25 Şubat 2018 Pazar Saat:
19:25
04-10-2016
  

Hür b. Yezid Riyahi

Sen, ananın adını koyduğu gibi hürsün, hem dünyada ve hem de ahirette hürsün...

Facebook da Paylaş
 
 
Ehlader Araştırma Bölümü
 
 
Hür bin Yezid Riyahi, Hz. Hüseyin'in (a.s) yârenlerinden, Kerbela şehitlerindendir. Kavmi arasında saygın birisi olan Hür, Ubeydullah bin Ziyad'ın Kerbela'daki ordularının bir bölümünün komutanlığını yapmaktaydı. 
 
Ubeydullah bin Ziyad, Hz. Hüseyin'in (a.s), Kufe'ye doğru yola çıktığını duyunca, Kufe’nin ileri gelenlerinden ve kavminin reisi olan Hür’ü huzuruna çağırttı. Onu bin kişinin üzerinde bir orduya komutan yaparak Hz. Hüseyin'e (a.s) karşı gönderdi.
 
Başka bir rivayete göre, Ubeydullah İbn Ziyad, Hasin bin Temimi'yi 4 bin kişilik bir orduyla Kadisiye’ye gönderdi. Bu şekilde Kadisiye, Haffan, Kutkutaniye'den Lala'ya kadar tüm bölgeyi kontrolü altına almış olacak ve bu bölgeden gelip gidenlerden haberdar olacaktı. Hür'den nakledilen bir rivayete göre, Hür şöyle demektedir: 
 
"İbn Ziyad'ın sarayından Hüseyin bin Ali'nin (a.s) yönüne doğru harekete geçmek için yola çıktığımda üç kere şu sesi duydum:
 
- Ey Hür! Sana cenneti müjdeliyorum.
 
Önüme, arkama, sağıma soluma baktım kimseyi görmedim. Kendi kendime şöyle dedim:
 
- Allah'a and olsun ki bu müjde değildir; nasıl müjde olabilir ki oysa ben Hüseyin bin Ali'ye karşı savaşmaya gidiyorum.
 
Hür, sürekli bu düşüncelerle boğuşurken Hz. Hüseyin'le (a.s) karşılaştığında olayı ona anlatır. Hz. Hüseyin (a.s) ona şöyle cevap verir:
 
- Sen gerçekten sevap ve güzelliğe doğru yol buldun.
 
Hz. Hüseyin (a.s) Zu-Husam'da Hür ve ordusuyla karşı karşıya geldi.  Hür'ün görevi Hz. Hüseyin'le savaşmak değil, İmam'ı (a.s) İbn Ziyad'ın yanına götürmekti.  Ebu Mihnef, Hz. Hüseyin'le (a.s) Hür'ün ordusunun karşı karşıya gelmesini şöyle anlatır:
 
"Hz. Hüseyin (a.s) yoluna devam ederek Şeraf adındaki konağa vardı ve geceyi orada geçirdi. Bir müddet sonra Hz. Hüseyin (a.s) yönünü sola çevirerek Zu-Husam dağına doğru yola çıktım ve çadırların kurulması emrini verdi. Henüz çadırları kurmamıştık ki, askerlerin başları göründü. Hür b. Yezid komutasındaki bin kişilik süvari ordu gelerek Hz. Hüseyin'in (a.s) karşısında düşmanca durdular. Buna karşın Hz. Hüseyin (a.s) barışçı bir şekilde davranarak yanındaki gençlere şöyle buyurdu:
 
- Bu topluluğun susuzluğunu giderin, onlara su içirin; atlarına da su verin.
 
Bir süre geçtikten sonra öğle namazının vakti geldi. Hz. Hüseyin (a.s), Haccac b. Mesruk el-Cufî'ye ezan okuması emrini verdi. Ezan okunduktan sonra Hz. Hüseyin (a.s) Hür'e:
 
- "Adamlarınla mı namaz kılacaksın?" diye sordu. Hür de cevaben:
 
- "Hayır, sen namazını kılacaksın, bizde sizinle beraber saf bağlayıp namaza duracağız." dedi.
 
Hz. Hüseyin (a.s) namaz kıldırdıktan sonra çadırına çekildi ve dostları İmam'ın (a.s) etrafına toplandı. Daha sonra Hz. Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
 
- Ey insanlar! Eğer Allah'tan korkar ve hakkın, sahibinin elinde olduğunu (olması gerektiğini) bilseniz, bu, Allah'ın rızasına daha uygun olur. İşte Peygamber'in (s.a.a) Ehlibeyti olan bizler, velayet ve size önderlik etmeye; hakları olmadığı hâlde bu iddiada bulunanlardan, aranızda daima zulümle hareket edenlerden daha çok lâyığız. Eğer bizden hoşlanmıyor, (bu husustaki) hakkımızı tanımıyorsanız ve de şimdiki görüşünüz, elçilerinizin bana getirdiği mektuplarınızdaki görüşlerinizden farklı ise, o zaman ben de sizin yanınızdan geri dönerim.
 
Bunun üzerine Hür b. Yezid şöyle dedi:
 
- Allah'a and olsun ki bizim, dediğin bu mektuplardan hiçbir haberimiz yoktur. Bizim görevimiz seni Kufe'ye İbn Ziyad’ın yanına götürmektir.
 
Hz. Hüseyin (a.s) adamlarına şöyle emretti:
 
- Kalkın ve bineklerinize binin.
 
Bunun üzerine onlar da yerlerinden kalkıp bineklerine bindiler; ardından kadınların binmelerini beklediler. Ancak geri dönmek istediklerinde, Hür'ün ordusu onların dönmesine engel oldu. Hz. Hüseyin (a.s) Hür'e şöyle buyurdu:
 
- Anan yasında ağlasın! Ne istiyorsun?
 
Hür dedi ki:
 
- Vallahi, seni emir Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına götürmek istiyorum.
 
Hz. Hüseyin (a.s) cevabında:
 
- "Allah'a yemin ederim ki, ben de bu durumda sana uymayacağım." dediğinde, Hür:
 
- "Öyleyse Allah'a yemin ederim ki, ben de seni asla bırakmayacağım." dedi.
 
Aralarındaki konuşma uzayınca, Hür, Hz. Hüseyin'e (a.s) şöyle dedi:
 
- Ben seninle savaşmak için görevlendirilmedim. Sadece Kûfe'ye götürünceye kadar senden ayrılmamak üzere memur kılındım. Madem bunu kabul etmiyorsun, bari öyle bir yolu seç ki, ne seni Kûfe'ye ulaştırsın, ne de Medine'ye geri döndürsün. Böylece bu yol seninle benim görüşümün ortasında olur ve ben de fırsattan yararlanıp İbn Ziyad'a mektup yazarım. Bu arada sen de istersen Yezid b. Muaviye'ye mektup yazarsın! Belki bu vasıtayla Allah bana bir çıkış yolu nasip eder de beni sana karşı savaşmaktan ve seninle ilgili kötü işlere bulaşmaktan kurtarır. Şimdi Uzeyb ve Kadisiye yolundan sola doğru gidin.
 
Böylece Hz. Hüseyin (a.s) ashabıyla birlikte (o yöne doğru) hareket etti; Hür de onların paralelinde ve yakınında hareket etmeye başladı.  İmam, yolda Kûfe'li dört atlı ile karşılaştı. Yanlarında yol rehberleri olan Tirimmah b. Adi de vardı. Bu sırada Hür b. Yezid öne çıktı ve Hz. Hüseyin'e (a.s) şöyle dedi:
 
- Kûfeli olan bu kişiler seninle birlikte gelenlerden değiller. Onun için ben onları tutuklamalıyım ya da geriye döndürmeliyim.
 
Hz. Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
 
- Kendimi savunduğum gibi, onları da savunacağım. Bunlar benim dostlarım ve yardımcılarımdırlar. Benimle birlikte gelenler gibidirler. Eğer benimle senin arandaki anlaşmaya bağlı kalırsan, seninle bir sorunum olmayacaktır. Aksi takdirde seninle savaşacağım.
 
Bunun üzerine Hür onlardan vazgeçti.  İki ordu Neyneva’da konakladıklarında bir ulak gelerek İbn Ziyad'dan Hür'e bir mektup getirdi. Mektupta şöyle yazıyordu:
 
- Bu mektubum eline ulaşır ulaşmaz ve elçim senin yanına gelir gelmez Hüseyin'i durdurup baskı altına al. Onu sığınak bulamayacağı düz bir vadiye ve otsuz-susuz bir yere sevk et. Elçime de, sürekli seninle birlikte olması ve senin, benim emirlerimi yerine getirtip getirmediğinin haberini bana getirmesi için, senden ayrılmama emrini verdim. Vesselâm.
 
Hür mektubu okuduğunda, Hz. Hüseyin'in (a.s) ashabına dönerek şöyle dedi:
 
- Bu, Ubeydullah b. Ziyad'ın mektubudur. Bu mektupta, mektubu elime geçtiği yerde sizleri durdurup baskı altına almamı emrediyor. Bu da onun elçisidir; onun emrini yerine getirinceye kadar ona, benden ayrılmamasını emretmiştir.
 
Sonra Hür b. Yezid, İmam Hüseyin (a.s) ve ashabını susuz ve bayındır olmayan bir yerde konaklamaları için zorlamaya başladı. Hz. Hüseyin (a.s) ona şöyle buyurdu:
 
- Bizim Neyneva, ya Gaziriyye'de ya da Şufeyye'de konaklamamıza izin ver.
 
İbn Ziyad'ın gönderdiği casusun kendisini takip ettiğini bilen Hür, ne yapacağını bilemiyordu. Sonunda İmam'ın kafilesini durdurdu. Hz. Hüseyin (a.s) mecburen Fırat nehrinin yakınlarındaki Kerbela'da konakladı. Bunun üzerine Züheyr b. Kayn, İmam Hüseyin'e (a.s) şöyle dedi:
 
- Ey Allah Resulü'nün oğlu! Allah’a and olsun ki bizim için, şu anda bunlarla savaşmak, bunların ardı sıra gelecek olanlarla savaşmaktan daha kolaydır. Canım üzerine yemin ederim ki, kısa bir süre sonra bizimle savaşmak için çok sayıda insan gelecektir.
 
Hz. Hüseyin (a.s), Züheyr'e şöyle buyurdu:
 
- Ben savaşı başlatan taraf olmayacağım.
 
Hür, ne kadar sert bir tutum takınmış olsa da Hz. Hüseyin'e (a.s) karşı saygılıydı. Aşura günü, Ömer bin Sad ordusunu düzene koyarak her bölüğün komuta kademesini belirledi. Hür bin Yezid'i ise Temim ve Beni Hemdan kabilesinin komutanı olarak atadı. Ordunun düzeninin belirlenmesi ile artık ordu Hz. Hüseyin (a.s) ve adamlarına karşı savaşma pozisyonuna geçti.
 
Ömer b. Sad saldırı hazırlığına geçtiğinde, Hür b. Yezid ona şöyle dedi:
 
- Bu adamla (Hz. Hüseyin’le) savaşmak mı istiyorsun?
 
Ömer b. Sad dedi ki:
 
- Evet, Allah'a yemin ederim, hem de öyle bir savaş olacak ki en kolayı, başların kesilmesi ve ellerin bedenlerinden ayrılması olacaktır!
 
Hür, "Peki Hüseyin'in yaptığı önerilerden hiçbirisi sizi razı etmiyor mu?" dediğinde, Ömer b. Sad şöyle dedi:
 
- Eğer iş benim elimde olsaydı, kabul ederdim, ama senin emirin (Ubeydullah) kabul etmedi.
 
Bu konuşmadan sonra Hür ordudan ayrılarak bir köşeye çekildi ve yavaş yavaş Hz. Hüseyin'e (a.s) doğru yaklaşmaya başladı. Ömer bin Sad’ın ordusunda olan kendi kavminden Muhacir b. Evs adında birisi ona şöyle dedi:
 
- Ey Yezid'in oğlu! Ne yapmak istiyorsun? Saldırmayı mı düşünüyorsun?
 
Hür sustu ve titremeye başladı. Muhacir şöyle dedi:
 
- Ey Yezid'in oğlu! Vallahi, senin hâlin insanı şüphelendiriyor. Allah'a yemin ederim ki, seni şimdi gördüğüm şekilde hiçbir savaşta görmedim. Eğer bana Kûfe ehlinin en cesuru kimdir diye sorsalar, senden başkasını göstermem. Sende gördüğüm bu hâl de nedir?
 
Hür şöyle dedi:
 
- Allah'a yemin ederim, kendimi, cennetle cehennem arasında görüyorum. Allah'a yemin ederim ki, parça parça olsam da, ateşe atılıp yakılsam da cennetten başkasını tercih etmem.
 
Hür bunları dedikten sonra atını mahmuzladı ve Hz. Hüseyin'in (a.s) karargâhına doğru sürdü. Hüseyin'in (a.s) yanına vardığında, ona şöyle dedi:
 
- Ey Allah Resulü'nün oğlu! Ben senin dönmene engel olan, yolda seninle hareket eden ve seni bu mekânda kontrol altına alıp burada kalmaya mecbur kılan kimseyim. Allah'a yemin ederim, eğer onların senin sunduğun öneriyi kabul etmeyeceğini bilseydim, asla bunları yapmazdım. Şimdi yaptığım bu işlerden dolayı Rabbime tövbe etmiş olarak senin yanına geldim. Senin huzurunda ölünceye kadar canımla sana yardım etmek istiyorum. Acaba bunu benim için tövbe olarak kabul eder misin?”
 
Hz. Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
 
- Evet, Allah senin tövbeni kabul edecektir ve seni bağışlayacaktır. Sen, annenin adlandırdığı gibi gerçekten hürsün, dünyada da, ahirette de hürsün. 
 
Hür, tövbe ettikten sonra Ömer bin Sad’ın ordusunun karşısında durarak şöyle dedi:
 
- Ey kavim! Acaba Hüseyin'in size sunmuş olduğu önerilerden hiçbirisini kabul etmiyor ve Allah'ın sizi onunla savaşmaya müptela kılmasından korumasını istemiyor musunuz?
 
Onlar şöyle dediler:
 
- Sözlerini emirimiz olan Ömer b. Sad'a söyle.
 
Hür orduya dönerek şöyle dedi:
 
- Ey Kûfe ehli! Ananız yasınıza otursun! Siz Hüseyin'i davet ettiniz; ama yanınıza geldiğinde, onu düşmana teslim ettiniz. Canınızı ona feda edeceğinizi söylediniz; fakat sonra onu öldürmek için onun karşısında durdunuz; onu alıkoydunuz, boğazını sıktınız ve her taraftan onu sardınız. Böylece Allah'ın geniş yeryüzünde bir yere gitmesine, kendisini ve ailesini emniyete almasına engel oldunuz. Sonuçta o sizin elinizde bir esir gibi kaldı; kendisi için ne yarar sağlayabiliyor, ne de bir zararı kendisinden uzaklaştırabiliyor. Yahudi'nin, Hıristiyan'ın, Mecusi'nin, hatta Irak'ın hayvanlarının içinde yuvarlanarak su içtiği şu akmakta olan Fırat'ın suyunu ondan, çocuklarından, kadınlarından ve yârenlerinden esirgediniz, ondan içmelerine engel oldunuz. Şimdi susuzluk onları mahvetmiştir. Muhammed'den (s.a.a) sonra onun evlatlarına ne kadar da kötü davrandınız! Eğer tövbe etmez, yapmakta olduklarınızdan vazgeçmezseniz, Allah susuzluk gününde (kıyamette) sizin susuzluğunuzu gidermeyecektir.
 
Bu sırada düşman ordusunun okçu birlikleri ona doğru ok atmaya başladılar. Böylece Hür sözünü kesti ve Hz. Hüseyin'in (a.s) yanına döndü. Hür'ün tövbesi ile şehadeti arasında uzun bir süre geçmemiştir. Rivayete göre, Hür, Hz. Hüseyin’e karşı çıkan ilk kişi olduğundan onun yolunda savaşarak şehit olmak isteyen ilk kişi olmak istiyordu. Hür, İmam'ın (a.s) ordusuna katılır katılmaz, savaş meydanına çıktı. 
 
Hür, yiğitçe savaşıyordu. Atının yaralanmasına ve kulak ve başından kanlar akmasına rağmen düşmana korkusuzca saldırıyordu. Düşman ordularından kırk küsurunu öldürdü. İbn Sad'ın piyade birlikleri Hür'e karşı bir şey yapamadıklarından hepsi bir anda saldırıya geçerek onu şehit ettiler. Nakillere göre Hürr’ün şehit olmasında iki kişinin parmağı vardı. Eyyub b. Musrih ve ötekisi Kufe ehlinden Sevaranlı birisi.
 
Ancak başka kaynakların naklettiğine göre, Hür bin Yezid Riyahi ve Züheyr bin Kayn, Habib bin Mezahir’in şehadetinin ardından Aşura günü öğleden sonra beraber savaş meydanına çıkarak düşman birliklerine saldırdılar. Her ikisi de yan yana çok çetin bir savaşa giriştiler. Öyle ki birisi saldırılara karşı koyamayacak duruma düştüğünde ve muhasara altına alındığında diğeri onun yardımına koşup onu kurtarıyordu. Bu şekilde bir süre böyle savaştılar. Nihayet düşmanın piyade grubu Hür'e saldırdı ve onu şehit etti. 
 
Hz. Hüseyin’in (a.s) ashabı, Hür b. Yezid’in cenazesini getirdiler. Hz. Hüseyin (a.s) başucunda durdu ve yüzündeki kanları temizledi. Sonra şu cümleleri buyurdu:
 
- Sen, ananın adını koyduğu gibi hürsün, hem dünyada ve hem de ahirette hür ve azadesin.
 
Hz. Hüseyin, bir mendille Hür'ün başını bağladı. Beni Esed kabilesi tarafından Kerbela şehitlerinin defnedilmesi sırasında Hür'ün kabilesinden bir grup, Kerbela vakıasından sonra Hür’ün öteki Kerbela şehitleri ile aynı yere defnedilmesine karşı çıkmış ve Hür'ü daha uzak bir yere götürerek defnetmişlerdir. Dolayısıyla Hür'ün mezarı Hz. Hüseyin'in (a.s) kabr-i şeriflerinden bir mil daha uzaktadır. Eskiden bu yere "Nevavis" denirdi. Hür b. Yezid Riyahi'nin mezarı, Kerbela şehrinin batı yakasında ve yedi kilometre mesafede bulunmaktadır.
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler