27 Nisan 2018 Cuma Saat:
02:04

Furkan Günü

10-04-2018 09:48



Ayrılma sürecine fark denilmektir. Araya farklılığın girmesidir. Fırkalar demek ayrılanların oluşturduğu gruplar manasına gelir.


Furkan kelimesi de buradan türemiştir.  Farkın oluştuğu durumlarda kullanılır. İslam ıstılahında ise Hak ve batılın birbirinden ayrılmasıdır. Ancak Hak ve batıl olarak sadece iki kategori değildir. Hak dairesinde olan ve batıl dairesinde olan diye düşünüldüğünde çok ilginç seçeneklerinde ortaya çıktığını görürüz. Nitekim bu gün hangi İslam? Sorusu ile karşılaşılmaktadır. Bu alanda da bir süzme ile karşı karşıyayız. Önümüzde yüzlerce yolu olan, yüzlerce İslam anlayışı ortaya çıkmıştır. Bu durumda insan şaşmaktadır. Acaba hangisi doğru diye?
Elbette tüm sorular gibi bu sorunun da bir cevabı var.


Bakara süresi/ 53 “Ve hani bir zamanlar Musa’ya kitabı ve Furkan’ı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz.”
Hz. Musa (as)’ya Tevrat verilmişti. Yanında da Furkan. Acaba Furkan ile ne kast edilmişti?


Bu açıklamayı Ehl-i Beyt önderlerinden biri olan İmam Hasan Askeri (as)’den dinleyelim.


“ … Allah Hz. Musa (as)’ya şöyle buyurmuştu. “ Ey Musa! İsrail oğullarına gönderdiğimiz kitabı kabul ettiler, ama Hak ehli ile batıl ehlini ve mümin ile kâfiri birbirinden ayıran Furkan’ı (İsrail oğullarına) açıklamış değilsin. Furkan’ı açıkla ve onlardan biat al. Çünkü Furkan’a iman etmeyenlerin, hiçbirinin amelini kabul etmeyeceğim hususunda zatıma ant içmişim.”


Hz. Musa (as) şöyle dedi; “ Ey Rabbim! Furkan nedir?”


Hak Teâlâ şöyle buyurdu;“ Ey Musa! Muhammed’in (saa); insanların ve bütün peygamberlerimin en üstünü, kardeşi Ali’nin de bütün vasilerin efendisi ve en faziletlisi, onların Ehl-i Beyt’inin ve Ali(as)’den sonra ki imamların(sa) da bütün yarattıklarımın efendileri olduklarına dair İsrail oğullarından söz al. Ali(as)’nin emrinde olan taraftarları, onun ve ondan sonra gelen imamların emir ve yasaklarına teslim olanlar müslümandırlar ve tıpkı Firdevs cennetinin yıldızları ve and cennetlerin padişahı gibidirler.”


Allah’tan gelen bu emirden sonra Hz. Musa (as) İsrail oğullarından onlar için biat aldı. Kimileri gerçekten iman edip teslim olurken, kimileri de dilde iman edip kalplerinde inkâr ettiler ve kalpten iman etmeyenlerin alınlarında nur yoktu. Evet, Hz. Musa(as)’nın Allah’ın emri ile İsrail oğullarından biat aldığı o Furkan, işte bu Furkan’dır.


“ Hidayet olmanız için” yani Allah katında size şeref ve izzet kazandıracak şey “ Velayettir” ve Allah, bu velayetin hürmetine dedelerinize şeref ve izzet vermiştir.”


Tüm bu denilenlerden anladığımız şey yani Furkan ölçüsü Hz. Muhammed(saa) ve varisleri olan Ehl-i Beyt imamlarının(sa) kabulüdür.


Kur’an da Furkan görevini üstlenmişti. Telaffuz olarak Hak ve batılı ayırıyordu. Ancak Hak ehlini ve batıl ehlini ayıran ölçek; Hz. Muhammed(saa) ve Ehl-i Beyt(as)’ine itaat ile belli olacaktı.


Bu pencerede şunu görürüz. Onların bildirdiği, gösterdiği, sunduğu, savunduğu, yolu, metodu, anlamı, yargıyı kabul edecektik. Böylece din türemeyecek, algı sapması olmayacak, kişilere göre yollar ortaya çıkmayacaktı.  Binlerce İslam anlayışı ve fırkalar oluşmayacaktı.


Eğer gerçekten insan İlahî rızayı istiyorsa Rabbi’nin gösterdiği rehberlere tutunmalı idi. Onların velayetinde olanlar Hak dairesine girmiş olup, onların himayesini kabul etmeyenler batıl dairesinde kalmış oluyorlardı. Hakkın emareleri ve batılın emareleri bu velayet üzerinden belli olacaktı.


Hz. Muhammed (saa) ve Ehl-i Beyt’ine göre fark oluşuyorsa demek ki onlar bir Hak ölçeğiydi. Onlara en yakın duranlar Hak’ka en yakın duranlardı. Onlardan uzak olanlar ise batıl ehli.


Bu durumda bize düşen Hak ölçeğini çok iyi tanımak ve anlamaktı. İnananlar için rol model onlardı.  Ellerindeki ilahi miras ile. Peygamber ile Yüce Allah arasına ayırım konulmayacağı gibi, Peygamber ile Kitap(Kur’an) arasına da ayırım konulmamalı idi. Ayrıca peygamber ile vasisi arasına da ayırım konulmamalı idi.
Yüce Allah ile bağlantısı olmayan birisi Hak ölçeği olamazdı.


Şimdi bizler ise; Hz. Muhammed(saa) ve Ehl-i Beyt(sa) Hak ölçeğinin son halkası olan İmam Mehdi(as)’nin zamanındayız. Onu iç dünyamızda ilahi rehberimiz ve kucağında son kitabın ilmi olarak düşünmeliyiz. Yüce Allah tarafından teyit edilmiş ve ilahi bağlantısı olarak O, Hak ölçeği olarak aramızdadır. Biz onun hürmetine ayaktayız.


Bu nedenle hepimizin Furkan ayıracı O’dur. Hak ölçeğine inananlar ve inanmayanlar. O’na tabi olanlar ve O’na tabi olmayanlar.


Son peygamber Hz. Muhammed (saa)’in çağrıları da bu şekilde değil miydi? Kendi ümmetini kendinden sonra Ehl-i Beyt’inden olan tüm imamlara yönlendirmek. Ve en son da imam Mehdi(as)’ye. Bu durumda Furkan’ın ne olduğu belli iken daha nerelerde aranır Hak ölçek.


O’dur tüm Enbiya ve vasilerinin mirasçısı. O’dur Hz. Muhammed (saa) ve Ehl-i Beyt(sa)’inin son vasisi. O’dur Kur’an’ın tevili elinde olan. O’dur Risalet yolunu ihya eden.


O halde daha nasıl bir Furkan aracı aranır, bilemem. Zamanımızın O ‘ndan ayrı yoktur başka bir ölçeği Hak ve batıl ehlini ayıracak olan. Onun velayetliğinde toplanıp Peygamberiyle buluşacak ve Rabb’ine doğru yürüyecek.


Bu durumda O’na yakın olanlar ve O’ndan uzak olanlar, Hak ve batılın taraftarlarını oluştururlar. Meşru olan İmam Mehdi(as) ‘nin velayetinde toplanmak isteyenler ya da gayri meşru imamların velayetine tutunanlar…
Risalet yolunda yürümek isteyenler ya da kendilerine yeni bir yol çizenler….
Kur’an tevilini O’nda görenler veya Kur’an tevilini başka kişilere verenler….
Hepsi ortaya çıkacaktır.


Gerçek şu ki zaman hızla tükenmektedir, dikkatimiz dağınık olsa da az kaldı Furkan günü’ne…

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !