16 Ocak 2018 Salı Saat:
19:26

Gül Hiç Kusura Bakmasın Ama...

17-06-2015 13:03



Abdullah Gül'le ilgili kitabın özetini üç maddede veriyorum:

- BİR: Demokrasiden uzaklaşıldı, cepheleşme tehlikeli boyutlara ulaştı, özgürlükler kısıtlandı. Abdullah Gül olarak ben hep "Bu gidiş iyi değil" dedim.


- İKİ: Elimden geleni yaptım. Düzeltmeye çalıştım. Uyarmak için çırpındım. Bazı konularda etkili oldum, bazı konularda etkili olamadım.


- ÜÇ: Ben Tayyip Erdoğan gibi değilim. Ben başkayım. Ben daha demokratım. Eğer fırsat verilirse... Bundan sonra Erdoğan'a karşı daha dişli olurum.

 

Kusura bakmasın ama Abdullah Gül'e söylenmesi gerekenler şunlardır:


- "Türkiye'nin gidişi iyi değil" dediğiniz zamanlarda siz ülkenin bir numaralı koltuğunda oturuyordunuz.


- Eğer gerçekten de samimi olarak elinizden geleni yaptıysanız... Kusura bakmayın ama çok beceriksizsiniz. Çünkü her şey size rağmen oluverdi.


- Yedi yıl bir numaralı koltukta oturacaksınız ve Türkiye'nin geleceğini karartacak gelişmeler karşısında fark yaratmayı beceremeyeceksiniz. Bu mudur yani?


- Bu denli başarısız bir siyasetçinin, bugün doğan boşluktan yararlanarak "Türkiye'nin panzehiri benim" diye mektup yazmaya hakkı var mı?


- Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamı, Türkiye'nin geleceğinin karartıldığı günlerde en etkili şekilde kullanamamış bir siyasinin, bundan sonra geleceği makamları etkili bir şekilde kullanacağının garantisi var mı?


- Dört bakan Yüce Divan'dan kaçırılırken... Cumhurbaşkanı olarak "Bu olmaz" diye haykırdınız mı? Cumhurbaşkanı iken yapmadığınız şeyi, başbakanken yapacağınızın garantisi var mı?


- Hem Cumhurbaşkanlığı gibi mühim bir görev ifa edeceksiniz... Hem de gelişmelerin hiçbirinin önüne geçemeyeceksiniz. Hani nerede başarı?


- Hiçbir risk almayacaksınız... Armudun pişmesini bekleyeceksiniz... İdare-i maslahat yapacaksınız... Boşluğu görünce de "Türkiye'nin umudu o adam değil benim" diye topluma mesaj sarkıtacaksınız.

Ben kitabı böyle okudum.
Ve bu durum hiç hoşuma gitmedi.

Abdullah Gül, keşke Ahmet Sever'den...
"Yapamadım, beceremedim, başaramadım, risk alamadım, haykıramadım, durduramadım, etkili olamadım, çekindim, ürktüm" falan diye bir özeleştiri kitabı yazmasını talep etseydi.
Su gibi okur, öper, sarıp sarmalar, kütüphane rafının en üst katına koyardım.


Yüzde 52, nasıl  yüzde 40'a indi?

CUMHURBAŞKANI Erdoğan...


- Açılış adı altında miting yapmasaydı.
- Muhalefet liderleriyle polemiklere girişmeseydi.
- Seçim kampanyasına Davutoğlu'ndan bile fazla asılmasaydı.
- Meydanlarda AK Parti sloganlarını arttırmasaydı.
- Seçimde bir oy fazla almak için yapılması gereken ne varsa fazlasıyla yapmasaydı.
- Sanki kendisi oylanıyormuş gibi bir hava estirmeseydi.
- Kısacası anayasal sınırları içinde kalmayı başarsaydı...
Bugün çıkıp "Ben yüzde 52 ile seçilmiş bir cumhurbaşkanıyım" cümlesini gönül rahatlığıyla kurabilirdi.


Ancak tam tersini yaptı.
Ve o meşhur yüzde 52'yi, yüzde 40.7'ye indirmeyi başardı.
En azından zihinlerde... En azından algıda... En azından görüntüde...


 

Ahmet Hakan / Hürriyet

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !