ancak diğer rivayetlerde arpanın yün eğirme karşılığından alındığı zikrediliyor.

 

  • Hz. Fatıma’nın (s.a) beş ekmek pişirdiği söyleniyor. Hal böyleyken mantıklı olan Hz. Ali’nin (a.s) fakire bir ya da birkaç ekmeği vermesidir (Nafakası vacip olan) çocukları ve eşini aç bırakması değil.

 

  • Rivayette Hz. Ali’nin (a.s) yemeği her üç zamanda da ihtiyaç sahibine verilmesini emrettiği belirtiliyor. Oysa Hz. Ali (a.s),sadece kendi yemeği üzerinde tasarruf hakkına sahiptir 4 veya 5 yaşındaki çocuklarının değil.

 

  • Aile reisinin görevi ilk önce kendi ailesinin ihtiyaçlarını karşılamasıdır onlara su dışındaki başka hiçbir şey yedirmemesi değil.

 

Altıncı Nakil:

 

Yine Furât b. İbrahim Kûfî; Muhammed b. İbrahim Zekeriya Gatfanî’den o da, Ebu’l Hasan Hişam b. Ahmed b. Muaviye’den o da, Muhammed b. Bahr’dan o da, Ruh b. Abdullah’tan o da, İmam Cafer’den (a.s) o da, babasından ve dedesinden şöyle nakleder:

 

“Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hastalanmıştı…(Önceki nakilde olduğu gibi Hz. Ali,Hz. Fatıma ve Fizze adakta bulunuyor amabu sefer adak önerisini Ömer b. Hattab yapıyor.)

 

Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma’nın eğirmesi için Yahudi Şem’un’un yanına giderek arpa ve yün aldı…(Rivayetin geri kalan kısmı Şeyh Saduk’un el-Emali’deki nakli gibidir; infak üç gün içerisinde ve Hz. Ali (a.s) ileHz. Fatıma’nın (s.a) müşareettiği zamanda gerçekleşir.)

 

Rivayet şöyle devam eder:

 

“Hz. Ali (a.s) evden dışarı çıktı ve yolda birisiyle karşılaştı. O adamdan bir dinar borç aldı. Yolda parayı Mikdad’a verdi çünkü onun bu parayadaha çok ihtiyacı olduğunu biliyordu. Sonra eve aç döndü. Hz. Peygamber (s.a.a) onların bu halini görünce dua etti ve cennetten onlar için yemek inzal oldu.”[29]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

a) Senedin Reddi: Senetteki isimlerden Gatfanî, Ebu’l Hasan Hişam b. Ahmed ve Ruh b. Abdullah meçhuldür. Muhammed b. Bahr ise hem guluv ehlidir hem de tefviz inancına kaildir.[30]

 

b) Rivayetin İçeriğinin Reddi: Rivayete göre cennet yiyeceği Hz. Ali'nin (a.s) Mikdad’a yaptığı infaktan sonra inzal oluyor ki bu durum önceki rivayetlerle uyuşmuyor. Bu nedenle buradaki söz konusu infak, bu rivayet ile karıştırılmış başka bir hadise olabilir.

 

Bikâî de İnsan Suresi’nin ilk ayetlerinin üç gün miskin, yetim ve esiri kendilerine tercih eden Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hakkında nazil olduğunu, dördüncü gün onların bu halinin gören Hz. Peygamber’in (s.a.a) üzüldüğü ve Cebrail’in onları müjdelemek için bu sureyi getirdiğini söyler.

 

Bikâî bu ihtimali tenkit etmek için şöyle devam eder;

 

“Bu süre zarfında açlığa tahammül edilmesi uzak bir ihtimal değildir. Zira insan, Allah’a ya da başka bir şeye olan aşkından dolayı bedenini aşkla öylesine meşgul eder ki açlık hissi duymaz. Tıpkı halsiz bir insanın bir süre hiçbir şey yemeden yaşayabilmesi ve bedeninin bu durumdan çok fazla etkilenmemesi gibi. Ayrıca tabiat olaylarının bazı sâlikler için durdurulması konusu yeni bir şey değildir ve bu, Hz. Peygamber’in(s.a.a) sözünü ettiği olaydır."

 

Diğerleri de İnsan Suresi’ndeki ayetlerin, Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’in (a.s) iyileşmeleri için adakta bulunan ve üç akşam yemeklerini miskin, yetim ve esire vererek kendileri yalnızca su ile iftar eden Hz. Ali (a.s) ve Fatıma (s.a) hakkında nazil olduğunu söyler.[31]

 

Rivayetin İncelenmesi ve Reddi

 

Bikâî, Îcî ve diğerleri tarafından zikredilen rivayetler de senetsizdir ve metnin içeriği daha önce reddedilmişti.

 

Tabersî, Cevamiu'l-Cami kitabında her iki rivayeti de (Ali b. İbrahim ve Şeyh Saduk’un rivayetleri) nakletmiştir.[32]

 

Yedinci Nakil:

 

Fahri Râzî şöyle der:

 

Ebu Bekr Esam İbn Ali Cubai, Ebu'l Kasım Kâ'bi, Ebu Müslim İsfahanî ve Kadı Abdulcabbar b. Ahmed gibi Mutezile’nin önde gelen isimleri, tefsir kitaplarında bu ayetlerin Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olduğunu zikretmemişlerdir. Ancak, ashabımızdan biri olan Vahidî,“et-Tefsirü'l-Basit” kitabında Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olduğunu söylemiştir ve Zemahşerî’nin olayı İbn Abbas’tan nakletmiştir.

 

Fahri Râzî sözlerine şöyle devam eder:

 

“Diğerleri; Ebrar kelimesinin çoğul olduğunu, şükreden ve iyilikte bulunan herkesi kapsadığını bu nedenle tek bir kişiye atfedilemeyeceğini söyler. Her ne kadar Ali (a.s) ayetin işaret ettiği infakta bulunan topluluğun içerisinde yer alsa da takva sahibi diğer sahabe ve tâbiin da buna dâhildir vemısdakı bir kişiye indirgemeye gerek yoktur. Gerçi bu sure onların özel infakı sonrasında nazil olmuştur fakat İslam hukukunda“Sebebin özel, lafzın ise genel olduğu yerde ölçü; lafızdır, sebep değil.” ilkesi sabittir.[33]

 

Fahri Râzî’nin Sözlerinin Reddi

 

  • Ebrar kelimesinin çoğul olduğu ve kıyamete kadartüm müminleri kapsadığı doğrudur. Ancak Ehlibeyt, bunun en belirgin mısdaklarındandır ve hem Şiî hem de Ehlisünnet kaynaklı rivayetler ve nakiller bu ayetin Ehlibeyt’in yaptığı infak sonrası inzal olduğunu teyit etmektedir.

 

  • Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a) ve Fizze, “Ebrar” kelimesinin işaret ettiği “Çoğul” kabul edilebilir.

 

  • Fahri Râzî’nin, “Sure, onların özel infakı sonrasında nazil olsa dahi mısdakı bir kişiye indirgemeye gerek yoktur.” sözüne gelince; Evet, mezkûr ayetler Ehlibeyt’in yaptığı infakından sonra nazil olmuştur ve her ne kadar hadisenin kemiyet ve keyfiyetinde bazı farklılıklar olsa da hem Şiî hem de Ehlisünnet rivayetleri hadisenin genelini teyit etmektedir.

 

Sekizinci Nakil:

 

Kurtubî, mezkûr ayete yapılan tefsirleri eleştirerek der ki;

 

“Müfessirler, bu ayetin Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma (s.a) hakkında nazil olduğunu söyler. Ancak doğru söz; ayetin tüm iyileri kapsadığı ve genel olduğudur. Nakkaş, Sa'lebî, Kuşeyrî ve Kesîr'in, Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a) ve Fizze'nin infakı meselesinde söylediği sözler sahih ve sabit değildir.

 

Kurtubî, söz konusu infak olayı hakkında şöyle der;

 

  • Allah, ev halkının ve çocukların nafakasını zorunlu kılmıştır. Akil bir insan, Hz. Ali’nin (a.s) bu emirden bihaber olduğunu ve henüz 4 ve 5 yaşında olan oğullarını üç gün-üç gece aç bıraktığını tasavvur etmez. Hem de bedenleri titreyecek, gözleri çukurlaşacak ve Hz. Peygamber’i (s.a.a) ağlatacak derecede.

 

  • Kim, bu şiirleri Hz. Ali (as) ve Hz. Fatıma’dan (s.a) duymuş ve muhafaza etmiştir ki, ravilere kadar ulaşmıştır?[34]

 

Kurtibî’nin Sözlerinin Reddi

 

Kurtubî’nin sözlerinin tamamını kabul etmekle birlikte okuyucuların dikkatini aşağıdaki konulara çekmek istiyoruz:

 

  • Çoğunluğun, Ehlibeyt’in üç gün üst üste herhangi bir şey yemediğini aktardığı nakiller mantıklı görünmüyor; bu nedenleKurtubî’nin bu alandaki sözleri doğrudur. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, hadisenin aslı Ali b. İbrahim’intefsirinde birkaç satırda ifade ettiği gibidir; Ehlibeyt fakir, yetim ve esireHz. Fatıma’nın (s.a) pişirdiği helvayı ve büyük ihtimalle de tek bir gecede infak etmiştir.Başka bir ifadeyle; Ehlibeyt, en güzel yemeklerini infak etmiş kendileri ise (söylendiği gibi) sadece su ile değil başka yiyeceklerle iftar etmişlerdir.

 

Dolayısıyla infak hadisesi, ifade edildiği şekliyle ve Ali b. İbrahim’in senetli ve sahih bir kanalla naklettiği gibidir ve her hangi bir istibat söz konusu değildir. Asıl istibathadise ne kadar çok acayipleştirilirse Ehlibeyt’in fazileti o kadar çok belirgin olur düşüncesine kapılan masalcıların, lisanı-ı halcilerin ve ravilerin eklediği şeylerdir. Ancak bu acayipleştirmeler hadisenin gerçeklik boyutunun zayıflamasına yol açmaktadır.

 

Ayrıca Hz. Ali’nin (a.s), 4 veya 5 yaşındaki (beş ya da altı değil) çocuklarını üç gün aç bırakmasını biz de kabul etmiyoruz.

 

  • Zahiren şiirler, Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) kendi dilinden değil sonraki kuşakların lisan-ı halidir. Çünkü sadece muhafaza edilmesi muhtemel olmadığı gibi dilenciyi kapı arkasında bekletip müşare etmeleri de mantıklı değil.

 

Sonuç

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız konulardan anlaşıldığı üzere, Kur'an ayetlerinin bazıları Ehlibeyt hakkında nazil olmuştur. Bununla birlikte diğer müminlerin söz konusu durum benzeri haller bulmaları halinde ayetlerin muhatabı olmaları mümkündür.

 

Nüzul sebeplerinde Ehlibeyt’in yaşadığı bir olayı nakleden ayetler arasında İnsan Suresi’nin ilk ayetleri yer alır ki, esbab-ı nüzul ve tefsir kitabı yazarları bu konuda şunları ifade etmişlerdir:

 

1. Görüş sahiplerinin büyük çoğunluğu Müslümanların Mekke’de esir sahibi olma gücüne sahip olmamaları nedeniyle İnsan Suresi’nin Medenî surelerden olduğunu kabul eder. Surelerin iniş tarihlerini inceleyenler de İnsan Suresi’ni Medenî sureler arasında zikretmiştir. Bunun dışında söylenen sözler mesnetsiz ve taassupdolu  sözlerdir.

 

2. Hadisenin aslı, Ali b. İbrahim’in naklettiği gibidir;

 

Hz. Fatıma (s.a), helva pişirmiş ancak iftar vakti kapıya dilenci, yetim ve esir gelince yemeklerini onlara infak etmişlerdir. Ayrıca infak, tek akşamdaüç kez art arda yaşanmıştır. Bunlara ilaveten; Ehlibeytaç sabahlamamış sadece helvadan tatmamıştır.

 

Rivayet sahih senetlerle nakledilmiştir.

 

3. Konu hakkındaki bazı rivayetlerin mürsel, zayıf ve meçhul olmalarına ek olarak, rivayetlere makul olmayanbazı eklemeler yapılmıştır. Örneğin:

 

-Henüz 4 veya 5 yaşını aşmamış Hz. Hasan (a.s) ile Hz. Hüseyin’in (a.s) adak ve orucu.

 

-Hz. Ali’nin (as.) infakta bulunmaları için ailesine emir vermesi.

 

-Ehlibeyt’in yemek ihtiyacının Hz. Ali (a.s) tarafından temin edilmemesi.

 

-Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) ihtiyaç sahiplerini kapıda bekletip müşare etmeleri.

 

-Yahudilerin Medine'nin dışında olmasına rağmen Hz. Ali’nin (a.s) bir Yahudi’den borç alması ki, Hz. Ali’nin (a.s) üstünkarekteri buna izin vermez.

 

-Rivayetler arasında iztırab; örneğin bazı rivayetlerde adak önerisi, Hz. Peygamber’e (s.a.a) atfedilirken bazılarında ise Ömer b. Hattab’a nispet verilir. Bazı rivayetlerde Ehlibeyt’e gökyüzünden sofra geldiği söylenirken bazılarında Hz. Peygamber’in (s.a.a) duasıyla Mikdad’ın bahçesindeki hurma ağaçlarının meyve verdiği ifade edilmiştir.

 

Kaynakça

Amuzeş-i Ulûm’u Kur'an, Muhammed Hâdi Marifet. Tercüme; Ebu Muhammed Vekilî,İntişârât-i Sazman-i Tebligat-i İslamî, 1.baskı, Tahran, h.ş 1371

Bihar'ul Envar, Muhammed Bakır Meclisi. Muesset'ul Vefa, 1.baskı 35. cilt, Beyrut, h.k 1403

Camiu'l-Beyan Fi Tefsiri'l-Kur'an, Muhammed b. Abdurrahman ÎcîŞirazî Şafiî. Tahkik; Hendavî, Dar-ul Kutub'ilİlmiyye1.baskı, Beyrut h.k 1424

Cevamiu'l-Cami, Fazl b. Hasan Tabersî.İntişârât-i Dânişgâh-i Tahran, 1.baskı, Tahran h.ş 1378

Ebu'l-Kasım Hoî, Mucem Rical'il Hadis. İntişârât-i Ayetullah Hoî,Kum

Ed-Dürrül Mensur Fit Tefsir Bil Mesur, Celaleddin Süyûtî. Dar’ul Fikir, Beyrut h.k 1414

El Cami-u Li Ahkam’il Kur’an, Ebi Abdullah Muhammed b. Ahmed Ensarî el-Kurtubî.Dâruihyâi't-turâsi'l-Arabî, Beyrut, h.k 1405

El-Cerh ve't-ta'dîl, İbn Ebu Hâtim Muhammed Abdurrahman Muhammed b. İdris TemimîHanzalîRazî. Tashih; Mustafa Abdulkadir Ata, Dar-ul Kutub'ilİlmiyye 1.baskı, Beyrut h.k 1422

El-Fihrist, Muhammed b. Hasan Tusî. Tahkik; Cevad Kayyumî,Neşr-i Fukaha, 2.baskı, Kum, h.k 1422

El-Heraic Ve'l-Ceraih,Ebu'l Hasan Said b. Hebbetullah Ravendî. Matbuat'ulİlmiyye1. baskı, Kum, h.k 1409

El-İtkan Fi Ulûmi'lKur'an, Celaleddin Süyûtî. Tercüme; Seyyid Mehdi HairîKazvinî.İntişârât-i Emir Kebir 1. baskı, Tahran h.ş 1363

El-Keşşaf,Carullah Ebu'l Kasım Mahmud b. Amr Zemahşerî. Tahkik; Ali Muhammed Muavvez, Mektubat'ulEbkiyan1.baskı, Riyad, h.k 1418

El-Mizan Tefsiri Muhammed Hüseyin Tabatabî. Tercüme; Seyyid Muhammed Bakır Musavî Hemedanî. Bonyad-i İlmî ve Fikrî Allame Tabatabi, 1.baskı, Tahran, h.ş 1363 2.cilt

El-Rical, Muhammed b. Hasan Tusî. Tahkik; Cevad Kayyumî, İntişârât-i İslami-i Cami'ul Müderrisin, 1.baskı, h.k1415

El-Vasit fi Tefsiri'l-Kur’ani’l-Mecid, Ali Ahmed Vahidî Nişaburî. Tahkik; Ali Muhammed Muavvez, Dar'ul Kutub'lİlmiyye, 1.baskı, Beyrut, h.k 1415

Emali, Muhammed b. Ali b. Saduk. Müessese-i Bi'set, 1.baskı, Kum h.k 1417

Esbab-ı Nüzul, Ali Ahmed Vahidî Nişaburî. Tahkik; Eymen Salih Şaban, Dar’ul Hadis, 4.baskı, Kahire, h.k 1419

Et-Tibyan, Muhammed b. Hasan Tusî.Matbuat'ul İslamiyye, Tahran, h.k 1365

Felah'us- Sail, Seyyid İbn Tavus. Tahkik;Mecidî, Defteri Tebligat, Kum h.k 1419

Felah'us-Sail, Seyyid İbn Tavus. Tahkik; Cevad Kayyumî, .İntişârât-i Defteri Tebligat-ı İslamî 2.baskı,Kum h.k 1419

Furât el-Kûfî Tefsiri, Ebu'l Kasım Fırat b. İbrahim Kûfî. Tahkik; Muhammed Kazım, İntişârât-i Vezareti Ferheng ve İrşadi İslamî, 1.baskı Tahran, h.k 1410

Hülasatül-akvâl fi mârifet'ir-Rical, Ebu Mensur Hasan b. Yusuf b. Mutahhar Esedî Hillî. Tahkik; Cevad Kayyumî, Neşr-i Kahe1.baskı, Kum h.k 1417

Kamil-uz Ziyaret, Cafer b.Muhammed b. Kavliyye. Tahkik; Cevad Kayyumi, Neşr-i Fukaha, Kum, h.k 1417

Keşfu'l-Gumme fi Marifeti'l-Eimme,Ebu'l Hasan Ali b. İsa b. Ebu'l Fetih. Dar-ul Azva 2.baskı, Beyrut h.k 1405

Mecmeu'l-Beyan, Fazl b. Hasan Tabersî. Tashih; Resul Mahallatî ve...,Dar'ul Marife, 2.baskı, Beyrut, h.k 1407

Menakıb, Muhammed Bekri Mekkî Hanefî Harezmî. Tercüme ve Şerh; Seyyid Ebu’l Hasan Hakikî, Tahran.İntişârât-i Vezareti Ferheng ve İrşadi İslamî 2.baskı,h.ş 1375

Menâkıb-i Âli Ebî Talib, İbn Şehraşub. Tahkik; Yusuf Bikâî, Dar-ul Azva 2.baskı, Beyrut h.k 1412

Nazmü'd Dürer, Ebi’l Hasan İbrahim b. Ömer Bikâî. Dar'ul Kutub'ulİlmiyye 1.baskı, Beyrut h.k 1415

Rical-i Necaşî,Ebu’l Abbas Ahmed b. Ali NecaşîTahkik; Muhammed Cevad Nainî, Dar-ul Azva, 1.baskı, Beyrut, h.k 1408

Semerkandî Tefsiri (Bahr'ul Ulûm), Nasr b. Muhammed b. Ahmed Semerkandî. Tahkik; Amravî, Dar'ul Fikir 1.baskı, Beyrut h.k 1416

Şevahid'ut-Tenzil, Ubeydullah b. Abdullah b. Ahmed Hâkim Haskanî. Tahkik; Muhammed Bakır Behbudî, .İntişârât-i Vezareti Ferheng ve İrşadi İslamî 1.baskı, Tahran h.k 1411

Tarih-u Medineti Dımaşk,İbn Asakir. Tahkik; Ali Şirî, Beyrut Dar-ul Fikir, h.k 1415

Tefsiru'l-Vâzih, Muhammed Mahmud Hicazî. Dar'ut-Tefsir Lit-tabven'neşr 10.baskı, Kahire h.k 1412

Tenkihul-mekal, Abdullah Mamakanî. Murtazaviyye Matbaası, Necef, h.k 1350

Ulûm’uKur'anî, Muhammed Hâdi Marifet.İntişârât-i et-Temhid, 1.baskı, Kum, h.ş1378

Usul-u Kâfi, Muhammed b. Yakub Kuleynî. Tashih; Muhammed Cafer Şemsuddin, Dar-ul Ta'aruf, Beyrut, h.k 1411



[1]Şeyh Saduk, el-Emâli s.333 ila 339, Bihar’ul Envar C.35 S.237 ila 241

[2]Tenkihul-Mekal C.3 S.55 (Kitabın İkinci Kısmından)

[3]Rical-i Tusi S.435

[4]El-Fihrist (Tusi) S.191

[5]Rical-i Necaşî C.1 S.54

[6]Rical-i Tusi S.282

[7]Tenkihul-Mekal C.2 S.88

[8]Rical-i Tusi S.271

[9]Tenkihul-Mekal C.2 S.18

[10]Hülasat’ül-Akval S.234-235

[11]Rical-i Tusi S.271

[12]El-Cerh ve't-ta'dîl C.3 S.42

[13]Rical-i Tusi S.303

[14]El-Cerh ve't-ta'dîl C.8 S.304

* Hadis ilminde iztırab, muhalefetten doğan bir zayıflık sebebidir. Başka bir ifadeyle; bir ravi bir sefer rivayet ettiği hadisi ikinci sefere değişik tarzda rivayet eder.İztırab, hata ya da yanılma eseri olarak değişik rivayetlere delâlet eder. Bu ise ravi veya ravilerin kayıt noksanlığını gösterdiğinden hadisin zayıf sayılmasına ve reddine yol açar. (Mütercim)

[15]El-Kâfi C.1S.533 ve 536, Tarihu Medineti Dımaşk C.13 S.167 C.14 S.115

[16]El-Kâfi C.1 S.510

[17]İnsan Suresi

[18]Menakib-u Âl-i Ebu Talib C.3 S.424-426

[19]Rical-i TusîS.57 ve 93

[20]El-Fihrist S.85-86

[21]El-Heraic C.2 S.539-540, Bihar’ul Envar C.35 S.243-244

[22]Keşfü'l-Gumme C.1 S.307-310, el-Menakıb S.269-277

[23]El-Keşşâf C.6 2278-279, Mecma’ul Beyan C.1 S.612

[24]Misbah'ul-Mutehecced S.767

[25]El-Menakıb C.1 S.358 (Harezmî)

[26]El-Keşşâf C.1 S.358

[27]Esbab-ı Nüzul S.331

[28]El-Menakıb S. 272 (İbn-i Meğazili), Şevahid’ut-Tenzil C.1 S.303, Kifayet'ut-Talib S.201, Yenabi'ul-Mevedde S.93, Bihar'ul Envar C.3 S.248 - 255, el-İkbal C.2 S.374-377

[29]Furât el-Kûfî Tefsiri S.519-526

[30]Rical-i Tusî S.447, El-Fihrist S.208

[31]Camiu'l-Beyan Fi Tefsiri'l-Kur'an C.4 S. 419-420, TTefsiru'l-Vâzih C.3 S.796

[32]Cevamiu'l-Cami C.4 S.409

[33]Tefsir-i Kebir C.10 S.746-747

[34]Cami'li-Ahkami'l-Kur’an C.19 S.130-134

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler