13 Kasım 2018 Salı Saat:
02:51
28-02-2018
  

Hayırlı Yolculuklar Muhsin!

İlk defa ziyarete giden kimselerin, ilk dualarının kabul olduğunu söylerler...

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Muhammed Taki İHTİYARİ

 

Kapı açıldı ve kapı ağzında görünen baba yüksek sesle bağırdı:

 

Selam çocuklar!

 

Çocuklar babalarına doğru koşarak Selamun Aleykum dediler. Babaları mutlu ve güler yüzlü şekilde çocuklarının selamına karşılık vererek üzerini değiştirmek üzere odasına geçti.

 

Muhsin Meryem’e dönerek:

 

"Babamız bugün, diğer günlerden daha sevinçli görünüyor. Sence sebebi ne?" dedi.

 

Babaları gelip çocukların yanına oturdu, rahat bir ifadeyle arkasına yaslandı. Anneleri de çay tepsisiyle mutfaktan gelip selam vererek onların yanına oturdu. Hepsi merakla bu sevincin nedenini öğrenmek için sabırsızlanıyorlardı. O ise eşinin ve çocuklarının meraklı bakışları altında önce çayından bir yudum aldı. Sonra direk konuya girerek:

 

"Güzel bir yolculuğa çıkacağız!" deyiverdi. Anne herkesten önce:

 

"Yolculuk mu? Nereye yolculuk?" diye sordu.

 

Babaları, annelerinin gözünün içine bakarak “Kerbela’ya.” yanıtını verdi. Anneleri şaşkınlıkla bakakalmıştı. Muhsin ve Meryem ise çığlık atarak babalarının kucağına atladılar. Anneleri kısa süren şaşkınlığın ardından gözyaşlarına hâkim olamamıştı ve dökülen gözyaşlarını eliyle siliyordu.

 

Haberi ilk duyan ertesi sabah Muhsin’in okuldaki öğretmeni olmuştu. Muhsin ilk ders zilinde parmağını kaldırarak öğretmeninden konuşmak için izin istedi:

 

"Öğretmenim! Ben de annem ve babamla birlikte Kerbela’ya gidebilir miyim?"

 

Öğretmeni cevap verdi:

 

"Tabii ki, gidilecek en güzel yerdir orası. Bu güzel yolculuk ne zaman?"

 

Muhsin sevinçle yanıtladı:

 

"Bu hafta sonu."

 

Öğretmen tahtaya doğru yürürken:

 

"Sorun değil, selametle git, gel. Derslerin için de endişelenme. Döndüğünde bizzat kendim kaçırdığın dersleri senin için tekrar ederim."

 

Muhsin başını öne eğerek teşekkür ederken öğretmeni devam etti:

 

"Ama bir şartım var. Necef ve Kerbela’ya ilk kez gidiyorsun değil mi? "

 

Muhsin:

 

"Öğretmenim, annem ve babam da ilk kez gidecekler." dedi. Öğretmeni:

 

"Güzel. İlk defa ziyarete giden kimselerin, ilk dualarının kabul olduğunu söylerler. Ben de senden ilk duanı benim için etmeni istiyorum. Kabul ediyor musun?" deyince Muhsin kendinden emin bir şekilde:

 

"Kabul ediyorum. Peki, duanız nedir?" dedi. Öğretmen derse başlamak istediği için teneffüste yanına gelmesini söyledi.

 

Zil çalınca sınıf boşaldı ve Muhsin, öğretmeniyle yalnız kaldı. Duasının 5 yaşındaki hasta çocuğunun iyileşmesi olduğunu söyleyerek, ilk duasını bu yönde edeceğine dair Muhsin’den söz aldı. Muhsin de duruma çok üzülerek ilk duasını iyi ve merhametli öğretmeninin çocuğunun şifası için yapacağına dair ahdetti.

 

Öğle olup da evine gitmek istediğinde, okulun bahçesinde iyi kalpli bir ihtiyar olan hademeleri Yedullah Efendi’yi gördü. Bu çilekeş adam Muhsin küçükken defalarca karşıdan karşıya geçmesine yardım etmişti. Yedullah Efendi Muhsin’i yanına çağırdı. O da Muhsin’in Kerbela’ya gideceğini duymuştu. Muhsin’e:

 

"Ne mutlu sana. Bize de dua etmeyi unutma. Ama senden bir ricam olacak. İlk duanı benim için eder misin?"

 

Muhsin "Ama.." diyecek olduysa da adamcağız aldırmadan devam etti:

 

"Yıllardır okulun bir odalı evinde yaşantıya katlanmak zorunda kaldık. Benim için duanda bir ev ister misin? Sakın unutma, ilk duanı benim bu hacetim için yap!"

 

Muhsin adamcağızı kırmak istemediği için “Peki” diyerek rahatsızlıkla oradan uzaklaştı. Eve gitmeden önce yol üstündeki ninesini de ziyaret etmek istedi. Ninesinin kapısını çaldı. Ninesi zorlukla kapıya geldiği için bir müddet kapıda bekledi. Kapıyı açıp da sevgili torununu gören kadıncağız sevgiyle torununu bağrına bastı. Hal hatır sorduktan sonra o da torunundan istekte bulundu.

 

"Yavrucuğum, biliyorsun ziyarete ilk defa gidenlerin ilk duaları kabul olur. İlk duanı bu yaşlı ninen için eder misin? Duanda artık bu diz ağrılarından kurtulmam için şifa iste. Artık ağrılara dayanamaz oldum, takatim kalmadı."

 

Ninesini kırmak istemeyen Muhsin, çaresizce bu isteği de kabul etti. Ama ayağını sokağa atar atmaz içi sıkıntıyla doldu. Üç kişiye söz vermişti, ne yapacağını bilemez haldeydi. Üçünü de çok seviyor ve dualarının kabul olmasını istiyordu.

 

Derin düşüncelere dalmış yürüyorken mahalle manavının kendisine seslenmesiyle irkildi. Recep Efendi, mahallenin ahlaklı, dürüst ve güler yüzlü bir esnafıydı. Meyve ve sebzeyi her zaman Recep Efendi’den satın alırlardı. Neden kendisine seslendiğini anlamak için Recep Efendi’nin yanına gitti. Hal hatır sormanın ardından Recep Efendi de Kerbela’ya gittiğinde ilk duasını kendisi için yapmasını istedi. Çok borcu olduğundan, bu borç yükünün kendisini nasıl yıprattığından bahsettiğinde Muhsin onun için de çok üzüldü. Bu ricayı da kabul etmek zorunda hissetti kendisini.

 

Muhsin eve vardığında içeri girmeden çantasını annesine verdi ve dayısına gitmek için izin istedi. Annesi izin verdiğinde vakit kaybetmeden dayısına gitti. Dayısı çok bilgili bir insandı. Bu durumda ne yapacağını belki kendisine söyleyebilirdi.

 

Hasan dayısı her zamanki gibi odasında kitap okumakla meşguldü. Muhsin selam vererek odaya girdi. Dayısı Muhsin’in selamını alarak kitabı kapattı. Muhsin rahatsız ve üzgün bir şekilde kapının yanında duruyordu. Dayısı:

 

"Muhsin, gemilerin mi battı? Kerbela’ya gidecek olan biri böyle suratını asabilir mi?" diye sordu.

 

Muhsin hala olduğu yerde duruyor ve konuşmuyordu. Dayısı devam etti:

 

"Yoksa bu yaşta Kerbela’ya gittiğin için kibirleniyorsun da mı yanaşmıyorsun yanıma?"

 

Muhsin başını öne eğerek:

 

"Tabi ki hayır dayı. Ben Kerbela’ya gideceğim için çok mutluyum. Üzüntümün sebebi ise şu…" diyerek başından geçen olayları bir bir anlattı. Hepsinin duasının kabul olmasını istediğini, ne yapacağını bilemediğini de söyleyince dayısı durumu anladı ve biraz düşündükten sonra şöyle dedi:

 

"Rahatsız olmakta haklısın Muhsin. Dört kişiye aynı şey için söz vermişsin. Ama bir çözüm yolu var!"

 

Muhsin sevinçle dayısının yanına koştu ve:

 

"Nedir o yol dayı, nedir?" diye heyecanla atıldı. Dayısı:

 

"Sen, gelmesiyle hastalıkların şifa bulacağı, borçluların borcunun ödeneceği, evsizlerin ev sahibi olacağı, zulme uğrayanların zulümden kurtulacağı kişinin acilen gelmesi için dua edebilirsin. Böylece senden dua isteyen herkesin duası da kabul olmuş olur. Sen gel, ilk duanı İmam-ı Zaman’ın çabucak gelmesi için et."

 

Muhsin ferahlayarak dayısına:

 

"Sen her zaman en güzel çözümü bulursun." dedi.

 

Evet sevgili çocuklar, İmam-ı Zaman’ın gelmesi için dua etmek demek, tüm insanlar için dua etmek demektir. Tüm sorunların ve sıkıntıların giderilmesi için ve daha iyi bir yaşam için dua etmek demektir.

 

Tercüme ve Sadeleştirme: Nurcan ALTUN

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler