21 Eylül 2018 Cuma Saat:
17:11
09-03-2018
  

Filistin'i Yok Etmenin İlk Adımı; Suriye'yi Bölmek

Siyonizm’in kurucuları ve liderleri sürekli olarak açık bir şekilde Suriye'yi hedef gösteriyorlardı; gerek Herzl'in gerekse Jabotinsky'nin açıklamaları ya da 1967 savaşı öncesi ve sonrasında, bu mesele daima gündemdeydi. Suriye, Arap devletleri arasında muhasaraya alınmış Siyonist rejim için başlı başına ve tehlikeli bir düşmandı ve hep de böyle kalacaktır.

Facebook da Paylaş

 

 

Tel-Aviv ile tabiri caizse "Ilımlı Arap Ülkeleri" arasındaki ortak menfaat ve işbirliği sadece Suriye için tehlike oluşturmamakta, hatta bu gelişmenin Filistin'in tabutuna çakılan son çivi olduğu söylenebilir, tıpkı Tel-Aviv Güvenlik Merkezi Müdürü Amos Yadlin’in de söylediği gibi bu durum uluslararası toplum için ikincil bir konuya dönüşmüştür.

 

Zuheyr Enderavus, el-Yevm gazetesindeki makalesinde şöyle yazdı:

 

"İsrail, sömürgeci batının onayı ve o zamanın bazı komplocu Arap devlet adamlarının yardımıyla Filistin halkının üzerine çöktüğünden beri İsrailli liderler, Siyonizm’in her zaman Suriye'de gözü olduğunu açıkça beyan etmekten asla çekinmediler ve Siyonistlerin  açgözlülüğü Filistin'in tarihî sınırlarını zorladı."

 

İsrail sözcüsü David Ben Gurion'un bu bağlamda yaptığı talihsiz konuşması da bariz örneklerden biri: "İsrail'in büyüklüğü nükleer cephaneliğinde gizli değil; Mısır, Irak ve Suriye'nin yok olmasında gizli." Dolayısıyla hiçbir şekilde, Suriye'de yaşananlar sömürgeci batı ve Siyonizm politikalarından ayrı düşünülemez, zaten  Suriye'nin parçalanması Siyonizm’in stratejisinde, hatta Siyonizm tohumunun ekilmesinden de önce hep plandaydı.

 

Siyonizm’in kurucuları ve liderleri sürekli olarak açık bir şekilde Suriye'yi hedef gösteriyorlardı; gerek Herzl'in gerekse Jabotinsky'nin açıklamaları ya da 1967 savaşı öncesi ve sonrasında, bu mesele daima gündemdeydi. Suriye, Arap devletleri arasında muhasaraya alınmış Siyonist rejim için başlı başına ve tehlikeli bir düşmandı ve hep de böyle kalacaktır. İşte bu görüş, 1973'de kuvvetli bir hal aldı ve özel olarak da Mısır Eski Cumhurbaşkanı Enver Sedat'ın Camp David  anlaşmasını imzalamasından sonra Suriye alenen bu anlaşmaya ve İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye karşı çıkan tek Arap devleti oldu. İsrailli siyasetçiler ve liderler 70'lerde, 80'lerde, 90'larda ve hala da Suriye'yi stratejik bir tehdit olarak kabul eder ve Tel-Aviv bu ülkenin devrilmesi için çaba gösterir.

 

Suriye ve Hizbullah'ın yardımıyla Lübnan, bugün işgal rejimi ile savaşan  Arap devletidir. Araplar bu ülkeye sırtını dönmüştür. Hatta ülkeyi, Arap Birliği’nden kovmaktan da geri durmamışlardır. Ama Suriye ordusu; İran'ın, Hizbullah'ın ve Rusya'nın da yardımlarıyla dünyanın her bir köşesinden akın akın gelen gruplara karşı zor savaşını vermiş ve başarılı olmuştur. En büyük Arap ülkesi olan Mısır 1979'da İsrail ile imzaladığı barış anlaşmasıyla direniş ekseninden çıkmıştır ve tüm bunlardan kötüsü de Kahire bugün Şam ile diplomatik ilişkileri kesmiştir. Büyükelçilerini de Suriye'den geri çekmiş ve Suriye büyükelçisini de  Mısır'dan çıkarma kararı almıştır. Bütün bu gelişmeler ışığında Tel-Aviv, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'yi İsrail için stratejik bir cevhere benzetmiştir. Mısır ile işgal rejimi İsrail arasında 15 milyar dolarlık doğal gaz alımı anlaşması imzalanmıştır; hem de İsrail hava kuvvetleri DAEŞ terörüne karşı koymak bahanesiyle Sina'yı yüzlerce kez hedef aldığı halde.. Oysa, İsrail-Arap devletlerinin güvenliğini tehdit eden en büyük teröristtir ve Filistin'e karşı da çok büyük cinayetler işlemektedir.

 

Siyonist rejim liderlerinin Suriye ve hakkındaki planları sonucu düştükleri durum; Suriye gerçeklerini saptırmayı ve yerle bir etmeyi amaçlayan herkes için ve Suriye'yi yıkmak, kültür ve medeniyetini yok etmek için en tehlikeli Amerika-Siyonizm kampanyasını yürütenler için bir ibret olmalı. Örnek olarak 1988'de İsrail liderlerinden Efrahim Lebid şöyle söylemişti: "Suriye İsrail'in ilk düşmanıdır ve İsrail ordusu tüm gücünü bu tehlikeye karşı koyabilmek için hazır hale getirmiştir." İshak Rabin ise Arap askeri güç koalisyonundan duyduğu endişeyi şöyle dile getirmişti: "Arap ordularında olan teçhizatı gören çok az insan var. Son yıllarda Suriye ve Irak gibi Arap devletleri gelişmiş silahlar ve yeni kara füzeleri elde etmek için tüm çabalarını sarf ediyorlar, bugün Suriye ve Irak, yarım tonluk ve bir tonluk kara füzelerini İsrail'e doğru ateşleyebilir. İsrail için anlık tehdit Suriye tarafından gelecektir."

 

Yukarıda anlatılanlara ek olarak İsrailli liderlerin açıkça Şam'ı stratejik bir tehlike olarak gördüklerini beyan ettikleri söylenmelidir. Bu çerçevede İsrailli Siyonizm karşıtı profesör Israel Şahak şuna işaret etti: "İsrail hiçbir Ortadoğu ülkesinin nükleer ya da stratejik gelişme sağlamasına izin vermiyor. Askerî üstünlüğü sadece kendine has kılmak için, istemediği her gelişmeye engel olma hakkını kendisinde buluyor. Bundan da öte İsrail'in tamamen ve mutlak olarak Amerika'nın desteğini aldığı söylenmelidir."

 

Analizin devamında şunlar yer aldı: Sözün kısası şudur; Amerika dünya ülkelerinin tamamından daha üstün askerî güce sahip olabilmek için milyar dolarlar harcıyor ve İsrail de Washington'un maddi ve manevi tüm  desteğinden faydalanıyor. Amerika'nın, Filistin'in 1967'de işgalinin yıl dönümünde büyükelçiliği Kudüs'e taşıması Amerika'nın Trump döneminde de işgal rejimini tüm alanlarda desteklemeye devam ettiğinin en büyük delilidir.

 

Yazılanlara, söylenenlere ve şahitlere binaen şuna inanmaktayız: Suriye aleyhine gerçekleşen her şey dış güçlerin etkisiyle oluşmuştur ve hükümetin devrilmesi, ve ülkenin parçalanması, neticede sadece ve sadece Siyonist rejimin stratejik planının işlemesi içindir.

 

Anlaşıldığı üzere İsrail emperyalist güçlerle sağlam bir bağa sahip, Siyonist medya ve batı medyası da İsrail'in (sözde) Sünnî Arap devletler ile olan koalisyonuna işaret etmekteler öyle ki bu da işlerin dikkat çekici şekilde değiştiğini gösteren bir başka delildir.!!

 

Tel-Aviv ile tabiri caizse "Ilımlı Arap Ülkeleri" arasındaki ortak menfaat ve işbirliği sadece Suriye için tehlike oluşturmamakta, hatta bu gelişmenin Filistin'in tabutuna çakılan son çivi olduğu söylenebilir, tıpkı Tel-Aviv Güvenlik Merkezi Müdürü Amos Yadlin’in de söylediği gibi bu durum uluslararası toplum için ikincil bir konuya dönüşmüştür.

 

http://www.kudusgunu.com

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler