01 Aralık 2020 Salı Saat:
01:18
18-11-2020
  

Fransa’ya Yolculuk.. 16. Bölüm

Allah için sabırlı ol. Zor olduğunu biliyorum. Fakat Allah’a bırakırsan tahammülü kolay olacaktır. Allah’ın kendisi bu musibetin tahammülünü kolaylaştıracaktır.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAAS, Evleri Yağmalıyor!

 

İran ve Irak’ın ilişkilerinin durma aşamasına gelmesiyle İranlıları sınır dışı etmeye başladılar. Üstelik BAAS’lılar uzun yıllardır çoğunlukla Necef ve Kerbela gibi şehirlerde kalan İranlıları şiddet eylemlerine başvurarak sınır dışı ediyordu. Durum içler acısıydı. İnsanları evlerinden çıkarıp eşyalarını yağmalıyorlardı. İmam bu duruma şiddetle karşı çıkıyordu; zamanın cumhurbaşkanı Hasan el-Bekir’e de sert bir dille telegraf göndermişti. O günün İran meclisinde İmam’a bu konuyla ilgili iftiralar attılar. “Humeynî, Irak’ın çirkin eylemleri karşısında diğer ulema ile söz birliğinde bulunsaydı onu desteklerdik” diyorlardı! Halbuki hakikat böyle değildi. Necef’te itiraz eden tek kişi İmam Humeynî idi! İmam, saldırıda bulunanları Şah’tan bile aşağılık olarak zikrediyordu. Evimizin biruni kısmında bu konuyla ilgili konuşma da yapmıştı. Fakat diğer beyefendiler sükut ediyordu. Ama elden ne gelirdi ki? Şah Rejimi her olayda İmam aleyhtarlığı yapacak bir bahane peşindeydi! Elbette Şah’ın atadığı Senato’nun İmam aleyhtarlığı yapması Kum halkının olaylardan haberdar olmasına sebep oldu. Böylece halk İmam’a desteğini artırmıştı.

 

Şunu da belirteyim ki Necef’te on beş yılda İmam’ın çektiği çilelerin hepsini aktaramayacağım. Zira hem buna takatim yok, hem de artık yaşlandığım için, hepsi tek tek hatırımda değil.

 

Ahmet’in Düğünü

 

***Hatice Sakafî Necef’te yaşadıkları yıllarda yılda bir kez İran’a giderdi. Anne, baba ve kardeşlerini gördükten sonra Kum’a uğrardı. Belki de İran’a geldiği en mutlu gün, oğlu Ahmet’in nikahlandığı gündü... Recep ayının yirmisinde nikah kıyılmıştı. O gün oğlu Ahmet’e şu nasihatte bulunmuştu: “Ahmet’ciğim! Hayatında mutlu olmak istiyorsan eşinin ve çocuklarının mutluluğuna odaklan. Benim mutluluğum ne olacak? deme! Senin hayatına giren kişinin mutluluğunun neyde olduğunu düşün! Bunu başarırsan zorluklarla karşılaşsan da mutluluğa erişeceksin.” Seyyid Ahmet Humeynî ve Tabatabaî Hanım’ın nikahları kıyıldıktan bir yıl sonra Hatice Hanım tekrar Necef’ten Kum’a geldi. Böylece düğün merasimi hazırlıklarına da başladılar.

 

Necef’teki geçirdiği yıllardaki en üzücü olay ise Seyyid Mustafa’nın şehadetiydi...***

 

Aziz Oğlum Mustafa...

 

1977 yılının aban ayıydı. Bir pazar sabahı henüz uykudan uyanmamıştık ki Ruhullah Bey seslenerek bizi uyandırdı ve Ahmet’e Mustafa’nın evine gitmesini söyledi. Zira Mustafa’nın evinden arayıp yardım istediklerini söylemişler. İmam da Ahmet’e “Masume Hanım’ın yardıma ihtiyacı olabilir, gidip ne yapabileceğimize bak” dedi. Mustafa’nın eşi Masume Hanım bir gece öncesinde şiddetli karın ağrısı çekiyordu. İmam da bunu bildiği için Masume Hanım’a bir şey olduğunu zannetti. Ahmet hızla yerinden fırlayarak Mustafa’nın evine gitti. Ben de uyanarak Mustafa’nın evine gittim. Mustafa’nın evinin kapısının önünden bir otomobil hızla hareket etti. Ben de otomobili takip ettim. Otomobilin hastanenin önünde durduğunu gördüm. Hastaneye girmek istedim fakat kapıdaki bekçi içeri girmeme izin vermedi ve bana “Kimsiniz?” diye sordu. “Hastanın yakınıyım” dedim. Bekçi gayet soğukkanlı bir şekilde “Getirilen kişi hasta değil, ölüydü...” dedi. O an takatsiz bir şekilde yere yığıldım. Bekçi “Ölünün neyi oluyorsunuz?” dedi, “annesiyim” dedim. Ardından içeri girmeme izin verdi. İçeri girdiğimde ölenin aziz oğlum Mustafa olduğunu anladım...

 

Eve nasıl döndüğümü hatırlamıyorum. Sürekli ağlıyordum. İmam Humeynî öğleden sonra Mustafa’nın evine geldi. İmam’a baktım... Bütün takatim tükenmişti, sadece “Başımıza gelenleri gördün mü?” diyebilmiştim...

 

İmam şöyle söyledi: “Allah için sabırlı ol. Zor olduğunu biliyorum. Fakat Allah’a bırakırsan tahammülü kolay olacaktır. Allah’ın kendisi bu musibetin tahammülünü kolaylaştıracaktır.”


***Mustafa Humeynî’nin şehadetinden otuz yıl sonra Ahmet Humeynî’nin oğlu Hasan Humeynî Hatice Hanım’a: "Babam Ahmet’in mi ölümü daha zordu yoksa amcam Mustafa’nın mı?” diye sormuş, Hatice Hanım üç kez “Mustafa’nın ölümü daha ağırdı...” diye yanıtlamıştı. “Mustafa öldüğünde o kadar kendime vurmuştum ki kendimi kaybetmiştim...” diye eklemişti.***

 

Son Ziyaret

 

İmam Hüseyin ve Hz. Abbas’ı her ziyaret edişimde son duamı şu şekilde ederdim: “Sizden benim, eşimin ve çocuklarımın selametini istiyorum. Bir sonraki ay ben, eşim ve çocuklarım ayağınızın altına kurban olmaya yine gelebilelim ziyaretinize.”

 

Hz. Hüseyin ve Hz. Abbas’ı son kez Ramazan ayında ziyaret etmiştim. Haremden çıktıktan sonra her zaman ettiğim duayı etmediğimi hatırladım. Evde kendi kendime yaşarsam bir sonraki ay yine gideceğim işte diye düşündüm. Fakat ne yazık ki bir daha gidemedim.

 

Mustafa’nın şehadetinden yaklaşık bir yıl sonra İmam Kuveyt’e oradan da Fransa’ya geçmişti. O gün o kadar kötü bir haldeydim ki Kerbela’ya gidecek gücüm yoktu. İmam’ın gitmesiyle biz de yavaş yavaş gitmek için eşyalarımızı toplamaya başlamıştık. Mustafa’nın şehadetinin yıldönümüne denk geldiği için de meclis düzenlemiştik. Son defa Kerbela’ya gidememiştim. Hala da gitmek nasip olmadı...

 

Fransa’ya Yolculuk

 

İmam Fransa’ya gitmişti. Ahmet Fransa’dan telefon açarak Hüseyin ile beraber benim de Fransa’ya gitmemi söyledi. Ayın on dördüne bilet aldık. Gitmemize dört gün vardı. Bu dört günde gündüzleri eşyalarımızı toparlıyorduk. Akşamları ise Emir’ül Müminin Hz. Ali ve oğlum Mustafa ile vedalaşmak için hareme gidiyordum. 

 

Sonunda Hüseyin ile beraber Paris’e gelmiştik. Paris’ten Neauphle-le-Chateau’ya geçtik. Havalimanında bizi Ahmet karşılamaya geldi. Öğle yemeğini Kerim Penahi Bey’in evinde yedik ve akşam İmam’ın yanına geçtik. Üç gün sonra bize bir ev ayarladılar. Asgarî Bey’in evi biruni, günümüz deyimiyle büro olmuştu. Ev sahibi, büroya birkaç eşya da koymuştu.

 

İmam oradayken bazen görüşmeler gerçekleştiriyor, bildiri yazıyor ve çeşitli konulardaki sorulara cevap veriyordu.

 

***Hatice Sakafî Neauphle-le-Chateau’daki günlerinin güzel geçtiğini söylüyor. Gelen giden genç misafirler onu mutlu ediyordu. Misafirler ise Hatice Hanım’ın misafirperverliğinden hoşnut olup şaşırıyordu. Zira Hatice Hanım gidecek olan misafiri tek tek kapıya kadar uğurlar ve ayrı ayrı vedalaşırdı.***

 

Fransa’dan Tahran’a Dönüş

 

İmam Fransa’ya geleli dört ay, ben geleli üç buçuk ay olmuştu ki İnkılap zafere ulaştı. İmam ile beraber birkaç kişi daha France Air uçağıyla Tahran’a doğru yola çıktı. O gün kapıya kadar İmam’ı uğurladım ve onu Allah’a emanet ettim. İmam gittiği için çok tedirgindim. Gözümün önüne kötü ihtimaller geliyordu...

 

Ya uçak kaza yaparsa?

 

Uçak Mehrabad Havalimanı’na iniş yapabilecek miydi?

 

Sağ salim bir şekilde varabilecekler miydi?

 

Acaba pilot istikametini değiştirip uçağı başka bir ülkeye götürmekle mi görevliydi?

 

Uçak sağ salim iniş yapsa da rejim güçleri İmam’ı tutuklayabilir mi?

 

İmam’ın dostu da düşmanı da vardı, havalimanında bu durum bir kaosa sebep olacak mıydı?

 

İmam’ı koruyabilecekler miydi?

 

Bir yandan İmam Humeynî’yi bir yandan da oğlum Ahmet’i düşünüyordum. Uçağın sağ salim bir şekilde iniş yaptığı haberini alır almaz rahat bir nefes almıştım. Allah’a şükürler olsun...

 

İmam’ın Tahran’a varmasından iki gün sonra ben de hazırlıklarımı yapıp Tahran’a döndüm. Pek de iyi anılarımın olmadığı Geyteriyye’de bir eve geldim. Yıllar önce Geyteriyye’de Savak’ın sıkı kontrolünde aylarca bir evde ikamet etmek zorunda kalmıştım. Yine yolum Geyteriyye’ye düşmüştü... Ancak hayat zorluklarla doludur ve bu zorlukların üstesinden gelmeliyiz. Ayrıca oturduğum hangi evi kendim seçmiştim ki bunu da kendim seçeyim?  

 

 

 

 

 

 

 

On Altıncı Bölümün Sonu

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler