18 Şubat 2020 Salı Saat:
22:26
23-12-2019
  

Hadislerde İfrat ve Tefrite Düşmek

“Bizim hakkımızda guluv etmekten (ileri gitmekten) kaçının. Bizim, terbiye edilen kullar olduğumuzu deyin ve hakkımızda istediğiniz fazileti söyleyin.”

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Hadis:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

 

"Beni hakkımın üstüne yükseltmeyin; zira Yüce Allah beni peygamber olarak seçmeden önce kul olarak kabul etmiştir."[1]

 

Hadis:

 

Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

 

“İki gruba benim şefaatim ulaşmaz; zalim ve acımasız hükümdar, dinde guluv ederek ondan çıkan ve bundan tövbe edip vazgeçmeyen.”[2]

 

Hadiste geçen “ğaşum” sözcüğü zalim anlamına gelir. Bu kelimede tam olarak geceleyin odun topladığı için yaşla kuruyu ayırt edemeyen, bu yüzden her önüne geleni kesen birine benzetme vardır. Ğaşum hükümdar, insanlara zulmeder ve onun için cezayı hak edenle etmeyen arasında hiçbir fark yoktur. “Marik/مارق” sözcüğü ise dinden çıkmış anlamına gelir. “Nazi/نازع” sözcüğü ise “taib/تائب” için tefsir mahiyetinde bir atıftır. “Nazi/نازع”, kendisini guluvdan söken ve batıl düşüncelerinden dolayı Allah’a tövbe eden kimse demektir. Ancak bazı nüshalarda “nazi/نازع” kelimesinin yerine ilimde üstünlük sağlayamamış cahil manasında “bari/بارع” kelimesi gelmiştir.

 

Hadis:

 

Peygamber’imiz (s.a.a) şöyle buyuruyor:

 

"Ümmetimden iki grubun İslam’da nasibi yoktur: Gulat (Aşırıya gidenler) ve Kaderiye (Kaderciler)."[3]

 

Hadis:

 

Âlemlere rahmet Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:

 

"Ey Ali! Senin ümmetim içinde misalin Meryem oğlu İsa Mesih’in durumuna benzer. Onun kavmi üç fırkaya bölündü: Bir fırka havarilerden ibaret olan müminlerdir. Bir fırka ona düşmanlık eden Yahudilerdir. Bir fırka ise onun hakkında guluv edip aşırıya giderek imandan çıkanlardır. Çok yakında benim ümmetim de senin hakkında üç fırkaya bölünecek: Bir fırka senin Şia’ndır/takipçilerindir ki onlar müminlerdir. Bir fırka düşmanlarındır ki onlar şek etmektedirler. Bir fırka ise sende guluv edip aşırıya gidenlerdir. Onlar inkârcılardır. Sen –Ey Ali – Şia’n/takipçilerin ve Şia’nı sevenler cennettedir. Senin düşmanın ve guluv eden kimse cehennemdedir."[4]

 

Hadis:

 

Resulullah (s.a.a) Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu:

 

"Ey Ali! Senin bu ümmet içindeki misalin Meryem oğlu İsa’nın misali gibidir. Bir grup onu sevdi ve bu sevgide aşırı gitti, bir grup da ona buğz etti ve düşmanlıkta aşırıya gitti. Bunun üzerine Yüce Allah şu vahyi indirdi:

Meryem oğlu örnek verilince, kavmin hemen bundan ötürü sevinip çığlık attılar."[5]

 

Hadis:

 

Resulullah’ın (s.a.a) Ali’ye şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

 

"Canımı elinde bulunduran (Allah)a yemin olsun ki eğer Nasara’nın Meryem oğlu hakkında söyledikleri şeyleri ümmetimden bazı grupların senin hakkında söylemesinden endişe etmeseydim bugün senin hakkında öyle bir söz söylerdim ki insanlardan hangi grubun yanından geçsen ayaklarının altındaki toprağı alır ve abdestinden artan suda şifa ararlardı. Ancak sana şu kadarı yeter ki sen bendensin ve ben sendenim; sen benden miras alırsın ve ben senden miras alırım."[6]

 

     Hadis:

 

Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

"Benim hakkımda iki kişi helak olmuştur: Sevgide aşırı giden ve düşmanlıkta aşırı giden."[7]

 

İmam Ali’den (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

 

"Benim hakkımda iki kişi helak olacak: Biri bana sevgide aşırı giderek bende olmayan şeyle beni öven kişi, diğeri ise bana buğzeden kimsedir ki bana duyduğu öfkesi onu bana iftira etmeye itmektedir."[8]

 

Yine o Hazret’ten şöyle nakledilmiştir:

 

"Benim hakkımda iki kişi helak olmuştur; beni sevip hakkımda ileri giden ve sevmeyip aleyhimde konuşan."[9]

 

Buna yakın mazmunda ve benzer şekilde rivayetler vardır. Konuyu fazla uzatmamak için onları nakletmekten sarfı nazar ediyoruz.

 

Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

"Allah’ım! Meryem oğlu İsa, Nasara’dan beri olduğu gibi ben de Gulat’tan beriyim. Allah’ım! Onları daima yüzüstü bırak (hayal kırıklığına uğrat), onlardan hiçbirine yardım etme (başarı verme)."[10]

 

Yine şöyle buyurmuştur:

 

“Bizim hakkımızda guluv etmekten (ileri gitmekten) kaçının. Bizim, terbiye edilen kullar olduğumuzu deyin ve hakkımızda istediğiniz fazileti söyleyin.”[11]

 

İmam Ali’den (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

 

"Bizi kulluğun ötesine geçirmeyin; sonra hakkımızda istediğiniz şeyi (fazileti) söyleyin, asla (gerçek faziletimizin beyanına) ulaşamazsınız. Nasara’nın guluv ettiği gibi guluvva düşmekten sakının; zira ben guluv edenlerden beriyim/uzağım."[12]

 

Şeyh Tusi el-Amali kitabında İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

"Gençlerinizi Gulat’tan uzak tutun ki onları bozmasınlar. Zira Gulat, Allah’ın en kötü mahlûkatıdır. Onlar Allah’ın azametini küçültüyorlar ve Allah’ın kullarına Rablık isnadında bulunuyorlar. Allah’a yemin olsun ki Gulat Yahudiler'den, Nasara'dan, Mecusiler'den ve müşriklerden daha kötüdür."

 

İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurdu:

 

"Guluv eden bize rücu eder ve biz onu kabul etmeyiz. Mukassir/ihmalkâr bize koşulduğunda ise onu kabul ederiz. Bunun üzerine İmam'a sordular: Nasıl böyle bir şey olabilir ey Resulullah’ın evladı?

 

İmam buyurdu: Çünkü guluv eden kimse namazı, zekâtı, orucu ve haccı bırakmayı alışkanlık edinmiş olduğu için alışkanlığını terk etmeye ve Allah’a itaate geri dönmeye güç yetiremez; mukassir/ihmalkâr ise marifete erince amel eder ve itaatte bulunur."[13]

 

İmam Rıza’dan (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

 

“Teşbih ve cebre inanan kâfirdir, müşriktir ve biz ondan dünya ve ahirette beriyiz. Ey Halid’in oğlu! Teşbih ve cebr hakkındaki hadisleri Allah’ın azametini küçülten Gulat, bizim adımıza uydurmuşlardır. Onları seven bize buğz etmiştir, onlara buğz eden bizi sevmiştir. Onlara dost olan bize düşman olmuştur ve onlara düşman olan bize dost olmuştur. Onlarla bağ kuran bizden bağını koparmıştır ve onlardan bağını koparan bizimle bağ kurmuştur. Onlara cefa eden bize iyilik etmiştir ve onlara iyilik eden bize cefa etmiştir. Onlara saygı gösteren bizi küçümsemiştir ve onları küçümseyen bize saygı göstermiştir. Onları kabul eden bizi reddetmiştir ve onları reddeden bizi kabul etmiştir. Onlara iyilik eden bize kötülük etmiştir ve onlara kötülük eden bize iyilik etmiştir. Onları tasdik eden bizi tekzip etmiştir ve onları tekzip eden bizi tasdik etmiştir. Onlara veren (bağışta bulunan) bizi mahrum bırakmıştır ve onları mahrum bırakan bize vermiştir (bağışta bulunmuştur). Ey Halid’in oğlu! Her kim bizim Şiamızdan ise asla onlardan birini dost ve yardımcı edinmesin.”[14]

 

İmam Rıza’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:

 

“Kim tenasuha (reenkarnasyona) inanırsa kâfirdir. Sonra şöyle buyurdu: Allah Gulat’a lanet etsin; onlar ne Yahudi oldular, ne Mecusi oldular, ne Nasara oldular, ne Kaderiye oldular, ne Mürcie oldular, ne Haruriye oldular. Daha sonra şöyle buyurdu: Onlarla oturmayın, onlarla arkadaşlık etmeyin ve onlardan uzaklaşın, Allah onlardan uzaktır.”[15]

 

İmam'ın “onlar ne Yahudi oldular, ne Mecusi…” sözünün manası şudur: Onlar bu fırkalardan daha kötüdürler. Allah dünya ve ahirette bizi bunlardan korusun.

 

Rivayet olunan hadislerden şu hususlar anlaşılmaktadır: Ehlibeyt'in tümü veya bazısı hakkında guluv eden bir grup insan vardır. Onlar Ehlibeyt'in tümü veya bazıları hakkında birtakım sözler söyledikleri için guluv etmiş sayılmaktadır. Ehlibeyt bu tür insanlardan şiddetle beraat etmiş, onları şiddetle reddetmiş, onları lanetlemiş; Yahudilerden, Nasara’dan, Mecusilerden ve müşriklerden daha kötü saymıştır. İnsanları onlardan sakındırmış, onlarla arkadaşlık ve irtibat kurmayı yasaklamıştır. Onlar aynen Nasibiler (Ehlibeyt düşmanları) gibi bütün mahlukatın en kötüsüdürler.

 

Bu rivayetler tevatür haddine ulaşmış ve hatta tevatür haddini bile aşmıştır. Dolayısıyla bu rivayetlere itimat etme noktasında senetleri üzerinde bahsetmeye ve tartışmaya hiç gerek yoktur. Zira tevatür tek başına ilim sağlamaktadır. İlim ve yakinin hücciyeti ise zatidir, taabbudi (sebebi bilinmediği halde teslim olunması gereken konu) değil.

 

Ancak burada guluvvun tanımını yapıp sınırlarını belirlemek, onun kıstas ve şartları ile aşina olmak gerekmektedir. Böylece hiç kimse birbirini guluv veya taksirle itham edemez. Zira herkes Ehlibeyt'i sevdiğini iddia ediyor. Bu meyanda Gulat’ın Ehlibeyt'i sevdiklerini iddia ettiklerini gördüğümüz gibi mukassirlerin de Ehlibeyt'i sevdiklerini, ancak onlar hakkında keramet ve mucizelere inanan kimseleri guluvla itham ettiklerini görmekteyiz. Dolayısıyla bu bölümde ayetler ve rivayetlere dayanarak guluvvun lügat ve ıstılah manasını sunacağız.

 

 

 


[1]    Kutbu’d-Din Ravendi, Kitabu’n-Nevadir, s.125; Allame Meclisi de bu hadisi Biharul Envar kitabının 25. cildinin 265. sayfasında 5. hadis olarak getirmiştir.

[2]    Kurb’ul-Esnad 64/204; Allame Muhammed Bakır Meclisi, Biharul Envar, c.25, s.269, h.13.

[3]    Allame Muhammed Bakır Meclisi, Biharul Envar, c.25, s.270, h.14.

[4]    Aynı kaynak, s.264, h.4.

[5]    Aynı kaynak, s.284, h.34, Ahmet b. Hanbel de bu hadisi el-Mübteda’da, Ebu’s-Seadat ise Fezail’ul-İtre kitabında rivayet etmiştir.

[6]    Aynı kaynak, c.25, s.284, h.35; buna yakın bir manadaki hadisi İbn-i Ebi’l-Hadid de nakletmiş, Şerh-i Nehcül Belaga, c.2, s.6.

[7]    Muhammed b. Ali b. Babaveyh Kummi es-Saduk, Uyun-u Ahbar’ir-Rıza (a.s), c.2, s.201, h.1.

[8]    Allame Muhammed Bakır Meclisi, Biharul Envar, c.25, s.285, h.37.

[9]    Nehcül Belaga 469. Söz.

[10]   Meclisi, Bihar, c.25, s.284, h.32, Muhammed b. Hasan Tusi, El-Emali, s.54.

[11]   Muhammed b. Babaveyh Kummi Es-Saduk, el-Hısal, s.614, h.10.

[12]   Meclisi, Biharul Envar, c.25, s.274, h.20.

[13]   Şeyh’ut-Taife Muhammed b. Hasan Tusi, El-Emali, s.650, h.1349.

[14]   Muhammed b. Ali b. Babaveyh Kummi, Uyun-u Ahbar’ir-Rıza (a.s), s.81 ve 82; Muhammed Bakır Meclisi, Biharul Envar, c.25, s.266, h.8.

[15]    Es-Saduk, Uyun-u Ahbar’ir-Rıza (a.s), s.325; Meclisi, Bihar, c.25, s.273, h.18.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler