17 Aralık 2018 Pazartesi Saat:
19:21
10-08-2018
  

el-Mîzân Tefsirinin Özellikleri

Allâme Tabatabaî (r.a) aklî tefekkürde eşine az rastlanır bir derinliğe sahipti.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

1- Merhum Allâme Tabatabaî (r.a) Kur'ân'ın zahiri hakkında oldukça kapsamlı ve geniş bir bilgiye sahipti. Tefsir etmek için ele aldığı her ayeti incelerken, Kur'ân-ı Kerim'in tamamını göz önünde bulundururdu. İlgili ayetin tefsirinde muvafık ayetleri istidlâl ve istimdat amacıyla söz konusu eder, muvafık ayetlerin olmaması hâlinde başka ayetlerle çelişki oluşturmamasına gerekli dikkati gösterirdi. Başka ayetlerle çelişki oluşturabilecek ihtimal ve görüşü deliller ileri sürerek reddederdi. Çünkü ayetler arasında çelişki durumu ilâhî kitabın mucizevî insicamıyla asla uzlaşmaz.

 

2- Masumların (a.s) kesin sünneti sahasında çeşitli boyutlarıyla derin ve uzun bir araştırması olan Merhum Üstat Allâme Tabatabaî (r.a) incelemeye aldığı her ayeti tefsir ederken sünnette eğer bir delil veya teyit edici bir rivayet varsa, ondan istidlâl veya istimdat şeklinde yararlanırdı. Eğer sünnette bir delil veya teyit edici yoksa, ilgili ayetin tefsirinde sünnetle çelişki oluşturmamasına azamî dikkati gösterirdi. Çünkü Kur'ân ile Resulullah (s.a.a) ve onun pak itretinin sünneti iki ilâhî kurtuluş ipi olup birbirinden ayrılmaları imkânsızdır. "...O ikisi havuzun başında bana ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmazlar."

 

3- Allâme Tabatabaî (r.a) aklî tefekkürde eşine az rastlanır bir derinliğe sahipti. İncelemeye aldığı her ayetin tefsirinde aklî açık veya açıklanmış ilkeler arasında bir delil veya teyit edici bulunursa, ondan aklî öğretiler konusunda -şer'î-taabbudî hükümlerde değil- istidlâl veya istimdat mahiyetinde yararlanırdı. Aklî ilimlerin dışında kalan konularda ilgili ayetin kesin aklî delillere aykırı olmayacak biçimde anlamlandırır, kesin aklî kıstaslara -kesin olmayan doktrin ve bilimsel hipotezlere değil- aykırı olacak her ihtimalin batıllığını ispat ederdi. Çünkü akıl ile vahyin çelişkiye düşmesini ne kesin akıl, ne de ilâhî vahiy kabul eder. Allah'ın uyum içerisindeki iki hücceti (akıl ile vahiy) birbirine aykırı olamaz. Akıl aydınlatan bir lamba, vahiy dosdoğru bir yoldur. Bu ikisinden hiçbiri ötekisinden ayrı faydalı olamaz.

 

4- Allâme Tabatabaî (r.a) fıkıh ve usul gibi naklî ilimlerde görüş sahibi ve temel konularında yeterince derinleşmiş olduğundan tetkik ettiği ayet hakkında naklî herhangi bir delil bulunmuyorsa, bu ilimlerin kesin temelleriyle çelişki oluşturacak bir tefsir yapmazdı. Çünkü naklî konular her ne kadar teferruatla ilgili olsa da Kur'ân ve sünnetin kesin ilkelerine göre tanzim edilirler. Ayetin içeriği ile bu ilimlerin kesin ilkeleri arasındaki herhangi bir çelişki; Kur'ân'ın Kur'ân'la, sünnetin sünnetle veya sünnetin Kur'ân'la çeliştiği anlamına geleceğinden kesinlikle kabul edilemez.

 

Bunun için el-Mîzân'da bir ayetten çeşitli anlamlardan biri çıkarılırken ya da ayet bu anlamlardan birine uyarlanırken, diğer anlamlarla uyum içerisinde olmasına ve başka ilimlerin kesin ilkelerine aykırı olmamasına azamî dikkat gösterilmiştir.

 

5- Kur'ân-ı Kerim'in muhkem ayetlerinin tümünü tanıyan ve "Muh-kem ayetlerinin en belirgini, 'O'nun gibi hiçbir şey yoktur.' ayetidir." diyen Merhum Allâme Tabatabaî, müteşabih ayetleri tanımada da üstün bir beceriye sahipti. Müteşabihleri, Kur'ân'daki konuların temeli ve "Ümm'ül-Kitab" olan muhkem ayetlere döndürür, müteşabihleri izlemek yolunu kalbi kararmışlara kapatır, hadisleri Kur'ân'a sunmada muhkem ayetleri ölçü alır, başka ilimlerin temellerini aklın da önünde eğildiği bu kesin kıstasla değerlendirdi. İmam Rıza'nın (a.s) buyurduğu üzere bu, dosdoğru yolu kat etmenin işaretidir. "Her kim, Kur'ân'ın müteşabihini muhkemine döndürürse, doğru yola hidayet olmuştur."[1]

 

6- Burhanın temelleri ve ön koşulları konusunda derin bir bilgiye sahip olan Merhum Allâme Tabatabaî bilimsel varsayımları asla kanıt olarak görmez ve bunu pergelin sabit ayağına benzetirdi. İşin gerçekte sabit değil de hareket hâlindeki ayak tarafından yapıldığı gerçeğinden hareketle kanıtlanmamış varsayımlara ayetlerin tefsirinde yer vermekten şiddetle kaçınır, ilim ve teknolojinin ilerlemesini o varsayımın doğruluğuna delil olarak görmez, her varsayımın başka bir varsayıma dönüşme ihtimali tehlikesini gözden uzak tutmaz ve şöyle derdi: "Sabit olan Kur'ân-ı Kerim'i değişken olan geçici bilimsel varsayımlarla tefsir edemez, onlara uyarlayamayız."

 

7- İrfan'ın temelleri, keşfin genel hatları ve şühudun çeşitleriyle mükemmel boyutlarda tanışık olah Merhum Allâme Tabatabaî, tehzib-i nefse, Kur'ân'ın tezkiye yönteminden yararlanmaya davet etmek, meşru riyazeti onaylamak ve tefekkür yöntemi yanında kalp yolunu açıklamakla birlikte hiçbir zaman kendisi veya başkalarının irfanî keşfini tefsir ölçüsü olarak almaz; o münkeşif ve meşhudu doğru olması hâlinde sadece ayetin anlamının bir mısdakı, bir örneği olarak görürdü, ayetin temel ekseni olarak değil.

 

8- Merhum Allâme Tabatabaî, mefhum ve mısdakın (örnek) teşhisinde engin bir tecrübeye sahip olarak hiçbir zaman tefsiri tatbikle, mefhumu yaşanmış ve görünmüş dıştaki örnekleriyle karıştırmazdı. Muteber bir rivayetin, ayetin nüzul sebebini açıklamasını veya içeriğinin sahabeden biri veya bir grubuna intibak etmesini, ayetin genellik kisvesinden çıkıp kişisel muhtevaya bürünmesine sebep saymaz, bunun kavramsal tefsir hanesine girmesine izin vermezdi. Ayetin bir tek mısdaktan başka diğer bir mısdakının olmamasını da ayetin şümullü anlamı ve genel kavramı yönünde tefsir edilmesine engel görmezdi. Çünkü Kur'ân ayetlerinden biri kavramsal kapsamlılığını yitirerek dıştaki bir fert düzeyinde belirginleşirse, bu ferdin zevaliyle ayetin mesajı da ortadan kalkmış olur. Hâlbuki Kur'ânı-ı Kerim, Güneş ve Ay dünyayı aydınlattığı sürece nuruyla insanlığın yolunu aydınlatacaktır. Mısdakların değişmesi, tefsirin de değişeceği anlamına gelmez. Çünkü sözcükler anlamların ruhları için koyulmuş olduğundan bir şeyin ruhu korunduğu sürece dıştaki örneklerinde birtakım değişimler meydana gelmiş olsa da adı korunmuş olur. Çünkü sözcük kavramda kullanılır, mısdakta değil. Mısdakların farklılığı mefhumda değişim meydana getirmez.

 

9- Merhum Allâme Tabatabaî, tefsirinde asaleti, önceliği zahire verir, ayetin kavramsal tefsiri makamında batını esas almazdı. Sadece ayetin zahirinin hüccet değerini korumak suretiyle batına geçer ve o batından başka bir batına yol bulurdu.

 

10- Merhum Allâme Tabatabaî, dinî öğretileri metafizik (tabiat ötesi) sınıfında değerlendirir, dinî öğretileri madde ve hareket kanunlarından uzak tutar, maddî olarak azalıp çoğalmayı bu sahaya sokmaz, dini değişim ve tekâmül hâlinde olan, eskime ve çürümeye maruz bulunan gelenek ve töreler gibi görmez, bu tür düşünce tarzını şiddetle reddederdi.

 

11- Kur'ân-ı Kerim hakkındaki mükemmel bilgisi sayesinde Kur'-ân'daki kelime ve ayetleri birbirine yönlendirme, dayandırma yöntemiyle tefsir eden Rabbanî âlim Merhum Tabatabaî, aynı metodu hu-ruf-i mukattaa (sure başlangıçlarındaki kopuk harfler) tefsirinde maharetle uygulardı. "Elif, Lâm, Mîm" ve "Sâd" gibi basit sure başlangıçlarına sahip sureleri ve yine "Elif, Lâm, Mîm, Sâd" gibi mürekkep sure başlangıçlarına sahip sureleri tetkik etmek suretiyle, sure başlangıçlarının surenin içeriğine dair bir remz ve gizli bir işret olduğu sonucunu çıkarırdı. Hatta Merhum Üstat, Kur'ân'a olan engin ilgi ve muhabbeti sayesinde tarihî bilgileri göz önünde tutmadan önce surenin metni üzerinde tedebbür ve tefekkür etmek suretiyle onun Mekke'de mi, yoksa Medine'de mi indiğine emin olur, daha sonra bunu doğrulayan naklî-tarihî delilleri getirirdi.

 

 


[1]- Bihar'ul-Envar, c.89, s.377 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler