22 Temmuz 2019 Pazartesi Saat:
21:57

Gaybet Döneminde En Önemli Vazife

07-05-2019 13:59


 

 

 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

 

Gaybet döneminin en büyük ve önemli vazifelerinden biri insanın Allah’ın farz ettiği amelleri yapması ve haram kıldığı şeylerden kaçınmasıdır. Bunu yapan bir mümin üzerine vazife olan sorumlulukların birinci aşamasını yerine getirmiş olur.

 

Hz. İmam Mehdi’nin (af) gaybet dönemi öyle bir zaman dilimidir ki bu dönemde imanı korumak, takvalı olmak ve zuhuru beklemek gerçekten babayiğitlik ister. Çünkü bu dönemde İmam Mehdi’nin (af) Velayet ve İmameti inkar edilmekte ve insanlar şüpheye düşürülmektedir. Buna da şaşırmamak gerekiyor.

 

İmam Cafer Sadık (as) Zürare’ye şöyle buyuruyor:

 

“Bizim Gaimimizinin (Mehdi) gaybeti o kadar uzun sürecektir ki, insanlar çeşitli şüpheye düşüp bazıları dünyaya gelmediğini söylerken, bazıları öldüğünü iddia eder ve bazıları ise Allah hüccetinin varlığını inkâr edip “Bu, Şia’nın uydurduğu bir efsanedir”, diyeceklerdir. Zürare, ben o dönemde yaşarsam ne yapmam gerekiyor? diye sorduğunda, İmam (as) şöyle buyurdu: Unutma o dönem çok zor ve çetin bir dönemdir. Çünkü insanların imtahan edildiği bir dönem ve süreçtir. Ey Zürare! Eğer o dönemi görürsen helak olmamak için kurtuluş duası olan şu duayı oku:

 

Allah’ım kendini bana tanıt, eğer sen kendini bana tanıtmazsan Resulünu tanıyamam, Allah’ım Resulünü bana tanıt, eğer Resulünü bana tanıtmazsan Hüccetini tanıyamam, Allah’ım eğer Hüccetini bana tanıtmazsan dinden çıkarım”

 

Ehl-i Beyt İmamları İmam Mehdi’nin (af) gaybet döneminde konumunun inkâr edileceğinin öngörüsünü yaparak Şiaları ikaz etmişleridir. İmam Mehdi’nin (af) gaybetine inanmak gerçek anlamda İlahi gaybe inanmaktır, dolayısıyla İmamet gaybetine şüphe duymak ve kabul etmemek, İlahi gaybe şüphe duymak ve inanmamakla eşdeğerdir.

 

Ümmet içinde Allah’ın varlığında, Hz. Resulüllah’ın (saa) peygamberliğinde ve kıyamet gününde şüpheye düşen ve imanı zayıf olan kesimler çok olmuştur. Dolayısıyla Ümmet içinde malesef hakkın hassas konuları üzerindeki şüpheler ve iman yetersizliği, gayba inancın olmadığı veya çok zayıf oluşundan hak inkâr edilebiliyor.

 

Ehl-i Sünnet kaynak kitaplarında bu konu genişce işlenmiş ve insanlara sunulmuştur. Örnek kaynak kitaplarından bazıları; Müsned-i Ahmed bin Hanbel, Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, Sünen-i Tirmizi ve birçok muteber kaynak kitaplarda belirtilerek İmam Mehdi’nin (af) İmam Hüseyin (as) soyundan olduğunu açıkça kabul etmişlerdir.

 

Şia ile Ehl-i Sünnet âlimlerinin arasında ki fark, Ehl-i Sünnet âlimlerinin bir kısmı İmam Mehdi’nin (af) hala dünyaya gelmediği diğer bir kısmı ise yaşamakta olduğu inancındadır. Şia’ya göre ise İmam Mehdi (af) Hicri 15 Şaban 255 (Miladi 867) yılı Cuma gecesi tan yeri ağarırken Irak’ın Samarra şehrinde dünyaya gözünü açtı.

 

Kur’an-ı Kerim de İmam Mehdi (af) ile ilgili birçok ayet mevcuttur. Bu ayetlerin en bariz ve örnek ayeti Nur suresinin 55. Ayetidir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

 

Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara; mutlaka onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacağını, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine egemen kılıp sağlamlaştıracağını ve onları korkularından sonra güvenliğe çevireceğini vaat etmiştir. Onlar, yanlızca bana ibadet (kulluk) ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim de bundan sonra küfre saparsa, işte fasık olanlardır.”

 

Bu ayetin iniş özelliği ne bugüne kadar, ne günümüz global dünyada ve ne de Hz. Resulüllah (saa) döneminde ayetin inişi ve vaat edilişi tecelli etmemiştir. Yani ne İslam bütün inançlara egemen olmuştur, ne de iman eden ve salih amellerde bulunanalar mutlak olarak iktidar ve güç sahibi olmuştur.

 

Ayetin en hassas ve can alıcı noktası “onları korkularından sonra güvenliğe çevireceğini vaat etmiştir” cümlesidir. Tarihten günümüze kadar ve bugün global dünyada tağut rejimler ve beşeri sistemlerin zalim, facir ve fasık yöneticileri, inancı, meşrebi, mezhebi, rengi, ırkı, dili, makamı, konumu ve insani özelliği ne olursa olsun, halklarına hazırladıkları tek şey adaletsizlik, baskı, zulüm, katliam, cinayet, tecavüz, sindirme ve korku tüneli yaratmak olmuştur.

 

Tarih boyu tağut rejimler halklarını sürekli bir korku tüneli içinde yaşamaya mecbur etmiştir. En acı olanı da, bu korku tünelini sürekli güven unsuru olarak insanlara sunmaları ve halkların bu zokkayı yutarak rejimlere destek vermeleri olmuştur. Ku’an-ı Kerim bu korku tünelinin evrensel İlahi adalet devletinin yeryüzüne hakim olmasını engellediğini belirtmektedir. Bu korku tünelinin yok edilip İlahi adaletin yeryüzüne hakim kılacak Allah’ın hücceti İmam Mehdi’nin (af) zuhurunun gerçekleşmesi için altyapının oluşması, imanlı ve mütedeyyin inananların bu korku tüneline karşı mücadele etmelerini istemektedir.

 

İnsanlık tarihinde her dönem ve asrın bir Firavunu olduğu gibi, zamanın en büyük Tağut ve Firavunu büyük Şeytan Abd dir, diğer bütün beşeri sistemlerle yönetilen devletler onun kuklası ve uşakları olmuştur. Tağut rejimler bu korku tünelini birkaç ana eksen üzerine oturtarak gayri meşru rejimlerini devam ettirmek ve sömrü düzenlerini sürdürmek için sürekli insanları tehdit etmişlerdir.

 

1 – Askeri Tehdit: Zamanın Firavunu Beyaz Saray ABD eksenli bütün ülkeler başkalarını sürekli savaş, katliam ve cinayetlerle tehdit ederek kendilerine bağlı kalmalarını sağlamışlardır. Tağut rejimler kendi halklarını aynı taktikle tehdit ederek insanlara korku salmışlardır. Hiç bir ülkede emniyet, güven ve huzurlu yaşam yoktur. İnsanlar başlarına ne geleceğini bilemediklerinden her an bir olayla karşılaşmaktan adeta korku tüneli içinde yaşamaktalar.

 

2 – Siyasi Tehdit: Ülkeleri ve insanları yöneten siyasilerin hiç biri güvenilir insan değildir. Genel anlamda kokuşmuş kafa yapısına sahip varlıklardır. Bunlar hem kendileri hem üzerinde oturdukları batıl siyasi sistemleriyle insanları sürekli tehdit edip baskı altında tutarak, insanları fiziki ve ruhsal işkence ve eziyete maruz bırakmaktalar. Zina, kumar, çıkar, manfaat, adam kayırma, hırsızlık, toplumu sınıflandırma, ülkenin kaynaklarını hortumlama, yalan, iftira, başkalarına çamur atma, insanları aşağalama, insanların onuruyla oynama, insan kaçakçılığından tutun bütün kötülüklerin baş mimarı olmaları hasabiyle halklarının güvenliğini sürekli çeşitli bahanelerle tehdit eden ucubelerdir.

 

3 – Ekonomi Tehdit: Askeri tehdit zamanın Firavunu Büyük Şeytan ABD’nin güdümünde olurken, global ekonomi gücü ise küresel Siyonist çetenin elindedir. Dünyanın kahır çoğunluğunu ekonomi tehditlerle dize getirmiş durumdalar, İMF ve Dünya Bankası tamamen bunların elinde olduğu gibi, bütün ülkelerin milli merkez bankalarının da % 51,i bu Siyonist çeteye ait olduğunu birçok insan bilmemektedir. Dünyada sadece İran İslam Cumhuriyeti ve Kuzey Kore merkez bankasına ortak değiller.

 

Dünya müstekbirlerinin oluşturduğu Firavun ekonomi imparatorluğuyla bireyden topluma kadar her kademeyi geçim sıkıntısıyla tehdit ederek gayri meşru sistemlerini yürütmekteler. İstedikleri insana milyarlarca faizli para vererek onlara hükmetmeye çalışırken, istediklerine ambargo uygulayarak diskalife etme peşindeler, bugün kimse ekonomik olarak ‘ben emniyet ve güvendeyim’ diyemiyor.

 

4 – Medyayla Tehdit: Emperyalist güçler kendi avaneleriyle öyle bir medya ağı kurmuşlardır ki siyahı beyaz, beyazı ise siyah göstermekteler, istedikleri herşeyi yapıyor ve değiştiriyorlar, kimini zengin, kimini başa getirip kimini alaşağı ediyorlar, kimini terörist, kimini diktatör, kimini aşırı dinci, kimini liberal, kimini vatan perver, kimini vatan haini, kimini haklı, kimini haksız lanse ediyorlar. Öyle bir algı operasyonu gerçekleştiriyor ve karmaşık sunumlar sunuyorlar ki insanların beyinlerini allak bullak ederek neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verdirmedikleri gibi, herşeyin doğru olduğuna inandırarak aynı sele kaptırıp götürüyorlar. Herşeyi çok güzel yutturuyorlar, kimse korkusundan uydurulan yalanlara karşı gelemiyor, çünkü akibetlerinin felaket olduğunun farkındalar, dolayısıyla sessizlikte kalma zorunluluğu hissediyorlar.  

 

5 - Şahsiyyet ve Haysiyyet Tehditi: İnsanların şahsiyyet ve haysiyyetini ufak bir yalan ve iftira ile altüst eden, sahtekârlık, fitne, dolandırıcılık, gıybet, söz dolandırma, çekişme, yağcılık, riyakârlık, hasadet, bencillik, kibir, hayâ ve iffetin ayaklar altına alındığı, hiç kimsenin kimseye güvenmediği ve itibar etmediği, fesadı ve günahın bol, zalim, fasid, fasık, münafıkların cirit attığı, inançsızların çoğunlukta, inananların azınlıkta olduğu gafletle dolu bir topluluk dünyası ve çağı yaratılmıştır. Oluşturulan bu kokuşmuş yapının içinde güven ve emniyette olmak ve huzurlu bir hayatı yaşamak mümkün müdür?

 

Bu beş maddelik korku tünelinde insan görünümlü yaratıkların hâkim olduğu bir dünya da yaşıyoruz. “onları korkularından sonra güvenliğe çevireceğini vaat etmiştir”, ayeti kerimesinde ki işaret ve vurgu, işte tam bu ortamdaki anlamı, vaadın nedenli büyük olduğu ve bu vaadın gerçekleşmesinin önem ve ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Yani her türlü güvensiz ve emniyetsiz ortamdan sonra hz. İmam Mehdi’nin (af) zuhurunun gerçekleşmesi ve O’nun eliyle Evrensel İlahi Adalet Devletini yeryüzüne hâkim kılacağının önemini beyan etmektedir.

 

VELAYET’e inanaların bu korku tünelinin içinde zuhurun gerçekleşmesi için gaybet döneminde oluşturması gereken şartlar ve yerine getirmesi gereken görev ve vazifeler; gafletten uyanmak, günahtan arınmak, amelde ihlaslı olmak, basiret, feraset, cesaret, dava ehli olmak, karanlığın ardında aydınlığın olduğuna inanmak, ye’sin ardında büyük bir umudun olduğunu anlamak, bilinçli ve şuurlu olmak, olayları doğru algılamak, zulme ve zalime karşı her daim mücadele etmek, adaleti özümsemek, hakkı samimiyetle canı ve malı pahasına savunmak, aklı geliştirmek ve akıl ile hareket ederek İmam Mehdi’nin (af) Velayetini ve İmametini sadece itikat ve ibadet anlamında değil, belki siyasi ve sosyal anlamda kabullenmek, istemek ve benimsemektir.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !