17 Ağustos 2019 Cumartesi Saat:
20:44

Genç Yakup

30-10-2014 07:51


 

Bismillahirrahmanirrahim    

                                      

Irak' da; Yakup adın da bir genç yaşıyordu. Küfe'nin yakınlarında oturuyordu. Genç Yakup'un yaşlı bir annesi vardı, İmam Hüseyin'i (a.s) çok seviyordu, kalben ve ruhen Ehlibeyt ve İmam Hüseyin'e (a.s) bağlıydı. Her gün ağlayarak diyordu ki: "Oğlum beni götür ağam Hüseyin'i (a.s) ziyaret edeyim" ve sürekli söylenirdi; "yavrum beni götür Medine'ye ben O mübarek ağam Hüseyin'i ziyaret edeyim." Yakup fakir bir genç olduğundan hep söylerdi: "Anacığım sabreyle götüreceğim" ama annesi hiç durmuyordu ve her akşam eve geldiğimde anacığının gözlerinin yaşlı olduğunu gördüğünde dayanamıyordu. "Anacığım, can anacığım, oğlun dökülen gözyaşlarına kurban olsun, neden bu kadar ağlıyorsun canım temiz ve güzel anacığım.
"


Gözü yaşlı ana oğluna şöyle cevap veriyor:


"Oğlum! Ağamın aşkı vurmuş başıma gözyaşım akıyor. Oğlum! Bir çare eyle bana kalbim dayanmıyor.''  


Oğlum; ağam Hüseyin'i (a.s) görmek istiyorum, oğlu da sürekli diyordu ana sabreyle inşallah seni ağan İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmek için Medine'ye götüreceğim, sende ziyaret edersin bende ziyaret ederim. Anacığım biraz sabreyle, Yakup fakir genç annesini Medine'ye götürecek parası olmadığından sürekli annesini oyalıyordu. Bir gün iş aramak için evden çıkarken insanların sağa sola koşuştuğunu gördü. Herkes bir telaş içerisinde birinin elinde kılıç, birinin elinde mızrak, ötekinin elinde ok, bir başkasının elinde kalkan Küfe dükkânlarından alış veriş yapıyorlardı. Kılıçlar, oklar ve mızraklar ellerinde (artık kazanç kapımız açılmıştır) diyorlardı.


Yakup ne olup bittiğini anlamak için biraz garip biraz da acayip bakışlar içerisinde "ne olmuş, ne kazanç kapısı, bu insanlar ne yapıyorlar, neden herkeste bu telaş var" diye sorduğunda sorunun cevabında şu cevabı aldı. "Ey gafil nerde yaşıyorsun, Müminlerin Emiri   Muaviye oğlu Yezit'in( Allah'ın laneti üzerlerine olsun) Halifeliğine ve İslam devletine isyan ederek kıyam eden Harici diye (İmam Hüseyin'i (a.s)kastederek) birİ çıkmıştır. Yezit Küfe valisi Übeydullah bin Ziyat'a (Allah'ın laneti onun ve tüm zalimlerin üzerine olsun ) emir vermiş "en yakın bir zamanda o harici ( İmam Hüseyin (a.s) yani dinden çıkmış) öldürülmelidir" diye haber göndermiştir.


Übeydullah bin Ziyat ise herkesin kılıç, kalkan, mızrak ve oku olanların hazırlanmasını ve silahı olmayanların ise alıp hazırlanmalarını istemektedir. Ve bizde malı ve serveti çok olan bu hariciyle savaşıp onu öldürdüğümüzde, onun bütün servetini ganimet alacağız. Artık Küfeliler fakirlik belasından kurtuluyor ve bizde bunun hazırlığı içerisindeyiz, çok büyük bir savaş olacaktır ama bu mal ve serveti elde etmek için savaşmaya değer.


Yakup acele eve döndü; heyecanla anacığına gelerek olayı anlattı ve dedi anacığım uzun zamandan beri beklediğimiz ekmek kapısı yüzümüze açılmıştır. Anacığım ben de gideyim bu savaşa katılayım eğer ölmezsem bu savaşı kazanırsak ve zafere ulaşırsak bu ganimetten payımı alırım ve getirip ganimetleri satarım onun parasıyla seni İmam Hüseyin'in (a.s.) ziyaretine götürürüm. Ana yüreği dayanmadı ve şöyle dedi:  Oğlum anacığını dinle, gitme, ölürsün; senden sonra bana kim bakacaktır. Yakup dedi: Anacığım bana dua et, inşallah ölmem, bende sağ salim gelir seni ağamız Hüseyin'in (a.s) ziyaretine götürürüm. Ve Yakup sonra şöyle dedi:


''Pay hakkımı pazar da satar dinar ederim. Üzülme anacığım seni ağam Hüseyin'e götürürüm.''


Anacığım müsaade et gideyim, döndüğümde seni götüreyim ağan Hüseyin'i (a.s) ziyaret et. Yakup Kerbela yoluna koyuldu ve Aşura günü Neyneva sahrasına yetişti. O sahrada kanlı ve şehit olan bedenler var, savaş meydanında yaralı düşen yabancı (İmam Hüseyin'i (a.s) )'nın tüm adamları öldürülmüş ve bedenleri her tarafa serpilmiştir.


Yakup kendi kendine hayıflanarak şöyle dedi: Tüh geç kaldım, bütün ganimetleri toparlamışlar; hepsi gitti ne yapacağım ben şimdi, anacığıma söz verdim eli boş dönmeyeceğim, böyle olmaz anacığımın arzusu vardır, ağası İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmek istiyor. Şimdi ben nasıl eli boş dönersem anneme, anacığım seni ziyarete götüremem diyebilir miyim? Bu düşünce içerisinde hayıflanıyordu neden geç kaldım deyip duruyordu. Ordunun arka tarafında etrafı sarılı bir taht sandalye üzerinde oturan bir adamı gördü, kendi kendine dedi gideyim derdimi ona anlatayım belki ganimetten bir miktar bana da versin, bende götüreyim anacığımın hasretini gidereyim.


Anacığımın hasreti, ağa İmam Hüseyni (a.s) ziyaret etmeye gitmesidir. Kimdir bu tahta oturan diye sordu, dediler: Başkomutan Ömer bin Sad (Allah'ın laneti üzerine olsun) yakına geldi ve şöyle dedi: Ya emir savaşa geldim ama bu haricilerden kimseyi öldüremediğim için üzgünüm ve bundan dolayı hiçbir şey elde edemedim, Ömer bin Sad yakına gel dedi:  


"Gel ey gözlerinden yiğitlik akan genç, geç kalmadın tam zamanında geldin, bu kılıcı al şu ileride yatan yaralıyı görüyor musun, onun başını kes getir arzu ettiğin ganimetin fazlasını benden al git." Şimdi, genç Yakup anacığını İmam Hüseyin'in (a.s) ziyaretine götürmek için alacağı mükâfatın karşılığında O yaralının başını kesmek için çukur içerisinde yatan yaralının yanına geldi ve kanlar içinde yatan o yaralıya şöyle bir baktı ve kendi kendine söylenmeye başladı.  


''Hakkın rızası bu, acaba bundan daha güzel yüzlü olan var mı?  Bu güzel insana hayıf olsun ki kandan başka yatağı var mı?''


''Yüzü Hicaz Ehli ve Medine nuruna çok benziyor. Allah Allah bu yüz Muhammed Mustafa'ya nasıl da benziyor.''


''Misafiri tedirgin gördü. ( yaralı, misafirin çaresizce durduğunu görünce )


''Ceddi Peygamberin öptüğü gözlerini açtı, İmam Hüseyin Yakup'a baktı.''


''Gül gibi dudakları güldü, kan dolan yüreği ona muhabbeti sundu.''


İmam yaralı dudaklarıyla konuşmaya başladı ve buyurdu:


''Yakup! Sen benim başımı kesmeye mi geldin? Engel değilim kes ama kestikten sonra çabuk git, çabuk git çünkü bekleyenin var senin. (Ömer bin Saad'a başımı verme sakın götür ver anacığına.)


Yakup hayrete düştü, dedi "ağa sen kimsin? Benim kim olduğumu, ismimin Yakup olduğunu, anacığımın yolumu gözetlediğini nerden bildin?"


İmam Hüseyin (a.s) buyurdu: "Anana söyle, Yesrib'e (Medine'ye) gitmesin, Hüseyin (a.s) mekân değişikliği etmiştir.


Ehlibeyti çöllere sürülen, kanı dökülen Hüseyin. Anası Fatma'nın bağrını kan eyleyen Hüseyin. 


Yakup! O Hüseyin ki döktüler zulüm ile kanını O benim. Adı olmuş dillere destan O mazlum benim.''


Yakup ağlar göz ile baktı İmam Hüseyin'e, eğildi yüzünü koydu Hüseyin'in (a.s) ayaklarının altına, dedi ağam:

"Mevlam, Serverim, İmam'ım, Sahibim ben kurban olayım yaralarına ver elini kaldırayım, yaralarını sarayım, can ağam beni affet senin olduğunu ben anlamadım. Anam seni görmek istiyor."

 

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu: "Git, Yakup git anacığına, git benden selam ilet anacığına gelsin anam Zehra'nın yanında ben onu bekleyeceğim."


Allah'ım! Tam anlamıyla tanıyamadığımız Hüseyin'i Genç Yakup'un tanıdığı gibi bize tanıma tevfiki nasıp eyle İnşallah.  

 

 
          Allahumme Accil Liveliyyik'el Ferec                                                                                                                    

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !