18 Kasım 2017 Cumartesi Saat:
11:58

Gadir-i Hum’dan Kerbela’ya

19-09-2017 09:22


 

 

 

Hicri 680 yılında gerçekleşen Kerbela olayı ve ondan önce gerçekleşen, İmam Hasan ve İmam Ali'nin kısa hilafet dönemleri ve Peygamber’in mücadele ve savaşlarına baktığımızda hep bu Emevi ailesini görürüz. Ve yine bir bakıyoruz ki bu Emevi Hanedanlığından Ebu Süfyan ve Hind’in oğlu  Muaviye ve ondan sonra da oğlu Yezit ve nesilleri Peygamber halifesi olarak o makama oturmuşlar. Bu durum bile o zaman yaşananları ve İslam Ümmeti'nin içine düştüğü vahim durumu görmeye yeter de artar bile.

 

İslam’ın ve Peygamber’in azılı düşmanları nasıl oldu da Allah Resulü'nden bu kadar kısa bir süre sonra İslam’ın liderliği ve Peygamber'in hilafet makamına oturabildiler!? İslam dinine ve Müslümanlara karşı yapılmış savaşlarda başrolü oynayan bu aile nasıl oldu da bu kadar kısa bir sürede bu noktaya ve makama gelebildiler ve getirildiler?

 

Kerbela Vakasının neden yaşandığını ve bu ailenin buralara nasıl geldiğini daha iyi anlaya bilmek için biraz gerilere gitmek gerekir. Sakife Olayı ve ondan daha önce gerçekleşen Gadir-i Hum biatına bakmak gerekir.

 

Gadir Hum Biatı:  Hz. Peygamber (saa) Veda Haccı dönüşünde kendisine…

 

"Ey Resul Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan risaletini tebliğ etmemiş olursun. Ve Allah seni insanlardan korur…" Maide/67

 

Bu ayet nazil olunca Peygamber (saa) Gadir-i Hum denilen yerde, Hac dönüşünde olan tüm Müslümanları bir araya toplayarak konuşmaya başladı…

 

"Ey Cemaat! Ben sizin aranızda iki değerli ve paha biçilmez emanet bırakıyorum. Bakalım benden sonra bu iki yadigârıma ve emanetime karşı nasıl tavır takınacaksınız."

 

O sırada bir kişi yerinden kalkarak, yüksek sesle: "Bu iki değerli emanetiniz nedir?" diye sorunca, Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

 

"Biri, Allah'ın kitabıdır ki onun bir ucu Allah'ın elindedir ve diğer ucu da sizin elinizdedir. Diğeri de benim itretim olan Ehl-i Beyt’imdir. Allah, bana bu ikisinin kesinlikle birbirinden ayrılmayacağını haber verdi. Ey İnsanlar! Kur'ân'dan ve benim Ehl-i Beyt'imden öne geçmeyin ve amelde o ikisinden geri kalmayın. Aksi hâlde helak olursunuz.” O sırada Hz. Ali'nin (a.s) elinden tutarak o kadar kaldırdı ki, her ikisinin de koltuk altları görülüyordu. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), İmam Ali'yi (a.s) bütün halka tanıttı.

 

Peygamber (s.a.a) konuşmasına şöyle devam etti: “Müminlere kendi nefislerinden daha üstün olan kimdir?” Hep bir ağızdan: "Allah ve Resulü daha iyi bilirler." diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) buyurdu ki: “Allah, benim velimdir ve ben de müminlerin velisiyim ve ben onlara kendi nefislerinden daha üstün ve daha lâyığım.” Bundan sonra şöyle buyurdu: “Ey Halk! Bilin ki, Ben her kimin önderi isem, Ali de onun önderidir. (Peygamber Efendimiz (s.a.a) konuşmasının bu bölümünün iyice anlaşılması için üç defa tekrar etti.) Allah’ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol. İlahi! Ali’ye yardım edene yardım et ve onun düşmanlarını aşağılık ve zelil kıl ve Ali’yi hakkın mihveri yap!”

 

Peygamberimizin (s.a.a) sözleri yeni bitmişti ki Cebrail Rabbinden şu ayeti getirmiştir:

 

“Bugün kâfirler dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” Maide/3

 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Dinin kemale erişi, nimetin tamamlanması ve Rabbimim benim elçiliğimden ve benden sonra Ali’nin velayetinden hoşnut olması üzerine Allah-u Ekber!”

 

Bu olayın ardından Gadir-i Hum’da İmam Ali (a.s) için bir çadır kuruldu ve orada bulunan bütün Müslümanlar birer birer gelip Hz. Ali’ye (a.s) biat ettiler. Bu esnada "Ne mutlu sana, ne mutlu sana benim ve bütün kadın-erkek Mümünlerin önderi oldun!" diye İmam Ali’yi (a.s) ilk kutlayan ve tebrik eden kişi sahabe Ömer ibn-i Hattab’tı. İki gün süren biat merasiminin ardından Müslümanlar Peygamberimizle vedalaşarak kendi vatanlarına döndüler.[1]

 

Bu biattan aylar sonra Peygamber (sav) Hakka intikal etti.

 

Sakife Olayı: Peygamber (saa) cenazesini defin etmeyi ve daha önce Gadir-i Hum’da ettikleri biat unutan bir grup, Peygamber Efendimizin defin işlemleri sürerken, Ensar’ın önde gelen Evs ve Hazrec kabileleri durum değerlendirmesi için Sakife denen yerde toplandılar. İçlerinden Sa’d bin Ubade, Ensar halkının Peygamber’e kucak açtığı için Kureyş’ten (Mekkeliler) daha üstün olduğunu iddia ederek, Resulullah’ın yerine geçecek olan halifenin Ensar topluluğundan olması gerektiğini savundu. Bu konuşma ve tartışmalar Ömer’in kulağına kadar gitti. O da Ebu Bekir’i çağırarak Sakife’ye gitti.

 

Ebu Bekir konuşma sırasını aldığı anda iki kabile arasında tartışma çıktı. Hem Peygamber’e akrabalıkları olduğu ve hem de Peygamber’e ilk iman eden topluluk olduğu sebebiyle Kureyş (Mekkeliler) kabilesinden birinin halife olması gerektiğini öne sürerek Ömer ve Ebu Ubeyde’yi aday gösterdi. Fakat Ömer ve Ebu Ubeyde o anda Ebu Bekir lehine adaylıktan çekilip Ebu Bekir’i halifelik için tek aday gösterdiler. Bunun üzerine  Ensar’dan bir gurup, İmam Ali dışında kimsenin hilafetini kabul etmeyeceklerini söylediler.

 

Buna rağmen Ömer, Ebu Bekir’in elini kaldırdı ve bu peygamberin mağara arkadaşıdır ona biat edin dedi. Bir grup bu söze uyup Ebu Bekir’e biat edip hilafetini kabul etti.

 

Bu şekilde Allah ve Resulü'nün emrine itaat edilmedi. Hilafete hakkı olmadığı halde Ebu Bekir oturtuldu. Allah ve Resulü'nün sözünün hilafına iş görüldü... Ali'nin (as) hakkı gasp edildi.

 

Halbuki Resulullah Hz. Ali’nin elini kaldırıp kendisinden sonraki halifenin İmam Ali olduğunu Gadir-i Hum’da ilan etmişti. Hatta yukarıda da belirtildiği gibi Hz. Ali’yi tebrik eden ilk kişi Ömer’di.

 

Bu bakımdan Sakife Olayı Kerbela’nın yaşanmasına zemin hazırlayan ana olaydır. Tüm bunları bilmeden ve doğru bir değerlendirme yapmadan Kerbela’da yaşananları anlamak mümkün değildir. Muaviye ve Emevi Ailesini hilafete taşıyan ana etken bu hak gaspı ve ihanet olmuştur.

 

Daha sonra Allah nasip ederse, "Sakife’den Kerbela’ya" konusunu ayrı bir yazı olarak yazacağım.

 

Selametle kalın…



[1] el-Bidaye ve’n-Nihaye, c.7, s.349; Tarih-i Medinet-i Dimeşk c.42, s.233; Şevahidu't-Tenzil c.1, s.200.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !