16 Ocak 2018 Salı Saat:
19:26

Helaket...

07-09-2015 15:03



    Perşembe günü Mazendaran Üniversitesi öğrencileri için tertiplenen bir toplantıda, Ayetullah Cevadi Amuli'nin yanıbaşında oturuyordum. Açılış konuşmasını yapmak için, irice bir seyyid minbere çıkmış ve hamd ü senadan sonra; Ayetullah Cevadi Amuli'yi övüp kutsamaya başlamıştı. Bu tazim ve yüceltme faslı o denli uzadı ki, ben dahi bu durumdan muzdarip olmuştum. Ayetullah'ın yanımda kıvrandığını ve "Estağfirullah, Neuzubillah..." dediğini işitiyordum. Mollanın minberdeki teclil ve tazimi bir türlü bitmek bilmeyince, Üstad Cevadi Amuli'nin bu duruma oldukça sinirlendiğine de bizzat şahit oldum.


    Bir müddetten sonra, bu irrite edici fasıl bitmiş; molla minberden inmiş ve yerine geçmişti. Ardından, Ayetullah Cevadi Amuli minberdeki yerini almıştı. Hz. Nebi'ye (saa) ve Ehl-i Beyt-i Tahire'ye salat ü selamdan sonra, doğrudan o seyyidi eleştirmeye başladı. Ayetullah şöyle diyordu, kaşları çatık ve morali bozuk bir şekilde:


    "Bu tür aşırılıklar ve nefsi okşayan sözler insanı helakete götürür. Allah şahit, bu sözleri ciddiye alıp, bu sözlere inanan kimse; vallahi mahvolur. Yaptığı tüm ameller ateş olur da, alacaklı gibi peşine düşer. Oflar olsun bu sözleri benimseyip de böbürlenen kimseye, nefsinin hoşuna gidenler ile sevinene. Bu adam beni helakete sürükledi. Beni ateş içine atmak istedi. Şikayetçiyim Ya Rabb!"


    Konuşmasını kısa tutmuştu. Minberden inip, tekrar kalktığı yere oturdu. Yüzünden düşen, bin parça idi. Toplantı sonunda arkamda oturan Caferi Bey yanıma geldi ve çektiği bir fotoğrafı bana gösterdi:


    "Bu fotoğraf; Ayetullah'ın, o molla minberde iken o sözleri duymamak için kulaklarını parmakları ile kapadığı ve sağa sola eğilip kalktığı andandır."


    Hüccetü'l İslam Muhammed Rıza Zairi kendi Instagram sayfasında Ayetullah'ın o fotoğrafını yayınlamış ve olayın ne şekilde cereyan ettiğini ayrıntıları ile yazmıştı.


    "Oflar olsun bu sözleri benimseyip de böbürlenen kimseye, nefsinin hoşuna gidenler ile sevinene."
    Bu sözler bizlere, hiç yabancı gelmese gerek. Bakın buna benzer bir başka anektod da, İmam Humeyni'nin başında geçmekte;


    Merhum İmam, 40'lı yıllarda, yaz tatilleri için bazen; İsfahan'a bağlı Mahallat şehrine giderdi. Mahallat âlimleri de İmam'a oldukça değer verir ve kendisinden, kalacağı zaman zarfı içerisinde, akşam vakitleri merkez camiinde halka sohbet vermesini talep ederlerdi. Fakat İmam; ”Lütfen beni kendi halime bırakın. Sizler de kendi işlerinize yetişin." diyerek buna hiç yanaşmaz ve bu teklifi hep reddederdi.  Ramazan ayının başlarında bazı âlimler tekrar İmam'ın yanına gelerek, en azından birkaç gün kendileri için vakit ayırmasını ve bu sohbet ortamının da yalnızca ilim ehli ile oluşması fikrini öne sürmüşlerdi. Israrlar yüzünden, İmam da bu teklifi kabul etmişti. Bu veçhile artık İmam, öğleden sonraları saat beşte Mahallat Merkez Camii'sinde sohbetlerine başlamıştı. İmam Humeyni, camii içi sütunlarından birisine yaslanır ve gelenler de, İmam'ın etrafına halka yaparak bu sohbete iştirak ederlerdi. Günümüzde de devam eden mescit adetlerden bir tanesi o dönemde oldukça yaygındı. Eğer camiden içeri bir âlim girerse birisi mutlaka yüksek sesle, hem halkı uyarmak ve hem de âlime ihtiram göstermek maksatlı, salâvat getirtirdi. Burada da durum aynıydı. İmam mescide girdiğinde bir şahıs kalkar, ve "Salâvat" diye bağırırdı. İmam -belli ki bu durumdan rahatsız olmuştu- o şahsı sohbet sonunda yanına çağırarak şöyle demişti:


    "Sizin, benim camiiye girişim ile zikrettiğiniz bu salâvattan kastınız ben miyim, yoksa yüce İslam peygamberi Resul-i Ekrem mi? Eğer bunu Allah Resulü için yapıyorsanız; başka bir zamanda yapın. Eğer bunu benim için yapıyorsanız, ben bu durumdan razı değilim."


    İmam'ın o günkü konuşmasından aklıma yer eden bir diğer konu da şu idi:


    "Müslüman ve aziz kardeşlerim! Sizler, maalesef herhangi bir yerden edinip üzerinize giydiğiniz deri bir ceket veya yünden bir pantolon ile normal halinizden çıkıp, gururlu bir hale bürünüyorsunuz. Acaba bu deri ceket ya da yün elbisenin nereden geldiğini ve aslının ne olduğunu hiç düşünmediniz mi? Bunun bir koyunun bedenini saran deri ve yün olduğunu fikir etmediniz mi? O koyunun, bunu üzerinde taşırken gururlandığını gören hiç olmuş mudur? Bu deri ve yün yalnızca tabaklanıp, işlenmiş ve renklendirilmiştir. Hepsi bu. Daha sonra elbise olmuş ve insan tenini sarmıştır. Bu durum da, sizin gururlanma sebebiniz olup çıkmıştır. Bu nasıl bir talihsizlik ve bedbahtlıktır ki; gönlümüzü böylesi değersiz şeylere kaptırıp mutlu olmaya çalışmaktayız."


BeDeL

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !