28 Ekim 2020 Çarşamba Saat:
22:02
19-03-2014
  

Halkın Sorunlarını çözün!

Mümin birini sıkıntısını giderenin mükâfatı, Allah`ın evini tavaf etmekten daha fazla faziletlidir.

Facebook da Paylaş

 

Tercüme:

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Allah'ın yarattıklarına hizmet etmek, insanın manevi açıdan düşmesini engeller. Kuran-ı Kerim açısından insanoğlunun bu hayatta sürçmemesi için en güzel yol Allah'ın yarattıklarına hizmet etmesidir. Kuran ayetlerinde temel esasta namaz kılmak ile bağış yapmak ilkesini nasıl hep beraber zikir ediyorsa, aynı çizgide de insana hizmet etmeyi de Allah Teâlâ istiyor.

 

Allah, Bakara Suresi'nin ilk ayetlerinde her şeyden önce Kuran'ın kendisinin hidayet edici olduğu ilkesini savunuyor. Muttakilerin vasıflarını beyan ettikten sonra insanoğlunun kemal yolunda sürçmesini engelleyen iki unsur olarak ise namaz ve infakta bulunmayı emrediyor.

 

Söz konusu ayetler muttakilerin için hidayet edicisinin Kuran olduğunu bildirdikten sonra muttakilerin de Allah'a, Peygambere, Mead'a ve gabya inanan kimseler olduğunu söylüyor. Başka bir tabirle muttaki insanlar, inanç olarak asla yanlışa düşmeyen sağlam itikate sahiptirler. Buna ilaveten namaza ve infakta bulunmaya özen ve itina gösterirler. Bu nedenle Kuran-ı Kerim imanlı olup, namaz kılan ve bağışta bulunan insanları hidayet eder. Daha açık bir ifadeyle Allah Teâlâ, namazı gerçek haliyle kılanların ve ihtiyaç sahibine yardımda bulunanların kulluk makamında sarsılmalarına müsaade etmez.

 

Ehlibeyt imamları ve özelde ise Hz. Mehdi (a.s) yaşadığımız çağda insanlara karşılaştıkları zorluk ve imtihan anlarında yardım elini uzatıp onların hak yoldan sapmalarına izin vermez.

 

Dini çğretilerde Allah'ın Kullarına Hizmet Etmek

 

Kula hizmet etme ilkesi Kuran ve Ehlibeyt öğretilerinde çok önemli bir yere sahip olup ilahi dergâhta mükâfatı fazla olan işler arasındadır. Hatta rivayetlerde, birinin elinden tutmanın, onun ihtiyacını gidermeye çalışmanın veya sorunlarının çözülmesinde ona yardımcı olmanın bazı müstehap Hac ve Umre ibadetlerden daha faziletli olduğu kaydedilmiştir.

 

Merhum Kuleyni Kâfi adlı kitabında Aban İbn. Teğleb'in İmam Sadık'tan (a.s) şöyle naklettiğini söyler:

 

"Her kim Allah'ın evini tavaf ederse, Allah Teâlâ bu ibadeti karşılığında ona altın bin iyilik yazar ve altı bin günahını da affeder. O insana altı bin derece bahşedilir. Altı bin haceti yerine getirilir."

 

Hadisin son kısmı şöyledir:

 

"Mümin bir insanın sıkıntısını gideren birinin mükâfatı, Allah'ın evini tavaf etmekten on kat daha fazla faziletlidir."

 

Bu minvalde rivayetler, İslami kaynaklarda oldukça fazladır. Buradaki maksadımız Allah'ın kullarına hizmet etmenin derecesine işaret etmektir.

 

Allah'ın velileri ve salih kulları insana hizmet etmenin değerini ve faziletini derk etmiş insanlardır. Bundan dolayı gün içerisinde bir insana hizmet etmedikleri takdirde kendilerinde bir eksiklik hissederler. Hatta bu salih insanlar bırakın yağmurlu veya karlı bir günde yardıma ihtiyacı olan bir insanı düşünmeyi onlar, çölde veya ormanda yaşayan hayvanları bile düşünürler.

 

Hz. Ali (a.s) bir gün Hıristiyan bir dilenci ile karşılaşır. O hazret, Hıristiyan dilenciye yardım ederek onu dilencilikten kurtardı.

 

Kitap ehli olan insanların sorunlarını çözmede yardımcı olan Ehlibeyt imamları, düşünün Müslüman birinin sorununu çözmeye ne kadar önem gösterir!

 

Allah ve kul ile irtibatta olmak

 

İnsanın manevi âlemde yükselmesi için iki kanata ihtiyacı vardır. Bunlardan birincisi kulun Allah ile olan irtibatı ikincisi ise kulun insanlar ile olan irtibatıdır.

 

Allah ile olan irtibatı için kulla olan irtibatını kesen insan, kanatsız bir kuşa benzer, uçamaz. Ve yine kul ile olan irtibatı için Allah ile olan irtibatını kesen insanda eksiktir, manevi olarak yol kat edemez.

 

Kuran-ı Kerim'in birçok ayetinde bu iki irtibatın beraber olması gerektiği vurgusu yapılmaktadır. Namaz kılmak ile infakta bulunmak noktasında çok örneklemeler yapılmıştır. Sırat-ı Müstakim üzere yaşamak, dünya ve ahrette manevi tekâmüle ulaşmak isteyen insan ilk önce ibadet yükümlülüğünü yerine getirmeli namaz, zekât, hac, humus ve diğer amelleri ifa etmelidir.

 

İnfak yolu ile insanın Allah'ın kulları ile irtibatta olması gerekir. Yani neyi var neyi yoksa hem kendisi hem de başkası içinde harcamalı ve sahip olduğu şeyleri başkası için de istemelidir.

 

Dini uygulamalar, birbirinden ayrılmaz

 

Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta, dini öğretilerin birbirine bağlı ve bir bütünlük içinde olduğu meselesidir. İmanlı ve takvalı olmaktan bahseden ama iman ve takvanın gerekli kıldığı esaslarda tembellik edip yerine getirmeyen insanın takvalı olduğu söylenemez. İslam dini, insan hayatındaki en ince ayrıntıya kadar her şeyi açıklamıştır. Gerçek takva sahibi olmak isteyen insan, İslam dinini kendi anladığı veya istediği şekilde değil İslam'ın istediği ve emrettiği şekilde yaşarsa kurtuluşa erenlerden olur.

 

Gençlerimiz çok dikkat etmelidirler. Zira İslami düsturlar tıpkı bir tespihin taneleri gibi birbirinin ardı sıra gelir. İstediğimizi seçip istemediğimizi bırakmak bizim elimizde değildir. Müslümanın hoşuna giden emri yerine getirip hoşuna gitmeyen emri elinin tersi ile etmesi gibi bir lüksü yoktur. Zira Müslüman yani teslim olan, İslam'ın emirlerini Allah'ın istediği şekilde yerine getirendir.

 

"Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir."

 

Namaz kılmak, Gece Namazı'na önem vermek, oruç tutmak, umre ve hacca gitmek, Meşhed ve Kerbela ziyaretlerinde bulunmak gibi ameller Allah ve Ehlibeyt ile irtibatınız için önemlidir ve sevabı oldukça fazladır. Fakat yeterli değildir. İnsan kabiliyeti ve gücüyle orantılı olarak halk ile iç içe olmalı ve Hakkın yaratmış olduğu halka hizmet etmelidir.

 

Rivayetten anlaşılan, halka Allah rızası için hizmet etmenin ve yardımda bulunmanın faziletinin bazı sevap amellerden daha fazla olduğudur. Bu vazifenin karşı noktası ise nasıl ki insan namazı terk ettiğinde Allah'ın azabına müptela oluyor ise insanlara hizmeti terk etmenin kendisi de azaba müptela olmak anlamındadır.

 

 Hizmet etmenin kısımları

 

Birinci Kısım:

 

Kuran-ı Kerim ayetlerine göre, herkes kendi imkânı dâhilinde başkalarına yiyecek, giyecek, ev ve evliliklerinde yardımcı olmalıdır. Yani eğer yapabilirse bir fakire akşam yemeği vermelidir. Veya daha fazlasını yapabilirse bir genç kızın çeyiz eşyasını temin etmelidir. Eğer bunları yapacak durumu yok ise hatta bir hurma tanesi olsa bile yardımda bulunmalıdır.

 

İkinci kısım:

 

Bu kısım birinci kısımdan daha faziletli olmasa bile sevap açısından çokta düşük bir makam değildir. Halkın sorunlarını çözmek, maddi olarak, konuşarak, ihtiyaç sahibinin yanına giderek veya kalem yoluyla yapılabilir. çrneğin arkadaşınızın ödenmemiş borcu varsa ödeyebilirsiniz. Bunu yapmadığınız takdirde onun saygınlığı ortadan kalkacak, hapse girecek veya başka bir sıkıntıya müptela olacaktır. Böyle bir durumda o kişiye yardım edilmeli ve onun sorunları çözülmelidir. Bu kısımdaki yardım, tüm Müslümanlardan özelde de Ehlibeyt dostlarından beklenir.

 

Aban bin Teğleb şöyle rivayet ediyor:

 

Bir gün İmam Sadık (a.s) ile birlikte tavaf halindeydim. Ansızın bir ses beni çağırdı. Fakat ben oralı olmadım bu olay üç defa peş peşe cereyan edince İmam Sadık (a.s):

 

"Neden cevap vermiyorsun?" dedi. Ben:

 

"Sizinle birlikte tavaf halindeyim" dedim.

 

İmam: "O bizim dostlarımızdan mıdır?" diye sordu. Ben:

 

"Evet, sizin dostlarınızdandır" dedim. İmam şöyle buyurdu:

 

"Tavafı bırak, onun ihtiyacını karşıla."

 

ççüncü kısım:

 

İnsanların saygınlığına korumak: Zira her insan belirli bir şahsiyet ve saygınlığa sahiptir. Nasıl ki bizler kendi saygınlığımızın korunması konusunda beklenti içerisindeysek başkasının saygınlığına da aynı hassasiyeti göstermemiz gerekir. Bazen başkalarına saygısızlık yapmak insanı öyle vadilere sürükler ki insan artık geri dönüşü olmayan bir yola sapar.

 

Dördüncü kısım:

 

Başkalarının hakkını korumak: Bu kısımda yer alan şeyler diğer bölümlerden daha ağır ve önemlidir. Müslümanın asıl vazifesi, bir başka Müslüman'ın canını, malını ve namusunu korumaktır. çok sık karşılaşırız; bir toplantıya katıldığınızı düşünün ve sizin yanınızda bir başka Müslüman'ın gıybetini ediyorlar. İşte sizin buradaki vazifeniz o Müslüman'ı savunmak ve hakkını korumaktır.

 

Gıybet konusunda gıybet eden kadar işiten de her açıdan gıybete ortaktır. İnsanın böyle bir durumdaki vazife gıybeti edilen kişinin hakkını savunmaktır.  Bu tüm fakihler arasında ittifak edilen bir husustur. Eğer hiçbir şey yapamıyorsanız bile rahatsız olduğunuzu belli etmelisiniz.

 

İnsanların namusunu, canını ve daha da önemlisi saygınlığını korumak, tüm Müslümanlara vacip kılınmıştır.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler