25 Şubat 2018 Pazar Saat:
19:35

Erdoğan’ın Siyasi Zekası

16-06-2016 12:06


Tayyip Erdoğan’ın müthiş bir siyasi zekası olduğuna, bu işleri çok iyi bildiğine dair bir algı var. Gerçekten Erdoğan siyaseti çok mu iyi biliyor? Strateji ustası mı? Karşımızda aşılmaz bir siyasi zeka mı var? Onunla kimse baş edemez mi? İç politikada ülke tarihinin en ağır felaketi yaşanıyor. Şehirler yerle bir olmuş. Her ay ülkenin bir yerinde canlı bomba, insanların canını alıyor. Her gün 5-10 insanımız ölüyor.

Yargı, medya, sivil toplum… Bütün kurumlar tahrip edilmiş. ‘Siyasi deha’ denilen o liderin 14 yıldır yönettiği ülkenin geldiği yer burası. Üstelik bu ‘dahi siyasetçi’ gençlerle kavgalı. Öğrencilerle kavgalı. Kadınlarla kavgalı. Gazetecilerle, yazarlarla, akademisyenlerle kavgalı. İş adamlarıyla kavgalı. Sanatçılarla kavgalı. En önemlisi de 40 yıllık yol arkadaşları ile kavgalı.


İzlediği politikalar neticesinde, ülkede muhtarlardan başka selam vereceği kimseyi bırakmamış. Öyle bir siyaset izlemiş ki, hem bu toplumun yarısının hem de dünyanın büyük nefretini kazanmış. Üstelik iktidarının ilk yıllarında bütün dünyanın el üstünde tuttuğu, övgüler yağdırdığı, büyük kredi açtığı bir siyasetçiyken. Bütün bunları kendisine atfedilen o zeka ile yaptıysa bu kadar yüksek zekası olmasaydı, daha ne yapardı, çok merak ediyorum.

Siyasetten birazcık anlayan, az biraz siyasi zekası olan biri hem kendine hem de ülkesine bu kadar büyük kötülük yapar mıydı? Hangi zekadan, hangi stratejiden bahsediliyor anlamıyorum ki. Somut bir kaç örnek vereyim de mesele daha net görülsün. Mesela, Gezi patlak verdiğinde o insanları “Çapulcular” deyip aşağılayacağına “Çocuklar birkaç ağaç size feda olsun. Sizin hassasiyetiniz benim hassasiyetim” deseydi işler bu noktaya gelir miydi?

Toplumun yarısının nefret ettiği bir siyasetçiye dönüşür müydü? Sadece iç politika de değil, dış politikada büyük bir enkaz var. Sağlıklı ilişki kurabildiği neredeyse tek bir ülke kalmamış. Öyle hatalar yapıldı ki birazcık siyasi zekası olan insanın yapmayacağı türden hatalar.

Mesela Suriye politikasının geldiği nokta, İsrail ile önce kavga edip sonra barışma çabaları, Rusya ile kavga edip yeniden arayı düzeltmek için mektup yazması. İktidarının ilk yıllarında büyük destek gördüğü, el üstünde tutulduğu AB ülkeleri ile ilişkilerin geldiği durum… İran’la ilişkide böyle. Mısır’la ilişkide böyle. Sudi Arabistan’la ilişkide böyle…

İç politikada ve dış politikada fiyaskoyla, zararla sonuçlanmış daha yüzlerce böyle örnek var. Hepsinin sonunda hem Erdoğan’ın kendisi büyük zarar gördü hem de ülke. Dahası, Erdoğan, kendi uğradığı zararı, itibarının çöküşünü bile göremiyor. Ondan da kötüsü, vatandaşların yüzde 50’sinin nefretini kazanmış olmaktan yüksünmüyor. Üstelik, bu nefreti, siyasi avantaja çevirebildiğini, kendi tabanını sağlamlaştırdığını sanıyor.

Hiçbir radikalizmin sonsuza dek sürmeyeceğinden bile haberi yok. Peki bütün politikaları iflasla sonuçlanmış bir siyasetçi için ‘siyasi deha’ yakıştırması niçin yapılıyor? Çünkü ülkede siyaset; ayak oyunu, kurnazlık, etik değerlerden yoksunluk, dün ‘ak’ dediğine en küçük bir utanç duymadan bugün ‘kara’ diyerek kendi gemisini yüzdürmek  olarak görülüyor.

Ve bunu kim en iyi yapıyorsa en başarılı o kabul ediliyor. Halbuki siyaset, sorunları çözme sanatıdır. Bunun için yapılır zaten.Toplumu, ülkeyi adım adım ileri götürmektir. Farklı kesimlerin hassasiyetlerini gözeterek hepsinin ihtiyaçlarına, taleplerine eşit oranda cevap verme ustalığıdır. İnsanlara güven, umut ve azim aşılamaktır.

Dünyadaki dengeleri hesaba katarak ülkenin yararına politika üretmektir. Bizde ise siyaset hileyle, yalanla, ayak oyunuyla ‘yükünü tutma sanatı’ olarak görülüyor. Yani en kurnazın, en ahlaksızın, en yalancının, utanma duygusu en az olanın ve neticede ayakta kalanın en başarılı siyasetçi görüldüğü bir kültür ve ahlak anlayışı var.

Şöyle düşünün: Adamın biri ticarete atılıyor. Yaptığı ticarette hiçbir kural tanımıyor. İhaleye fesat karıştırıyor. Sattığı üründe hile yapıyor. Hak yemekten imtina etmiyor. Rakiplerini, elindeki güçle pazarın dışına atıp tekel haline geliyor. Müşterileri, elindeki ürüne bir anlamda mahkum ediyor.

Ve tüm bunların sonunda da inanılmaz paralar kazanıyor. Fakat itibar, şirketin güvenilirliği sıfır. Bu örnekteki işadamının aldığı sonuca bakarak “Çok başarılı, ticareti çok iyi biliyor” demek ile Erdoğan’a “Çok başarılı, siyaseti çok iyi biliyor” demek arasında bir fark yok. Hem kendine hem de ülkeye verdiği bunca zarara bakılırsa Erdoğan ne yazık ki ortaokul düzeyinde bir siyasi zekaya bile sahip değil.

Zaten uygulanan politikalara bakılırsa, zekadan çok, duygu devrede. Erdoğan akılla değil, duyguyla hareket ediyor. Peki öyleyse niçin bu haldeyiz? Niçin kimse Erdoğan’ın bileğini bükemiyor? Rakipleri Erdoğan’ı siyaseten alt etmek için ya ondan daha dürüst, daha demokrat, daha zeki, daha ahlaklı, daha çalışkan olacaklar, ya da daha kurnaz olacaklar.

Fakat rakipleri Erdoğan’dan hem daha zeki, daha akıllı, daha enerjik değiller hem de Erdoğan kadar kurnaz değiller. Siyaseti ülke sorunlarını çözme sanatı olarak görecek ve bu amaçla politika üretecek rakip olmayınca, siyasette en kurnaz olan, değerleri en fazla hiçe sayan da ipi göğüslüyor.

 


LEVENT GÜLTEKİN
acikcenk@gmail.com

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !