18 Eylül 2019 Çarşamba Saat:
00:45
29-08-2019
  

Hindistan-Pakistan İlişkileri ve Keşmir Sorunu

Keşmir halkının isteklerine bakıldığında yine en önemli talebin bağımsızlık olduğu görülmektedir. Pakistan bu konuda Hindistan’a nazaran Müslüman olduğu için daha avantajlı görülmektedir ama Keşmir halkı, hem Pakistan hem de Hindistan’dan bıkmıştır.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Güney Asya'da kalıcı bir barışın kurulması, büyük ölçüde Hindistan ile Pakistan arasındaki dostane ilişkilere bağlıdır. Kesinlikle her iki ülke de bölgesel istikrar ve güvenlikten sorumludur. Bununla birlikte, aralarındaki çatışmayı sürdürme eğilimi, bölgesel güvenliğe zarar verebilecek en temel faktördür. Her iki ülke de enerjilerinin önemli bir bölümünü savunma kuvvetlerinde kullanmakta. Bu da Amerika, İsrail, Rusya, Çin vb. gibi silah baronlarının oldukça işine gelmektedir.

 

İngilizlerin bölgeden zoraki ayrılığı ve Hindistan Yarımadası'nın bölünmesi, bu iki ülkenin düşmanca davranışlar sergilemesinde kesinlikle etkili olmakta. Ancak neredeyse 70 yıllık deneyim, devam eden düşmanca çatışmalar nesillerin daha gaddar olmasına ve ülkeleri için olacak terakkinin bir türlü istenen hali almamasına neden olmaktadır.

 
Aslında Hindistan ve Pakistan arasındaki çatışmanın uzun bir tarihi var. Genel olarak, tarihçiler, Hindular ve Müslümanlar arasındaki çatışmaların, Müslüman lider Muhammed bin Kasım es-Sekafî ile Hindistan’daki lider Raja Dahir arasında 700’lü yıllarda yaşanan Sindh ve Multan savaşları ile başladığını ve o zamandan bu yana bu iki dini grup arasında hep çatışma yaşandığını söyler. Daha sonra, İngiliz egemenliği sırasında, sömürge iktidarı, iki toplum arasındaki çatışmayı açıktan ya da gizlice hep bir koz olarak kullanmış, Hindistan'ın birliğini engellemek için yürüttükleri politikalar ile ateşe körükle gitmiş ve iki toplumun barış içinde birlikte yaşamasını engellemiştir.

 
Hindistan'ın bağımsızlık yıllarında, iki toplum arasındaki bölünmeler, dönemin en önemli siyasi olayı olmuştur. Mahatma Gandhi ve Cevahirlal Nehru ayrılık olmasın diye uğraş verirken, Pakistan'ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah'ın ısrarı ile Pakistan Hindistan’dan ayrılmıştı. O zamanlar Hint liderleri tarafından birleşmiş olan Mevlana Muhammed Ali ve Abu’l Kelam Azad da dâhil olmak üzere Müslüman liderlerin bütün ısrarlarına rağmen, İngiltere'nin desteğiyle Cinnah'ı destekleyen Müslümanlar Pakistan'ı ayırdı. Bağımsızlığını kazanmış olan Pakistan, Hindistan'la olan ilişkilerinde ulusal gücü bakımından her zaman üç konuyu ortaya koydu. Bunlar:


1. Keşmir'in tarihi mülkiyet ve hâkimiyet hakkı ve günümüzdeki Keşmir sorunu, 


2. Kaynağı Hindistan'da bulunan Pencap nehirlerinin önünün kesilmemesi,


3. Ülkenin toprak bütünlüğünün korunması.


Burada bahsi geçen ve Hindistan sınırındaki dağlarda Pakistan ekonomisi için hayati bir önem taşıyan Pencap nehirleri politik bir boyuta sahip. Himalaya Dağları'ndan akan önemli nehirler, Hindistan Yarımadası'nın ova ve tarım alanlarını besledikten sonra Hint Okyanusu'na akar. Bu nehirlerin oluşturduğu su havzaları, Hindu-İslam kültürünün oluşumunda ve pekiştirilmesinde de önemli bir rol oynamıştır. Bununla birlikte, ülkeler arasındaki siyasi mücadelelerin bu doğal denklemler üzerinde olumsuz etkileri vardır. Pencap Nehri'nin en önemli kolu olan Jelum Nehri üzerinde kurulan Vulvar ve Baramulla Barajı bu politik mücadeleye bir örnektir.


Pakistan, barajlar yapıldıktan sonra Pakistan'ın tarım sektörü için hayati öneme sahip olan Pencap Vadisi'ndeki olası tarımsal alanların tükenmesi konusunda hep endişe duymuştur. Bu havzadaki Mangla Barajı projesi de aynı bağlamda değerlendirilebilir. Pakistan, Hindistan barajlarından nehirlere verilen sudaki azalma ve tarımsal üretimdeki düşüşün yanı sıra, özellikle kış aylarında nehirler üzerine inşa ettiği santralleri de olumsuz etkilediği için Keşmir’e stratejik bir bölge olarak bakmakta.


Bangladeş’in 1971’de Pakistan’dan ayrılması sonucu olarak Pakistan’ın toprak bütünlüğünü kaybetmesi, Pakistanlı yetkililer için büyük bir endişe kaynağı oldu ve halk nezdinde itibar kaybı yaşadı. Pakistanlıların Hindistan'la dostça ilişkiler geliştirememelerinin sebeplerinden biri de zaten budur. Hâlbuki Pakistan bağımsızlığını kazandığı zaman Bangladeş Pakistan sınırları içerisinde yer alıyordu. Pakistan’a göre, Hindistan Pakistan’ı stratejik olarak bölmek ve yön vermek istiyor. Bilindiği gibi, Pakistan toplumu etnik köken veya din açısından homojen değildir yani oldukça karışık bir yapıya sahiptir. Öte yandan, Pakistan, özellikle Keşmir meselesinde, İslami kimliği ve özgürlüğüyle Hindistan ile olan sorunlara daha fazla yoğunlaşmıştır, hatta şiddeti meşrulaştırmak için dini kullanan gruplara yakın davranmaya dahi başlamıştır.


Açıkçası, 1980'lerde Afganistan'daki rejim değişikliği ve Sovyetlerin işgali sonucunda, Amerika, diğer Batı ülkeleri ve Suudi Arabistan gibi devletler Sovyetlere karşı cihatçı grupları desteklemiştir. Gelecek yıllarda, cihatçı gruplar bir şekilde Pakistan sınırları boyunca eğitim imkânları ve maddi destek de bulmuştur. O zamandan beri Taliban ve el-Kaide gibi örgütlerin bir şekilde Pakistan sınırları içerisinde destek buldukları hala mevzu bahistir.

 

Pakistan içindeki dini ve etnik çeşitlilik Hindistan'ın olaylara daha zalimce yaklaşmasına neden oluyor. Ancak Pakistan, Hindistan'ın Recistan, kuzey bölgelerdeki Peştun'dan ve diğer etnik sorunlardan etkilendiğini ve kendilerinin bir şey yapmadıklarını öne sürüyor. Hindistan, Keşmir'deki milisleri ve Pakistan Askeri İstihbarat Teşkilatını (ISI) buradaki silahlı milisleri eğitmek ve örgütlemekle suçluyor. Pakistan da, ülkedeki etnik karışıklıkların ve yaşanan karmaşa nedeniyle Hindistan İstihbarat Ajansı'nın RAW'ı sorumlu tutuyor. Hâlbuki her iki ülkenin istihbarat teşkilatı CIA aracılığıyla bilgileri paylaşıyor ve şimdi ise Hindistan Mossad’dan istihbarati bilgi alıyor.


Gelelim Meseleye


Hindistan ile Pakistan arasında hiçbir sorun Keşmir meselesi kadar düşmanca olmamıştır. Hindistan, 1947'de Hindistan ve Pakistan adı altında iki ülkeye ayrıldığından, Keşmir çatışması iki ülke arasındaki en önemli anlaşmazlık olarak varlığını sürdürmeye başlar. İki ülke Keşmir sorunu nedeniyle üç kez (1947-48, 1965 ve 1971) savaşmıştır. 1998 ve 2002'de bu iki ülke savaşın eşiğine geldi ama uluslararası çabalar sıcak bir çatışmanın önüne geçti.

 
Buradaki sorun, savaşlardan ve devam eden tartışmalardan hiçbir sonuç alınmadan 70 yıla yakın bir süredir devam eden durumun her iki ülkeye, özellikle Keşmir’de yaşayan ve çoğunluğunu Müslümanların teşkil ettiği halka çok ağıra mal olması. Keşmir'in üçte ikisi Hindistan ve üçte biri Pakistan tarafından kontrol ediliyor. 1963'te Pakistan, topraklarının küçük bir bölümünü Çin Halk Cumhuriyeti'ne devretti. Siyasi basiretsizlik ve Budist de olsan insanların canını hiçe saymanın bir cezası olsa gerek Çin tarafından öldürülen bir Tibetli için on Keşmirli hayatını kaybetmiştir. Keşmir topraklarını devreden Pakistan böylece, Çin Hükümeti’nin Tibet ve Sing Yang bölgelerini karayoluyla daha rahat kontrol etmesini sağladı.

 
Pakistan, Yeni Delhi Hükümeti’nin Keşmir’i seküler devletinin bir parçası olarak ulus inşası sürecinde gelişeceği ve ilerleyeceği tezini sunarken, buna mahal vermemek için Keşmir nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olmasını talep ediyor. İngilizler tarafından Keşmir'de yapılan 1941 nüfus sayımında bölge nüfusunun% 77'si Müslüman,% 20'si Hindu'dur. Bugün, Hindistan tarafından kontrol edilen Keşmir Vadisi'nde, yeni nüfus sayımına göre Müslümanlar nüfusun %93'ünü ve Hindular ise %3'ünü oluşturuyor. Pakistan Hükümeti Keşmir meselesini uluslararası arenaya taşıyor ve bölgenin geleceği konusunda uluslararası örgütlerin kontrolünde referandum yapılması gerektiğini söylüyor.


Yine de Hindistan, Pakistan’ın talebi karşısında diretmiş ve bu referanduma karşı çıkmıştı. BM ve Hindistan Komisyonu, 13 Ağustos 1948 ve 5 Ocak 1949'da referandum yapmaya karar verdi. Ancak, bugüne kadar şartlar bu referandumun yapılmasına izin vermedi. Hindistan, Keşmir mülkiyeti için Maharaja Prensliğinin belgelerine atıfta bulunuyor. Yani resmi olarak tüm Keşmir Hindistan’ındır diyor ama Prensliğin Keşmir’i birkaç yüz bin Rupi’ye Hindistan’a sattığını söylemiyor.


İki ülke arasındaki 1971 savaşının ardından imzalanan ateşkes, 1972'de Birleşmiş Milletler önderliğinde Keşmir'de uygulandı. İki ülke bu kararı kabul ettiğinde ise normalleşen bir sürece başlamak için önemli bir adım atıldı. Açıkçası, böyle bir ortamın ortaya çıkması, Pakistan'ın 1971 savaşında Hindistan'a yenilgisi ve Hindistan'ın askeri üstünlüğünün bir sonucudur. Zaten daha sonraki yıllarda yani 1971 ve 89 yılları arasında Pakistan, Keşmir sorununa ancak sözlü olarak yaklaşabildi.


1984'te Keşmir'in dağlık bölgelerinde Syachin bölgesinde bir sorun ortaya çıktı. Dev buzulların kapladığı bu coğrafya, sınırın somut nesneler üzerinden çizilmesine imkân vermiyordu ve bölgedeki güç konusu sıkıntıya girdi. Buzullara tırmanmak isteyen dağcılara bölgeyi yıllarca ziyaret etme izni hep Pakistan tarafından verildi. Yine, Pakistan tarafından ülke içinde ve dışında yayınlanan atlas ve haritalar, bu bölgeyi Pakistan sınırları içinde göstermekteydi. Dolaylı olarak, Hindistan bütün bunlara itiraz etmemiş, müsamaha göstermiş ve bölge Pakistan'ın egemenliği olarak kabul edilmiştir. Yine, 1949 Karaçi Antlaşması ve 1963 Çin-Pakistan Sınır Antlaşması metinlerinde kullanılan ifadeler, bu bölgenin Pakistan'a ait olduğu tezinde yürürlüğe girmiştir.


1947-1987 arasında, Hindistan bölgede askeri birlikler kurdu. Ancak en önemli girişim Aralık 1984'te Hindistan'ın Karakurum dağlık bölgesindeki buzullar üzerinde bir tabur kurduğu zamandı. O zamandan beri, bölgenin kontrolü ile ilgili çatışmalar devam etmekte. 1989 yılında Hindistan'ın Keşmir bölgesinde dini bir ayaklanmanın sonucu olarak Pakistan’ı suçlaması, Müslüman isyancılara 1971'den bu yana Hindistan aleyhine maddi ve lojistik destek vermesi nedeniyle Pakistan’la siyasi kriz yaşaması dönemin önemli olaylarından birisidir. Pakistan'ın yardımı nedeniyle kökten dinci olaylarda bir artış meydana geldi. Aslında maddi yardım Pakistan’dan değil, Pakistan üzerinden Suudi Arabistan’dan geliyordu. Derken Pakistan'da dini kimlikleriyle öne çıkan Tayyiba Ordusu ve Ceyş-i Muhammed (Muhammed Ordusu) gibi olaylar dini bir çatışmaya dönüştü.


1990'larda Keşmir, bu örgütlerle Hindistan güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara sahne oldu. Hindistan'ın güvenlik güçleri, tamamen olmasa da yenildi. İki ülke arasında ateşkes sağlayan Simla anlaşmasına rağmen, Keşmir çatışmaları engellenemedi. Hindistan, tüm bölgeyi kapsayan bir referandum tezini kabul edemese de, konuyu ulusal güvenlik bağlamında çok hassas bir konu olarak görmekte. Çatışma devam ettikçe, iki ülke arasındaki ilişkiler yeni boyutlara taşınmaya başlamıştır ve bunun en önemli tehlikelisi bölgedeki nükleer faaliyetler olmuştur.

 

1990'ların krizinde CIA'in müdür yardımcısı olarak görev yapan Richard James Kerr, krizin Küba füze krizinden daha tehlikeli olduğunu söyledi. Hindistan-Pakistan savaşı 1974'te yüz binlerin canına mal oldu ve yaklaşık altı milyon insanı yerinden etti. 1945'ten sonra Keşmir çatışmaları, Arap-İsrail sorunuyla birlikte en uzun süredir devam eden bölgesel çatışma.


1999'da bir grup Pakistanlı asker Afgan ve Keşmir silahlı birimlerini ele geçirmiş ve ardından dağlık Siyakin'in buzul bölgesindeki Hindistan’a ait askeri tesisleri işgal etmiştir. Olay tam da Hint birliklerinin yaz ayları için kullandıkları bu tesisleri terk etmesi sırasında yaşanır. Hint ordusu ve istihbarat bu hareketin farkında değildir ve ülkede bir şok etkisi yaratır. Hindistan Ordusu, Pakistanlı militanları bu bölgelerden çıkarmakta yetersiz kalır ve üstüne üstlük Pakistanlı birlikler üç Hindistan savaş uçağını da düşürür. Bunun ardından Hindistan diplomatik çabalarını arttırır ve Pakistan üzerinde uluslararası bir baskı uygulanmaya başlar.

 

Uluslararası toplumun baskısı sonucunda Pakistanlı silahlı gruplar bölgeyi terk etmek zorunda kalır. Açıkçası, bu olay iki ülkenin nükleer silah edinmesinin ardından dünya toplumu için büyük endişe uyandırmasına neden olur ve bu nedenle büyük güçler iki ülke arasındaki sıcak çatışmanın derinleşmesini önlemeye çalışır. 

 

İki ülke arasında bir başka kriz ise 13 Aralık 2001'de meydana gelir. O sırada, Ceyş-i Muhammed ve Tayyiba Ordusu'ndan silahlı milisler, Hint milletvekilleri başkent Yeni Delhi'deyken Hindistan parlamentosuna saldırır.


Hindistan bu terör eylemlerine şiddetle tepki gösterir ve sınır boyunca askeri birimlerle olağanüstü hal ilan eder. 2002 yılının başlarında, iki ülke askeri birimlerini sıcak çatışmalar için hazırlamaya başlar. İki ülke arasındaki sıcak çatışma, uluslararası örgütlerin çabaları ve Amerikan’ın Ceyş-i Muhammed ve Tayyiba Ordusu'nu birer terörist grup olarak addetmesinden sonra yumuşar. Hâlbuki Amerika terör örgütü olarak kabul ettiği bu aşırı dinci gruplara Pakistan’a yaptığı yardımlardan bir kısmının akmasını da sağlar. 
 

İki ülke arasındaki görüşmeler, olaylar sakinleştiğinde tekrar devam eder ve şu maddeler kabul edilir:

 

1. Her cephede ateşkesin sağlanması, 


2. Sınır boyunca etkili kontrol noktalarının kurulması,


3. Keşmir'in başkentleri, yani Hindistan'ın başkenti Srinagar ve Pakistan'ın başkenti Muzafferabad arasındaki otobüs güzergâhlarının tekrar açılması, 


4. Her iki bölgede faaliyet gösteren siyasi parti üyelerinin Pakistan'a girip çıkmalarına izin verilmesi.

Ancak, sorunun asıl kaynağı olan bölgesel anlaşmazlık konusu, çözümsüzlüğün ortasında var olmaya devam etti. Pakistan Devlet Başkanı General Perviz Müşerref’in bu dönemde sergilediği uzlaşmayı, güçlerine rağmen Keşmir’in Hindistan’daki Müslümanları da destekledi.

2002'den bu yana Pakistan kontrolündeki Keşmir'den Hindistan'a sızmalar azaldı. 2002 yılında Hindistan hükümetine bağlı Keşmir bölgesinde nispeten adil sayılabilecek bir seçim sonucu yerel bir hükümet kuruldu. Ancak, bölgede Hint hükümetine karşı zaman zaman ayaklanma ve isyanlar oldu. Hindistan ayrıca bölgede istikrar ve güvenlik için 250.000 kişilik düzenli bir orduyla birlikte 100.000 kişilik bir militan kuvveti kullanmaktaydı.

 

Yeni Delhi’de Kasım 2005’teki bombalamalar ve yine Kasım 2008’de, Hindistan’ın en önemli ticari ve siyasi şehri olan Mumbai’deki bombalı saldırılar Pakistan ve Pakistan’ın Keşmir milisleri arasındaki ilişkileri derinden etkilendi.

 

Baskı ve şiddet politikası altında bölgedeki halkın ekonomik yoksulluğu da olayların bilinmeyen tarafını oluşturmaktaydı. 80 bine yakın insanın hayatını kaybettiği 2005 büyük Keşmir depremiyle bölgenin yoksulluğu kısmen de olsa gün yüzüne çıkmış ve her ne kadar işgal altında olması yönüyle olmasa da Keşmir bir kez daha dünya kamuoyu gündemine gelmişti. Ancak henüz depremin yaraları sarılmamıştı ki bölgede şiddet olayları tekrar patlak verdi.


Pakistan Cumhurbaşkanı Perviz Müşerref'in yerel siyasi gelişmelerin sonucu istifa etmesi sonucu bu koltuğa, eski Başbakan Benazir Butto'nun -yani eski Başbakan Zülfikar Ali Butto'nun kızı- bombalı bir saldırıda öldürülmesi nedeniyle eşi Asif Ali Zerdari seçildi. Başbakanın gelişi, iki ülke arasındaki ilişkilerin savaş ortamından uzak durulacağı ve tartışmalara bir çözüm olacağına inanılıyordu ki o da olmadı. Yıllarca süren askeri yönetimden sonra iktidara gelen sivil bir hükümet sorunların müzakereler yoluyla çözülebileceğine inanmıştı ama bölge ve dış müdahaleler buna fırsat vermedi.

 

Ekim 2008'de Hindistan Başbakanı Manmohan Singh ve Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari, New York'ta ilişkileri normalleştirmek için çaba göstereceklerini açıklamış ve Pakistan ayrıca iyi niyet göstergesi olarak 101 Hintli esiri serbest bıraktı.


Özellikle 2008 yılından sonra büyük olaylar patlak vermiş ve yüzlerce Keşmirli bu olaylarda hayatını kaybetmiştir. 2008’de patlak veren olayların faturası her zaman olduğu gibi yine Müslümanlara kesilmiş ve 2009 yılında Cammu ve Keşmir özgürlük cephesi lideri Afzal Guru’ya idam cezası verilmiştir. Bu olay üzerine tüm Cammu ve Keşmir geneline yayılan protestolar şiddetle karşılık bulmuş ve olaylarda birçok kişi Hindistan ordu güçleri tarafından katledilmiştir.

 

Haziran 2010’da Keşmirli bir öğrencinin gösterilerde polis tarafından vurularak öldürülmesiyle olayların seyri değişmiş ve memnuniyetsizlik protestoları yerini karşılıklı çatışmaya bırakmıştır. Olaylar sırasında birçok Keşmirli hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi tutuklanmış ve birçoğundan bir kez dahi haber alınamamıştır. 2016-17 yıllarında ise çeşitli olaylarda aynı şekilde yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş ve binden fazla kişi yaralanmıştır.


Sonuç

 

Keşmir mücadelesi aslında bir bağımsızlık savaşıdır ama her şeyden önce, makro politika ve mikro politika arasındaki bağlantıya dikkat çekmeye değer. “Güvenlik ikilemi” ve dengeleme gücü politikası, ulusal bütünlük, kültür ve din oluşumu ile yakından bağlantılıdır bu mesele. Bu tür konularla bağlantılı olan çatışmalar uzun vadeli, çözülmesi çok zor ve kalıcıdır. Bu çatışmalar ancak altta yatan nedenler keşfedilip araştırıldıktan sonra çözülebilir.

 

Bölgede sorunun tek çözümünün Keşmir’in bağımsızlığı olduğu tezi de sunulmaktadır. İki ülke açısından da önemli bir güvenlik sorunu olarak görülen Cammu ve Keşmir’in ancak bağımsızlığı halinde bu güvenlik sorununun azalacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda Keşmir halkının isteklerine bakıldığında yine en önemli talebin bağımsızlık olduğu görülmektedir. Pakistan bu konuda Hindistan’a nazaran Müslüman olduğu için daha avantajlı görülmektedir ama Keşmir halkı, hem Pakistan hem de Hindistan’dan bıkmıştır.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler