23 Ekim 2019 Çarşamba Saat:
03:07

Erbain

10-02-2019 12:22


 

 

 

 

 

           Bismi Hu    

 

Bugün tam 3 ay 4 gün oldu, Kerbela’dan döneli. Dile kolay..

 

 Daha dün gibi oysa her şey. Gitmeden önce ki heyecan, coşku, atılacak adımların hesabı, edilecek duaların ezberi..

 

Aslında, yola çıkmadan evvel başlamıştı yolculuk bütün bunlarla. Gözü yollara düşmüş “ha geldi ha gelecek” diye mektubu bekleyen, dakikaları sayan, Sevgili’den bir davetin icabetine göz dikmişti bu yola çıkmaya niyet eden herkes.

 

Evet herkes.

 

Genel yargıya göre davranmak doğru değildir, “herkes böyle” demek büyük bir yanılgı olabilir birçok konuda. Lakin bu öyle bir konu değildi. Burada niyet ne olursa olsun, menzil Kerbela’ydı.

 

Bir insan, niyetini Kerbela ettiğinde menzilinin ne olacağını elbette bilir. Bilmese dahi Kerbela öyle bir makamın ismidir ki, Allah orayı Kur’an’ı koruduğu gibi korur.

 

Kerbela’nın mukaddesatı, Allah’ın İmam Hüseyin (a.s) ile yaptığı ahitten gelir. Ve “Allah vaadinden dönmez” (Rum/6) Ve bizler de bu ahide, elimizi kalbimize koyarak biat ettik.

 

Evet, kalbimize koyarak..

 

İki kaburgamız arasında bulunan, Allah’ın makamına, yani; gönlümüze elimizi koyarak iman ettik.

 

İşte bu yüzden orayı niyet edenin muhakkak varacağı yer Kerbela’dır.

 

Kerbela, 124 bin peygamberin sırrını barındıran mekânın ismidir. Bütün kitapların şerhi bu mekânda yapılmıştır. Burada sadece söylenen değil, susuşlar da vahiydir. Şehadet makamı, burada İmam Hüseyin (a.s) ve cesur, kahraman yarenleriyle yücelmiştir.

 

Bütün bunlardan dolayı, Kerbela’ya gitmek, ayaktan önce yüreğin işidir.

 

Yolculuk ilk önce insanın içinde başlar. Aslında bütün yolculuklar böyledir. İlk adımı kendinde atar insan ve ayakların işi bu iç adımlardan çok sonradır. Bütünü ile insanın kendini bu kutsal yolculuğa hazırlaması gerekir.

 

Kime gidiyorum? Burası neresidir? Peki, ben kimim? Ne halde gitmeliyim? Gittiğimde ne yapmalıyım?

 

Bütün bunların heyecanını heybesine koyan zair, attığı her adımda Allah’ın rızasını Hüseyin (a.s) kapısında bulacağı ümidiyle düşer yollara..

 

Derken tam 3 ay oldu..

 

Heyecanını hala dipdiri tutan hala tazeliğini koruyan 3 ay.

 

Ve artık, başlar yolculuk…

 

Bütün bir yol akan bir su gibidir. Aktıkça coşar, coştukça yüreklere yangınlar salar. Tüm bu süreçte, o akan aşk suyunun cezbesine gark olmak neticesinde insanı uçsuz bucaksız bir okyanusa ulaştıracaktır.

 

Bu yol, başka bir yol.

 

Gencinden yaşlısına, çocuğundan kadınına varıncaya değin, herkesin aynı adımlarla yürüdüğü bu yol, insanın ruhuna Aşk sırları döker adım adım..

 

Her direkte bir peygamberin sırrını öğrenir gibi yürür bu yolda.

 

İnsan nefsindeki merhaleleri bu yolculukta tanır. Aslında Erbain yürüyüşü, tıpkı Ramazan ayı gibidir. Ramazan ayı boyunca zincirlenen şeytanların, Erbain yürüyüşü boyunca tekrar zincirlendiğini de görmek mümkündür.

 

Yerler toz toprakmış, insanların ayakları su toplamış, yiyecek, barınacak yerler sıkıntılıymış, yollar zormuş! Kimsenin bunları düşünmeksizin bunca yolu adım adım yürümesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

 

Şeytan, İmam Hüseyin’in (a.s.) hasretinin olduğu bir mekâna gerçekten nüfuz edebilir mi?

 

Ben, 3 ay evvel gözlerimle gördüm, her şeyini sadece burada bir adım atmak için feda edebilecek insanların arasına girip, vesvese verecek kadar güçlü değil şeytan.  

 

Çünkü insan şunu diyor,

 

“Kâ'be'ye varma özlemi ile yürürken çölde, 

Ayağına dikenler batarsa üzülme..”

 

Teşbihte hata olmasın, Kerbela bizim Kâ’be’miz değil, ama zaten okuduğunu anlamak yahut yanlış anlamak da bizimle alakalı değil. Biraz gören göz, anlayan akıl, idrak eden gönül meselesi…

 

Bu parantezi kapattıktan sonra insan, yine bir “ahh’ın” içinde buluyor nefesini. Bir “ahh” daha çekiyor. 3 ay diyoruz, ama 3 yıl olsa da 300 yıl olsa da bu “ahh”ın yakmayacağı bir gönül hiçbir aşığın kaburgasının arasında barınmıyor diyoruz.

 

Sanki bir rüya gördüm, 3 ay önce. Cennete yürüyordu ayaklarım. Ruhum kanat çırpıyordu gökyüzünde, avuçlarıma almıştım sanki gönlümü.

 

Onu görünce, dizlerimde derman kalmadı, ömrümün en güçlü anını yaşadığım zamandı. Dizlerimdeki dermansızlığın ismi kesinlikle yorgunluk değildi. Çünkü biliyorum, bu yol yormaz insanı.

 

Bu yolculuk tertemizdir, çünkü Allah yolun sahibini tertemiz kılmıştır (ahzap,33). Bu yolda kir gören evvela kendi gönlünü, ardından kendi gözünü temizlemelidir.

 

Bu yolculuktan Allah razı olmuştur, (Fecr/28) zairin gönlünü de şüpheden arındırmıştır. Çünkü nihai hedef, yani yolun sahibine bu şekilde hitap etmiştir (Fecr/27)

 

Ancak insan tek bir şeye hayret etmeden geçemiyor! Karşında cennet dururken, bahçedeki güllere neden takılır insan? Daha büyük bir sevdayı sinesine sarsa, o sevda onu ulaştırmaz mı likaullaha?

 

Ama çok şaşırmadan uzaklaşmadan bütün güzellikler dünyasından, yine kendince diyor insan;

“Ey Emir-i Hac! Bana cilvelenme, karşımda övünme

Sen eve bakıyorsun, ben ev sahibine”

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Flag Counter