11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
05:52
17-11-2017
  

Erbain Yürüyüşü

Tefsir-i aşk vahyolmuştur yüreğine...

Facebook da Paylaş



Rabbani bir çağrıyla başlar herşey. Bedenin her hücresinde kanat çırpan kelebekler, Mecnun’u bile bu kadar aşık olamayacağına ikna eden. Yol`un Kevser’den dökülen ilahi meyi çoktan damlamıştır yüreğine. Yanmış kibrit çöpü kadar olsa da değerin, iade-i ziyaret farz olmuştur artık. Küçücük bir kıvılcımla dahi alev alev yanarsın. Şehadet guslünden başka bir şey söndürmez yangınını. Yaradanın takdiriyle koyulursun yola.

Necef’in tozlu sokaklarında, insanlarda milyonlara hizmet telaşı. Her köşede Şehr-i Matem’e yaraşır, kara bayraklar, belki yarenlerinin ellerinde taşıyacağı. Tarihin ta kendisi yerleşkelerin arasında yürürken, hazin ve titrek bir heyecan dimağlarda. Adım adım yaklaşırken, tüyleri diken diken eden azamet ve haşmet; düğmen olmasa dahi, önünü iliklediğin. Sonra gözün iliştiği altın kubbe ve onun altında bir Şah-ı Evsiya. Selam üste selam, rüku, secde ve ziyaret. Şadlığın arefesinde en zorlandığın kısım veda etmektir. Arkanı dönmeden yürümeye devam edersin, karınca adımlarıyla; düğmeler hala ilikli.

Davetiye mühürlendikten sonra düşersin yollara. Hem aşktır, hem Şah-ı Aşk’tır hedef. Adımlar adımlar ardına, bazen yorgun, bazen sancılı, bazen ağrılı, lakin hep manalı ve ağlamaklı. Evladını yitiren ana bile unutmuştur acısını adım adım. Sevda balını yüreğine çalmıştır bir kere Maşuk. Alın teriyle kazandığını, aşkın teriyle imzalar beyaz beyaz kara gömleğine.

Veli’nin hemen ardında, sıratın en mustekim yerine doğru ilerlersin. Yol asfalt olsa da, sen yalnız uçsuz bucaksız bir çöl görürsün. Gözler ondan başkasına kör, ardında yürürsün. Sahranın sıcağında yakarsın bir bir günahları; ayak izlerin onunkilerinin üzerine denk gelsin diye. Bastığı yerlerin en mukaddes olduğunun bilincindesindir. Zerre kadar beis yoktur çünkü adımlarında. Kararlı, nizamlı ve istikrarlıdır. Binden fazla kez yürümüşve arifi olmuştur bu yolun. Kimi zaman Samarra’dan, Kufe’den, Basra’dan, Horasan’dan, bazen de Hicaz’dan, Mekke’den ya da Şam’dan. Muhakkak ki bir bacı, bir oğul ile birlikte bir kafile de yürümüştür bu yolda. O da onların izlerini takip etmektedir kusursuzca.

Dilindeki en ağır söz;gül’dür bu yolun yolcusunun, en kırmızısından. Zikirler, dualar, salavatlar ab-ı hayat olur iki dudak arasında. Ezberindekileri bitirdiğin zaman; bıkmadan, usanmadan ağıtlar şakıyan bülbül olursun, tınısını Süleyman’ın tanıdığı. Ses telleri hiç bu kadar içten sarılmamıştır birbirlerine. Hasretin en yalın halini giderir, hoşbaht olurlar. Sukut ettiğin vakitlerde; cennetlerin anahtarlarıdır, yanaklarını bir gelin edasında süsleyen göz yaşları. Aşkın erbabı olmaya başlamışsındır artık. „Selam olsun sana. Hangi kapıdan istersen, o kapıdangir“; sözünün de muhatabı.

Kimse kimseye en ufak bir zarar düşünmez bu yolda. Barındırdığın bütün olumsuzluklara oruçlusundur. Biri yanlışlıkla çarpsa sana mesela, kendini oturtursun sanık sandalyesinde ve özür dilersin. Darağacında sallandırırsın tüm dünyevi isteklerini. Kimsenin hakkına girmeden, aksine kendi haklarından vazgeçerek; hadimliği farz edersin kendine. Hizmeti aşk bilirsin, yorulmamacasına.

Bu yurdun sakinleri, senden çok daha iyi tanımışlardır bu yolu. Yürüyüp aşka koşmak yerine; evlerine yakın yerlerde ikramlarda bulunurlar yolun yolcusuna, sınır tanımaksızın. Arifi olmuşlardır keremin, cömertliğin, olmadan da verebilmenin. Kerem kendinden utanır ve sözlüklerden çıkıp, yazar onların adını. Kimi aş verir, kimi şerbet, çay veya su. Kiminin elinde esanslar zuvvarlara sürülen, kiminin elinde süngerler, tozlu ayakkabıları temizleyen. Kimi hiçbir şeyin maliki değil, omuzlara, bellere, ayaklara masaj yapmakta. Ayaklarına kapanırlar, evlerinde seni ağırlamak, misafir etmek için. Ev sahibinin kim olduğunun sırrına ermişlerdir. Analar diz boyuna henüz ulaşmış yavrularını dahi köle etmiştir, zuvvarlara bu yolda. Güzellikten başka bir şey görülmez bu diyarda. Cebindekini paylaşmak, iyi niyetli bir şekilde; sen de bir şeyler yapmak istersin onlar için. Üzülürler. Duadan başka bir ücret kabul etmezler, aşkları satılık değildir çünkü.

Vahdetin kitabı en güzel sözlerle ve amellerleyazılır bu yolda. Kimsenin dini, mezhebi sorulmaz. Herkes fakir, hakir ve muhtaçtır Maşuk’un nazar eylemesine. Melekler arştan arza akın akın iner ve kanat olurlar yorulan ayaklara. Kesilen kollardır belki de takatin tükenmeye yakınarkandan itip, devam etmeni sağlayan.

Ulaşırsın en sonunda mazlumiyetin başkentine. Bismillah deyip abdest alırsın, rahmet suyuyla. Önce heymeler civarında arifi olursun mazlumiyetin her sahnesinin. En drama halinden film şeridi gibi seyredersin takdir-i İlahi’yi. Bir bacının diktiği bayrağın emanetçisi olursun, kıyamete kadar gölgesinde kıyam edeceğin. Adım adım ilerledikçe; vardığın ilk yer şifahanedir. Vefanın, gayretin ve sadakatinher sınıfına muallim olmuş, binlerce Mesih’in talebeolmak için yarışacağı bir tabib karşılar seni. Hacet, hacet üstüne, manevi eksikliklerinin bilincinde, dilencisi olursun nefsanişifanın. Göz pınarların kurumuş, tek damla yaş kalmamıştır akıtacak. Tuuba ağacının önünde akan ırmağa karışmışlardır çünkü.

Kapıdan çıkınca gözüne Rabbinden başkasının önünde boyun eğmeyen biri ilişir, kırmızı perçemli kubbenin altında. "Zillet bizden uzaktır” şiarı hala dudaklarında. Yüzüne bakmayı, cennetin hiç bir katına veya makamına değişmeyeceğin biri. Üstünde ceddininabası, emmamesi. Hani, "Bana yardım edecek kimse yok mu?“ demiştin ya, "bin yıl uzaktan işittim ve geldim“ dersin. İsmetinde yıkarsın bütün necasetini. Yüzünde tebessümle, çıkarır senin üzerindeki tozlu, kara gömleği. Giydirir Kelim’in yed-i beyzalarını kıskandıran paklıktaki mehdevi ihramını. Kıyafetin de, kefenin de budur der ve nush eder „her an sadık bir itaatle kalasın, Kaim’imin emrinde!“ Ve ekler, "Yine gel“, diye. Gelmemek ne mümkün. Uçar adım gidersin çağrısına. Çünkü ayrılığın ilk anından itibaren özlemeye başlamışsındır.

Tefsir-i aşk vahyolmuştur yüreğine. Şüphesiz her gün Aşura ve her yer Kerbela olmuştur artık. Mevla’nı tanır ve hançeri her hareketinle saplarsın müstekbirlerin kalbine. İblisi, evlatlarını ve bütün yarenlerini korkudan titretir, aslında bildikleri ve geciktirmeye çalıştıkları sonu ifşa edersin onlara. Ümitlerini liğme liğme eder, sadakatinle yakarsın onları, kazandıkları nar’ın harında. Katili olursun beşeriyete zulmeden kurtların, mazlumiyetin yurdunda. Adını da me’mum diye kazırsın, İlliyyin’in ilk satırında.



Fahri Toy

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler