15 Aralık 2018 Cumartesi Saat:
11:29
12-11-2018
  

Haydi Sen de Yaz Makaleleri (II. Bölüm)

Aşağıda yer alan yazılar @mektebimutahhar adlı üniversite gençlerimizin açtığı instagram sayfasında başlatılan 'Haydi Sen de Yaz!' adlı İmam Hüseyin'e (as) mektup yarışmasında dereceye giren gençlerimize aittir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

Arşın Kopmuş Küpesi!

 

Vedud olan mabudum bana mahbubiyetini benliğime irşad ederek, varlığımı dilşad eyledi. Bir hidayetin var ki hızla nuraniyet bahşedip akıllara esenlik veriyor. Asil direniş ve dirlik ülküsünün yaşayan mısdakı senin hareketindir. Öyle bir hareket ki sevgi ile insanlığı kucaklayan…

 

Ey gözyaşlarının şehidi!

 

Dilerim ki kelamım bir Kufelinin samimiyetsiz davet mektubu misali asılsız ve mürekkepten teşkil olmasın.

 

Aslında davetimizin gerçek mürseli Tur Dağının Nuru, Mekkenin huzuru, Zehra annemizin kutlu nefesi olan İmam Mehdi aleyhisselamadır. Bedeninin düştüğü katligah ölü kalplerin diriliş mekânıdır.

 

Ey Allah kullarının Babası!

 

Amellerimiz dilde. İhlasımız iflasa uğramış, vahdetimiz vahşete dönüşmüş ve takiye muamelemiz keselerimizin bakiyesine göre esnetilmiştir. Erbain marifetlerimizi ma’siyet ateşiyle yakarak hedefsizlik içinde bocalayıp durduk. Ruhumuz yorgun ve endişelidir. Hakkı hedefe kurban etmemeyi, kararlılığı, şuurla ibadeti, mutedil tefekkürü senin kıyamından aldık. Şeydalık hissinden payını almayanlar sana olan meylimizi divanelikten ibaret biliyorlar. İsmet perdeleri yırtılmış, ılımlı Müslüman furyası irtifa kazanmıştır. Ettiğin kıyamın ihtiramı sadece on güne sığdırıldı.

 

Mazlumların ümidi olan efendim!

 

Senin kanının diyeti Allahın elindedir. Bizlerin amel defterine kurtuluş diyetini kanınla imzalayarak ver ki kurtuluş diyarına geçebilelim. Sevginden başka miras bırakacağımız servetimiz yoktur. Selam olsun kahraman Zeynebine… Onun hatrına ve veda anınızın kutsiyeti hürmetine aman diliyoruz.

 

Sercan Münzevi

İstanbul

 

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

Bu Yıl Yine Nasip Olmadı

 

Nasıl başlayacağımı, ne diyeceğimi hiç bilmiyorum Mevla'm.

Benim bildiğim tek bir şey var o da bu kalbimin senin aşkınla yandığıdır.

Kalbim senin aşkınla divane olmuş, senin ismini duyduğunda öyle bir heyecan kaplıyor ki, öyle yanıyor ki sanki yerinden çıkacakmış gibi hissediyorum ey Mevla'm HUSEYN!

 

Seni çok seviyorum. Her şeyden, herkesten çok seviyorum, anam babamdan çok, canımdan çok seviyorum ey Mevla'm HUSEYN!

 

Peki, niye, niye gelemiyorum bir türlü Kerbela'na ya HUSEYN!

 

Ey Ağacan! O kadar istiyorum ki Kerbela'na gelmeyi, ama olmuyor bir türlü gelemiyorum…

 

Bizim burada senin için yas tutulan bir mescit bile yok ey Mevla'm!

 

Öyle üzgünüm ki sana layıkıyla yas tutamadığım için… Keşke bizim de burada Huseyniyelerimiz olsaydı da en azından oraya gidip sana yas tutsaydım ya HUSEYN!

 

Sana gelen o âşıklarını gördükçe içim sızlıyor. Ne zaman diyorum, ne zaman benim de sıram gelecek ey Mevla'm HUSEYN!

 

Beni hiç çağırmayacak mısın, gelemeyecek miyim senin o güzel türbene.

Biliyorum layık biri değilim Mevlam, sen kendin ziyaretçilerini seçiyorsun… Beni de sana layık biri et. Bu küçük aşığını da kabul et. Benim de iznimi ver ey Mevla'm HUSEYN!

 

Efendime ve onun hareminde yatan ruhlara sonsuz selamlar…

 

Zehra TAYAR

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

Esselamu Aleykum Ya Huseyn…

 

Şimdi bu mektup sana gelecekmiş ya… Ya İmam! Ben şimdi hangi heyecanımı yazayım?

 

Hangi sabırsızlığımı haykırayım ya da hangi günahlarımın affı için çığlıklarımı kelimelere dönüştüreyim?

 

Ey Ebu’l Ehrar! Biz senin gerçek Şiaların mıyız? ‘Ben Şiayım’ diye dilimiz söylerken kalbimiz bunu tasdikler mi?

 

Senin ve Ehl-i Beytinin yolundan emin adımlarla ilerliyor muyuz?

 

Lebbeyk Ya Huseyn! Yolundayız… Ey ağam yolundayız. Ama nasıl?

 

Elimizden düşürmediğimiz telefonlarımız ve internet bağımlılığımız ile mi?

 

Ya da kalbimizde besleyip, kolumuzda taşıdığımız haram sevdalarımız ile mi?

 

Yüzüne bakmadığımız, aslında en karanlık gecede bile yolumuzu aydınlatmaya hazır olan Kuran-ı Kerim ile mi?

 

Ey Seyyidü’ş-Şüheda affet… Bizleri affet ağam…

 

Oysa sabrı senden öğrenmeliydik. Abbas’ının şehit olup belinin büküldüğü zamanda.

 

İslam’ı benimseyip, yaşamayı ve yaşatmayı senden öğrenmeliydik. Çocuklarını şehit verdiğinde bile davandan vazgeçmediğin zamanda.

 

Susuz bedeninle bile boyun eğmeyip, isyan etmeyişini, şükrünü senden öğrenmeliydik.

 

Baştan aşağı musibetler dökülürken bile Mabud’un yolundan şaşmamayı senden öğrenmeliydik.

 

Şimdilerde her zorlukta bir isyana yöneliyoruz. Her verilen nimette kibre kapılan nesillere dönüşüyoruz. Ve artık dünyaya kazık çakmanın derdine düşmüş oluyoruz. O kadar kapıldık ki dünya denilen bu zehre ve artık kalplerimiz taşa, gözlerimiz köre, kulaklarımız sağıra dönüşür oldu.

 

Ey ilim şehrin kapısı olan Ali’nin (a.s) oğlu, Ağam; Su içerken anmıyorsak seni, ya da Kerbela deyince yanmıyorsa ciğerler kor kor, o zaman boşa atıyor bu kalp.

 

Farkında değilsek Kerbela’nın gerçek anlamının, işimiz gücümüz şov olmuşsa, gösteriş peşine düşmüşsek neye yaradı ki senin uğruna mücadele ettiğin dava. Neye yaradı Zeyneb’in Yezid’in sarayında sergilediği onurlu duruş!?

 

Ya İmam affeyle…

Dilhun

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 
Özlem
 

Aciz bir kul, senin gibi yüce bir şahsiyete nasıl selam verebilirse, öyle bir selam ile selam olsun sana ya Eba Abdillah!

 

Ey benim Mevlam! Nasılsın? İyi misin? Yoksa senin de gözlerin İmam-ı Zaman gibi biz Şialarına ağlamaktan morarmış mıdır?

 

Siz Ehl-i Beyt’e layık bir Şia olamadım… Bağışla beni demeye bile yüzüm yokken sana mektup yazma cüretini kendimde nasıl buldum bilmiyorum…

 

Ya benim mektubum da Kufelilerin sana yazdığı mektuplara benzerde, onlar gibi vefasızlık edersem diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum…

 

Ağam, herkes kendini sana nöker isnat ediyor. Herkes sana nöker olabilir mi?! Dilde nökerem diyebilmek kolaydır, ama sana Ebulfazl gibi nökerler yaraşır... Layık değiliz ama bizleri de nökerlerine nöker kabul et… Bizleri sana kurban kabul et… Zamanımızın Kerbela’larında Hüseynilerle şehadet şerbetinden içebilmemiz için dua et bizlere…

 

Ey benim Mevlam! İnanıyorum ki bu mektup sana ulaşacak ve sen bu satırları okuyacaksın. Canım feda olsun sana ağam, gamlı kalplerin bu dünyaya dayanacak takati kalmadı. N’olur zamanımızın İmam’ına söyle gelsin artık…

 

Allah'ın rahmeti, Peygamberine ve onun soyundan gelen mübarek imamlara olsun. Ve Allah'ın sonsuz selâmı onların üzerine olsun.

Özlem Özen

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

Kerbela Hasretim 

 

Hasretim o bela çölüne

Hem bela hem aşk çölüne

Bir dert olup bin dert oldun gönlüme 

Aşkınla yanıp tutuşurum tüm benliğimle

 

Sen tuttun namazı ayakta

Oklandın ama durdun ayakta

Sen Ali oğluydun eğilmezdin düşmana 

Selam olsun o heybetli ağama

 

Fırat’a indi Kamer-i Ben-i Haşim

Onları ziyaret etmektir benimde  niyetim

Onların hepsine hasretim Rabbim nasip eyle o cennete gideyim

 

HUSEYN susuz kaldı o çölde 

Seslendi Ebelfez'e gardaş su getir diye

Geldi Ebelfez ağasına canı feryadı

Bin canı olsa yine ona adardı

 

Aldı bir avuç su Abbas

Dedi "Ağan susuzken sen nasıl su içersin Abbas"

Doldurdu tulumunu su sekkası

Çünkü o Huseyn’in Alemdar Abbası

 

Rugayye su bekliyordu amcasından

Abbas su getirecekti Rugayyesine

Kâfir Şimr oklattı su tulumunu

Abbas sanki kalbinden vurulmuştu

 

Düşman Abbas'ın heybetinden korkardı

Ona bir adım bile yaklaşamazdı

Teker teker yok etti düşmanı 

Çünkü o Huseyn'in Alemdar Abbasıydı

 

Zalimler katletti imamın yârenlerini

İmam kalktı aldı Ali Asgeri

Dedi "Ey zalimler! Bu bebeğe acıyın

Biraz su verin acısını dindirin"

 

O kâfirler kana susamıştı

Asgere su yerine kan vereceklerdi

Zalim hermele okladı o narin boğazını

Hüseyinimin yüreği dağlanmıştı

 

Yanlız kalmıştı Hüseyin 

Ahu figan eder zeynebin

Çıkacaktın sende meydana

Seyredecekti seni anan Zehra(s.a)

 

Şehit oldu düştü toprağa Huseyn

Baş eğmedi o zillete Huseyn

Aşkıyla doldurdu bu yürekleri 

Susuz şehit oldu Şahı Şehidan Huseyn

 

Sana yerler ağlar gökler ağlar 

Sana Zehra-yı  Betül ağlar

Sana deden Resulullah (s.a.a) ağlar 

Sana kurban olsun bu canlar 

 

Hüseyin okudu mızrak başında  Kur'an

Sende oku Kur'ân onu an

Onu aklından çıkarma her an

Selam olsun sana ey pehlivan

 

Hasretim odur ki Kerbelana geleyim 

O bela çölünü kendi gözlerimle göreyim 

Seni methedip ahu figan edeyim 

Kerbela beratımı verirmisin ağacan?

 

 Fatime TAYAR

Diyarbakır

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

Yeterki Gel!

 

Allah'ın selamı 14 Masum’a ve evlatlarına, ashabına olsun.  

 

Ey yaradılışı masumiyetle bezenen!

Ey cismi zeytine and içilen yar!

 

Binlerce menzilin içinde tek menzil beni gerçek aşka kavuşturdu. Ayak yalın yüreğimden haremine kadar "Lebbeyk Ya Huseyn!" diyerek geldim; huzurundayım, seninleyim, haykırışın kulağımda bense yalnız sana sağır değilim ağam...

 

Tıpkı bir sanatkârın yongasını yonttuğu gibi yonttum yüreğimi; senin aşkınla ilmek ilmek işledim. Hasretine olan susuzluğumu bandırdım Kerbela'na. Nefes alışlarıma yazdım seni, mürekkebim senin adınla şereflensin diye. Kara çarşafıma sığındım Zeyneb'inin duruşuna sevdalandığımdan...

 

Heyhat! Bu ne gusse? Bu ne gam? Zulmün başka bir boyuta geçmesi, güzelliğin çiçek açmasıdır "Huseyn". Sinem Huseyn mateminde sukûnete kavuştu. Ağıtlar dizdim bir bir tesbihime, seccademin köşesi gözyaşlarımla ıslanmış, secdem Kerbela toprağına bulanıp Rabbimin huzurunda senin gamınla güneşler açmış. Göz pınarlarıma kıtlık hüküm sürmüş Aşura'nda.

 

Ağam, senin akan kanına yer ve gök, bilinen âlem bilinmeyen âdem ağladı. Zulüm ki zalimin elinde mahkûm olmaktan utandı.

 

Ey sevgili sana Zeyneb'inin diliyle seslensem ses verir misin sesime?

 

Rugeyye'nin gözyaşlarıyla ağlasam, Abbas'ının vefasıyla yaklaşsam, Ali Asker'in sütsüz kalan boğazına binlerce asker kurban versem, bana ses verir misin?

 

Bu uçsuz bucaksız sen kokmayan kâinatta sonbahar misali yaprak döktü bir yanım, hazana kucak açtı sen tarafım, toz tuttu gönül pervazım. Sevdası kan kokan sevgili, kanına binlerce yıl göz yaşı dökülen sevgili ,gel yüreğime fırtınalar kopsun içimde, hoyrat yağmurlar yağsın, senin aşkınla rüzgarlar alt üst etsin benliğimi sen yeter ki gel...

 

Zeynep Daştan

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

Ey Seyyid-i Şüheda!

 

Allah’ın selamı peygamberine, Ehl-i Beytine ashabına ve onun yolundan gidenlere olsun.

 

Ey Seyyid-i Şüheda!

 

Ey Peygamberin gözünün nuru!

 

Ey cennet gençlerinin efendisi!

 

Bu mektubu sana yazmaktan utanıyorum. Çünkü bundan yaklaşık 1300 küsür yıl önce de sana mektuplar yazan vardı. Mektuplarında seni sevdiklerini ve sana tabi olduklarını yazmışlar, sende onlara güvenmiş onlara ve tüm Müslümanlara önderlik etmek üzere yola çıkmıştın. Ancak mektup yazanlar sözlerinde durmamış, çıktığın bu yolda son menzile varamadan zalim ve dünyaperest bir topluluk tarafından şehit edildin. İşte bu yüzden ben mektup yazmayacağım.

 

Çünkü aradan geçen bunca asra rağmen bu mektuplar vesilesiyle uğradığın ihanetler sonucu seni şehit etmeleri; sanki dün şehit olmuş gibi acın yüreğimi yakıyor.

 

Sen ki âlemlere rahmet bir dedenin torunu, ilmin kapısı Ali’nin ve cennet kadınlarının üstünü Fatıma annemizin oğlusun.

 

Kalplerini dünya sevgisi sarmış, merhametten yoksun, peygamber ailesini helak edecek kadar kin ve nefretle büyümüş zalim Yezid ve Yezid gibi alçakların senin zamanında var oldukları gibi bu gün de aynı onlardan insanlar vardır ve var olmaya da devam edeceklerdir.

 

Kısa dünya hayatını seçerek senin kanına girmelerini aklım bir türlü almıyor. Gör bak üzerinden asırlar geçti dünya onlara da kalmadı ey İmam!

 

Onlar da öldüler ve kendi sonlarını hazırladılar. Oysa biliyor ve inanıyorum ki sen cennet nimetleri ile nimetlenirken, zalimler cehennem azabı tadıyorlar.

 

Tek arzum sizi görmek ve sizin mübarek sohbetinize nail olmaktır. Selam ve hürmetlerimle. Bizden duanızı esirgemeyin. 

 

Allah’ın rahmet ve bereketi sizinle olsun. 

 

Mahsun Keskin

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 

 

 

 

 

 

--  -- -- -- --  ***  -- -- -- --  -- 

 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler