20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
08:05
23-05-2015
  

Eşler Birbirini Takvaya Davet Etsin

Takvalı bir erkek, bütün ömrünü ve vaktini dışarıda geçirmez...

Facebook da Paylaş






 

Ehlader Araştırma Bölümü


Üstat Hüseyin Ensariyan



Bütün kadın ve erkeklerin takvanın iki mertebesine yani hasların hassının takvası ile hasların takvasına gücü yetmeyeceğine teveccüh ederek genel kadın ve erkekleri takvanın bu iki aşamasına davet etmekten sakınmak gerekir. Zira takvanın bu iki mertebesi peygamberlere, imamlara ve Allah'ın has velilerine aittir. Ama bütün kadın ve erkeklerin genel takva ile süslenmesi yani ahlaki, şehevi ve mali haramlardan sakınması mümkündür. O halde insanlar birbirlerini yumuşak bir dille ve güzel bir ahlakla genel takvaya davet etmelidirler ve birbirlerini çeşitli haramları terk etmeye teşvik etmelidirler. Böylece takva melekuti perdesini ve ilahi sevgisini hayat çölüne rahatlıkla serebilsin ve herkes özellikle de aile ve toplum onun menfaatlerinden istifade edebilsin.

 

Bütün boyutlarıyla halkın genelinin takva ile süslenmesi, özellikle de kadın ve erkeğin takvalı olması ve takvayı çocuklarına da intikal ettirmesi ilahi bir görevdir.


Hak ve hakikat ehli kimseler şöyle demektedirler: "Çocuk ilahi bir emanettir. Çocuğun kalbi, ruhu, nefsi ve batını her türlü resimden ve suretten arınmış bir cevher, tablo ve temizlik sebebidir.


Bu resimsiz ve şekilsiz tablo, her türlü resim ve şekli kabullenme kabiliyetine sahiptir. Eğer evde çocuğu her türlü hayırlı söz, amel ve ahlaka alıştıracak ve yüzüne gerçekleri öğrenme yolu açacak olurlarsa, çocuk dünya ve ahiret saadetine ulaşır. Onun böyle bir makama ulaşmasına sebep olan anne ve baba da onların sevabına ortak olur. Bu anlamda çocuk pedagogları ve çocuğu terbiye eden kimseler ortaktırlar.


 Ama eğer baba ve anne, günah ve takvasızlık sebebiyle çocuğun nefis, ruh ve kalp sayfasına şeytani resimler ve çizgiler çizecek olurlarsa ve çocuk onların yanında ahlaki rezaletlere ve aşağılıklara bulaşacak olursa, dolayısıyla tıpkı hayvanlar gibi sadece karnını ve şehvetini düşünecek; şekavet ve helak olma meydanına oturacak olursa onun da günahı şüphesiz anne babasının veya öğretmen veya pedagogunun boynunadır.


"Kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyun." [1]


Anne ve baba, çocuklarını tandır veya mangal ateşine düşmesinden korudukları ve gaz alevlerinden sakındırdıkları ve çocuğun tehlikeli yerlere yaklaşmasına engel oldukları gibi daha sıkı bir şekilde çocuklarını Hak Teâlâ'nın kıyamette kahır ateşine düşmesinden sakındırmalıdırlar. Zira kıyamette Hakkın gazap ateşi de insanın takvasızlığının, kötü amellerinin, kötü ahlakının, iman ve salih amelden yoksunluğunun bir ürünüdür. Çocuğu yarınki azaptan kurtarmanın pratik yolu, ilk aşamada anne babanın takvalı olması, sonraki aşamalarda ise takvayı çocuğa da öğretmeleridir.


Anne ve baba çocuğunun gelişimi cihetinde değerli bir davetçi, yüce bir öğretmen, iki merhametli ve hayra davet edici kimse olmalıdırlar. Onlar kendi vücutlarını takva, iman ve salih amelle süslemelidirler. Daha sonra da çocuğun terbiye ve tezkiyesine, ahlaki yücelikleri öğrenmesine, kötü arkadaşlardan sakınmasına, çirkin öğretmenlerden uzak durmasına yardımcı olmalıdırlar. Onlar, çocuğun haddinden fazla süs ve ziynete, israfa, servete ve mala yönelmesine ve kalbinin dünya sevgisiyle dolmasına müsaade etmemelidirler. Aksi takdirde yarın savurgan, tamahkâr, yağmacı, bencil, şehvetine düşkün ve kıskanç bir kimse olur. Eğer toplumun binası bozuk malzemelerden ve başka bir tabirle; takvasız kimselerden kurulacak olursa, o bina o toplumun başına yıkılır ve o toplumdaki hayat herkes için dayanılmaz bir hale gelir.


Eğer bütün evlerin temeli takva üzere olursa, eğer kadın ve erkek takva ile süslenirse, eğer anne ve babanın takvası çocuklara sirayet ederse toplum, zindan, sayısız memur, mahkeme, adliye ve benzeri kurumlara fazla ihtiyaç duymaz ve böyle bir durumda da devlet ve milletin omuzları, insanların refahı yolunda harcanması gereken çok ağır bir yükten kurtulmuş olur. Zira hırsızları, fesat ehlini ve yağmacıları engellemek için yapılan harcamalar azaltılacak olursa şüphesiz toplumun yükü de azalır.


Takvalı Kadın ve Erkek


Takvalı erkek, evinin giderlerini temin etmek için sadece helal kazançlara yönelir. Helal mal dışında bir şey kabul etmez. Böyle bir erkek ilahi helali elde ederek kendisiyle ticaret yoluyla ilişkide olduğu herkesin hakkına riayet eder. Başka bir tabirle, evin dışında hiçbir Allah'ın kulu onun varlığından dolayı zarar görmez. Bu kimse sahip olduğu ilahi takva sebebiyle haramın etrafında gezmez. Nefsin iffetini ve kanaat hazinesini asla terk etmez.


Takvalı bir erkek, işini gücünü bitirdiğinde ve evine döndüğünde bütün sıkıntılarını evin kapısında döker. Sevinç, mutluluk, hoş kalplilik ve hoş bir halle eve girer. Eşine sevgi tebessümünde bulunur. Ev temizleme, yemek pişirme ve çocuklara bakmaktan dolayı çektiği sıkıntıları takdir eder, ona değer verir, eşine ve çocuklarına karşı sevgi ve muhabbetle davranır. Her birine makamına uygun olarak saygı gösterir.

 

Takvalı bir erkek, bazen aile bireylerine helal ve haramı, iyiliği ve kötülüğü, güzellikleri ve çirkinlikleri hatırlatır. Onların din ve dindarlık konusunda gaflete düşmesine izin vermez.


Takvalı bir erkek, bütün ömrünü ve vaktini dışarıda geçirmez. Gülme ve sevincini sadece dostlarına ayırmaz. Dini merasimlere katılma ve camiye gitme hususunda ifrata düşmez.


Takvalı bir erkek, İslam'ın bütün işlerde, hatta ibadetlerde bile itidali emrettiğini ve dostlarına gidip gelmek veya toplantılara katılmak bahanesiyle eşinin ve çocuklarının haklarını çiğnemeyi yasakladığını bilir.


Burada İslami emirler esasınca mescitler ve heyetleri idare eden azizlere tavsiye ediyorum ki, camilerdeki toplantıları ve merasimleri kısa tutunuz. Cemaat namazı, bir saat da hüküm ve marifetleri beyan etmek ve birkaç dakika da Ehl-i Beyt'e yapılan zulümleri zikretmekle kanaat ediniz. Bu metot, Hak Teâlâ'nın Resulü ve büyük İmamların metodudur. Onlar az bir vakitle ve sözlerde kanaatle yetinerek birçok büyük kadın ve erkek terbiye etmişlerdir.


İbadetlerde özellikle de müstahaplarda aşırı gitmek, toplantıları uzatmak, dinleyicilerin sevincini ortadan kaldırır. Yavaş yavaş insanda dini programlara karşı bir nefret uyandırır. Bu programlar cami ve heyetler için hüsrana sebep olur. Halka zarar verir. Özellikle de yüksek seviyeli olmayan kimseler için hüsran nedeni olur.


Her haliyle takvalı bir erkek hayatın bütün boyutlarında gerekli adaba riayet eder, bu yolla aile binasını güçlendirir, kadın ve çocukların sevgisini elde etmeye yardımcı olur.


Takvalı bir kadın ise ismet, iffet ve namusunu korur, büyük bir şevkle ev işlerine koyulur ve eşinin dışarıda çalışmasından oluşan yorgunluğunu ortadan kaldırmaya çalışır. Çocuklarını en güzel bir şekilde büyütür. Eşine ve çocuklarına karşı İslami ahlak üzere davranır. İbadetinden gaflet etmez. Evini aşk, sefa, sevgi, muhabbet, heyecan ve şevk ocağı haline getirir.


Takvalı bir kadın, ilahi ilkelere dayanarak eşine itaat eder, onun haklı isteklerine olumlu cevap verir, sinir, gazap ve kibirden uzak durur. Eşinin akrabalarına karşı sevgi, muhabbet ve İslami ahlak üzere davranır.

 

Eşinin, işinden eve döndüğü vakit evin kapısına kadar onu karşılamaya gider. Eşi evden çıkarken onu uğurlar. Eşinden, Allah'ın helali dışında eve bir şey getirmemesini ister. Az da olsa Allah'ın helaliyle kanaat ettiğini ifade eder. Haram yükünü yüklenmez. Eşine, evin giderlerini karşılama bahanesiyle ilahi sınırları çiğnememesini öğütler ve ondan hayatı haramla kirletmemesini talep eder.


Takvalı bir kadın, başkalarına gösteriş yapmaktan sakınır. Eşini, akrabalarının veya kendi yakınlarının hayatı gibi yaşama uğruna zorluğa düşürmez ve onu utandırmaz.


Böyle bir kadın ve erkek Hak nezdinde makbul olur. Hayır kaynağı haline gelir. İlahi bir insanın en açık örneğini teşkil eder. Bu ikisi sayesinde Allah'ın istediği bir ev oluşur ve o evin atmosferinde hakkı talep eden çocuklar terbiye olur. Her haliyle kadın ve erkek hayatının bütün boyutlarında tıpkı ilahi veliler gibi ilahi marifetler, İslami kaideler ve fıkhi kanunlar esasınca birbirine yardımcı olur.


Dipnot
[1] Tahrim, 6
[2] Kafi, c. 2, s. 340 ve Meheccet'ul Beyza, c. 5, s. 140

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler