14 Kasım 2018 Çarşamba Saat:
22:02
08-11-2018
  

Haydi Sen de Yaz Makaleleri (I. Bölüm)

Haydi Sen de Yaz! (I. Bölüm)

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Aşağıda yer alan yazılar @mektebimutahhar adlı üniversite gençlerimizin açtığı instagram sayfasında başlatılan 'Haydi Sen de Yaz!' adlı İmam Hüseyin'e (as) mektup yarışmasında dereceye giren gençlerimize aittir.

 

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

Ey Mevlam

 

Hamd ve senalar ceddin Resulullah’a selat ve selam siz yeryüzünün ve gökyüzünün, ins ve cinlerin mevlası olan sizlere olsun.

 

Adana’nın küçük bir ilçesi olan Yüreğir’den yazıyorum. Duydum ki Mutahhar ailenizi alıp Kerbela’ya doğru ilerleyip orada dini anlatacak, kaybolan insanlık değerlerinin tekrar canlanması adına, canınızı feda edecekmişsiniz.

 

Ey Mevlam! Bu mektup elinize ulaşır ise mübarek elleriniz o kâğıt parçasına değdiğinde belki benim yüreğim kısmen soğuyacak ama sizin o sahrada yalnızlığınıza derman olamayacağım için dünya benim için bir anlam ifade etmeyecek.

 

Sizinle birlikte olsaydım yanımda Asğeriniz için süt taşırdım. O bebe sütsüz ve susuz kalmasın. Keşke kervanınıza ben de katılabilseydim dünyanın keşmekeşliğini bırakıp tertemiz şekilde uhrevi âleme seyrinizde, biz canı tende koruma derdine düşerken siz tenden canınızı özgür kılmak için uğraşıyorsunuz.

 

Ey Seyyidim! Ey Mevlam! Sizsiz bu dünyayı neyleyim!? Derdimiz büyük kaderimiz zalimlere teslim oysa siz kaderinizi yüce sevgiliye adamışsınız. Siz, Allah’ın emrine Lebbeyk, biz dünya meşgalesine Lebbeyk demişiz. Sizler için yol azığı hazırlayamadığımız için bizi bağışlayın; oysa siz takva azığı hazırlayıp gitmişsiniz. Biz kaybeden siz kazananlardan olmuşsunuz.

 

Ey Mevlam! Duyduk ki Kerbela’da 72 can Canan’a teslim olmuş. Hanginizin mazlumiyetine ağlayacağımızı şaşırmış vaziyette hayatımızı devam ettiriyoruz. Elime aldığım o süt kaselerini oğlunuza ulaştıramadığım için beni bağışlayın. Sizler Allah katında rızıklandırılmaktasınız sizin vesileniz ile bize rızıklar taksim edilmekte. Keşke o büyük rızık olan şehadet rızkını bizde tatsaydık ama kervan gitti biz yaya kaldık geç kalanlar kervanına katıldık artık ağlayarak Hz. Nuh’un deryasını hazırlayacağız ki sizin kurtuluş geminizle biz de bu dünyanın keşmekeşinden boğulmaktan kurtulalım.

 

Allah’ın selamı siz ve yarenlerinizin üzerine olsun.

Mevlasını Seven

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

Kerbela Arzusu

 

Ya Eba Abdillah! Doğduğun ve şehit olduğun güne selam olsun.


Hangi kelimeyle başlıyım ki aşk dolu mektubuma? 


Hangi birinden söz edeyim? 


O kadar çok birikmiş ki hasretin kalbimde, 


Yıllardır Kerbela’nın arzusundayım. 


Önümdeki engelleri kaldırmanı bekliyorum.


Haremine akın eden bir divanen de ben olmak istiyorum. 


Hereminde var gözüm, yüreğim de çoktur sözüm. 


Ey Aşk beni de kabul et aşk kervanına. 

 

Ya dayanacak güç ver ya da hasretle can versin özlemim.


Bütün hacetim sende yok olmak. 


Adının anıldığı her bir toplulukta kalbim hep yorgun düşüyor. 


İzin verme biçare kalayım. 


Herkes beni senin adınla tanıyor. 


Zira sen razı olmazsın; aşığın seni görmeden, cennet kokan havanı solmadan öle. 


Lütuf buyur kurtuluş gemine binenlerden olayım. 


Sesim kısılana kadar ‘Lebbeyk’ diye bağırayım.


Bir ömür hizmetkârın kalayım. 


Andolsun Annen Zehra’ya seni çok seviyorum Huseyn!


Arzumun gerçekleşmesi için ellerimden tutar mısın?


Tek arzum Kerbelan! ♥

 

Zeynep Akbudak 

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

Kerbela Yasıdır

 

Bir acı ki yüreğimizde, asırlardır hiç dinmeyen, hiç sönmeyen bir ateş.

 

O ki Kerbela yasıdır.

 

Adını sayıklarken harabelerde; reva gördüler kesik başını babasının Rugeyye’ye..

 

Ey gönüllerin süsü Rugeyye! Senin acını nasıl hissedelim, feryatları asırları aşan çiçek, sana nasıl layık olalım!?

 

Peki, 6 aylık balası ellerinde susuz oklanan baba! Mübarek gözlerin Zeynebi’nde mi kaldı giderken?

 

Senin acını hangi mersiye ile hangi sinezen ile anlatalım? Ne yapalım da anlayalım kederini?

 

Gözlerimizden yaş yerine kor akıyor ya Huseyn! Yüreğimiz, adın her zikredildiğinde titriyor rüzgarda bir yaprak misali…

 

Ya Abbas! Ey kalbimin iyilik nişanesi. Akan Fırat’ın kenarında ar edip de içmedin bir yudum su!

 

Kurumuş dudaklarına rağmen utandın, ‘Huseynim susuzdur’ diye içemedin.

 

Sen ki Hüseyn’in alemdarı… Sen ki Rugayye’nin kahramanı… Öyle efendisin ki gamınla, hüznünle, aşk ile sinelerimize vuruyoruz...

 

Ey musibetler anası Zeynep! Ey kardeşinin göz nuru! Biz ki düşünmeye dayanamıyoruz, sen katlandın musibetlerin en belalılarına...

 

En sevgili kardeşinin şanlı şahadetine ve daha nicelerine... Sen ki tanıklık ettin, kıyamı tamamladın. Sen ki Yezid’in tahtını yıktın! Sen ki hakkı tüm âleme haykırdın!

 

Ey Peygamberin şerefli soyu! Yüreğimizin tahtı sizindir!

 

Ya Hüseyn! Canım, nefesim, annem, babam, her şeyim yoluna feda olsun. Kıyamın ilelebet var olsun!

 

Lebbeyk Ya Hüseyn!

Songül Can Ülbeği

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

Ey Şah-ı Şehidân!

 

Hani o musibetlerin doruğa ulaştığı, gelişmelerin her yönüyle olumsuz ve ümit kırıcı, şartların ise tümüyle aleyhine geliştiğini gördüğün son gecede, Tasua gecesinde yaptığın konuşma geldi hatırıma.

 

Her şeye rağmen Yezid’in (l.a) zalim ordusuna geceyi namaz kılmakla ve Kur’an okumakla geçireceğini bildirmiştin de son geceni ibadetle, geçirmiştin.

 

Gecenin en karanlık anında ise senin safında ölmeyi şeref bilen insanları toplayıp onlara: “Her biriniz gecenin karanlığından yararlanıp gidebilirsiniz, ben biati üzerinizden kaldırdım, bunların sizinle işleri yoktur, işleri benimledir” demiştin.

 

Fakat onlar çekip gitmemişlerdi, hatta bazıları “Ey İmamımız! Şayet bizi öldürseler, tekrar diriltseler, tekrar öldürseler ve tekrar diriltseler ve bu işi yüz kere tekrar etseler yine de senin yolunda gururla ölürüz” diye söylemişlerdi.

 

Bunun üzerine “Mademki benim yanımda kalmaya ve şehit olmaya karar verdiniz o halde üzerinde kul hakkı bulunan kimse burada kalmasın!”  dediğinde ise onlardan hiç birisi benim üzerimde kul hakkı vardır deyip ayrılmamışlardı. Onlar senin yolunda şehit olmayı şeref bilmişler ve bu şerefe layık olarak tarihin en büyük savaşını, hak ile batılın savaşını gerçekleştirmişlerdi.

 

Tasua gecesiydi. Ben ise sana âşık binlerce kişinin katıldığı bir eza meclisinde tüm bu söylediklerini hatırladım. Tarifsiz bir acı hissettim yüreğimde, öyle ki ölümü arzular hale geldim. Tüm gecemi Allah’a canımı alması için yalvardım. Yüreğimde korku, utanç, pişmanlık… Bir insanın yaşayabileceği tüm elem duyguları hissettim.

 

Ey benim susuz şehit edilen İmamım o gece cevabını aradığım tek bir soru vardı “Ben olsaydım ne yapardım üzerimdeki bunca günahla…”

İsra

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

Selam olsun sana Ya Huseyn!

 

Kerbela denince durmaz gözyaşım. Senin adını duyduğumda yanında olmak istiyorum. Kerbela gönüllerimizi dağlar her Muharrem ayında.

 

Seni umut edip akan ne göz yaşlar var. Senin bedenine değen okları düşünüyorum. Bizim derdimiz olsa dermanımız sensin Ya Huseyn!

 

Ey Kerbela! Çok hasretim sana. Dinsin gönlümün yangını, bitsin bu hasret, kavuşayım sana. Susuz dudaklarına oklanan bedenine kurban olayım can Huseynim.

 

Seni ve Ehl-i Beytini hatırladıkça gözyaşlarım durmuyor Ağam. Anam Zehra'nın ağıtları Rugayye'nin çığlıkları geliyor kulaklarıma. Matem ayındayız. Senin çocukların senin yasını tutuyor. Vay şehidim vay. Kundaktaki Ali Esger'im vayy. Yaralarına kurban Huseyn. Gökler kana bulandı, yerler simsiyah.

 

Su içerken kendimi hiç bu kadar kötü hissetmemiştim. Bir damlasını bile utanarak içiyorum. Arzum şu ki bir gün Kerbela'na geleyim. Haremini kısmet et Ağacan...

Sevil

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

Nazlı Rugayye’nin Mazlum Babasına;

 

Selam olsun Peygambere ve onun pak Ehl-i Beytine.

 

Ben de küçükken ne zaman zorda kalsam, birileri benimle alay etse, beni kızdırsa veyahut incitse hemen babamın yanına koşar bu durumu babama bildirir, şikâyet ederdim; çünkü bilirdim babama nazımın geçtiğini, beni haklı haksız her durumda savunacağını bilirdim. Bana zor gelen bu durumda şikâyet etmek için babamı bulamadığımda öylesine derin üzülür ve ağlardım ki…

 

Bu nedenle kızın Rugayye’yi gün geçtikçe, büyüdükçe ve bilgilendikçe daha çok anlamaya daha çok derinden hissetmeye başladım. Bir gün kızının dilinden sana sineden yazdım. O günün gecesi rüyamda koskoca tanımadığım bir şehrin içindeydim. Konaklama yerlerini, birçok evi koşarak geçtim. Bir harabeye vardım… Küçüklüğümden beri bahsedilen ancak tasvirine sahip olmadığım o harabenin içindeydim. Öylesine dolu şehrin sokaklarının yanında bu harabe Peygamberin pak Ehl-i Beyti’ne ayrılmıştı. Harabe sadece etrafı çevrili bir yerdi. Zemin ve tavandan başka herhangi hiçbir şey yoktu ve eski dönemlerin zindanlarına benziyordu.

 

Hz. Rugayye’nin yanında diğer esirler de  bu harabedeydiler. Rugayye’nin oldukça minik ama üzerindeki o çarşafı adeta büyüklüğünü dile getirir gibiydi. O minik kız ayağa kalktı ancak öyleydi ki takati kalmamış, beli bükülmüş, ayakta zor duran, güçsüz, kuvvetsiz yaşlılar gibiydi. Bir müddet sonra fark ettim ki insan uzunca hüngür hüngür ağlar da ardından gelen sessiz hıçkırıkla köşeye siner, aynen öyle duruyordu. Baktım Rugayye yere sinmiş sonunda kuvvetli ağlamanın ardınca gelen uyku onu az da olsa sakinleştirmişti. Öylesine bir soğuktu ki; rüyamda o soğukluğu hissettim. Kollarımı iki yana açtım ve seslendim “Rugayye, orada uyuma gel kucağıma yerde üşürsün kucağımda uyu”  baktım Rugayye ayağı kalktı bana doğru geliyor ama yürüyüşü öylesine şirin öylesine güzel ki. Yürümesinden bile belliydi şirinliği. Kucağıma geldi onu sıkıca sardım ve rahat uyuyabilmesi için ona ninni okumaya başladım.

 

“Lay lay Rugayyem, Lay lay balam” Rugayye uyuduktan kısa bir vakit sonra Hz. Zeyneb’in geldiğini söylediler. Rugayye kucağımdayken yavaşça ayağa kalktım ve sessizce Hz. Zeyneb’e eğilerek “İstemedim Rugayye o soğuk yerde uyusun, onu kucağıma aldım” dedim. Hz. Zeyneb baktı, gözlerinde ki anlam çok derindi; yavaşça o dolu gözlerini, başının hafifçe öne eğerek yumdu ve Rugayye’yi

kucağımdan aldı. Kardeşin Zeyneb öyleydi ki gençliği üzerine kar yağmış gibi saçları beyazlamıştı. Duruşu “Ayakta dimdik duruyorum!” der gibiydi ancak kardeşinin yorgunluğu, hüznü, parçalanmış yüreğiyle sağlam durmaya çalışması… Bunların hiç birini tarif edemeyeceğim kadar üzerinde taşıyordu.

 

Bu rüyadan sonra daha iyi anladım senin adına, matemine yapılamamış da olsa niyetlenilmiş bütün her şey, tek bir zerre bile size ulaşıyor ve size destek oluyor ve anladım ki yapılan günahlarda size zarar veriyor. Ben masum değilim, günahlarımla Allah’ı kızdırmış olabilirim, sana ve Ehl-i Beytine zarar vermiş de olabilirim ancak beni affet. Matemini matemim sayıyorum kardeşin, kızın, oğlun, baban, annen ve deden hatrına beni yanına çağır ve bana izin ver bu kutsal davanda dünya ve ahirette yanında yer alayım.

 

Beni senin ziyaret ve şefaatinden mahrum bırakma.

 

@Sahibulliva12

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

Selam olsun sana ey Hüseyin!

 

Seni doğumundan beri çok iyi tanıyor ve biliyorum bunu aileme borçluyum ve ben bundan gurur duyuyorum.

 

Ya Hüseyin! Ben seni, senin aileni, senin soyundan olanları yani senin adının geçtiği her şeyi çok seviyorum.

 

Sen ki Allah yolunda aileni, canını, malını gözünü kırpmadan feda ettin.

 

Adımın sahibi hürmetine Allah bana da senin İslam'a duyduğun sevgiden nasip etsin.

 

Fatıma Kevser Aktaş

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

 

Ey Kerbela'nın Bağrında Rabbin'e Yürüyen Yiğit

 

Kavrulmuş dudaklarına bir damla suyu kundaktaki bebeklerine bir tadımlık sütü çok gördüler.

 

Ehl-i Beyt çadırlarının etrafında tekbir sesleriyle kılıçlarını bilediler, Fırat nehrini ulaşılmaz kıldılar. Tarihi kana buladılar, kızgın kumların kana kana içtiği suları Peygamber Evlatların'a haram ettiler.

 

Adalet'e sığınmak yerine kılıçlarına kuşanıp Ehl-i Beyt'i yok etmeye yeltendiler ama başaramadılar. Suyu bulandırdılar, Peygamber torununun kanıyla minik kızların "umut baharlarını" acıya buladılar. Gözler gösterilmek istenene değil görüntünün arkasındaki asilliğe bakmalıydı.

 

Ey İmam Ali ile Hz. Fatıma'nın incisi; biz Muharrem'de yalnız sana değil kendimize de ağlıyoruz.

 

Betül Meryem Taşdemir 

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

 

 

 

 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler