11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
07:58
12-06-2017
  

Goethe ve Hz. Muhammed "Batılı Yazarın Doğu Divanı"

Batı Dünyası'nın gelmiş geçmiş en büyük edibi olarak kabul edilen J.W. Goethe (1749-1832), 'İnsanlık her şeyini Hz. Muhammed'e borçludur' derken, hem kendi çağdaşlarını, hem de XX. yüzyılın Avrupa'sını hayrette bırakıyordu.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Yüzyıllar boyunca Batı Dünyası'nın İslam algısı, oldukça tartışmalı ve çetrefilli bir alan olarak karşımıza çıkmıştır. Bunun sebebi ise; toplumsal olarak Batılı halkların, İslam Dini'ni "Öz İslam" gerçekliğiyle bağlantılı bir şekilde tanıyamamış olduğu söylenebilir. Fakat bireysel açıdan Batı’da da İslam medeniyetiyle doğru bir ilişki kurabilmiş şahsiyetlerin olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bu ilişkiyi kurabilmiş kişilerden birisi de hiç şüphe yok ki ünlü Alman edebiyatçısı J.W. Goethe’dir.

 

Oldukça hareketli bir hayatı olan bu Alman şairinin İslam ve son peygamber Hz. Muhammed ile tanışması da bir çok yaşadığı deneyimden sonra olmuştur ve sonunda "Batılı Yazarın Doğu Divanı" adlı eser sona gelmiştir.

 

Peki, Kimdir Goethe?

 

Goethe, 28 ağustos 1749 da Frankfurt'da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765 de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg'da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder'le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775 de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782 de von unvanını aldı.


1786 da Roma'ya giderek güzel sanatlar alanında incelemeler yaptı. Sicilya'da ise -ilginçtir- botanikle ilgilendi. Almanya'ya dönüşünden sonra evlendi Goethe. Doğan beş çocuğundan sadece birisini yaşatabildiler. Bu sıralarda Jena kentinde ikamet ediyordu ve Schiller'le de burada tanıştı. Yaklaşık on yıl süren dostlukları sırasında, iki yazar olumlu anlamda birbirini her yönden etkilediler. Siyasi karışıklar ve toplumsal patlamalara, 1805 de Schiller'in ölümü de eklenince çok sarsılan Goethe, Jena'dan ayrıldı. Yaşı da hayli ilerlemişti, köşesine çekildi; yazdı, durmadan yazdı ve hayatının en üretken dönemini geçirdi. 22 Mart 1832 de Weimar da öldü.

 

Goethe ve Kur’ân-ı Kerîm

 

Bir Hıristiyan olarak Goethe’nin Kur’ân-ı Kerîm’le olan ilişkisi ise oldukça dikkat çekicidir. Bilindiği gibi Hıristiyan dünyası, Kitab-ı Mukaddes dışında bir kutsal kitabın var olamayacağını, asırlar boyunca şiddetli bir şekilde iddia etmiştir. Fakat Kur’ân’ı ayrıntılı bir şekilde inceleyen ve Divan’ında da çeşitli ayetlerden alıntılar yapan Goethe, Kur’ân-ı Kerîm’in beşeri bir kitap olamayacağını açık bir şekilde belirtmektedir. Ayrıca Kur’ân’ı, derin bir alaka duyduğu Hz. Peygember’in ruhunun aynası olarak kabul etmekte ve Kur’ân’ın, ilk indirildiği devirden itibaren herhangi bir değişikliğe uğramamış olması üzerinde de önemle durmaktadır.

 

Goethe ve Peygamber Efendimiz (saa)

 

Diğer başlıkların aksine Goethe’nin Hz. Peygamber’e bakışında ise bir kararsızlık veya arayış değil, net bir olumlu tavır göze çarpmaktadır. Doğu Batı Divanı’nın çeşitli yerlerinde O’ndan büyük bir muhabbetle bahseden Goethe’nin, Hz. Peygamber’i anlatan bir dram üzerinde çalıştığı fakat bitiremediği de bilinmektedir. Bu dramdan bugün elimizde olan parçalarda ise Goethe, Hz. Peygamber’i ıssız bir çölde Allah’ı arayan bir dahi olarak göstermektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in bir manevi önder olarak gösterildiği satırlara da yine bu şiirlerde tesadüf edilmektedir.

 

Goethe’nin Hz. Peygamber’e yönelik bu olumlu düşünceleri, (her ne kadar İslamî perspektifle uyuşmazlıklar gösterse de) yaşadığı devir göz önünde bulundurulduğunda oldukça önemlidir. Zira o dönemde Batı dünyasında Hz. Peygamber, aşırı derecede olumsuz yönler atfedilerek lanse edilen bir imge durumundadır. Bunun karşısında Goethe’nin bu olumlu yaklaşımı, ayrı bir değer kazanmaktadır.

 

Goethe'nin Hz. Nebi'ye yazdığı şiir

 

Sevinç sevinç berrak

Ve yıldız yıldız parlak

Bir dağ pınarı

Üstünde beyaz bulutların

Ve kuytusunda bir yeşil yamacın

 

Aziz ruhlar sallamış beşiğini

Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara

Raks eder gibi iner mermer kayalara

Haykırır sevincini semalara

Dağ geçitlerinde

 

Önüne katar renk renk çakılları

Ve bağrına basar kardeş pınarları

Çiçeklenir ayak bastığı yerler

Ve nefesiyle yeşerir çimenler

Yoldaşı olur şimdi ırmaklar

Ovaları doldurur gümüş ışıklar

 

Bir ses yükselir pınarlardan

"Kardeş ayırma bizi koynundan,

Bekliyor Yaratan.

Yoksa bizi çölün kumları yutacak

Güneş kanımızı kurutacak

Kardeş,

 

Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını

Hepimizi alıp koynuna

Eriştir bizi yüce Rabbına

Ezelî Deryâ'nın yanına."

Peki, der, dağ pınarı

Kendinde toplar bütün pınarları

Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları

 

Ülkeler açılır uğradığı yerlerde

Yeni şehirler doğar ayaklarının altında...

Kulelerin alev zirvelerini

Ve haşmetli mermer saraylarını

Bırakıp arkasında

Yürür mukadder yolunda

 

Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak

İhtişamının şahitleri

Evlâtlarını Rabbine ulaştırarak

Karışır İlâhî ummana coşarak!

 

Goethe'nin "Hz. Muhammed'in Terennümü" adlı şiiri

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler