17 Ekim 2018 Çarşamba Saat:
20:02
09-10-2018
  

Fıtrat veya Manevi İçgüdü

Fıtrat, marifet ve bilgiyi ilham eden en önemli kaynaklardan biridir...

Facebook da Paylaş


 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Lügatte yaratılış, tıynet anlamına gelen fıtrat, deyim olarak da her insanın manevî içgüdüsüne denir.
 

İnsanın iki türlü içgüdüsü vardır.
 

1- Maddî içgüdü; bu, insanın doğasında maddî ihtiyaçlarının temini için var edilmiştir, örneğin insanın kendisini sevmesi, susuzluk, açlık, korku, ümit vb. duygular.
 

2- Manevî içgüdü; buna kemali istemek, insanları sevmek, fedakârlık, ihsan, şefkat gibi "ahlâkî vicdan" dediğimiz duygular örnek verilebilir.

 

Söz konusu içgüdüler, insanın hayvaniyet sınırını aşıp kemale erişmesi için Allah tarafından ona verilmiştir.
 

Fıtrat veya Manevî İçgüdü
 

Manevî içgüdü veya fıtrat denilen şey; insanın öğrenmeye ihtiyaç duymadığı ve bizzat kendisinde var olan duygudur.
 

Fıtrat, marifet ve bilgiyi ilham eden kaynaklardan biridir; bazen bu duygu "kalpten geçen şey" olarak da tabir edilir, teorik düşünce ve idraklerin merkezi olan akıldan farklı bir güç olduğu açıktır. Bütün bunlar insan ruhunun semereleri ve aynı ağacın meyveleri gibidir.
 

Bu manevî fıtrat her insanda vardır. Ancak bazen karanlık perdeler bunun ortaya çıkmasını engeller; peygamberlerin bi'seti ve tertemiz kılınmış Ehlibeyt İmamları'nın gönderilişi işte bu hicapların kaldırılması ve bu ilâhi fıtratın gelişmesi içindir. Yoksa her insan temiz tevhid fıtratı üzere doğar. Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurulur:
 

"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler."
 

Hadislerde Fıtrat
 

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:
 

"Her çocuk fıtrat üzerine, Müslüman olarak doğar ve bu, sonradan onun anne veya babasının onu Yahudi veya Hıristiyan yapmasına dek sürer."
 

Zürare'den şöyle nakledilir:

 

Rum Suresi'nin 30. ayetinde geçen "Allah'ın fıtratı" tabirinin anlamını İmam Cafer Sâdık'tan (a.s) sordum, İmam şöyle buyurdu:
 

"Yüce Allah bütün insanları Rablerini tanıyan bir yapı ve fıtratla yaratmıştır."
 

Yine bir başka hadiste bu ayette geçen "fıtrat"ın anlamı sorulduğunda İmam Cafer Sâdık'ın (a.s) şu cevabı verdiği yer alır:
 

"Burada İslâm kastedilmektedir. Yüce Allah, insanoğlunu ilk yarattığında ondan tevhid ve Rabbini tanıyacağı yolunda söz alırken, din ihtiyacını da insanoğlunun yapı ve fıtratının bir parçası olarak yarattı.
 

İmam Rıza (a.s) bu ayette geçen "Allah'ın fıtratı" ile ilgili olarak babasından, o da dedesi İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) şöyle rivayet eder:
 

"Fıtrat yani Allah birdir ve O'ndan başka ilâh yoktur, Muhammed (s.a.a) onun elçisidir, Ali (a.s) müminlerin emiridir."
 

Demek isteniyor ki gerçek tevhid inancı; Hz. Peygamber'in (s.a.a) nübüvvetine ve Hz. Ali'nin (a.s) imametine ve velayetine inanmayı da gerektirir.
 

Ebu Basir kanalıyla İmam Cafer Sadık'ın (a.s) "Yüzünü Allah'ı birleyen olarak dine çevir." ayetinden maksadın "velayet" olduğunu açıkladığı nakledilir.
 

Kısacası, her insanın yüce Allah'a ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. Bu, Allah'ın her insanın fıtrat ve yapısına koyduğu bir duygudur, yabancı bilim adamları dahi buna itiraf etmişlerdir.
 

Bilim Adamlarına Göre Dinî Fıtrat
 

Einstein: İstisnasız olarak bütün insanlar belli bir inanca ve dine sahiptir… Ben buna yaratılıştan var olan bir din duygusu diyorum. Bu dinî inançta beşeri arzu ve amaçların ne kadar küçük ve onların ötesinde yer alan azamet ve görkemin ne kadar büyük olduğu hissedilmektedir.
 

Pascal: Kalbin öyledelilleri vardırki akıl onları kavrayamaz.
 

William James: Dinî hayatın kaynağının kalp olduğundan kuşku duymuyor, buna gönülden inanıyorum.
 

Max Muller: Geçmişte yaşayan ecdadımız -ilk insanlar-, daha Allah'ın adını bile bilmedikleri dönemlerden itibaren yüce Allah'a eğilmişlerdir.
 

Alexs Carel: İrfanî duygunun, ta fıtratımızın derinliklerinden kaynaklandığı ve temel bir içgüdü olduğu sezilmektedir gerçekten… İnsanoğlu havaya ve suya nasıl muhtaç ise, yüce Allah'a da öylesine muhtaçtır.
 

Sokrat: "İnsanoğlu suya ve yiyeceğe ihtiyacı olduğunu idrak edebilmektedir, aynı şekilde ruhumuz da, onun için gerekli gıdaya fevkalade ihtiyacı olduğunu bilmektedir. Bu duygu, ilk insanın ona doğru yönlendirilmiş olduğu dindir işte…
 

Delili de şudur: Dünyanın en vahşi ve en ilkel kabilesinden bir bebeği alıp büyütelim ve hiç müdahale etmeden, dilediği gibi yaşayabileceği hür bir ortam yaratalım. Hatta ona hiçbir din ve inancı da öğretip telkinde bulunmayalım… Bu bebek gelişip büyüdüğünde adeta yitiğini arayacak ve bugün bizim adına "din" dediğimiz inanç ve hakikati beyninde tasavvur edebilmek için, doğası ve fıtratı gereği, çırpınıp duracaktır."
 

Şairin de dediği gibi:
 

Aşkınla yanıp tutuşmayan kimse yoktur senin,
Güzelliğinle güzelleşmeyen bulunmaz senin,
Tırmalanmış bağrımızda yüzlerce yara sinede
Lale yüzlüm, hasretinle dağlanmayan ciğer yoktur senin.

 

Allah'tan Gayrisinden Kopunca Fıtrat Belirir
 

Birçok ayet ve hadiste; her insanın çaresiz kalıp Allah'tan başka yardımcı bulamayınca ve O'ndan gayrisinden ümidini kesip kopunca mutlak güç sahibi olan yüce Allah'a yöneldiği ve doğası gereği (fıtrî olarak) kendisini, O müstağni yüce yaratıcıya muhtaç hissettiğinde ve insanın böyle bir hâlde olduğu zamanlarda kendisiyle Rabbi arasında ortak hiçbir mesafe kalmadığını açıkça gördüğü geçer.
 

Her insan Allah'tan gayrisinden ümit kesip koptuğu zorluk anında, güç ve kudret sahibi olan yüce Allah'a teveccüh eder ve fıtrî olarak O'na muhtaç olduğunu görür. Eğer insan her zaman bu hâl oluştuğunda dikkatle baksa, Rabbi ile kendisi arasında hiçbir mesafenin bulunmadığını müşahede eder.
 

Emirü'l-Müminin Hz. Ali (a.s) "Allah" kelimesini açıklarken şöyle buyurmaktadır:
 

"Allah, her yaratılanın ihtiyaç ve zorluk anında (artık ümidini O'ndan başkasından kestiği ve dünyevi kurtarıcılardan meyus olduğunda) O'na sığındığı varlıktır."
 

Adamın biri İmam Cafer Sâdık'a (a.s) gelerek şöyle bir soru sorar:

 

"Ey Resulullah'ın (s.a.a) oğlu; Allah'ı bana anlat ve tanıt, zira birileri karmaşık tartışmalarla zihnimi bulandırdı ve beni şaşkına çevirdi."
 

İmam: "şimdiye kadar hiç gemiye binmiş miydin?" diye sordu.

 

Adam, "Evet", deyince

 

İmam (a.s) şöyle buyurdu:

 

"Hiç geminiz batma noktasına geldi mi ve sizi kurtaracak ne bir gemi, ne de yüzme bilen bir şahısın olmadığı bir durum vuku buldu mu?"
 

Adam yine "Evet." dedi;

 

O zaman İmam Cafer Sadık (a.s):

 

"O durumda iken seni o tehlikeli durumdan kurtaracak bir gücün varlığını hissettin mi?" diye sordu.

 

Adam: "Evet", dedi.

 

Bunun üzerine İmam şöyle devam etti:
 

"İşte, hiçbir kurtarıcının bulunmadığı ve hiçbir yardımcının olmadığı bir durumda seni kurtaracak ve sana yardım edebilecek o varlık Allah Teala'dır."
 

Şair ne de güzel söylemiştir:
 

Eşi ve benzeri olmayan

Varlığı hiçbir delil ve şahit gerektirmeyen Allah pek yücedir.
Bir belaya düşecek olsan

O'ndan başka medet umacağın kim var?
 

O hâlde Allah'ı tanıma fıtratı insanın varlığının asil ve temel sermayelerinden biridir ve hakikati ayna gibi yansıtır.
 

Ne yazık ki zehirli propagandalar, telkinler, kötü çevre ve kısacası tek kelimeyle "günah" fıtratın hakkı göstermesini engellemektedir. çünkü günah, bu parlak aynayı karartır:
 

En kötü günahları tekrarlayarak işleyenlerin akıbeti, Allah'ın ayetlerini yalanlamak ve alay konusu etmek oldu.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler