24 Eylül 2018 Pazartesi Saat:
01:14
09-01-2018
  

Gençlik Çağının Özellikleri

Gencin aklının olgunlaşıp kemale ermesi, onun çok bilgiye sahip olduğu anlamına gelmez...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma bölümü



Psikologlar, sosyologlar ve eğitimciler, gençlik dönemineait özellikler hakkında birçok araştırmalar yapmışlardır. Yapılan bu araştırmaların her ne kadar eleştirilmesi ve düşünülmesi gereken boyutları mevcut olsa da, takdir edilmesi gereken yönleri de vardır. Gençler ile ilgili program ve eğitim faaliyetlerini hazırlarken bu yapılan araştırmalardan yararlanmak gerekmektedir. Tabi ki İslami öğretiler ile çatışmaması gerektiği de göz ardı edilmemelidir. İslami metinlerde insanın gelişim evrelerindeki özellikler ile ilgili birçok önemli ve ilginç konu mevcuttur. İslam’ın gelişimsel evrelere, özellikle de gençlik dönemi özelliklerine değinmesini iki açıdan ele almak gerekir; Birincisi, insanların yaratılışlarındaki şaşırtıcı ve mucizevi yönleri görmelerini sağlayıp, onları Allah’adaha iyi kulluketmeye yönlendirmek ve diğeri de bu gerçekleri açıklayarak, yönlendirme ve eğitim için gerekli yolları öğretmenler ve eğitmenlere açıklamaktadır.

 

Bu alanda İslam, küçükten büyüğe tüm fiziksel ve ruhsal konulara değinmemiştir. Fakat bizim görüşümüze göre insanı yönlendirmek ve terbiye etmek için bilinmesi gereken tüm gerçekler açıklanmış ve hiçbir konu İslam’ın gözünden kaçmamıştır. Bu yüzden gençlik döneminden bahsederken bu özelliklerin eğitim sisteminin temellerini oluşturduğuna dikkat etmeliyiz. Bu özelliklere istinaden gençlik döneminde özel terbiye ve eğitim yöntemleri uygulanmaktadır. Bundan önce de bahsedildiği gibi bu özelliklere dikkat etmek, İslam’ın gözünde ister bireysel, ister toplumsal açıdan bu dönemin insan hayatında ne denli önemli bir yere sahip olduğunun göstergesidir ve bu da İslam’ın gençliğe nasıl baktığını gösterir.
 



Kolay Etkilenen ve Yetenekli Ruh Yapısı



İslami metinlerde gençlerden bahsedilen özelliklerden biri de, kolay etkilenen ve yetenekli ruha sahip olmalarıdır. İnsanın yetenekleri bu dönemde kolaylıkla ve az bir çabayla açığa çıkar ve oldukça fayda sağlar. Gencin kalbi başlangıçta boş bir tarla gibidir.Ekilmeye ve tohumlanmaya son derece müsaittir. Genetik faktörler ve çocuklukta etrafından edindiği bilgiler, uygulamalar ve bakış açısını bu dönemde doğru olarak oturtmaktadır. İmam Ali (as) bir nevi İslami terbiyenin püf noktalarından bahsettiği çok değerli bir mektubunda şöyle buyurmuştur.

"Gencin kalbi ekilmemiş tarla gibidir ne ekilirse kabul eder." [1]

Bu benzetme şu gerçeği gözler önüne sermektedir;Psikologların iddialarının aksine insan, hiçbir yeteneği olmayan bir varlık, beyaz bir tablo değildir ki ne yazılırsa kabul etsin ve o yazının kalıcılaştığı bir varlık haline gelsin. İnsan, Allah vergisi ve genetik özelliklere sahip bazı yetenekler ile doğan ve bu Allah vergisi ve edinilmiş yetenekler ile eğitim sistemine başlayansonra da bizim verdiklerimizi o gençlik evresinde olgunlaştıran bir varlıktır. Bu yeteneklerin verimi gençlik döneminde diğer dönemlerden daha fazla ortaya çıkar ve o yüzden gençlik dönemini oldukça iyi değerlendirmek gerekir.

Gençlikteki edinim hem keyfiyet ve kalite hem de kemiyet ve adetsel olarak dikkate alınmalıdır. Çünkü rivayetlerde açıkça, insanın bu dönemde öğrendiklerinin diğer dönemlere göre daha kalıcı olduğundan söz edilmiştir. Gençlikteki edinimler taş üzerine kazınmış nakışlar gibi kalbe işlenir. İmam Musa b. Cafer (a.s) şöyle buyurur:

"Genç yaşta ilim öğrenen birisi, sanki bunu taş üstüne kazınmış gibi ruhuna işler." [2]

Genç yaşta öğrenilen şeylerin taş üstünde kazınmaya benzetilmesi, bu dönemde edinilen bilgi ve tecrübelerin kalıcılığının bir göstergesidir. Elbette bu benzetme çocukluk dönemi için de kullanılmış, fakat gençlikte ruhsal ve fiziksel kapasitenin daha yüksek oluşu, bu kalıcılığı ve yeteneği daha da arttırmıştır.

İnsanın gençlikteki yüksek kapasitesinin bir göstergesi de rivayetlerde oldukça çok bahsedilen Kuran-ı Kerim’in okunmasıdır. Bu eylem zahirde Kuran-ı Kerim'deki kelimelerin okunmasıdırfakat gerçekte bu kelimeler gencin ruhunda ve cisminde yer edinir ve kanına işler. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurur:

"Her iman sahibi genç Kuran okuduğunda, Kuran onun kanı ve etine işlemektedir." [3]

Bu yüksek kapasite ve kolay edinimden dolayı özellikle düşmanların dikkati bu kesim üzerindedir. Her daim Gençlik onların yıkıcı programlarının merkezinde yer almıştır. Diğer bir deyişle gençler, diğer kesimlerden daha çok tehlike altındadır ve bu da onların kolay edinim ve yüksek kapasitelerinden kaynaklanmaktadır.



Şiddetli Ruhsal Bunalımlar
 


Gençlik dönemi özelliklerinden bir diğeri de rivayetlerde bazen "cinnet" bazen de "sekr" olarak adlandırılan şiddetli ruhsal bunalımlardır. Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz (s.a.a) gençliği bir çeşit delilik olarak adlandırmıştır.[4] "Cinnet-Cünun" kelimesi Cin'den gelir ve örtmek-gizlemek anlamındadır. İşte bu gençlik sarhoşluğu ise düşünce ve ileriyi görme yetisini gençten alır, onu olumsuz davranışlara yönlendirir.

İmam Ali (a.s), sarhoşluk çeşitlerinden bahsederek, gençlik sarhoşluğunu, mal, güç, ilim, iltifat edilmeyi bekleme sarhoşluğuna benzeterek, bunları aklın ve iradenin zevaline neden olan ve de huzuru yok eden etkenler olarak görmüştür.[5] Bu tabirler, insan hayatının bu hassas evresinde ruhsal bunalımının şiddetini göstermektedir. Bilinmelidir ki, bu bunalım daha çok hormonsal değişiklikler ve cinsel dürtülerden kaynaklanmaktadır. Bu bunalımın dışa vurumu, gençlerin ölçüsüz ve nahoş davranışlarıyla gözlemlenebilir. Rivayetlerde bu hallerden "sebuh" ve "sekr" olarak söz edilmiştir. Diğer bir belirti ise aşırı uyku eğilimini beraberinde getirengencin ruhsal yorgunluğudur. Rivayetlerde bu konuya da değinilmiş ve aşırı uykunun kişinin ruhi durum ve yorgunluğuna bağlanmıştır. Ravi şöyle nakleder:

"İmam Cafer-i Sadık’a sordum: "Gecenin kısa olduğu yaz aylarında akşam namazını henüz gece yarısı olmamışken kılabilir miyiz? İmam (a.s) buyurdu: "Evet, ne kadar iyi bir fikir ve iyi bir uygulama, gençlerin uykuya karşı zaafı daha fazladır ve bende sana bunu önerip, öğütlüyorum." [6]

Aslında bu özellik, psikologlar ve eleştirmenlerinde ortak kanısıdır ve bu yüzden gençlik döneminden farklı isimlerle bahsedilmiştir. Amerikalı psikolog ve eğitimci Granville Stanley Hallbu dönemi baskı ve tufan olarak adlandırılırken, Fransız asıllı İsviçreli gelişimsel psikolog ve filozof Jean Piaget, gençliği kişilik devrimi ve içsel isyan olarak değerlendirmiş ve Lieven de, perişanlık olarak görmüştür. Hatta Platon ise konunun örneğini biraz daha canlı hale sokarakbu dönemi sarhoşluk”olarak adlandırmıştır. [7]

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta ise, bu özelliğin bu dönemin normal bir parçası olmasına rağmen yine de önlenmesi gerekliliğidir. Bir başka deyişle, bu ruhsal bunalımlar gençlik döneminde her ne kadar önlenemez olsa da gerektiği ölçüde kontrol altında tutulmaya çalışılmalı ve bu ateşin daha da alevlenmesinin önüne geçilmelidir. Maurice Debessebu konuyu şöyle değerlendirmişti:

"Bilinmelidir ki gençlik dönemi için en önemli konu bu heyecan ve isyankâr evredir. Bu ateşi asla söndürmemeliyiz çünkü bu, gencin zayıf ve güçsüz kalmasına neden olabilir. Belki onları akl-i selim ile doğru yola yönlendirmeliyiz." [8]

Bazı araştırmacılar, bu konudaki rivayetlere dayanarak şöyle yazmışlardır:

"Bu dönemi, insan yeteneklerinin eşsiz bir şekilde açığa çıktığı için gizli güçlerin patlaması olarak adlandırabiliriz. Aslında bu dönem, isteklerin doyumsuz olduğu bir dönemdir. Örneğin güzellik isteği, zevk alma isteği, kemale erme isteği, güç, kudret, ilim ve bilgelik isteği gibi. Genç bu dönemde yeteneklerinin ve insan gücünün açığa çıkmasıyla aynı fırtınada kalmış bir gemi gibidir ve bu yüzden bir türlü durulmaz ve sessizliğe kavuşamaz. Rivayetlerde bu durumdan “Gençlik Sarhoşluğu” olarak bahsedilmiş ve çaresinin bulunması gerektiği tavsiye edilmiştir." [9]

Gençlik dönemine ait bu geçici hal, özellikle de gençliğin ilk yıllarında, onu boş ve beyhude davranışlara yönlendirebilmekte ve bu yüzden bazen çocukça davranışlar yaptığı da gözlemlenmektedir. Aslında bu durum belli bir yere kadar normaldir ve hatta bu tür davranışları olmayan, olgun bireyler gibi hareketeden gençler diğer insanları hayrete dahi düşürebilmektedirler. Peygamber Efendimizin (s.a.a) buyurduğu gibi; Allah bile çocukça davranışları olmayan genç karşısında hayrete düşmektedir.

"Allah, ölçüsüz davranışı olmayan genç karşısında hayrete düşer." [10]

Diğer yandan, bu buhran ve bunalımlar, düşünce ve doğru karar verme yetisini gençten alır.Hatta oldukça basit ve süslenmiş bir reklam ile genci yanlış düşüncelere sürüklemek mümkündür. Elbette bu onların Allah’ı arayan saf ve temiz fıtratları ile ilgili değildir. Önemli olan ve yapılması gereken, İslam toplumunda kültürel ve eğitici uygulamaları üreten kişilerin gençler ile uygun dille konuşmaları ve kültürel uygulamaların zarafetine dikkat etmeleridir.



Din ve Maneviyata Eğilim



Rivayetlere göre gencin, Allah ile yakınlaşıp, yönelmekten kaçınmadığı gibi buna oldukça meyilli olduğu görülür. Dine yöneliş, gencin manevi eğilimlerinden birisi olduğu için bu dönemde diğer dönemlere nazaran dine daha fazla meyillidirler. Genç, maneviyat ve kemale ulaşma arayışındadır ve din de bu isteğe en iyi şekilde yanıt verdiğinden işin özünde genç, dini ve manevi konularaayrı bir sempati beslemektedir. Din, genci gerçek kemal ve güzellikle tanıştırmakta ve onun zarif ve temiz ruhunu, diğer varlıkların da yaratıcısı olan var olan en mükemmel varlık ile birleştirmektedir. Bu tanışma ve birleşme sayesinde, genç gerçek yer ve makamının farkına varır. Bu yüzden Kuran-ı Kerim ve rivayetlerde, gençlerin dini ve manevi isteklerini "hayır" olarak nitelemiş ve bunun büyüklerden daha çok olduğundan bahsetmişlerdir. Kuran-ı Kerim, Hz. Musa’nın (a.s) hikâyesini anlatırken şu noktaya değinmiştir; Musa'nın (a.s) tayfasında gençler, firavunun güç ve tehditlerinden korksalar da ona inanıp, onun yoluna gönül verdiler.

"Firavun ve kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi arasından bir gençlik grubu dışında hiç kimse Musa'ya inanmadı. Çünkü Firavun, o toprakta gerçekten çok üstündü ve gerçekten sınır tanımaz azgınlardan biriydi." [11]

İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurur:

"Gençleri (bul ve) anla, çünkü onlar iyiliklere daha meyillidirler." [12]

Başka bir rivayette Peygamber (s.a.a), gençlerle daha fazla ilgilenilmesini tavsiye ediyor, bu tavsiyenin sebebini de onların pak, temiz ve yumuşak kalpli olmalarına bağlıyor. Allah Resulü (s.a.a) peygamberliğin ilk günlerinden bahsederken, o günlerde ihtiyar ve yaşını almış bireylerin onun öğretilerine karşı çıktığını ama gençlerin kendisine biat ettiğini anlatır. [13]

İslam tarihi incelendiğinde karşımıza Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamlarının en sadık, sabırlı ve güçlü yaverlerinin bu gençler olduğunu görmekteyiz. Aşağıda bu konuyla alakalı bazı örnekler mevcuttur.

Musaibb.Umeyr, Mekke’nin soylu ve zengin gençlerinden biri olduğu gibi aynı zamanda iyi ve güzel ahlaka sahipti. O, Peygamberin (s.a.a) yanına geldi ve orada Allah Resulüne iman etti ama düşmanların eziyetinden dolayı imanını açıklamamayı tercih etti. Bir gün Osman b. Talha onu namaz kılarken gördü, bunun üzerine hemen Musaib’in annesine oğlunun Müslüman olduğunu haber verdi. Annesi ve akrabaları bu duruma çok sinirlendiler ve onu bir odaya hapsettiler, ama o imanından vazgeçmedi.[14] Bir gün Musaibb.Umeyr üstünde bir koç postu ile Resulullah'ın (s.a.a) yanına geldi.Peygamber (s.a.a) ona bakarak şöyle buyurdu;

"Allah'ın nuruyla aydınlanmış şu gence bakın!Ben onu ilk anne ve babası onu en iyi yiyeceklerle beslerken veen güzel giyeceklerle giydirirken gördüm, ama Allah ve Peygamberine olan yakınlık ve arkadaşlığı, onu gördüğünüz bu zor hayata mahkûm etti." [15]

Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilmiş:

"Biz Peygamberle (s.a.a) birlikte camide otururken, üzerindeki yün elbisesini hayvan postu ile yamamış bir halde Musaibb. Umeyr geldi. Peygamber (s.a.a) onu böyle görünce ağlamaya başladı vebu kişi nasıl olur da bundan önce rahatlık içerisinde yaşarken, şimdi bu kadar fakirleşti.dedi.Musaib b. Umeyr Mekke'nin en yakışıklı, uzun boylu ve heybetli bir genciydi, ailesi onu çokça severdi. Annesi en güzel ve zarif kıyafetleri ona hazırlardı. O, Mekke'nin en güzel kokan genciydi. Peygamber (s.a.a) onun durumundan hep söz eder ve şöyle buyururdu: "Mekke'de Musaib b. Umeyr’den daha güzel kokan, daha iyi giyinen ve nimetler içerisinde olan kimseyi görmedim." [16]

Bunakledilenlere göre o, tüm bu nimetleri bir kenara bırakıp, Allah Resulünün (s.a.a) en gözde yaverlerinden biri olmayı tercih etti.

İtabb. Useyd, Mekke'nin Müslümanlar tarafından fethinden sonraki ilk komutanıydı ve bu kutlu göreve "Emir" lakabıyla Peygamber (s.a.a) tarafından tayin edilmişti. Peygamberimiz (s.a.a) bu yirmibir yaşındaki gencin hükmünde şöyle yazmıştı:

"Seni hangi göreve getirdiğimi ve hangi kavime hükmedeceğini biliyor musun? Seni Allah'ın haremi ve Mekke’nin hâkim ve emiri seçtim, eğer Müslümanlar içinde senden daha layık birini bilseydim bu görevi ona verirdim"

İtabb. Useyd’inbu göreve atanması bazı yaşlıların gücenmesine neden oldu. Allah Resulü de bu konudan haberdar olunca halka hitaben bir mektup yazdı. Bu mektubundaİtab’ın olumlu özellik ve üstünlüklerini kaleme aldı ve halka şu nasihatte bulundu:

"Hiçbiriniz İtab b. Useyd'in genç olmasına itiraz etmeyin zira insanda faziletin göstergesi yaşta değil manevi fazilet ve manevi kemaldedir." [17]

Hazretin (s.a.a) bu cümlesi, gençlerinde manevi kemale sahip olabileceklerinin bir göstergesidir.

Usame b .Zeyd, Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından seçilen son komutandır. Allah Resulü (s.a.a) onun emirlerine uyma konusuna birçok kez vurgu yapmış ve ona karşı gelenleri lanetlemiştir. [18]

Dini eğilim, gençlerde öylesine güçlüdür ki bazen çok aşırıya kaçabilirler. Elbette bu durumdan hiç de hoşnut olmamak gerekir. Bilakis onun aşırıya kaçmasındanalı konulmasıicap eder zira aşırıya kaçmak şüphesiz insanoğlu için zarardan başka bir şey değildir. Özellikle bu dönemde bu daha da tehlikeli bir hal alabilir ve hatta kendisinin dinden çıkmasınadahi sebep olabilir. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurur:

"Gençliğimde çok şiddetli bir şekilde ibadet ile meşgul olurdum.Bu durumu gören babam, beni bu işten alı koydu ve şöyle buyurdu: Ey oğul! Kendini bu kadar zorlama, ruhi ve psikolojik itidal ve dengeni koru.ÇünküAllah, sevdiği kulunun az ibadetine de razıdır." [19]

Gençlerin dine eğilimleriyalnızca Allah sevgisi ve Onunla olan ilişkileriyle özetlenmemektedir. Gençler dini maarifi anlama kapasitesine sahiptirler işte bu yüzden rivayetlerde, gençlerin dini terbiye ve eğitimleri, ebeveynlerin ve eğitimcilerin en önemli görevlerinden sayılmıştır.

Gençlerin dine ve maneviyata olan eğilimleri farklı boyutlarda incelenebilir. Bir yandan bu konu; dinin, kişinin bireysel ve toplumsal hayatı ve kişiliğindeki etkisinden kaynaklanmaktadır. Din, kişinin kemale erme yeteneğini olgunlaştırdığı gibi, Allah’a bağlanma ile maneviyatla yol gösterici, görev ve rollerini açıklayıcıdır.İşte bu şekilde ona gerçek kimliğini kazandırmaktadır. Diğer yandan da dindarlık, genci yanlış davranışlardan alı koyup, uzaklaştırır ve ruhuna paklık, letafet ve saflık kazandırır. Bunlara ilave olarak dindarlık, kişiye yetenek ve akli kapasitesinden faydalanma imkânı sağlar. Böylece genci durağanlık yerine gençlik ruhuna uygun olan aktif hayata yöneltir.

Diğer bir yandan gencin ruhu, dini meseleler için en yüksek yeti ve hazırlığa sahiptir. Rivayetlerde bu durumdan "Taş kalplilik" karşısında "Ruhani letafet" ile söz edilmiştir.[20] Gencin ruhu letafet, paklık ve yumuşaklığa sahiptir. Ama zaman geçtikçe değişen hal ve hareketler, arzular, halet-i ruhiye hali ve diğer birçok özellik ile bu durum tersine dönerek katı yürekliliğe çevrilebilir ve sonuç olarak da dine eğilim yerini dinden kaçışa bırakabilir.

Sonuç olarak, gencin dine yönelmesinin nedenini hakikati arayan fıtratının dışında dinin genç için mutluluk verici neticelerinde de aramak gerekmektedir. Genç;az bilgi, akıl ve tecrübeye sahip olduğuçocukluk döneminin aksine bu dönemde olayları algılayabilmekte ve dine ilgi göstermektedir. Psikologlarda, dine eğilimi gençliğin özelliklerinden biri olarak kabul etmektedirler. G. Stanley Hall, onaltı yaşında dini duyguların maksimuma ulaştığına inanmaktadır. Jean Piagetde gençlik döneminde dini meselelerin daha önemli olduğu ve hayat tarzına yansıdığına inanır. Ama gençlerin bu dini duyguları ve arayışlarını zararsız sanmamak da gerekir. Özellikle gencin, gençlik evresi başlangıcında şiddetli bunalım ve ruhsal çatışmalar yaşadığını göz önünde tutulursa.Gencin din ve hak adını kullanıp, fakat haktan bihaber olan gruplara yönelmesinin daha kolay olduğunu geçmişte ve günümüzde örneklerle müşahede etmekteyiz. Aşağıdaki olay da bunun bir misalidir.

Tabari ve İbn-i Esir başta olmak üzere Ehl-i Sünnet tarih yazarları şöyle nakletmişler:

"Hak ve batılın gerçek karşılaşması olarak adlandırılan Sıffin savaşı sırasında Muaviye b. Ebu Süfyan’nın ordusundan bir genç savaş meydanına çıkarak, şöyle bağırmaya başladı. "Bize haberi geldi, sizin komutanınız Ali, Osman'ı öldürmüş." Ardından Hz. Ali'nin (a.s) ordusuna saldırdı. Haşim Rigal gence yaklaştı ve ona anlayacağı yumuşak bir dille nasihatlerde bulundu.Bu ikili arasında geçen konuşma sırasında gencin, Hz. Ali'nin (a.s) Üçüncü Halife Osman b. Affan'ı katletmesi dışında hiç namaz kılmadığına ve kâfir olduğuna da inandığını fark etti. Haşim Rigal’in açıklayıcı konuşmaları, genci kendine getirdi, tövbe etti ve hak ordusu saflarına geçti." [21]

Bu olay, gençlerin yanlış inanışlara ne denli çabuk sapabildiklerini gösterdiği gibi, onlar ile samimi ve uygun dilde konuştuğumuzda da, bu yanlışları düzeltebileceğimizi bizlere göstermektedir.



Fiziksel Güç ile Dolu Genç



Kuran-ı Kerim'de gençlik döneminin, fiziksel olarak güçlü olma özelliğinden söz edilmiştir. Buna karşılık çocukluk ve yaşlılıktan ise zayıflık dönemi olarak bahsetmiştir.[22] Gençlikte insanın fiziksel güç ve enerjisi pekişerek maksimum düzeye ulaşmakta, bu dönemde tüm dürtüler harekete geçmekte ve bu yüzden yüksek güç ve bedensel mukavemet ortaya çıkmaktadır. Defalarca şahit olmuşuzdur, genç bazen hiçbir şeyi hesaba katmadan güç gösterisine başlayabilmektedir. Bu yüksek enerji ve gücün belirtilerini toplumsal faaliyetlere katılarak, cihat ederek, sportif aktiviteler ve iktisadi faaliyetlere katılımda da görebiliriz. Din önderlerininsözlerinde de bu konulara işaretler edildiği görebiliriz. Örneğin Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s) bazen gençlik anılarından bazen de spor müsabakalarına katıldıklarından bahsetmektedirler. İmam Muhammed Bakır’ın(a.s) şerh-i halinden şöyle aktarılmıştır:

"O Hazret (a.s) gençliğinde Medine halkı tarafındandüzenlenen okçuluk yarışmaları katılıyordu ve Hazret de (a.s) katıldığı bu müsabakalarda iyi derecelere imza atıyordu, gerçi daha sonraları (ihtiyarlık bedene hâkim olunca) bu sporu bıraktı." [23]

Fiziksel yüksek güç ve gencin bunu açığa çıkarma çabası, bir nevi fiziksel yeteneklerin olgunlaşması anlamına gelir. Fakat bu hiçbir zaman yüksek ruhsal güç anlamına gelmemektedir. Gerçi genç ruhi ve psikolojik olarak çocukluk evresine nazaran daha yüksek bir kapasiteye sahiptir, bu yüzden de öncelikle bu fiziksel gücü doğru şekilde kullanmaya yönlendirmek ve daha sonrada onların ruhsal doyuma ulaşmalarına yardımcı olmak gerekmektedir.

Rivayete göre bir gün Peygamber Efendimiz (a.s) halter yarışması yapan bir grup gencin yanından geçiyordu. Aralarında güçlü bir genç, diğerlerinin şampiyonlar taşı olarak adlandırdığı büyükçe bir taşı yerden kaldırıyordu. Herkes gencin bu yaptığını hayretle izliyordu. Allah'ın Elçisi (s.a.a) o gençlerin arasına katılarak bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu:

"Şampiyonlar taşını kaldıran bu gençten daha güçlüsü, kendisine kötü söz söylendiğinde buna tahammül edebilen ve intikam isteyen nefsine galip gelendir. Hem kendi şeytanını, hem de küfür edenin şeytanını yenendir." [24]

Başka bir rivayette de Peygamber Efendimiz (s.a.a) kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamak için çalışan genci takdir ederek, bunu Allah'ın ibadeti olarak nitelendirmektedir.[25] Açıktır ki bu gibi tavsiyeler gençliğin bu özelliğine yön vermek içindir.



Gencin Akli ve İdraki Yetenekleri



İnsanın zekâ, akıl ve idraki yetenekleri gençlik döneminde faaliyete geçer ve daha da olgunlaşır.

Genç bundan önceki döneminde yani çocukluk evresinde, söylenenlere hemen inanıp, onları ezberleyen bir kişi iken ergenlik ile gençliğeadım attığında olayları analiz etme yeteneğini kazanır. Bu yüzden, kişiye dini meseleleri ve helal-haram ilişkisini öğretmek için en iyi fırsat bu dönemdir. Bastani bu konuyla ilgili olan rivayetlere dayanarak şunları yazmıştır:

"Onsekiz yaşın akli ve zekâ becerileri, bizim buluğ çağının gelişimdeki öneminin farkına varmamızı sağlıyor. Bu dönem aklın gelişmesinin son evresi sayılmaktadır." [26]

Elbette unutmamak gerekir ki bazı rivayetlerde aklın gelişimi 21 ve 28 yaş olarak değerlendirilmiştir. Örneğin İmam Cafer-i Sadık'tan (a.s) gelen bir rivayet şu şekildedir:

"Çocuğun süt dişleri yedi yaşında dökülür ve o çocuk dokuz yaşında namaza çağırılmalıdır. On yaşında çocukların yatakları birbirinden ayrılmalıdır. Yirmibir yaşında boyu son noktaya ulaşmakta ve yirmisekiz yaşında akli gelişimi tamamlanmaktadır, artık bundan sonra tecrübeler ve ilmi birikimler artar." [27]

Elbette yirmisekiz yaşından sonra da aklın gelişmesi konusunda bazı dönemlere işaret edilmiştir mesela 33 yaş, 35 yaş, 40 yaş ve son olarak da 65 yaş ama araştırmacılara göre bunlar aklın kemale erip, pişmesi içindir yani gelişmesi için değil.[28]

Masumların gençlere fikir danışmak ve onlara nispi sorumluluklar verilmek suretiyle onları sorumlu tutmak ve ilim edinmelerine yönelik tavsiyeleri bu önemli konuya işaret eder. İmam Ali (a.s) gençlerin keskin zekâlarını yaşlılardan daha önde görmekte ve onların da fikirlerinin alınmasını tavsiye ederek şöyle buyuruyor:

"Ne zaman fikir danışmaya ihtiyaç duyarsan önce onu gençlere götür ki, onlar kıvrak zekâları ile ona hemen çözüm bulsunlar.Sonra yaşlılara götür ki onu etraflıca değerlendirsinler. Çünkü yaşlıların deneyim ve tecrübeleri daha fazladır." [29]

Konumuzun başında gençlik hakkında yaptığımız açıklamadada bahsettiğimiz gibi bu evre buluğ çağındankırk yaşına kadar olan bir süreçtir.Mezkûr rivayetler bu dönemde gencin akli yetilerinin geliştiğinin birer göstergesidir. Elbette bu yavaş bir süreçtir ve yaş ilerledikçe artmaktadır.

Gençliğin bu özelliği birçok bilim adamının da dikkatini çekmektedir. Alman filozof ve araştırmacı Albert Schweitzer bu dönemi "Aklın gelişmesi" olarak değerlendirirken Sociedad ise "Çocukluktan çıkış ve akıl tahtına oturmak" olarak görmektedir. Amerikalı psikolog Lawrence Kohlberg, "Aklın olgunlaşması" olarak adlandırdığı bu dönemi psikolog ve eğitimci olan Morris Debs ise "Düşünce ufkunun hızlı gelişmesi" olarak yorumlar. [30]



Genç ve Yetersiz Bilgi, Birikim



Gencin aklının olgunlaşıp kemale ermesi, onun çok bilgiye sahip olduğu anlamına gelmez. Gençlik dönemine giriş, bilgi edinme olanağının daha çok oluşması anlamına gelir. Çocukluk dönemine nazarangençlikte döneminde daha fazla bilgiye sahiptir.Ama yinede bilgi konusunda fakirdir. Bu durum özellikle gençliğin ilk döneminde oldukça hissedilir. Allah Resulü ve Masum İmamlarımızdan gelen rivayetlerde gencin bilgisinin az olduğuna değinilmiştir. Bu yüzden cehaletleri, yoldan sapmaları ve hataları kabul edilebilir, mazur görülebilir. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

"Gençlerin bilgisizliği mazur görülmüş, bilgi ve deneyimlerinin azlığı bilinmiştir." [31]

Ayrıca gençlerin yoldan sapmış gruplardan kolay etkilenmeleri de bu özelliğin göstergesidir.[32] Zira eğer yeterli bilgiye sahip olsalardı bu gibi gruplardan etkilenmezdi.

Denebilir ki bu etkilenme önceki özellikle uyumlu değildir. Çünkü bundan önceki özellik gencin zihinsel gelişiminden bahsetmekteydi. Bu durumda bu özellik ile münharif gruplardan çabuk etkilenme özelliği nasıl bir arada olabilir? Bu sorunun cevabını görüleceği üzere önceki satırlarda verdik. Gencin yüksek akli kapasitesi ilegerekli bilgiler verildiğinde, kişi bu verileri anlayabilir, işleyebilir.Burada önemli olan bu bilgilerin doğru ve ruhi durumuna uygun olarak verilmesidir.Bu gruplar zayıf analizleri ve özel yöntemleri ile yanlış bilgileri gençlere sunmaktadırlar ve eğer genç doğru bilgiye sahip değilse, doğru ve yanlışı ayırt edemiyorsa, elbette ki iyi ve kötüyü ayıramayacak, dolayısıyla da doğru yoldan sapacaktır. İmam Zeynel Abidin, Emevi hanedanlığı tarafından aklı çelinmiş âlimlerindenbiri olan Muhammed b. Müslim Zühri'ye yazdığı mektupta gençlerin az bilgisine işaret ederek bunu onun yoldan sapmasının nedeni olarak saymıştır. İmam Zühri'ye şunları yazmıştır:

"Senin gibi yaşlı, ölümü yaklaşan bilgili insanlar böylesine dünyaya kanarlarsa yaşı genç, az bilgisi olan gençler nasıl dünyanın şerrinden korunacaklar?" [33]

Gencin konumuna dikkat edecek olursak bu iki rivayetteki farkı, gençliğin başlama zamanına bağlayabiliriz. Yani gençlerin akli yetileri o dönemde oluşmaya başlasa da, daha henüz gerekli yüksek seviyeye ulaşmamıştır. Doğru bilgi, görüş ve deneyimler ile olgunlaşma olanakları zamanlaoluşacaktır. Akli olgunluk nispi bir durumdur ve eğer bu durumu gençliğin başlangıç ve sonunda mukayese edilirse, gençliğin başındaki az bilgi ve cehaletin farkına varabiliriz. Tabi ki aklın olgunlaşmasından söz etmek son derece ciddi ve önemli bir meseledir ve üzerinde çokça düşünülmesi gerekmektedir. İmam Zeynel Abidin'in (a.s) daha önce akli yeteneklerinden bahsettiklerimiz ile ve İmam Sadık'ın (a.s) akli olgunlaşmanın yirmi sekiz yaşta tamamlanmasını söylemesi çakışsa da bu çelişkiyi şöyle açıklayabiliriz: İmam Zeynel Abidin’in (a.s) kastettiği, gençliğin ilk yıllarındaki zayıflıktır iken, akıldan kastedilen deneysel akıldır ki bu yaşlarda gencin deneyim ve tecrübeleri oldukça azdır.


 

 Alınganlık ve Hassasiyet



Gençlik döneminde birey, fiziksel ve hatta akli olgunluğa sahiptir ama psikolojik açıdan kırılgan ve hassastır.Bu özellikle gençlik döneminin başlangıcında kendini daha çok belli eder ve en ufak muhalefet ve serzenişe tahammül gösteremezler. Genç, rahatsız edilmekten aslahoşlanmaz ve az önce de belirttiğimiz gibi son derece kırılgandır. İşte bu yüzden genç ile olan konuşma ve davranışlarda onu kırmamaya dikkat etmek gerekir. Gençlik yıllarının başında kişi, bağımsız bir birey olma çabasındayken bu halet-i ruhiye daha belirgindir. Zaman ilerledikçe kişi bağımsızlığını kazanıp, dürtüleri yatıştıkça yani hamlıktan kurtulup, pişmeye başladıkça bu hassasiyet de azalmaya başlar. Elbette bazen batı dünyasınıngözüyle bu evre değerlendirildiğinde, bu olay haddinden fazla abartılmakta ve gençlik dönemini tam manasıyla hassasiyet ve kırılganlık dönemi olarak nitelemektedirler.Hâlbukiöncelikle, insanın huy ve ruhsal durumu, bunların dışa vurumu çevresel etkenlere bağlıdır.Bu yüzden farklı kültürel, ekonomik, toplumsal, ailevi ve siyasi etkenlere sahip olan batı gençliği için söylenenleri İslam toplumunda yetişen bir genç için söylemek doğru olamaz. [34]

 

Öte yandan, tüm gençlerde aynı oranda vuku bulmayan kişinin bu dönemdeki duygusal ve ruhsal bunalımını kesin bir özellik olarak görmemek gerekmektedir. Diğer bir deyişle, gencin kırılganlığı genetik ve zati değildir dürtülere bağlıdır. Rivayetler incelendiğindeşu noktaya varabiliriz, az veya çok her insan için geçerli olan insanın gençliğimdeki hal ve davranışlarından biri hassasiyet ve kırılganlıktır. Bu konu dini önderlerin kelamında olduğu gibi gençler ile olan davranışlarında da görülmektedir. İmam Ali (a.s) bir hadiste şöyle buyurmuş:

"Ne zaman bir çocuğuazarlarsan onunbazı yaptığı hataları görmemezlikten gel.Aksitakdirde düşmanlık ve inadına sebep olursun." [35]

Gence uygulanacak şiddet ve ağır cezalar, onu öyle davranışlara sevk edecektir ki, bu aile için daha zahmetlive meşakkatli olacaktır.Bunun şiddeti onun kırılgan, duygusal ve ruhiyapısına bağlıdır. İlerleyen bölümlerde dini metinleri irdeleyip, gençlerin hataları ile nasıl baş edileceğinden bahsederken bu noktayı da ispatlayacağız. Bu dönemde birçok olumsuz davranışın ana nedeni ruhi ve duygusal bocalama ve başta ebeveynler olmak üzere eğitimcilerin gençler ile uygun bir diyalog ortamı kuramamalarından kaynaklanmaktadır.



Güzellik Arayışı ve Güzel Olma Arzusu



Gençlik döneminin bir diğer özelliği de hiç şüphesiz güzel olma isteğidir. Genç güzelliği sever ve bu yüzden hem kendisi güzel göstermek ister, hem de tüm güzelliklerigörmek. İnsan vücudunun gelişimi ve olgunlaşması vede her iki cinsin cazibesi ile cinsel bulguları göz önünde tuttuğumuzda güzellik arayışı bu gelişim evresinde en uç noktaya ulaşmaktadır. Bu konu, gençler için her ne kadar bazen yoldan sapmalara da neden olsa, her şeyin merkezi haline geliyor. Bu içgüdü ve dürtüye doğru ilgiyi göstermek ve onu doğru yöne yönlendirme konusunda dini önderlerimizin bir hayli tavsiyeleri bulunmaktadır.Bu konu Masumların (a.s) rivayetlerinde şöyle geçmektedir:

"Kısa saç, genç için ıstırap, yaşlı için saygı ve ağırlıktır." [36]

Bu rivayete eğer azıcık dikkat edecek olursak, güzelliği arama özelliğine vede bizim bu dürtü karşısındaki görevlerimizden söz ettiğini fark edebiliriz.

Gençleri, yaşça ilerlemiş kişilerin beğendiği ve onlara yakışan modellere zorlamak onların isteklerini yok saymaktır. Bu konu tek başına dahi onların kişiliğine ciddi zararlar vermekte ve bu yüzden rivayetlerde işkence" olarak nitelendirilmektedir.

Ebeveynler, büyükler ve eğitmenler, gencin bu özelliklerini değerlendirerek onu Allah’ın halis kulları olma yolunda yetiştirebilirler. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Allah nezdinde en sevilen kul, güzel yüzlü gençtir. (Çünkü onlar) Gençlik ve güzelliklerini Allah'a itaat etme yolunda kullanır. O, öyle bir kişidir ki Allah meleklerine onunla ilgili şöyle der: "Bu benim gerçek kulumdur!" [37]


 

Birey Olma ve Sorumluluk Alma İsteği



Psikologların kendi kaleme aldıkları eserlerde önemle vurguladıkları gençlik özelliği, bağımsızlık arzusu ve birey olma isteğidir. Gençlik dönemi çocukluğun aksine aileye bağımlılığın azaldığı ve artık kişinin kendi yeteneklerine güvenerek birey olmak istediği bir dönemdir. Çocukluk dönemi, kişinin farkında olmadan hayali bir dünyada hüküm sürdüğü bir evredir. Öte yandan o dönemde fiziksel ihtiyaçlar konusunda şiddetle aileye de muhtaçtır. Çocuk büyüdükçe bu durumda azalma olsa da yine aileye karşı teslim ve itaatkârdır. Ama gençliğin başlaması ve bundan önceki özelliklerin açığa çıkmasıyla genç yavaş yavaş ve bilinçli bir şekilde kendine yeni bir dünya oluşturmakta ve bu senaryonun başrolünde de kendisi oynamaktadır.Artık kendisini aileden ayrı görmekte ve kendine oy, eleştiri hakkı ve güç tanımaktadır. O artık başkalarının emri altında olmak istememektedir. O artık kendini bağımsız bir kişi olarak görür ve başkalarının da onu kendi ayakları üstünde durabilen, kendi kendine kararlar alabilen birisi olarak görmesini ister.

 

Genç, bunu sürekli olarak başkalarına gösterme çabasındadır artık ve o yüzden rekabet ortamında kendisinden yaşça büyükolanların önüne geçmek arzusu ile kendini toplumsal olaylara katmaktadır. İşin özü aslında, işbirliği isteme ve herhangi bir konuda sorumluluk alma özelliğine yöneliktir.Zira işbirliği kişiye dini, siyasi, toplumsal olaylarda rol ve görev vermek anlamına gelmektedir.İslami rivayetlerde bu özelliğe ne denli önem verilmiş olduğu ama ona belli bir çizginin degösterilmiş olduğu görülmektedir. Bu konuda İslam kaynakları "vezir" tabirini kullanılmıştır. İslami metinlere göre gençlik dönemi vezirlik dönemidir. Hiç şüphesiz vezirin yetkileri tam değildir ve o devleti yönetene bağlıdır.[38] Bilindiği gibi Vezir, kendiişlerinde özgür olsa da, devletin genel kaide ve kurallarına uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Genç, fiziksel olarak birçok şeye güç yetirebilme kapasitesine sahip olmasının yanında şehvet ve içgüdüler ile de doludur. Tüm bunlar bir arada bulunurken şüphe yok ki, tecrübesizlik onu her an saltanatından edebilir.O yüzden gencin birey olma arzusuna zarar vermeden onu kurallara bağlı kalacak şekilde yetiştirmek en doğru hareket olacaktır.

 


Yumuşak Kalplilik ve Esneklik



Metinlerde bahsedilen gençlik dönemine dair özelliklerinden biri de yumuşak kalplilik ve esnekliktir. Gencin yaşı itibariyle yaşadığı sayılı yıllar sebebiyle maddi âleme bağlılığı azdır. İster maddi ister gayri, dünyevi şeylerebağlanmak insanın kişiliğine ait özel durumlardanbirisidir. Özelliklede eğer bu bağlılıklar haddi aşıp, aşırıya kaçar ve kişinin hususiyet ve sıfatlarına sirayet ederse, bu bağlılığın neticesi kendi bildiklerinde diretmek ve olayları kalbine yerleşmiş bu bağlılıklara uygun olarak yorumlamak olacaktır. Hal böyle olunca da, kendincebu duruma uygun olmayan hiçbir şeyi kabul etmeyecektir. Birçok kişi dünyevi bağlılıklar yüzünden hak ve hakikati kabullenmemiş ve yoldan sapmışlardır. Tarih bunların örnekleriyle doludur. Başka bir deyişle, insanın bağlılıkları ne kadar az ise gerçek ve hakikati kabullenmesi de o kadar kolay ve çabuk olacaktır ve genç de bu nimete sahiptir. Bu nedenle gençlerde pişmanlık, affetmek, düşmanlık ve kin gütmemek yaşlılardan daha fazladır. İşte kalpte olan bu güzel özellikten dolayı gençler hayra daha çabuk yönelirler.

Gencin yumuşak kalpli oluşu Kuran-ı Kerim ayetlerinden de anlaşılabilir.Kur’an, Yusuf (a.s) ve kardeşlerinin hikâyesinde, Onun kardeşlerinin babaları ve ona karşı günah işleyip, kuyuya attıkları Yusuf (a.s) ile yüzleşmelerini anlatıyor. Onlar yaptıklarından pişman olduklarından babaları Hz.Yakub’un(a.s) yanına gelirler, babaları onlara şöyle der:

"Dedi: "Rabbimden sizin için af dileyeceğim. Çok affedicidir O, çok merhametlidir!" [39]

Ama aynı kardeşleri Yusuf'a geldiklerinde Hazret (a.s) onlara şöyle buyurdu:

"Yusuf dedi: "Bugün azarlanmayacaksınız. Allah sizi affeder. O, rahmet edenlerin en merhametlisidir." [40]

Yusuf ve babasının kelamındaki fark, Yusuf’un onları hemen af ediyor olması ama babalarının yakında sizin için af dileyeceğim demiş olmasıdır. Bu iki davranış genç Yusuf (a.s) ve yaşlı Yakub'un (a.s) kişiliğinin farklı olduğunu göstermektedir. İsmail b.Fazıl derki:

"İmam Sadık'tan Yusuf (a.s) ve babasının söylemlerininneden farklı olduğunu sordum. İmamın (a.s) yanıtlarından birisi şöyleydi:

"Gencin kalbi yaşlıdan daha yumuşaktır." [41]



Gencin Arzu ve Hayalleri



Ergen ve gençler, hayal dünyasınınbirer vatandaşlarıdırlar. Bu durum belli bir yere kadar normaldir. Zira hayaller gençler için bir tür tatmin edici etkiye sahiptir. Söylendiği gibi eğlencenin hayali, eğlencenin yarısıdır. Hayal dünyasında seyretmek ve uçmak ruhsal bir zevk vermektedir. Geçici de olsa bu hayaller genci geleceğe yönelik istekli ve azimli bir birey yapar ve bu yüzden hayaller belli bir ölçüde insan gelişiminin vazgeçilmez bir parçası, unsurudur ve onun harekete geçmesini sağlamaktadır. Öyle ki Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Hayal benim ümmetim için rahmettir, eğer hayaller olmasaydı hiçbir anne evladını emzirmez, hiçbir bahçıvan ağaç dikemezdi." [42]

Ama öte yandan genci birçok tehlikelerin içine düşüren, olmayacak, uzun ve uzak, mantıksız hayallerden de uzak durmak icap etmektedir. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

"Uzak hayaller peşinde koşan, kendi eylemlerini zayi etmiştir." [43]

İşte bu yüzden Allah Resulü Muhammed Mustafa (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:

"Ne kadar kötüdür uzak ve uzun hayalleri olan bir genç ve başkalarına emir ve yasaklar yağdıran bir ihtiyar." [44]

 




Dr. Muhammed Ali Hacıdehabadi




[1] Nehcul Belaga, s. 297
[2] Meclisi, Muhammed Bakır, BiharulEnvar, C. 1, S. 222, 6. rivayet
[3] Kuleyni, Muhammed b. Yâkup b. İshak, El Kafi, C. 2, S. 603
[4] Reyşehri, Muhammed, Hikmet Name-i Cevan, S. 32
[5] Amedi, Abdulvahid, Gurerul Hikem, C. 6, S. 425
[6] Hurr-i Amuli, Muhammed bin Hasan, VesailuşŞi’a, C.3, S.184
[7] III. Eğitim ve Öğretim Sempozyumu Makaleler, Gençlik ve Çocuklarda Terbiyenin Yeri, S. 78
[8] Felsefi, Muhammed Taki, Felsefi Deyişler, Akıl ve Duygularda Gençlik, S. 78
[9] İslam Kaynaklarında Gelişim Psikolojisi, Komisyon, C. 2, S. 1185
[10] Heysemi, Ali b. Ebi Bekir, MecmuezZevaid ve MenbeulFevaid, C. 10, S. 280
[11] Yunus/83
[12] Kuleyni, Muhammed b. Yâkup b. İshak, El Kafi, C. 8, S. 93
[13] FeridTenekabuni, Murtaza, El Hadis, C. 1, S. 349
[14] Reyşehri, Muhammed, Hikmet Name-i Cevan, S. 430-431
[15] Verram, ez ZahidEbulHuseyn, TenbihulHavatir ve NezhetunNevazir, C. 1, S. 154, Muhammed Reyşehri’nin aktarımıyla, Hikmet Name-i Cevan, S. 431
[16] Hakim-i Nişaburi, El Mustedreka’lalSahihayn, C. 3, S. 221, Muhammed Reyşehri’nin aktarımıyla, Hikmet Name-i Cevan, S. 431
[17] ‘Leyselekberhuvelafzel, belilafzelhuvelekber’ Meclisi, Muhammed Bakır, BiharulEnvar, C. 21, S. 124
[18] Daha fazla bilgi için bkz. Pour Emini, Muhammed Bakır, Peygamberin Gözüyle Gençler
[19] Kuleyni, Muhammed b. Yâkup b. İshak, El Kafi, C. 2, S. 87
[20] Saduk, Muhammed bin Ali, İ’lalişŞerae, S.54.
Bu rivayette İmam Cafer-i Sadık (as), İsmail b. Fazl-i Haşimi’nin“Neden Hz. Yusuf (as) kardeşlerini hemen affederken, Hz. Yakub (as) çok sonraları bağışlamıştır?” sorusuna şöyle cevap verir; “Çünkü gencin kalbi yaşlıya nazaran daha yumuşaktır.”
[21] Taberi, TarihulUmmvel Memluk, C. 4, S. 28
[22] “Allah O’dur ki, sizi bir güçsüzlükten yarattı. Sonra o güçsüzlüğün arkasından bir kuvvet oluşturdu. Sonra o kuvvetin arkasından bir güçsüzlük ve ihtiyarlığa vücut verdi. Dilediğini yaratır. Alîm’dir O, Kadîr’dir.” Rum/54
[23] Meclisi, Muhammed Bakır, BiharulEnvar, C. 46, S.307
[24] Verram, ez ZahidEbulHuseyn, TenbihulHavatir ve NezhetunNevazir, C. 2, S. 10, Muhammed Reyşehri’nin aktarımıyla, Hikmet Name-i Cevan, S. 431
[25] Beyhaki, Ahmed b. Huseyn, Es Sunen-i Kubra, C. 7, S. 479
[26] Bastani, İslam ve Psikoloji, S. 120
[27] Hurr-i Amuli, Muhammed bin Hasan, VesailuşŞi’a, C.19, S.364, 24770. rivayet
[28] Bastani, İslam ve Psikoloji, S. 122
[29] İbn-i EbilHadid, Nehcul Belaga Şerhi, C. 2, S. 338
[30] III. Eğitim ve Öğretim Sempozyumu Makaleler, Gençlik ve Çocuklarda Terbiyenin Yeri, S. 104
[31] Amedi, Abdulvahid, Gurerul Hikem, C. 1, S. 372
[32] Kuleyni, Muhammed b. Yâkup b. İshak, El Kafi, C. 6, S. 47
[33] Meclisi, Muhammed Bakır, BiharulEnvar, C. 75, S.134
[34] Latif Abadi, Hüseyin; Ergen ve Gençlere Uygulamalı Gelişim Psikolojisi, C. 2, S.180
[35] İbn-i EbilHadid, Nehcul Belaga Şerhi, C. 2, S. 333
[36] Serair, İbn-i İdris el Hilli, C. 2, S. 640
[37] Mutteki Hindi, Ali b. Hisameddin, KenzulA’mal, C. 15, S. 785
[38] Bastani, İslam ve Psikoloji, S. 114
[39] Yusuf/98
[40] Yusuf/92
[41] Saduk, Muhammed bin Ali, İ’lalişŞerae, C. 1, S. 54
[42] Meclisi, Muhammed Bakır, BiharulEnvar, C. 84, S. 173
[43] Meclisi, Muhammed Bakır, BiharulEnvar, C. 70, S. 166
[44] Meclisi, Muhammed Bakır, BiharulEnvar, C. 70, S. 166

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler