17 Ekim 2017 Salı Saat:
03:45

Gadir-i Hum'dan Kerbela'ya (II)

09-10-2017 11:52


 

 

Sakife’de Şeytan boynuzunu çıkarmış, fitne ateşini yakmıştı. Üç gün boyunca Peygamber cenazesini bile defnetmeyi akıllarına  getirmeyen bu güruh Peygamberin mescidinde Allah Resulü'nün sözüne hilaf bir şekilde Ebû Bekir ibn-i Kuhâfe'ye halktan yeniden biat aldılar. Hilafet makamını bu yolla sağlama alan güruhun ilk işi Peygamber Ehl-i Beyt’nin evine saldırmak olmuştur. Bu gözü dönmüş topluluk Hz Fatime'nin (sa) ev kapısına dayanmıştı. Ya Ebû Bekir'e biat ya da ölüm naraları atıyorlardı. Bu hazin olay Peygamber (saa) ölümünden birkaç gün sonra gerçekleşiyordu. Bu yüzden diyoruz ki; Sakife meselesi Kerbela olayının gerçekleşmesinin ana nedenidir.

 

Hz. Peygamber'in (saa) ölümünden birkaç gün sonra bile Ehl-i Beyti’nin kapısına dayanılmış ve 'Öldürülürsünüz!' tehditleri savrulmuştur. Hatta durum tehdit aşamasını geçmiş fiili saldırıya dönüşmüştür. Bu fiili saldırı aşağıda iki başlık altında belirteceğimiz (Sünni-Şii) pek çok tarihi kaynakta zikredilmiştir.

 

Kısaca Ehl-i Sünnet kaynaklarda Ehl-i Beyt'in (as) Evine Saldırı:

 

Tarih ve siyer sahipleri bu şahısların Hz. Fâtıma-i Zehra’nın (s.a) evine saldırıp nasıl içeri girdiklerini ve oraya sığınanlara nasıl davrandıklarını şöyle kaydederler:

 

Ömer ibn-i Hattab, Halid ibn-i Velid, Abdurrahman ibn-i Avf, Sabit ibn-i Kays-i Şemmas, Ziyad ibn-i Lübeyd, Muhammed ibn-i Müslime, Zeyd ibn-i Sabit, Seleme ibn-i Selamet ibn-i Vakş, Seleme ibn-i Eslem, Useyd ibn-i Hüzeyr.(1)

 

Başta Ali ibn-i Ebu Talib ve Zübeyr olmak üzere Ebubekr’e biat etmekten sakınan Muhacirlerden bir grubu bastırmak için silahlı oldukları halde öfkeyle Fâtıma’nın (s.a) evine girdiler.(2)

 

Ensar ve Muhacirlerden bir grubunun Resulullah’ın (s.a.a) kızı Fâtıma’nın evine sığınıp Ali ibn-i Ebu Talib’in etrafında toplandıklarını Ebubekir ve Ömer’e haber verdiler.(3)

Onlara, Fâtıma’nın evinde toplananların hilafet konusunda Ebu Talib oğlu Ali'ye biat etmek istediklerini söylediler.(4)

 

Bunun üzerine Kuhâfe oğlu Ebubekir ve Hattab oğlu Ömer, Fâtıma’nın evine giderek onları oradan dışarı çıkararak topluluklarını dağıtmasını ve direnecek olurlarsa, onlarla savaşılmasını emretti.

 

Ebubekr’in bu emri üzerine Ömer eline bir meşale alarak Fâtıma’nın evine doğru yola koyuldu; Fâtıma’nın evini içindekilerle birlikte yakmak istiyordu. Hz. Fâtıma (s.a) Ömer’in karşısına çıkarak ona hitaben:

 

“Ey Hattab’ın oğlu! Bizim evimizi mi yakmaya geldin?!” dedi. Ömer, “Evet!” dedi,  “ya da ümmetin kabul ettiğini kabul edersiniz (Ebubekir'e biat edersiniz).” (5)

 

Belazuri bu olayı şöyle nakleder:

 

“Ey Hattab’ın oğlu! Beni evimin içinde yakmaya mı geldin?!” dedi. Ömer, “Evet!…” dedi. (6)

 

Yakubî kendi Tarih’inde şöyle kaydeder:

 

“Onlar bir grupla Ali’nin evine saldırdılar… bu arada Ali’nin kılıcı kırılınca, saldıranlar Ali’nin evine girme cüreti buldular!”(7)

 

Taberi de Tarih’inde Ehl-i Beyt’in evine saldırıyı şöyle yazar:

 

“Ömer, Talha ve Zübeyr’le muhacirlerden bir grubunun sığınmış olduğu Ali’nin evine saldırdı. Zübeyr kılıcını çekerek ona karşı koymak istedi. Fakat tam o sırada ayağı kayarak kılıç elinden yere düştü. Bunun üzerine eve saldıranlar toplanarak onu tutukladılar…” (8)

 

 

Ebubekir-i Cevheri ise saldırıyı şöyle nakleder:

 

Ali, “Ben Allah’ın kulu ve Resulullah’ın (s.a.a) kardeşiyim dedi! Nihayet onu Ebubekir’in yanına götürerek Ebubekir’e biat etmesini istediler. Bunun üzerine Ali şöyle dedi:

 

“Ben hükümet ve hilafete sizlerden daha layığım. Ben size biat etmem; aksine sizin bana biat etmeniz gerekiyor. Siz hilafeti Resulullah’ın akrabaları ve yakınları olmanız bahanesiyle Ensar’dan aldınız; onlar da sizin bu deliliniz gereğince onu size bıraktılar. Ben de sizin Ensar’a getirmiş olduğunuz delili getiriyorum. O halde eğer nefsani heveslerinize uymuyorsanız ve eğer Allah’tan korkuyorsanız bizim hakkımızda insafla hakemlik edin; Ensar’ın size hak verdiği gibi beni resmen tanıyın; aksi durumda bile bile bize karşı yaptığınız bu zulmün vebalı sizin üzerinizedir.”

 

Ömer, “Biat etmeden kurtulamazsın” dedi. Ali ise, “Ey Ömer!” dedi, “Sağdığın bu sütün yarısı sana ulaşacaktır. Ebubekir’in hükümetinin temellerini bugün sağlamlaştır ki yarın onu sana bıraksın. Vallahi ne seni dinlerim ve ne de ona uyarım.” Ebubekir ise, “Bana biat etmezsen seni mecbur etmem” dedi.

 

Ebu Ubeyde-i Cerrah da şöyle devam etti:

 

“Ya Ebe'l Hasan! Sen gençsin; bunlar ise Kureyş’ten ve senin yaşlı akrabalarındırlar! Sen ne onların tecrübesine sahipsin ve ne de işleri onlar kadar bilirsin! Bence böyle önemli bir sorumluluğu üzerine alması için Ebubekir senden daha güçlü, sabırlı ve işbilirdir! O halde sen de ona uyarak hükümeti ona bırak. Ömrün yeter de uzun bir zaman yaşarsan hem fazilet açısında, hem Resulullah’a yakın olman açısından ve hem de İslam’da önceliğin, dini sağlamlaştırmak konusunda çabaların açısından bu makama geçmeğe herkesten daha layık olursun!”

 

Ali, “Ey Muhacirler!” dedi, “Allah’tan çekinin; hükümet ve hilafeti Muhammed’in (s.a.a) evinden çıkarıp kendi evlerinize, kendi mahalleniz ve kendi kabilelerinize götürmeyin; onun ailesini halkın arasındaki makamlarından düşürmeyin ve haklarını ayaklar altında çiğnemeyin. Ey muhacirler; vallahi aramızda Kur’an okuyan, din işlerini bilen, Resulullah’ın (s.a.a) sünnetinden haberdar olan ve yönetim işinden anlayan biri olduğu müddetçe bu ümmetin işlerini üstlenmeye biz Ehl-i Beyt sizlerden daha layığız. Vallahi bütün bunlar bizde vardır. O halde nefsî heveslerinize uymayın; aksi durumda haktan adım adım uzaklaşırsınız.”

 

İmam Ali’nin bu sözlerini duyan Buşr b. Sa’d ona şöyle dedi:

 

“Ensar Ebubekir’e biat etmeden önce senin bu sözlerini duysaydı senin hükümet ve önderliğini kabul etmede hatta iki kişi bile birbiriyle ihtilaf etmezlerdi; ama iş işten geçti ve onlar Ebubekir’e biat ettiler!!” Böyelce Ali orada Ebubekir’e biat etmeden eve döndü.

 

Yine Ebubekir-i Cevheri şöyle der:

 

“Fâtıma, Ali ve Zübeyr’e nasıl davranıldığını görünce evinin kapısında durarak Ebubekir’e şöyle dedi: Ey Ebubekir! Ne kadar çabuk Resulullah’ın (s.a.a) ailesine karşı hile yapmaya başladın! Vallahi hayatta olduğum müddetçe Ömer’le konuşmayacağım.”(9)

 

“Fâtıma dışarı çıkarak evini işgal edenlere şöyle hitap etti: “Evimden dışarı çıkın; aksi durumda vallahi başımı açarak Allah’a şikayette bulunurum.” Fâtıma’nın evine saldıranlar bu tehdidi duyunca dışarı çıkarak oradan uzaklaştılar.” (10)

 

“Sakife’de Ebubekr’e biat edilmesinin peşinden Salı günü biat edenler mescidde biatlerini yeniledikten sonra Ali (a.s) evden çıkarak Ebubekir’e şöyle hitap etti: “Müslümanların işlerini bozdun, bizimle hiç danışmadın ve hakkımızı görmezlikten geldin.” Ebubekir ise, “Doğru söylüyorsun; ama ben fitne çıkmasından korktum” dedi.”(11)

 

“Bir grup Ali’nin etrafında toplanarak ona biat etmek istediler. Ali (a.s) onlara, “Yarın sabah başlarınızı tıraş ederek burada hazır olun” dedi, ama yarın onlardan üç kişi dışında kimse gelmedi!”(12)

 

Bu olaydan sonra Ali (a.s) geceleyin Fâtıma’yı bir bineğe bindirerek bir bir Ensar'ın kapısına götürüyor, hakkını geri alması için onlardan kendisine yardım etmelerini istiyordu. Fâtıma (s.a) da onlardan Ali’ye (a.s) yardım etmelerini istiyordu. Fakat Ensar diyordu ki:

 

“Ey Resulullah’ın kızı! Biz bu adama (Ebubekir’e) biat ettik ve iş işten geçti!! Amcan oğlu Ali hilafete geçmek için Ebubekir’den önce davranmış olsaydı, elbette ki biz ondan başkasını kabul etmezdik.”

 

“Ali (a.s) ise “Ben Resulullah’ın (s.a.a) cenazesini gusül vermeden ve kefen etmeden evinde bırakarak hilafeti ele geçirmek için halkla savaşmam mı gerekiyordu?” diyordu.”

 

Fâtıma (s.a) da şöyle ekliyordu:

 

“Ebu-l Hasan yapılması yakışanı yaptı. Onlar öyle bir iş yaptılar ki onun hesabını Allah soracaktır ve buna cevap vermek zorundadırlar.” (13)

 

“Hayır; bu müddet içerisinde Ali ve Haşimoğulları’ndan hiç kimse Ebubekir’e biat etmedi.(14)

 

Kısaca Şii kaynaklarda Ehli Beyt (as)’nın evine saldırı:

 

Şii kaynaklar Ehl-i Beyt’in evine yapılan bu hain saldırıyı bütünüyle kayıt etmiştir. Ben burada bir kacını zikretmekle yetineceğim.

 

Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Ali'ye tabi olan Ben-i Haşim kabilesi ve ashabın ileri gelenlerinden bir grup Ebu Bekir'e biat etmekten imtina ettiler. Ebu Bekir'in alelacele hilafete getirilmesinin Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Ehl-i Beyt'i ve özellikle de Hz. Ali hakkındaki tavsiye ve buyruklarıyla çeliştiğini savundular. Bununla da kalmayıp Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu olay karşısında Hasan ve Hüseyin’in elinden tutarak Medine’nin ileri gelen kişilerinin evlerine gidip onları yardıma çağırdılar, Peygamber’in (s.a.a) tavsiyelerini onlara anlattılar.(15)

 

Hz. Ali ve Hz. Fatıma (a.s) bundan netice alamayınca menfi mücadeleyi başlatmaya karar verdiler. Bir kaç gün böyle geçti. Bu arada Ömer, Ebu Bekir’e; “Ali ve yakınlarının dışında herkes sana biat etti, onlar biat etmezlerse, senin hükümetin sağlam bir temele oturmuş sayılmaz. Ali’yi çağır, onu biat etmeye zorla” dedi. Ebu Bekir, Ömer’in sözünü beğendi; bunun üzerine Ömer'in amcası oğlu Kunfuz’a: “Git Ali’ye de ki; Resulullah’ın Halifesi! Biat etmen için mescide gelmeni istiyor!” dedi.

 

Kunfuz (la), kaç defa Ali'nin (a.s) yanına gittiyse de Hz. Ali (a.s) Ebu Bekir’in yanına gitmekten imtina etti. Ömer çok sinirlendi, Halid ibN-İ Velid, Kunfuz (la) ve diğerlerini yanına alarak Hz. Fatıma’nın (sa) evine gitti. Kapıyı çaldı ve; “Ya Ali! Kapıyı aç” diye bağırdı.

 

Hz. Fatıma (a.s) çok rahatsız olduğu halde kapının arkasına gelerek; “Ey Ömer! Bizimle işin olmasın. Bırak kendi işimizle uğraşalım” dedi. Ömer; “Kapıyı aç! Yoksa evi yakarım!!” dedi.(16)

 

Fatıma (a.s); “Ey Ömer! Allah’tan korkmuyor musun? İzinsiz olarak evime mi girmek istiyorsun?!” dedi.

 

Hz. Fatıma (a.s) her ne ettiyse Ömer’i kararından caydıramadı. Bilakis, Ömer, kapıyı açmadıklarını görünce; “Odun getirin de kapıyı yakayım!” dedi. (17)

 

Nihayet Ömer kapıyı ateşe verdi. Sonra da şiddetle tekmelemeğe ve itmeye başladı. Kapı açıldı, Ömer içeri girmek istedi. Hz. Fatıma (a.s) Ömer’in önünü kesti. Ömer kılıfında olan kılıcıyla o Hazret'i vurmaya başladı. Hazret belki de halk gaflet uykusundan uyanır ve Ali’yi savunurlar diye ağlayıp feryat etmeye başladı. Hz. Fatıma’nın ağlayıp yardım talebinde bulunmaları, o taş yürekli insanlara hiç tesir etmedi. Hatta o Hazret'i dövmeğe başladılar ve kamçıyla kolunu morarttılar! (18)

 

Bilahare Hz. Ali’yi yakaladılar ve iple bağlayıp çekerek mescide götürmeye başladılar. Hz. Fatıma (a.s), Hz. Ali’nin tehlikede olduğunu görünce ileri atılarak sıkıca Ali’nin elbisesinden asıldı ve “Kocamı götüremezsiniz” diye bağırmaya başladı. Ömer'in amcası oğlu Konfoz (la) Hz. Fatıma’nın, Ali’nin elbisesini bırakmayacağını görünce kamçıyla onun nazenin koluna vurmaya başladı. Öyle ki, hazret vefat ettiğinde, henüz o kamçıların izi Hazret'in pazısında bir pazıbent gibi görülmekteydi!

 

Bu arada Fatıma (a.s) halkın izdihamı neticesinde kapı ile duvar arasında öyle bir sıkıştı ki, kaburga kemikleri kırıldı ve bu darbe sonucu rahminde olan Muhsin adındaki çocuk da Şehid oldu! (19)

 

Bu hengamede Fatıma (a.s) baygın düşmüştü. Bir de kendine geldiğinde baktı ki, Ali’yi mescide götürmüşler. Durmak câiz değildi artık, Ali’nin canı tehlikedeydi, onu savunması gerekirdi. Bütün bu ezikliğine rağmen kaburgası kırılmış olduğu halde evden çıktı ve Beni Haşim kadınlarından bir grupla birlikte mescide gitti. Ali’yi tutukladıklarını görünce onlara yönelerek; “Amcam oğlunu serbest bırakın, yoksa Allah’a andolsun ki, saçlarımı dağıtır, Peygamber’in gömleğini başımın üzerine atar, sizi Allah’a şikayet ederim! Andolsun ki, Salih'in devesi Allah'a benim bu yavrularımdan daha aziz değildir” diye seslendi.

 

Sonra da yüzünü Ebu Bekir’e çevirerek şöyle dedi: “Kocamı öldürüp çocuklarımı yetim mi bırakmak istiyorsun? Onu bırakmazsan saçlarımı dağıtır ve babamın kabrinin üstünde Allah’ı imdada çağırırım!”

 

Bu sözü söyledikten sonra Hasan ve Hüseyin’nin ellerinden tutarak Resulullah'ın (s.a.a) kabrine doğru hareket etti... Hz. Ali (a.s) durumun çok tehlikeli olduğunu gördü, Selman’a, Fatıma’yı bu işten vazgeçirmesini söyledi... Fatıma (a.s) Hz. Ali’nin emrini duyunca; “O emrettiği için itaat ediyorum ve sabredeceğim” dedi. (20)

 

Görüldüğü üzere Peygamberden hemen sonra Peygamber (saa) Ehl-i Beyt’ine karşı hain saldırılar ve zulümler reva görülmüştür Kerbela olayı kendiliğinden birden bire gerçekleşmiş bir olay değildir. Kerbela’nın vakasının zemini hazırlayan SAKİFE ve ondan sonra gerçekleşen vahim olaylardır. Bunları bilmeden Kerbela  olayını tam olarak anlayamayız... Kerbela’da gerçekleşen katliamı buralardan ele alarak değerlendirirsek daha doğru ve gerçekçi bir sonuca ulaşmış oluruz.

 

Allah nasip ederse bir dahaki yazımda aynı başlık altında Hz. Peygamber (saa) tarafından Hz. Fatime'ye (sa) miras kalan ve zorla elinden alınan ‘Fedek’ meselesini tarihi kaynakları ile yazmaya çalışacağım.

 

Selametle kalın…

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------

1-Tarih-i Taberi, c.2, s.443 ve 444; Sakife-i Ebubekir-i Cevheri İbn-i Ebi-l Hadid’in Şerh-u Nehc-il Belağe’sinin nakline göre, c.1, s.130-134 ve c.2, s.819.

2- er-Riyaz-un Nedare, c.1, s.218; Sakife-i Ebubekr-i Cevheri, İbn-i Ebu-l Hadid’in Şerh-u Nehc-il Belağe’sinden naklen, c.1, s.132 ve c.6, s.293; Tarih-u Hamis, с.2, s.169

3- Tarih-i Yakubi, c.2, s.126.

4- Şerh-u Nehc-il Belağe-i İbn-i Ebi-l Hadid, c.1, s.134; İbn-i Şühne Haşiye-i el-Kamil’de, c.11, s.113.

5- İbn-i Abdurabbih, c.3, s.64; el-Feda, c.1, s.156

6-Ensab-ul Eşraf,-i Belazuri, c.1, s.586; Kenz-ul Ummal, c.3, s.140; er-Riyaz-un Nedare, c.1, s.167; Sakife-i Cevheri, Şerh-u Nehc-il Belağe-i İbn-i Ebi-l Hadid’den naklen, c.1, s.132, 134 ve c.6, s.2; Tarih-u Hamis, c.1, s.178; Tarih-i İbn-i Şuhne, s.113, Haşiye-i Kamil-i Muberrid, c.11, s.113.

7- Tarih-i Yakubi, c.2, s.126.

8-Tarih-i Taberi, c.2, s.443 ve 446 ve Avrupa basımı, c.1, s.1818, 1820 ve 1822; Abkeriyye-i Akkad, s.173. Aşağıdaki kaynaklarda Zübeyr’in kılıcının kırıldığı geçer: er-Riyaz-un Nedare, s.168; Tarih-i Hamis, c.1, s.188; Şerh-u Nehc-il Belağe-i İbn-i Ebi-l Hadid, c.2, s.58, 122, 132, 134 ve c.6, s.2; Kenz-ul Ummal, c.3, s.128.

 9- Sakife-i Cevheri, İbn-i Ebi-l Hadid’in Şerh-u Nehc-il Belağe’sından naklen, c.1, s.134 ve c.2, s.2-5.

10-Tarih-i Yakubî, c.2, s.126.

11- Muruc-uz Zeheb-i Mesudî, c.1, s.12-14, biraz farkla.

12- Tarih-i Yakubî, c.2, s.126; Şerh-u Nehc-il Belağe-i İbn-i Ebi-l Hadid, c.2, s.4.

13-Sakife-i Cevheri, İbn-i Ebi-l Hadid’in Şerh-u Nehc-il Belağe’sından naklen, c.6, s.25-28; İbn-i Kuteybe, c.1, s.12.14-Tesyir-ul Vusul, c.2, s.46…

15 - El-İmamet-u ve’s- Siyase, c.1,s. 12.

16- Ensab’ul- Eşraf, c.1,s.586. İkd’ul- Ferid, c.5,s.12. Şerh-i Nehc’ul- Belağa-i İbn-i Ebi’l- Hadid,c.2,s.56.

17 - İsbat’ul- Vasiyye,s.110. Bihar-ül Envar, c.43,s.197. el-İmamet-u ve’s- Siyase, c.2,s.12.

18 - Bihar’ul- Envar, c.43,s.197

19 - Bihar-ül Envar, c. 43, s.198.

20 - Bihar-ül Envar, c. 43, s. 47, 197,198. Revzat’ul- Kafi, s.199

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !