17 Ekim 2017 Salı Saat:
06:59
01-05-2017
  

Hz Abbas'ın Anne ve Babası

Genetik yoluyla çocuğun anne babasından büyük bir ölçüde etkilendiği bilinir...

Facebook da Paylaş


Ehlader Araştırma Bölümü

 

Hz. Ebulfazl (a.s) babası, tarihin anlatarak bitiremediği büyük insan, İslam'ın kahramanı Ali b. Ebu Talib (a.s)'dır. Bilindiği gibi, bu büyük zat, yeryüzünde en değerli ve eşi bulunmayan bir evde, yani Allah'ın evinde (Kâbe) dünyaya gözlerini açmıştır. Öyle ki, Ulu'l Azm peygamberlerden olan Hz. İsa'nın (a.s) annesi Meryem (a.s), çocuğunu dünyaya getireceği zaman, Beyt'ül Mukaddes'te bulunduğu halde kendisine: "Buradan çık; burası ibadet yeridir; doğum yeri değil" şeklinde nida edilmiş; o da, oradan ayrılarak dışarıda doğumu gerçekleştirmiştir.

Hâlbuki Fatıma bint-i Esed, Ali'yi (a.s) dünyaya getireceği zaman, dışarıda bulunduğu halde, adeta Allah tarafından Kâbe-i Muazzama davet edilmiştir. Evet, Ali'nin (a.s) Kâbe'de dünyaya gelişi ve annesinin, doğum sonrası günlerce cennet meyvelerinden yararlanması, sadece onlara nasip olan bir iftihardır. Ali (a.s), Kâbe'nin içinde dünyaya gelmesiyle nasip olan bu iftihar, ne geçmişte, ne de gelecekte, ondan gayri, hiç kimseye nasip olmamış; olmayacaktır da. Bu, öyle bir gerçektir ki, hatta Ehl-i Sünnet âlimleri dahi, onu itiraf etmek zorunda kalmışlardır.

Örneğin: Ehl-i Sünnet'in önde gelen kitaplarından olan Kifayet'ut- Talib kitabında şöyle yazıyor: "Ali'den önce, hiçbir kimse Kâbe'de doğmamıştır. Bu, Allah'ın, onun makamını yüceltmek ve azametini belirtmek için, sadece ona has kıldığı bir fazilettir."

Hz. Ebulfazl Abbas'ın (a.s) Annesi

Hz. Abbas'ın (a.s) annesinin adı Fatıma binti Ebi Muhammed'dir. Ümm'ül Benin diye tanınıp bilinmektedir. Hz. Abbas'ın (a.s) annesinin baba tarafından soyu, şu şekildedir: Fatıma binti Ebi Muhammed, Hazam b. Halit b. Rabia b. elVehid b. Ka'b b. Amr b. Kelâb b. Rabia b. Amr b. Sasaa b. Muaviye b. Hevazen.

Anne tarafindan soyu ise, şöyledir: Leyla binti Suheyil binti Amr b. Malik, Amire binti Tufeyil b. Amr Kebeşete binti Urvekir Rial Katilil Berâs (ki Utbe b. Cafer b. Kelâb'ın oğludur.) Fatıma binti Abduşşems b. Abdumenaf.

Tarihte bu değerli hanımın ataları sırayla sayılmıştır. Özellikle Ebu'l Fereci Isfahani, "Mekatil'ut-Talibiyyin" adlı eserinde bahsetmektedir. Tarihin de şahadetiyle görüyoruz ki, Ümm'ül Benin'in dede ve dayıları İslam öncesi Arapların yiğit ve kahramanlanndandilar.

Hz. Ali'nin (a.s) bu hanımı seçmesindeki amacı, ondan olacak çocukların kahraman, şan şeref sahibi, İslâm'ın ve dinin yardımına koşacak kişilerin yetiştirilmesi idi.

Verasetin önemi: Genetik yoluyla çocuğun anne babasından büyük bir ölçüde etkilendiği, bilimde de ispatlanmıştır. Avustralyalı bilim adamı Mendel tarafından düzenlenen veraset kanununa dikkat edildiğinde, ailenin asaletli oluşu, her insanın oluşumunda çok önemli bir role sahiptir. Bu gerçekler asırlar once Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafindan bildirilmiştir. Bir hadisi şerifte, Hazretin şöyle buyurduğu nakledilmektedir: "Nutfeleriniz için temiz ve sağlam yerler seçin. Zira fertlerin genetik özellikleri çocuklarına intikal etmektedir."

Başka bir hadisi şerifte ise, genetiğin etki alanının daha da geniş olduğu bildirilmektedir. Şöyle nakledilmiştir: "Eş seçimini çok ciddiye alın, sağlam ve salih eş seçin. Zira eşinizin erkek kardeşi bile ki çocuğunuzun dayısı oluyor çocuğunuzun şahsiyetinin esasının bir parçasıdır." Bu yüzden halk arasında "Erkek çocuk dayısına benzer" deyimi yaygındır. Kısaca, çocuğun yalnızca anne babasından değil, dayı ve amcalarından, hatta ecdatlarmdan dahi etkilendiği görülmektedir.

Hz. Abbas'ın (a.s) vücudundaki şecaat de, Haşimi ve Amiri bir şecaattir. Haşimi şecaat babasından, Amri şecaat de annesi Ümm'ül Benin'den ona intikal etmiştir. Zira anne tarafmdan Amr b. Malik b. Cafer b. Kelab'm (Ümm'ül Benin'in annesi Semame'nin ceddidir) kahramanhklari ve yiğitlikleri dillere destan olmuş ve kendisini, mizraklarla oyun oynayan anlamma gelen (Mulaib'ul Esinne) lakabıyla anmışlardır.

Hz. Ali'nin (a.s) Ümmül Benin İle Evliliği

Bazı tarihçilere göre, Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma'nın vefatından sonra, Ümmül Benin ile evlenmiştir. Diğer bir kısım tarihçilere göre ise, bu evlilik, hazretin Emame hanımla olan evliliğinden sonra gerçekleşmiştir. Ama kesin olan bir şey var ki, o da bu evliliğin Hz. Fatima'nın (s.a) vefatından sonra olduğudur. Zira o hammefendi hayatta olduğu müddetçe Hz. Ali (a.s) başka kadınlarla evlenmemiştir. Bilahare, Hz. Ali'nin (a.s) Hz. Fatıma'dan sonra evleneceği eşin asaletli ve imanlı birisi olmasi gerekirdi. Zira Hz. Fatıma (s.a) dünyadan göçtükten sonra, geride yetim çocuklar bırakmıştı. Gelecek hanımın, bu çocuklara, öz anne gibi bir annelik etmesi gerekmekteydi.

Biliyoruz ki, getirilen anneliğin, sonuna kadar çocuklara kendi çocukları gibi bakmasi pek az rastlanılan bir şeydir. Özellikle de, o kadının da çocukları dünyaya geldikten sonra, tutum ve davranışlarının fevkalade değiştiği görülmektedir. Bu durum, babanın zorlukları üzerine zorluk ekler ve musibet ve sıkıntıdan başka bir şey doğurmaz. Ama gelecek olan kadın bütün kusurlardan arınmış ve takva zırhına bürünmüş ise, durumun çok farklı olduğu görülecektir. Işte biz bu örneği, Ümmül Benin'in Hz. Ali'nin (a.s) çocuklarına olan davranışlarında görebiliyoruz.

Hz. Ali'nin (a.s) Ümmül Benin ile evlenmesinde bir takım saklı sırlar vardır. Bu sırlann bir kısmına, Hz. Ali'nin (a.s), kardeşi Akil ile evlenecegi kadin hakkında yaptığı istişarede, evlenecegi kimsede aradığı sıfatlara dair açıklamasıyla vakıf oluyoruz.

Akil, "nesep" ilmini çok iyi bilen birisiydi. Bu yüzden Hz. Ali (a.s) evlenecegi kimse hususunda onunla istişare ederek şöyle buyurmuşlardır:

Yani: "Benim için kahraman ve asaletli bir ailede dünyaya gelip yetişen bir bayan bul ki, ondan benim için şecaatli (pehlivan) çocuklar dünyaya gelsin."

Akil, bunun üzerine Hz. Ali'ye (a.s) Ümmül Benin'in soyunu, nesebini sırasıyla tek tek sayarak açıklamıştır. Hz. Ali (a.s) da Akil'in anlattiklarim dinledikten sonra, aradığı sıfatların, Ümmül Benin'de toplandığı kanısına varmış, böylece onunla evlenmek istediğini kendisine bildirmiş, o da Allah'in aslanı Hz. Ali'nin (a.s) eşi olmayı kabul etmiştir. Onun Hz. Ali (a.s) ile evlenmesine, tüm yakınları ve herkesten çok da kendisi sevinmiştir. Bunun en güzel belirtisi, Ümm'ül Benin'in, Hz. Ali'ye (a.s) ve çocuklarına bir hizmetçi geldiğini ifade etmesidir.

Ümmül Benin'den dört erkek çocuk dünyaya gelmiştir: Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman. Bunlann en üstünü ve efendisi de Abbas (a.s) idi.

Bu yüce kadın Hz. Ali (a.s) ile evlenmeden once bekâr idi; 0 Hazretin şahadetinden sonra da kimseyle evlenmedi. Aynen Hz. Ali'nin diğer eşleri Emame, Esma binti Umeys ve Leyla'nın yaptıkları gibi...

Böylece, bu dört kadın, kocalarına vefakâr olarak kalmışlardır. Gelen bilgilere göre, Muğayre b. Nufeyl ve Ebu Heyac b. Sufyan Emame'ye evlenme teklifinde bulunmuştur. Ama Emame, bu teklifi reddetmekle birlikte, Hz. Ali (a.s)'dan şöyle bir hadis de nakletmiştir: "Peygamber ve onun vasilerinin hanımları onlardan sonra başka biriyle evlenmemelidirler." Bu hanımefendiler de bu emre uymuşlardır.

Ümmül Benin, Ehlibeyt'in konum ve mevkiine arif olan, ihlâs ve sefayla onların muhabbet ve velayetlerine liyakat gösteren birisiydi. Bu tavrının karşılığında ise, vahiy ailesi tarafından üstün bir makamla mükâfatlandırılmıştır.

Ümmül Benin, evlendikten hemen sonra, İmam Hasan (a.s) ile İmam Hüseyin'in (a.s) hasta olduklarını görür. Hz. Ali (a.s) evine gelin olarak gelen bu değerli kadın, büyük bir ihlâs ve dürüstlükle İmam Hasan (a.s) ile İmam Hüseyin (a.s)'ın hizmetine kendisini adayarak şöyle der: "Bu iki efendi, hastalıklarından iyileşmeyinceye kadar, ben evliliğin tadını tatmayacağım." Bunun karşısında, Hz. İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) da, Ümmül Benin'i çok seviyorlardı. Ümmül Benin de, Hz. Fatıma'nın (a.s) bu iki nuruna merhametli bir anne gibi bakıcılık yapiyordu. Elbette iman ehlinin serveri ve efendisi olan, Hz. Ali'den (a.s) terbiye gören ve onun edep ve ahlaki ile bütünleşen birinden böyle şeyleri duymak şaşılacak bir şey değildir.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler