11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
05:38
06-09-2017
  

Evlilik Hayatının Başlangıcı

İnsanın kendisinin hiç kusuru yok mudur ki, eşinin kusursuz olmasını istesin...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ayetullah İbrahim Emini



Erkeğin düğünden sonra birkaç gün evde kalması iyidir. Eğer bir işi varsa, birkaç gün izin alabilir. Bu davranışla eşine saygı göstermiş, ona ve yeni hayatına yönelik ilgisini ve sevgisini ortaya koymuş olur. Şüphesiz, bu davranış karşısında eşinin tepkisi de çok olumlu olacaktır.


Artık kız ve erkek karı koca olmuş ve onların bireysel hayatı ortak bir aile hayatına dönüşmüştür. Bu aile hayatının güçlendirilip sürdürülmesi durumu ortaya çıkmıştır. Her şeyden önce şu önemli noktaya dikkat etmek gerekmektedir. Karı koca olduktan sonra artık eskisi gibi rahat ve serbest olamayacaklardır. Kendi programlarını düzenlerlerken eşlerinin hakkına da riayet etmelidirler.

 

Erkek daha önce serbestti, istediği zaman evden çıkar, istediği zaman eve gelir, canının istediği yerde yemek yer, istediği zaman yolculuğa çıkardı. Ama şimdi, eşinin ailesinden ayrı, binlerce ümit ve arzuyla kocasının eve gelmesini beklemekte olduğuna dikkat etmelidir. Erkek, imkân ölçüsünde öğle ve akşam yemeklerinde evde olmaya ve yemeği eşiyle birlikte yemeye çalışmalıdır. Geceleri eve erken gelmelidir; çünkü eşi evde yalnız kalmaktan korkabilir, canı sıkılmış ve yorulmuş olabilir, bu yüzden sinirleri bozulmuş olabilir. Kadın da işlerinin programını öyle bir şekilde düzenlemelidir ki, kocası eve döndüğü zaman evinin işleri bitmiş, aile ülfeti ve sevgisi için hazırlanmış olmalıdır. Yeme ve uyuma programı eşininkiyle uyumlu olmalıdır. Kendini onu karşılayıp ağırlamak için hazırlamalı, böylece kocasını evine ve ailesine bağlamalıdır.
 


Eşi Tanıma ve Onun Hedefi



Artık bu andan sonra evlilik başlamıştır, eşini hoş tutmak, kolay bir iş değildir. Öncelikle kadın ve erkeğin birbirlerini tanıması gerekmektedir. Birbirlerinin düşüncelerini, ahlâklarını, isteklerini, eğilimlerini ve bedensel güçlerini tanımalıdırlar. Bu tanımanın amacı, evliliği güçlendirmeye, yeni hayata uyum sağlama yollarını bulmaya ve istekleri dengeleyerek mevcut durum içerisinde imkânlardan olabildiğince yararlanmaya dönüktür. Amaç kusur ve zaaf noktalarını bularak evlilikte ne kadar başarılı olunacağını araştırmak olmamalıdır. Kısaca, birbirini tanımaya çalışmanın amacı, bahane ve kusur aramaya ve problem çıkarmaya değil, aile temellerini güçlendirmek için ıslaha ve hayır düşünmeye dönük olmalıdır. Eğer olumsuz bir bakış açısıyla birbirini tanımaya uğraşırlarsa, birbirlerinde zayıf noktalar bulacaklar ve tartışmalar başlatacaklardır. Tersine mevcut durumu ıslah etmeye çalışmalıdırlar.

Şu iki durumun dışında bir zayıf nokta söz konusu değildir. Ya halledilebilir bir beden kusuru vardır ki böylesi bir durumda çare aramaya çalışılır ve bilinen şekilde bu sorun giderilir. Ya da halledilemeyecek bir bedensel kusur vardır, bu durumda da bir ömür boyunca birlikte yaşayabilmek için kendi hayatını bu duruma uyarlamak gerekmektedir. Veya ahlâkî ve psikolojik bir kusur vardır. Bu durumda da anlayış ve hoşgörüyle bu durumu gidermeye çalışmak gerekmektedir. Eğer hoşgörü ve şefkatle davranılırsa, mesele çoğunlukla halledilecek ya da en azından dengelenecektir. Eğer huyla ilgili kusurun giderilmesinde başarılı olunamamışsa yine de hoşgörü gösterip bunu görmezden gelmek ve kendini bu duruma uyarlamaya çalışmak daha iyidir. Eğer eşinizde giderilemeyecek bir kusur görürseniz, eşinizi bu kusuruyla kabul edin ve her ne olursa olsun onunla yaşamaya karar verin. Örneğin eğer eşiniz sinirli ise, onu sinirlendirecek sebepler yaratmayın, eğer sinirlenirse de hoş görüp tahammül gösterin. Eğer çabuk incinen, alıngan biri ise, onun incinmesine sebep olacak şeylerden kaçının. Eğer incinmişse, gönlünü alın. Eğer dağınık biriyse ve uyarılar ona fayda etmiyorsa, diğer eş kendini bu duruma uyarlayabilir. Birazına hoşgörü gösterir, birazını da kendi toplar. Eğer kuruntulu ve karamsar biri ise, onu karamsarlığa sevk edecek şeylerden sakının, onun bu karamsarlığını ve kötü düşüncelerini sevginizle ve hoşgörünüzle gidermeye çalışın.

Her hâlükârda kadın ve koca, masumların dışında hiç kimsenin kusursuz olmadığını akıldan çıkarmamalıdır. Sonuçta her insanın kendine özgü bir takım kusurları vardır. İnsanın kendisinin hiç kusuru yok mudur ki, eşinin kusursuz olmasını istesin. Fakat kusurların birçoğu, görmezden gelinebilecek türdendir. Bunlara tahammül edildiğinde mutlu bir hayat sürdürülebilir. İnsanın sürekli kusur arayarak kendine de, eşine de hayatı zehir etmesi yazık değil midir?

Ne olursa olsun kadının ve erkeğin yeni hayatlarının başlangıcındaki en önemli görevleri, birbirlerini tanımaları; ikinci aşamada ise evlilik kurallarına riayet etmeleridir. Evliliğin kolay bir şey olduğunu düşünmeyin. Evlilik, bilgi sahibi olunması gereken son derece hassas bir iştir.

Kadın ve koca evlilik hayatlarının başlangıcında evlilik tekniğini öğrenmeli ve hayata geçirmelidir. Eğer bu konuda eksiklik gösterirlerse, bunun olumsuz sonuçlarını yakın bir süre içerisinde gözlemlenecek ve hatanın tamir edilmesi zorlaşacak ya da iş işten geçmiş olacaktır.

Burada evlilikle ilgili konuları incelemeye geçmeyeceğiz. Zira bu konuyu daha önce ayrıntılı bir şekilde ele alarak "Evliliğin Kuralları" adlı bir kitap yazdık. Burada sizlere bu ve benzeri kitapları okuyarak orada yazılanları hayata geçirmeniz konusunda tavsiyelerde bulunuyoruz.

Sonuç olarak şunu hatırlatmakta yarar var. Evliliğin ilk dönemi, yani ilk birkaç sene son derece hassas, önemli ve bazen de tehlikeli bir dönemdir. Zira yeni hayatlarına başlamış olan kız ve erkek daha önce evlilik için hazırlanmış değildir. Bu yüzden çoğunlukla hesaplanmamış tavırlar içerisine girebilmektedirler. Evliliğin kurallarını yıllar içerisinde tecrübeyle öğrenmek zorundadırlar. Kendilerini tedricen dengelemekte ve yeni hayatlarına adapte olmaktadırlar. Genç ve tecrübesiz oldukları için sınırları aşıp evliliğin temellerine zarar verebilirler. Acelecilik ve inatçılık yüzünden bu hassas yıllarda evliliklerini dağıtan nice insan vardır. Oysa birazcık sabır ve hoşgörü gösterebilseler, birlikte olup hayatlarını sürdürebilirler.

Bu nedenle genç gelin ve damatlara şunları tavsiye ediyorum: Evliliğinizin ilk döneminde daha fazla sabır gösterin ve sonuçları düşünerek hareket edin. Sinirlerinize hâkim olun ve her türlü sert davranıştan kesinlikle kaçının. Sorunlarınızı anlayış ve insafla çözmeye çalışın. Hatta evliliğiniz devam ettirilemeyecek gibi görünse bile boşanma konusunda acele etmeyin. Konuyu, sizin iyiliğinizi düşünen bilgili insanlara açın ve onlardan görüş isteyin. İnatçılıktan vazgeçin, konuyu etraflıca düşünün ve maslahata en uygun şekilde davranın.

 


Bağımsızlığınızı Kazanmaya Çalışın



Siz daha önce bağımlıydınız ve hayatınızın idaresi konusunda herhangi bir sorumluluk ve taahhüt altında değildiniz. Evinizin geçimini babanız sağlıyor, anneniz evi idare ediyordu. Ama evlendikten sonra özgür ve bağımsız yaşamaya karar verdiniz. Bu açıdan yeni birtakım sorumluluklar üstlendiniz. Kadın olan genç kız, ev bark ve koca sahibi olmaya kendini hazırlamalıdır. Kendisini önceki ailesine bağlı olmaktan kurtarmalı ve bağımsız olarak evini ve ailesini idare etmelidir. Ev bark sahibi olmak zordur; ama buna tahammül etmek gerekmektedir. Evlendikten sonra da anne ve babadan beklenti içerisinde olmak doğru değildir. Kendi sorumluluğunda olan görevleri kendinin yapması gerekmektedir. Elbette tek başlarına çözmeye güç yetiremediği önemli ve zor işlerde anne babanın yardımlarından ve yol göstericiliklerinden yararlanılabilir. Fakat bu konuda da kanaat sahibi olmaya gayret edilmelidir.

Oğlan da evlendikten sonra erkek olmuştur. Ailenin bakımı ve geçimi konusunda sorumluluk üstlenmiştir. O da anne ve babasına bağımlı olmaktan kurtulmaya çalışmalı ve bağımsız bir şekilde kendi hayatını idare edebilmelidir. Hayatı için program yapmalı ve bu programı titizlikle uygulamalıdır. Yeterli tecrübeye sahip olmadığı için annesinden, babasından ve onun iyiliğini düşünen diğer insanlardan istifade etmelidir. Fakat kendi sorumluluklarını, kendisi yerine getirmelidir. Kendisinin tek başına çözmeye güç yetiremediği hayat sorunlarında annesinden, babasından ya da başkalarından yardım isteyebilir. Bu tür durumlarda gelin ve damat ailelerinin, bu yeni aileye yardım etmek görevleridir.

Burada, yeni ailenin ikameti ile ilgili konulara da işaret etmek gerekmektedir. Gelin aileleri, çoğunlukla, gelin ile damadın ayrı bir evde ve kaynata ile kaynananın müdahaleleri olmaksızın yaşamalarını isterler. Zira onların yersiz müdahalelerinden ve problem yaratarak uyumsuzluğa sebep olmalarından korkarlar. Damadın ailesi de aksine, çoğunlukla çocuklarının kendi evlerinde yaşamasını ya da en azından bir müddet onlarla ortak bir hayat yaşamasını ister. Bu vesileyle onlarla irtibatı ve bağı korumuş olacaklardır. Damat da anne ve babasına duyduğu sevgiden dolayı, onların etkisinde kalmakta ve babasının evinde ya da civarında yaşamayı tercih etmektedir. Özellikle de evliliklerinin ilk dönemlerinde ayrı ve müstakil bir hayat kurma imkânından yoksun olanlar bunu tercih ederler.

Ben de hiçbir problemin olmaması durumunda yeni ailenin bir müddet damadın ailesiyle birlikte yaşamasının daha iyi olacağına inanıyorum. Böylece onların görüşlerinden, yol göstericiliklerinden ve yardımlarından yararlanmış olacaklardır. Fakat maalesef, bu şekildeki bir hayatta pek fazla rahat ve huzur olmamaktadır. Sorunlar, bahaneler, kaynananın yersiz müdahaleleri ve kusur arayışları çabucak başlayacak, gelin de direnecek ve tepki gösterecektir. Sonuçta aile ortamı çekişmeye, üzüntülere, küskünlüklere, kavgalara sürüklenecek ve huzur kalmayacaktır. Bu arada erkek, bu yeni hayatının henüz başında büyük sorunlarla karşılaşmış olacak ve bitkin düşecektir. Annesini ve kız kardeşini savunsa, eşinin ağlamalarıyla, uyumsuzluklarıyla, küsmeleriyle, kavgalarıyla karşılaşacak ve hayatları darmadağın olacaktır. Hanımını savunsa annesinin, kız kardeşinin feryat figanlarıyla ve kınamalarıyla karşılaşacaktır. Her iki taraf karşısında da sükût edip, çekişmeye seyirci kalsa yine huzur ve rahat kalmayacaktır. Zira iki taraf da sükûtla yetinmeyecek ve ondan kendilerinin tarafında yer almasını bekleyecektir. Bunlar çoğunlukla kaynananın ve görümcenin cahilliğinden, kıskançlığından ve huysuzluğundan kaynaklanmaktadır. Bazen gelin de suçsuz değildir; fakat çoğunlukla kusurlu olan kaynanalardır. Eğer kaynanalar gelinlere doğru davranırsa, kendi kızı gibi muamele ederse, gelin de ona karşı tıpkı onun kızıymışçasına kaynanasına saygı gösterecek ve ondan yana olacaktır. Maalesef çoğunlukla böyle olmamaktadır, ne yazık ki yanlış toplumsal terbiyemiz bu şekildedir.

Bütün bu tecrübeleri göz önünde bulundurarak ben yeni evli çiftlerin hayatlarının bu ilk döneminde ayrı bir evde oturmalarını tercih ediyorum. İmkân varsa kendi evlerinde, yoksa kirada bir eve taşınarak ayrı oturmalıdırlar. İmkânsızlık ve zaruretten dolayı baba evinde oturulabilirse de ilk fırsatta ayrı bir eve taşınmalıdırlar.

Burada erkeğin ailesine şunları hatırlatmam gerekmektedir: Siz çocuğunuzu her zaman kendinize bağlı bir hâlde tutamazsınız. Her hâlükârda bu gelin ve damat sizden ayrılacaktır. Üzüntüye ve küskünlüğe mahal vermeden onların ayrı ve müstakil bir hayat kurmaları konusunda sizlerin öncülük yapması çok daha iyi olacaktır. Böylece onların saygısını ve sevgisini kazanmış olursunuz. Onların ayrı yaşamasını sağlayacak malî imkânınız bulunmuyorsa, onlara kendi evinizde tamamen ayrı yaşayabilecekleri bir ortam hazırlayın. İşlerine müdahale etmeyin. Bırakın onlar özgürce yaşayabilsinler ve kendi sorunlarını anlaşarak çözebilsinler. Kusur aramaktan sakının, onlar arasında daima sevgi ve ülfet yaratmaya çalışın. Fitne çıkarmaktan cidden uzak durun. Bir çekişme, zıtlaşma ve fitne devi değil, bir huzur ve barış meleği olun.

Burada erkeğe de bazı hatırlatmalarda bulunmam gerekiyor: Ayrı bir eve taşınarak müstakil bir hayat kurmanız sizin için daha iyidir. İmkânınız ölçüsünde ayrı bir yere taşınmaya gayret edin. Onların bundan rahatsız olması ve hoşnutsuzluklarını dile getirmeleri mümkündür. Fakat emin olun ki, onların bu üzüntüleri çabucak ortadan kalkacaktır. Böylesi sizin kavga ve üzüntüyle ayrılmanızdan daha iyidir. Babanızın evinde kalmak zorunda kalsanız bile ayrı ve bağımsız bir hayatınız olsun. Ayrıca ilk fırsatta ayrı ve bağımsız bir eve taşınmaya gayret edin. Annenizin ve kız kardeşinizin sözlerine ve davranışlarına dikkat edin. Sizinle eşiniz arasında bir fitne hâline gelmelerine ve eşinizle ilişkilerinizi zedelemelerine izin vermeyin. Eğer sözlerinin ve davranışlarının hanımınızı incittiğini ve sizin aranızda fitne çıkardığını hissederseniz, kesinlikle buna karşı durun ve şöyle deyin: Sizden eşime karşı saygılı olmanızı rica ediyorum. Onu incitecek şeyler yapmayın, ben onu seviyorum. Onu rahatsız etmenize izin vermem. Eğer sizden böylesine kesin bir tepki görürlerse onu rahatsız etmekten sakınır, rahat bırakırlar.

Gelin hanıma da bazı hatırlatmalarda bulunmam gerekiyor: Kocanızın durumunu göz önünde bulundurun. O, sizin için bir anda her şeyle irtibatını kesemez. Böyle bir şey doğru da değildir. Ayrıca onlara ihtiyacı da vardır. Sen de yapıcı ol ve problem çıkarma. Sen kocanın yakınlarına saygılı ol ki, onlar da sana saygılı olsunlar. Bazen seni incitecek söz ya da davranışlar içerisine giriyorlarsa, hoş görüp görmezden gel. Sahip oldukları bir takım iyilikleri göz önünde bulundur. Yumuşak davranışlarla, sevgi ve dostluk göstererek onların bu iyiliklerinden yararlanabilirsin. Nihayetinde insanlar bu şekildedir. İnsanlar arasında kindar, müzevir, terbiyesiz, huysuz ve ağzı bozuk kimseler de vardır. Bir topluluk içerisinde yaşamak isteyen bir insan bu tip insanlarla da anlaşmak zorundadır. Kocanın yakınları da böyle bir topluluktur. Onların kötülüklerine de tahammül edip uzlaşabilirsin.

Eğer kaynatanızın evinde yaşamak zorunda kalırsanız, rahatsızlığınızı ortaya koymayın. Onlara edep ve saygıyla davranın ki, onlar da size karşı edepli ve müşfik olsunlar. Eğer bazı sözleri ve davranışları sizi rahatsız ediyorsa, bunları görmezden gelip hoşgörün, zamanla düzelecektir. Ciddi bir şekilde ayrı bir eve taşınmaya çalışın, inşaallah orada müstakil bir hayatınız olacaktır.


 


Yeni Evlilere Yardım Edin


 
Kızın ve erkeğin evlendikten sonra bağımsız bir hayat kurmaya çalışması gerektiği doğrudur. Aileleri de kendi bağımsızlıklarına kavuşmaları ve hayatlarını idare edebilmeleri için onlara özgürlük vermelidir. Fakat gelin ve damat evliliklerinin başlarında henüz bu güce sahip değildirler. Yardıma ve yol göstericiliğe muhtaçtırlar. Zira hayatın sorumluluğunu yeni üstlenmiştirler ve yeterli tecrübeye de sahip değildirler. Evlilik yolunda onlar çözümü konusunda başkalarının yardımlarına ihtiyaç duyacakları sorunlarla karşılaşırlar. Anne ve babalar, onları hastalandıkları, herhangi bir şeye muhtaç oldukları, üzüldükleri ya da tartıştıkları zaman yardım etmeksizin kendi hâllerine bırakabilir mi? Gelin ve damat aileleri, yeni kurulmuş bu aileye kendi ayakları üstünde durup bağımsızlıklarını sağlamlaştırıncaya kadar daima dikkat ve özen göstermelidir. Özellikle erkeğin iki konuda başkalarının yardımına, fikrine ihtiyacı vardır.

İlk olarak uygun bir iş bulmalı; yeni evlenmiş bir genç, ailenin geçimini ve bakımını üstlenmiş bulunmaktadır. Bu yüzden belli bir iş yapmak zorundadır. Kendine yaraşır, onurlu bir iş bulmak ise kolay değildir. Gencin evlenmeden önce bir işte çalışıyor olması çok iyidir. Fakat bir işi yoksa ya da geliri yeterli değilse, bu durumda yakınlarının daha iyi bir iş buluncaya kadar ona yardım etmeleri gerekir. Eğer bir iş bulmaya yanaşmıyorsa, ona yol gösterip ikna ederek mümkün olacak her şekilde onu bir iş bulmaya teşvik etmelidir. Eğer çalışmasına rağmen geliri yeterli kadar olmuyorsa, gelin ve damat ailelerinin imkânları nispetinde kendi kendilerine yeterli hâle gelinceye kadar, onlara yardım etmelidir.

İkinci olarak da uygun bir ev bulmalı; maalesef ev konusu bizim toplumun en önemli sorunlarından biridir. Özellikle dar gelirli kimseler için kendine ait bir ev sahibi olmak oldukça zordur. Örneğin memurlar, işçiler, öğretmenler, subaylar vs. normal şartlar altında aldıkları maaşla çoğunlukla ömür boyunca bir ev sahibi olamamaktadır. Özellikle de gelirlerinin giderlerinden fazla olmadığı yeni hayatlarının başlarında bu böyledir. Daha sonra daha çok gelire sahip olmaları mümkündür; ancak aile fertleri çoğaldığı ve masraflar arttığı için bir ev sahibi olmak onlar için yine imkânsızlaşacaktır. Ev almak için kredi almaya kalkışsa bu sefer de bunu ödemenin ağır yükü altında kalacaktır. Bu tür kişiler gerçekten yardıma ve rehberliğe muhtaçtır. Keşke bu tür saygın ve şerefli insanlar için ev yardımı yapacak hayır kurumları oluşturulsa.

Bu noktada gelin ve damat ailelerinin güçlerinin yetmesi durumunda bu yeni aileye yardım etmeleri gerekmektedir. Gelin ailesinin, damat ailesiyle anlaşarak çeyiz konusunda sadece zorunlu şeyleri hazırlayıp buna karşın yeni aileye ev almaları için para yardımı yapmaları çok daha güzel olacaktır. Zira gerekli eşyaları gelin ve damat daha sonra yavaş yavaş temin edebilir. Aynı şekilde damat ailesi de düğün ve nikâh masraflarını ve zorunlu olmayan harcamaları azaltarak ev almaları için onlara nakit para verebilirler. Ayrıca gelin ve damat ailelerinin güçlerinin yeterli olması durumunda yeni evli çifte borç ya da karşılıksız para yardımında bulunması da iyidir. Özellikle damadın babası, gelinin mihrini üstlenip onlara ev alırsa çok büyük bir yardımda bulunmuş olur. Anne ve babanın şu durumu göz önünde bulundurması çok yerinde olacaktır. Öldükten sonra mallarını varislerine bırakıp gideceklerdir. O hâlde daha hayattayken mallarından çocuklarına verip onların hayatlarını bir düzene sokmaları çok iyi olacaktır. Böylece çocukları da onların ölümünü beklemiş olmayacaktır. Onların bu hassas dönemde sorunlarını hallederlerse, çocuklar da yaşlanıp elden ayaktan düştüklerinde onlara yardım edecektir.

Kısaca gelin ile damat ve onların aileleri, ev alma konusunda anlaşıp güç birliği ederlerse, küçük ve ucuz dahi olsa bir ev alabilirler. Böylece kira ödemekten kurtulup rahata kavuşurlar, daha sonra malî güce ulaştıklarında ise daha iyi ve büyük bir eve kavuşabilirler.
 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler