18 Haziran 2019 Salı Saat:
22:09

Gadir-i Hum Ve Velayet Bayramı

16-10-2014 10:47


 

Bismillahirrahmanirrahim

 

'' Ey Peygamber, bildir, sana rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, kâfir olan kavme, doğru yola gitmek hususunda başarı vermez.'' Maide/ 67

 

Velayetullah! Gadir-i Hum bayramı Ehlibeyt âşıklarına, tüm Müslümanlara mübarek, İslam âleminin direniş cephesine nusret, mazlumların kurtuluşuna, insanlığa huzur ve Allah'ın yeryüzünde ki hücceti İmamı Zaman, İmam Mehdi'nin (af) zuhuruna vesile olmasını cenabı haktan niyaz ederim.

 

En Üstün Manevi Nimet

 

Varlık âleminde ki bütün maddi ve manevi nimetler Allah'tandır

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Size bir nimet gelse o, mutlaka Allah'tandır, sonra bir zarara uğrasanız gene ona yalvarırsınız.'' Nahl/53

 

Allah'ın verdiği nimetler o kadar çok ki normal insanların onları sayıp hesaplaması asla mümkün değildir.

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Ve Allah nimetlerini saymaya kalkışsanız imkânı yok, sayamazsınız; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.'' Nahl/ 18

 

Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim de bazen ''Maddi ve Aşikâr'' nimetler olan, Gökler, Yer, Güneş, Ay ve Yıldızlardan bahsetmektedir. Bazen de ''Manevi ve Batini'' nimetten bahsetmektedir.

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor '' An o zamanı ki Allah ey Meryem oğlu İsa, hatırla sana ve annene verdiğim nimetimi demişti, hatırla ki seni Ruhül Kudüs’le kuvvetlendirdim de beşikteyken de insanlarla konuştun, olgunluk çağında da, hani sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani topraktan kuş şeklinde bir şey yapardın iznimle de ona üfürürdün, o da iznimle kuş olurdu ve anadan doğma körün gözünü açar, abraş illetine uğrayanı o illetten kurtarırdın iznimle ve hani ölüyü, iznimle mezardan çıkarmış, diriltmiştin. Hani, İsrail oğullarına Kur'an indirilirken bunlara ait bir şey sorarsanız hükmü açıklanır size, hâlbuki Allah geçmişti ondan, ona ait hükmü bildirmemişti ve Allah, suçları örter, rahimdir.'' Maide/ 110

Allah! Beni İsrail oğullarına nimetlerini hatırlatmaktadır.

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Ey İsrail oğulları, anın size verdiğim nimetlerimi, anın sizi bütün âlemlerden üstün ettiğimi.'' Bakara/ 47

 

Manevi nimetlerin derece ve konumları içerisinde en mükemmel ve yüce makama sahip olan nimet  ''Risalet ve İmamettir''. Bundan dolayı Kur'an-ı Kerim iki büyük ve ağır nimet için müminlerin üzerine ''Minnet'' bırakmıştır. Peygamberlerin Risalet’i hususunda..!! 

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu onların içinden bir Peygamber gönderdiği zaman; o Peygamber, müminlere Allah'ın ayetlerini okumada, onları arıtmada, onlara kitap ve hikmet öğretmede ve onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içerisindeydiler. ‘Al-i İmran/ 164

 

İmamların velayeti hususunda ise Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Ve bizse yeryüzünde zayıf bir hale getirilmesi istenenlere lütfetmeyi ve onları, halka rehber kılmayı ve yeryüzüne, onları mirasçı bırakmayı dilemedeydik.'' Kasas/ 5

 

Çünkü, Peygamber ve İmamlar insanların ebedi mutluluk ve huzurunu sağlamak için görevlendirilmiştir. Meleklerin görkemli ve ihtişam sahibi olmalarına rağmen yalnız İlahi fazileti yansıtmaktadırlar, onun ötesine geçememektedirler, her hangi bir eğitici ve hidayet edici fonksiyonları olmadığından insanları hidayet etmek için bir rehber olmaları asla söz konusu değildir. İlahi fazileti ile insanlara tebliğ etmek isteyen rehber, gerçek anlamda amel eden insani kâmil olan Peygamber ve İmamlardır.

 

Kur'an-ı Kerim'in üzerinde durduğu en önemli hassas konu Risalet ile İmamettir, Allah her iki makamı Velayet şemsiyesi altında birleştirmiştir.

 

Allah! Gökler, Yer, Cennet, Kıyamet ve vs..... için müminlerin üzerine Minnet  bıraktığını söylemiyor, Yer ve Gökler çok büyük ve ihtişamlı olmalarına rağmen, Risalet ve İmamet makamı karşısında çok küçük ve aciz kalmaktadır.

 

Kur'an-ı Kerim Kadir-i Hum olayında yalnız İmam Ali'nin (as) şahsında isim getirerek dinini tamamladığını beyan etmektedir.

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım, size din olarak Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum, '' Maide/ 3

 

Söz ''Size Nimet verdim'' değildir. söz ''Size Nimetimi tamamladım''dır.

 

Allah! Peygamber ve Risalet makamının görevini sonlandırmıştır. Ve artık bundan sonra Peygamber ve Risalet gelmeyecektir. Bugün bu makam sonlandırıldığı gibi, İmam Ali ve on bir evladının (as) velayet ve imamet makamları ilan edilmekle beraber, bundan sonra velayet ve imamet makamı da gelmeyecektir.

 

Allah'ın en büyük manevi nimeti velayettir. Gadir-i Hum da İmam Ali (as) üzerinden on bir imama vererek nurunu tamamlamıştır.

 

İmamet Risalet’in Devamıdır

 

Allah-u Teâlâ İmameti Risalet’in devamı ve yardımcısı karar kılmıştır. Bundan dolayı Gadir-i Hum da Allah! Velayetini İmam Ali'de (as) karar kılması için Peygamberi özel emirle görevlendirerek şöyle buyurmuştur

 

''Eğer Ali bin Ebu Talibi Velayet makamına emredilen şartlarda tayin etmezsen Peygamberlik görevini asla yapmamışsındır.''

 

Dolayısıyla Risalet’in varlığı ve devamı Velayete, Velayetin devamı ise Risalet’e bağlıdır. Bunlar birbirinin yaşam kaynağıdır. Velayet Risalet’in esas koruyucusudur. Evrensel Velayet  (Gadir-i Hum) olayının esasında ''Kur'an ve İtret ( Ehlibeyt )'' vardır. Allah bu günü Velayet bayramı olarak karar kılmıştır. Çünkü Hz. Resülullah (s.a.a) Gadir-i Hum da Allah’ın emri ile Velayet ve İmamet makamını Hz. Ali'ye (as) vererek kıyamet gününe kadar Risalet’in devamını sağlamış ve yeryüzünü hüccet siz bırakmamıştır.

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Ey Peygamber, bildir, sana rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, kafir olan kavme, doğru yola gitmek hususunda başarı vermez.'' Maide/67

 

Hz. Resülullah (s.a.a) Nübüvvet makamında bulunan masum bir Peygamber ve vahyi yerine ulaştırmak için görevlendirilen yüce bir resuldür. Aynı zamanda ''Nübüvvet ve Risalet'' makamını koruyan ve kıyamet gününe kadar tahrif edilmeden canlı yaşatmak için Velayet makamıyla donatılmış bir İmamdır.  

 

Bu ayette iki tane makam ön plana çıkmaktadır. ''Rübubiyyet ve Risalet'' Allah yaratılışın cilvesin de etkin olan bu iki makamı, evrensel Gadir-i Hum da Velayeti ile bütünlemiştir.

 

Allahinsanları terbiye etme sorumluluğunu Risalet makamına sahip olan Peygambere vermiştir. ve Hz. Resülullah'a (s.a.a) şöyle buyuruyor ''Ey habibim bu insanların eğitim, öğretim ve terbiye edilmelerini seninle gerçekleştirdim, Allah'ın sana tebliğ ettiğini açıkla ve insanların şerrinden korkma ben seni koruyacağım'' burada ki amaç Velayet makamının tecellisidir. Bu velayet Hz. Ali'nin (as) İmametidir. Yani ey habibim eğer Velayet ve İmamet makamını İmam Ali’ye (as)  verildiğini açıklamazsan Peygamberlik görevini asla yapmamışsındır. Cahil topluluktan korkma rabbin seni her türlü kötülükten ve insanların şerrinden koruyacaktır.

 

Hz. Musa'nın (as) Cahil Toplumdan Korkması Ve Onlar İçin Endişelenmesi

 

Toplumun kültür zaafı ve geri kalışı Peygamberlere çok sıkıntı vermiştir. Hz. Musa (as) kılıç ile deniz arasında yiğitçe ve korkmadan yaşayan büyük ( Ulu-l azm ) Peygamberlerden biridir. Firavun Hz. Musa'nın (as) kavmine saldırdığında Allah; Hz. Musa'ya (as) kavmiyle beraber denize doğru yönelmesini emretti, Hz. Musa (a.s) kavmiyle deniz kenarına gelince o cahil ve kültürsüz toplum şöyle dediler.'' Ey Musa (as) önümüzde deniz dalgaları, arkamızda Firavun kılıçları, bizi iki ölüm arasında bıraktın, şimdi söyle biz ne yapacağız,? Hz. Musa (as) şöyle buyurdu: korkmayın Allah benimledir ve O bize yardım ederek doğru yolu gösterecektir.''

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor '' İki topluluk da birbirini görünce Musa'nın (as) arkadaşları dediler ki: Mutlaka bize yetişeckler.''Musa, hayır dedi, şüphe yok ki rabbim bana yol gösterecek.'' Derken Musa'ya, sopanı denize vur diye vahyettik, Vurunca deniz hemen yarıldı ve her parçası, koca bır dağa döndü.'' Öbürlerini buraya yaklaştırdık.'' Musa'yı ve onunla beraber bulunanların hepsini kurtardık.'' Şuara/ 61-66

 

Hz. Musa (as) kavminin tutumuna, denizin korkutucu dalgalarına, Firavun ve askerlerinin ölüm tehditlerine rağmen korkmuyordu. Hz. Musa'nın (as) korkusu Firavun büyücüleri meydana çağırdı ve yılanlar o meydanı doldurdukları zaman Hz. Musa (a.s) korkmaya başladı.

 

Kuran-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Dediler ki ya Musa, sen mi sopanı atacaksın, biz mi atalım önce.''[email protected] Siz atın dedi. Attıkları anda halkın gözünü boyadılar, korkuttular ve büyük bir büyü yaptılar.'' Musa'ya at sopanı diye vah yettik. Atınca koca bir yılan şekline giren sopa, onların yalancıktan meydana çıkardıklarını yuttu, hepsini silip süpürdü.'' Böylece de hak üstün oldu, yerine geldi ve yaptıkları şeyler, mahvolup gitti.'' A'raf/ 115 - 118

 

Emir-il Müminin Ali bin Ebu Talip (as)  Hz. Musa'nın (as) korkusunu analiz ettikten sonra şöyle buyuruyor: Musa Kelimullah (as) yaşanan bu korkunç olaylardan dolayı kendisi için asla korku hissetmedi. Çünkü.

 

Birincisi: Cahil ve yobaz insanların büyü yoluyla elde edebilecekleri zaferden ve şeytan vesvesesinden insanları yanlışa, sapıklığa ve batıla sürüklemelerinden korkuyordu.

 

İkincisi: Büyücülerin; büyü yoluyla ortaya çıkardıkları yılanlar ile Hz. Musa'nın İlahi mucizesi Ejderha arasındaki büyü ve mucize farkını anlayamamak ve her ikisi de büyücülük yoluyla bu olayları gerçekleştirdiklerini sanacaklarından dolayı korkuyordu. Hz. Musa (a.s) böyle bir durumda ne yapabileceğini derin derin düşünüyordu, bu cahil ve kültürsüz toplumu bu kısa dönemde nasıl ikna edebilirim endişesi içerisindeydi.

 

İmam Ali (a.s) Nehcül Belağa 4. hutbe de şöyle buyuruyor ''Mucize ile büyü arasında ki farkı anlayamayan insanlara ne söylenmeli ki.''

 

İnsanlar için en büyük bela ve felaket cahillik ve kültürsüzlüktür. Çünkü hak bu cahil insanlardan dolayı batıl karşısında zayıf düşmekte ve mağlup olmaktadır.

 

Hz. Resülullah'ın (s.a.a) endişesi de tıbkı Hz. Musa (as) gibiydi, Gadir-i Humda Hz. Ali'nin (a.s)  Velayetine biat edenler, daha sonra bu olay Hz. Resülullah'ın (s.a.a) kendi şahsi isteyiği ve akrabası hasabiyle saltanat kurmak için böyle birşeyi gerçekleştirdi endişesi taşımaktaydı, cahil ve kültürsüz insanlar fitne çıkarmak ve müslümanlar arasına düşmanlık yaratmaktan korkuyordu.

 

Bu endişe ve tedirginliğin karşısında,  Allah Kur'an-ı Kerim de şöyle teskinlik veriyor ''Allah seni insanlardan korur.''

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Musa'nın içine bir korku düştü.'' Korkma dedik, hiç şüphe yok ki sen, daha üstünsün.''At sağ elindeki sopanı, onların meydana getirdikleri şeyleri yutsun, çünkü onlar, ancak büyücülük düzeniyle yaptılar bu işi ve büyücü, nerde olursa olsun, eremez umduğuna.'' Taha/ 67-68-69

 

Neticede insanlar büyücülerin attıkları ve yılan görünen hareketsiz şeylerin kuru bir tahta parçasından başka bir şey olmadığını ve Hz. Musa'nın (as) yere attığı ve tahta parçalarını yutan Ejderhanın gerçek bir ilahi mucize olduğunu görüyorlardı. ve Hz. Musa (as) bu gerçekleri insanlara anlatmasına rağmen korku ve endişe içerisindeydi..

 

Allah! Gadir-i Hum da bu örneği Peygamberine hatırlatarak şöyle buyuruyor: ''Ey habibim bu insanlar cahil ve kültürsüzdür, korkma onlarda bir gün bu hakikati görüp anlayacaklardır.''

 

Çünkü! Hz. Resülullah (s.a.a ) Gadir-i Hum da insanlara her şeyi açıklamıştır, insanlar bütün olayları gözleriyle görmüş, kulaklarıyla duymuş, dilleriyle ikrar etmişlerdir. Olayları canlı yaşamalarına rağmen bütün olanları inkâr etmelerinden korkuyordu. Ve Allah bundan dolayı hem ikaz ederek uyarmış hem de korkmaması için de teselli etmiştir.

 

Dinde Velayet ‘in Konumu ve Anlamı

 

Allah'ın emri gereği Hz. Resüllah (s.a.a) Nübüvvet makamına atandığı günden itibaren çeşitli zaman ve mekânlarda İmam Ali'nin (as) Velayet ve İmametini hep gündeme getirmiş ve insanların bu konuya inanmalarını ve sahip çıkmalarını istemiştir.

 

Allah!' Peygamber'inin eliyle dünyanın çeşitli coğrafyasından gelen, hac farizasını yerine getirdikten sonra Mekke den ayrılan ve Gadir-i Hum denilen yerde yüz yirmi bin (120,000) Müslümanın huzurunda Hz. Ali'yi (a.s) İmam seçmiştir. ve yer yüzünü İmamet nuruyla hüccet siz bırakmamıştır.

 

Ehlibeyt ‘in (a.s) nazarında İslam’ın esası (5) beştir. Namaz, Oruç, Zekât, Hac ve Velayettir. 

 

İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyuruyor ''Dininin sağlam temeli, rükünlerinin anahtarı ve tebligat öncüsü Velayettir. Çünkü İmam hidayet meşalesidir.'' Behari-l Envar. c.65, s. 332

 

Gadir-i Hum da Şahitlik

 

Allah! o gün ( elestü alemi ) de insanlardan kendisine şahitlik almıştır.

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor ''Hani rabbin âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini izhar etmişti de kendilerini kendilerine tanık tutarak ben, rabbiniz değil miyim demişti, onlarda evet tanıksız, rabbimizsin demişlerdi. Bu da kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz.'' Araf/ 172

 

Allah tüm kemal sıfatlarını ayeti kübra olarak karar verdiği o yüce şahsiyet, insani kâmil ve fahri kâinat Resülu kibriya Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.a) mübarek vücudunda tecelli etmiştir. Ve Allah yaratılış âleminde insanlardan kendisi için şahitlik aldığı gibi Ayeti kübra olan Hz. Resülullah'da  (s.a.a) Gadir-i Hum da bulunan Müslümanlardan şahitlik almak için şöyle buyurdu

 

''Ey insanlar acaba ben size, sizin kendiniz den daha üstün değil miyim,? Dediler: Evet ya Resülullah (s.a.a).''

 

Yani Allah Resülunun Peygamberliğine, Faziletine ve tüm insani üstünlüğüne şehadet ettiler ki ya Resülullah sen bizim her şeyimizden bize üstünsün ve biz buna şehadet veriyoruz,

 

 Allah! Yaratılış ( elestü ) âleminde insanlardan kendisinin İlahlığına ve İnsanların ise O'nun kulu olduğuna dair şahitlik alırken, Hz. Resülullah'da ( s. a. a ) Gadir-i Hum da kendi Peygamberliğine ve Müslümanların ise kendisinin ümmeti olduğuna şahitlik almıştır.

 

O gün ben sizin rabbiniz değil miyim diye sorulduğunda evet ya rabbi rabbimizsin, biz senin kulunuz ve emirlerine itaat etmeğe farz kılındık dediler:

 

Hz. Resülullah (s.a.a) ise Gadir-i Hum da Müslümanlara şöyle seslendi:  Ey insanlar ben sizin Peygamberiniz ve Resulünüz değil miyim, evet ya Resülullah (s.a.a) şehadet ediyoruz sen Allah'ın Resulü ve Habibi ve bizim Peygamberimizsin dediler:

Hz. Resülullah (s.a.a) üç defa şöyle seslendi: ''Allah'ım sen şahit ol.''

 

Daha sonra İmam Ali'nin (a.s) Eli tutarak yukarıya kaldırdı ve şöyle buyurdu:

''Ben kimin Mevla’sı (Halifesi) isem bu Ali de onun Mevla’sı (Halifesi) dır. Allah'ım onu seveni sev ve ona düşman olana düşman ol.''

 

Hz. Rsülullah (s.a.a) bu hadisi okuduktan sonra orada bulunan yüz yirmi bin (120.000) Müslüman, erkekler tek tek ellerini İmam Ali'nin elini tutarak, kadınlar kovalara bırakılan suya ellerini bırakmış öte taraf da İmam'ın eli böylelikle biat ederek onun İmametini kabul ettiler. Bu olay orada bulunan Müslümanlar arasında şadlık ve mutluluğa dönüşmüş, bereket yağmuru yağmış ve bütün yorgunlukları üzerlerinden atmışlardır. Daha sonra Hz. Resülullah (s.a.a) yaşanılan bu olayı her Müslüman gittiği yerde Müslümanlara anlatsın diye buyurdular.

 

Gadir-i Hum olayından sonra Müslümanlar kendi bölgelerine gidip her şeyi anlatmaları gerekirken maalesef bütün olayı çok az bir insanın dışında geneli unutarak yaptıkları biatlarını bozdular.  Daha sonra ki zamanlarda İmam Ali (a.s)  kendi İmameti hakkında insanların o gün verdikleri şehadeti ve yaptıkları biati hatırlatarak şöyle buyurdu: Hz. Resülullah (s.a.a) Allah'ın emri gereği beni O'nun hücceti ve kendi halifesi seçmedi mi? Evet; İmam Ali (a.s) doğru söylüyor dediler: İmam buyurdu peki ne oldu ahdinizi bozdunuz, dediler ya Ali bu iş bizi aşar, evet! Müslümanların biat etmelerinin önüne engel koyduklarından dolayı Müslümanlar biat etmekten kaçındılar.

 

Emir-il Müminin İmam Ali (a.s) Nehcül Belaga da şöyle buyuruyor ''Allah'a and olsun ben bütün insanlardan, hatta insanların kendilerine kendilerinden daha yakın, üstün ve fazilet sahibiyim.'' Nehcül Belaga/ 118. hutbe

 

Vahiy Ve İmam Ali (a.s)

 

İmam Ali (a.s) Gasi'e hutbesin de şöyle buyuruyor

'' Hz. Resülullah (s.a.a) her yıl Hira mağarasına gittiğinde onu yalnız ben müşahede ediyordum ve benden başka kimse onu göremezdi ( onun hira mağarasında yaptığı ibadeti görüyordum),  vahyin nurunu ve Risalet’ini müşahede ediyor ve nübüvvet kokusunu alıyordum. Vahyin inişi esnasında Şeytan'ın feryadını duyduğumda Hz. Resülullah'a (s.a.a) bu feryadın kimin olduğunu sordum? Allah Resülu ( s.a.a ) şöyle buyurdular: İblis’ in ( Şeytan) feryadıdır. Vahiy indiğinde artık ümitsizliğe kapılmıştır. Bundan sonra bu topraklarda Şeytan ve şeytanların yeri yoktur. Daha sonra Hz. Resülullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Ya Ali benim işittiğimi sende işitiyor ve duyduğumu sende duyuyorsun, ama aramızda ki fark sen Peygamber değilsin, sen Peygamber halifesisin.'' Nehcül Belağa/ 192. Hutbe

 

İmam Ali (a.s) hem Şeytan'ı ve onun sesini, hemde vahiy meleğini ve sesini tanıyordu. Hz. Resülullah (s.a.a) İmam Ali için şöyle buyurdular:'' O melekût ehlindendir'' İmam Ali (a.s) kendisi için şöyle buyuruyor:  ''Ben Şeytan ve meleklerin sesini duymaktayım.''

 

Ben Allah Resülu'nun ( s.a.a ) mübarek na’şına güsul verirken melekler su dökerek bana yardım ediyorlardı, Meleklerin Allah Resülu'ne ( s.a.a ) sessiz namaz kılışlarında ben namaz seslerini duyuyordum, ve onlarla beraber Allah Resulünü ( s.a.a ) toprağa verdik.

 

Allah Hadis-i Kudüs de şöyle buyuruyor '' İzzetime and olsun; eğer bütün insanlar Ali bin Ebu Talip’in Velayet ‘inin etrafında birleşseler ve onun İmametini kabul etselerdi cehennem ateşini yaratmazdım.''

 

Eğer insanlar, özellikle Müslümanlar Allah ve Resülullah'ın (s.a.a ) emirlerine itaat edecekbiatlarını bozmayacak, İmam Ali'nin (a.s) velayetinin etrafında birleşecek ve İmametine iman edip kabul etmiş olsalardı, bugün İslam ümmeti perişan bir durumda olmayacaktı. Maalesef ümmet daha öteki dünyanın cehennem azabının acısını tatmadan bu dünyada zülüm ve adaletsizlik azabıyla karşı karşıya kalmış durumdadırlar.

 

Allah'ım bizleri İmamet ve velayete iman eden ve onlara itaat eden temiz dostlarından karar kılarak zalim, emperyalist, Siyonist ve onların maşası olan bütün cani teröristlerin azabına düşürme ve bütün Müslümanlara doğru tefekkür nasip eyle inş. Âmin ya rabbel âlemin.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !