16 Temmuz 2018 Pazartesi Saat:
11:08

Hz. Ali (a.s) Açısından Kur’an

04-04-2017 09:21


 

GİRİŞ

 

Hz. Ali’nin (a.s) kişilik ve karakteristik yapısı, bir kişinin kalemi ve bir makalenin hacmiyle anlatılamayacak kadar çok boyutludur. Bu konuda bir bireyin yapabileceği azami şey, onun fevkalade çarpıcı kişiliğinin boyutlarından bir tanesini incelemeye çalışması olacaktır.[1] Peygamberimiz Hz. Ali (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur; “Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler mürekkep, insan ve cinler kâtip olsalar da Ali b. Ebu Talib’in faziletlerini sayamazlar.”[2]

 

Mevcut çalışma Hz. Ali’nin (a.s) Kur’an’la olan bağını karşılıklı olarak incelemeye yönelik hazırlanmıştır. Bundan dolayı aşağıdaki başlıklar konunun daha iyi anlaşılması için sunulacaktır.

 

 

1-     HZ. ALİ (A.S) VE KUR’AN İLİŞKİSİ

 

Hz. Ali (a.s) ve Allah’ın yüce kitabı Kur’an’ı Kerim arasında sarsılmaz ilahi bir bağ vardır. Bu bağın temelleri Hz. Ali’nin (a.s) küçük yaşlarda Hz. Muhammed’in (s.a.a) himayesi altına girmesi ve onun yüce ahlaki eğitimde terbiye olmaya başlamasıyla atılmıştır. Öyle ki Hz. Muhammed (s.a.a) ve kendisi arasındaki ilişkiyi şöyle anlatmaktadır: “Resulullah’a ne kadar yakın olduğumu, onun katında nasıl bir mertebeye ulaştığımı bilirsiniz. Çocuktum henüz, o beni bağrına basardı; yatağına alırdı; vücudunu bana sürer, beni koklardı. Lokmayı çiğner, ağzıma verir, yedirirdi. Ne bir yalan söylediğimi duymuştur, ne bir kötülük ettiğimi görmüştür. O, sütten kesildiği andan itibaren Allah, meleklerinden pek büyük bir meleği ona eş etmişti; o melek gece-gündüz, ona yücelikler yolunu gösterirdi; âlem ehlinin en güzel huylarını öğretirdi. Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o, her gün bana huylarından birini öğretir, ona uymamı buyururdu. Her yıl Hıra Dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi.”[3]

 

Hz. Ali’nin (a.s) çocukluğunda başlayan bu ilahi bağ gün geçtikçe sağlamlaştı ve adeta Hz. Ali (a.s) ve Kur’an birbiriyle özdeşleştiler. Bundan dolayı Peygamber efendimiz (s.a.a) Hz. Ali’nin (a.s) üstünlüklerini sahabelerine öğretmek istediğinde, onu Kur’an ayet ve surelerine benzeterek açıklıyordu. Abdullah b. Abbas Peygamberin (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “ Ey Ali! İnsanlar arasında senin örneğin, İhlas Suresinin Kur’an’daki durumu gibidir. Her kim İhlas Suresini bir defa okursa Kur’an’ın üçte birini okumuş gibidir, her kim iki defa okursa sanki Kur’an’ın üçte ikisini okumuş gibidir, her kim üç defa okursa sanki Kur’an’ın tamamını okumuş gibidir.

 

Aynı şekilde sen de ya Ali! Her kim seni kalbiyle severse imanının üçte biri tamamlanır. Her kim seni kalbi ve diliyle severse imanının üçte ikisi tamamlanır. Her kim seni kalbi, dili ve davranışlarıyla severse imanı kâmil olur. Beni hak üzere gönderene andolsun ki; eğer yeryüzü ehli seni gökyüzü ehli gibi sevmiş olsaydı, Allah hiç kimseye ateşle azap etmezdi.”[4]

 

Bu ilişki doğrultusunda yüce İslam Peygamberi (s.a.a) çeşitli zamanlarda ve mübarek ömrünün son demlerinde bu sarsılmaz bağa vurgu yapıyordu ve insanlığın yegâne kurtuluş anahtarının Kur’an ve Hz. Ali’ye (a.s) uymak olduğunu ısrarla şöyle açıklıyordu: “Ben sizin aranızda iki değerli paha biçilmez emanet bırakıyorum; Biri gökten yeryüzüne uzanan Allah’ın ipi Kur’an, diğeri de itretim olan Ehl-i Beyt’im’dir.[5] Bu ikisine sarılırsanız kıyamet günü Kevser Havuzunun başında bana ulaşıncaya kadar asla yolunuzu şaşırmazsınız.”[6]

 

Hz. Ali (a.s) de Kur’an’la olan sıkı bağını şu sözlerle beyan etmiştir: “Şüphesiz Kur’an benimledir ve sahip olduğumdan beri de ondan ayrılmadım.”[7]

 

 

2-     HZ. ALİ’NİN (A.S) KUR’AN BİLGİSİ

 

Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Kur’an’ın toplatılmasıyla meşgul olan ilk kişi Hz. Ali’dir.[8] Hz. Ali (a.s) bu işi yapmak için altı ayını vermiş ve Kur’an’ı bir Mushaf haline getirmiştir. Gece-gündüzünü tek amaç ve gaye olarak Allah’ın son evrensel mesajının insanlara daha iyi anlaşılması için harcamıştır. Ancak dönemin siyasi otoritelerince çeşitli sebeplerden dolayı kabul görmemiştir. Kur’an’ı anlama ve inceliklerini keşfetme hususunda bu Mushaf’ın büyük bir önemi vardır. Hz. Ali (a.s)  bu Mushaf’ta Kur’an’ın ayetlerinin Peygamberden (s.a.a) öğrendiği tefsirini de yapmıştır. İslam dünyasının büyük müfessiri Abdullah b. Abbas’ın öğrencisi İkrime şu itirafta bulunmuştur: “ Eğer insanlar ve cinler bir araya gelip el ele vererek Ali (a.s) gibi Kur’an’ı toplamaya çalışsalar yine de bunu başaramazlar.”[9] Yine Kelbi Hz. Ali’nin (a.s) Mushaf’ının önemi hususunda şöyle demiştir: “Eğer Ali’nin (a.s) Mushaf’ı bulunmuş olsaydı birçok ilim dalına da ulaşılacaktı.”[10]  Bu Mushaf’ın Hz. Ali’den (a.s) sonra masum imamlara nesilden nesle miras kaldığı göz önünde bulundurulduğunda İmamların Kelbi’nin belirttiği ilimlere ulaştığı malum olmaktadır.   

 

Hz. Ali’nin (a.s)  Mushaf’ının ve tefsir bilgisinin önemini ve bu bilgiye olan ihtiyacı daha iyi anlamak için, Peygamberin (s.a.a) sahabeleri ve İslam dünyasının değerli yazarlarından bazılarının görüşüne nakletmek yeterli olacaktır.  

 

Nehcul Belağa’nın şarihlerinden İbni Ebi’l Hadit, Hz. Ali’nin (a.s) tefsir bilgisi hakkında kitabının başında şu cümleleri kullanmaktadır: “ Tefsir ilmi ondan ser çeşme bulmuştur ve onun öğretileri sayesinde gelişmiştir. Tefsir kitaplarına müracaat ettiğin zaman bu sözün sağlamlığını kavrayacaksın. Abdullah b. Abbas’ın tefsir ilmini ondan aldığı herkese malumdur.[11] Buna binaen Abdullah b. Abbas Hz. Ali’nin (a.s) Kur’an hakkındaki derin bilgisi hususunda şu cümleleri sarf etmiştir: “ Ali’nin (a.s) Kur’an bilgisi yanında benim bilgim engin bir okyanus karşısında kurumuş bir göl gibidir.”[12]

 

Enes b. Malik Peygamberin (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Ali benden sonra insanların bilmedikleri hususlarda Kur’an’ın tevilini (batıni yorumlarını) onlara öğretecektir.”[13]

 

Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: “Allah’ın Muhammed’e (s.a.a) indirdiği şeyler hususunda insanların en bilgesi Ali’dir (a.s).”[14]

 

Ebu Abdurrahman Sulemi şöyle demiştir: “Ali b. Ebu Talib’ten (a.s) daha düzgün Kur’an okuyan kişiyi görmedim. O sürekli şöyle derdi: “Sorun benden, Allah’a andolsun ki Allah’ın kitabı hakkında neyi sorarsanız cevabını veririm. Gece mi indi, gündüz mü; düzlükte mi indi yoksa dağda mı?”[15]

 

Ümmül Müminin Aişe şöyle demiştir: “Muhammed’e (s.a.a) inen şeyler hususunda Ali (a.s), Muhammed’in (s.a.a) ashabının en bilgesiydi.”[16]

 

Hz. Ali (a.s) de kendi Kur’an bilgisi hakkında şöyle buyurmuştur: “Kur’an’da bulunan bütün ayetleri Allah Resulüne (s.a.a) okudum. O da bana manalarını öğretti.”[17], “ Muhammed’in (s.a.a) zamanında her gün başımı yastığa koymadan ve gözlerimi yummadan önce, o günde Cebrail tarafından inen helal, haram, sünnet, kitap, emir ve yasakları ve kimin hakkında indiğini öğrenirdim.”[18], “Hiçbir ayet inmemiştir ki ben onun niçin indiğini, nerede indiğini, kimin hakkında indiğini bilmemiş olayım. Doğrusu rabbim bana düşünen bir kalp ve beyan yeteneği olan bir dil bahşetmiştir.”[19] Süleym b. Kays Hilali, Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Allah Resulüne inen her ayeti Peygamber (s.a.a) bana okurdu. Ben kendi hattımla onları yazardım. Bana onların tevilini, tefsirini, neshini, mensuhunu, muhkemini, müteşabihini öğretirdi. Bana öğrettiklerini kavratması ve ezberletmesi için Allah’a dua ederdi. Ben de bana öğretilenlerin bir harfini bile unutmadım.”[20]

 

 

3-     HZ. ALİ’NİN (A.S) KUR’AN’A BAKIŞI

 

Kur’an ve Hz. Ali (a.s) arasındaki bağ ve Hz. Ali’nin (a.s) Kur’an bilgisi göz önünde bulundurularak onun Kur’an’a bakışını da incelememiz gerekir.

 

Hz. Ali (a.s), Kur’an’ın anlaşılmasının kaide ve kuralları olduğunu, onda gelen hükümlerin helal-haram çizgisinde dereceleri olduğunu şu sözlerle bildirmektedir; “Rabbinizin  kitabı sizdedir, yanınızdadır; helâlini de apaçık göstermededir, haramını da. Farzlarını da apaçık bildirmededir, üstün işlerini de. Bir hükmü kaldıran ayeti de açıklamıştır, hükmü kaldırılan ayeti de. Ruhsatlarını da bildirmiştir, azimetlerini de. Anlamı hususi olan da apaçıktır, umumi olan da. İbretleri de meydandadır, örnekleri de. Mutlak olanı da bildirilmiştir, mukayyet olanı da. Anlamı herkesçe anlaşılanı da beyan edilmiştir, anlaşılmayanı da. Kısaca anlatılanları tefsir edilmiştir, müşkül anlaşılanları açıklanmış, bildirilmiştir. Öyle hükümleri vardır ki, o kitabın, mutlaka bilinmesi için ahit alınmıştır, öyle hükümleri de vardır ki kulların, onları bilmemesi de câiz sayılmıştır. Öyle ayetleri vardır ki kitapta farzdır da neshedilişi, sünnetle bildirilmiştir. Öyle ayetleri de vardır ki sünnetle vacip olmuştur, kitaptaysa terk edilmesine ruhsat verilmiştir. Bazı hükümleri vaktinde vaciptir, ileri zamanlarda hükmü geçer. Haramlarının da hükümleri çeşit çeşittir; öyle büyük haramlar vardır ki onları yapana cehennem vardır; öyle küçükleri de vardır ki onları yapanların suçlarını örter, bağışlar. Öyle hükümleri vardır ki en azı da makbuldür, en çoğu da yapılabilir.”[21]

 

Hz. Ali’nin (a.s) gözünde Kur'an, öğüdü aldatmayan, saptırmayıp doğru yolu gösteren, sözünde yalan olmayan bir nasihatçidir, Kur’an’la oturup kalkan kimse bir artma ve bir de eksilme ile kalkar: Hidayetinde artma, körlüğünde eksilme olur. Kur'an'a uyduktan sonra yoksulluk, Kur'an'a uymadan önce de zenginlik gelmez. Dertlere şifa, zorluklar karşı yardım dileme aracıdır. Kur’an, küfür, nifak, azgınlık ve sapıklık gibi en büyük dertlere devadır. Onunla Allah'tan istekte bulunan, onun sevgisiyle Allah'a yönelir.[22]

 

Hz. Ali’ye (a.s)  göre Kur’an, hak-batıl ölçüsü ve kıyamet gününün şefaatçisidir. Bundan dolayı dünyevi istek, arzu ve makama ulaşma aracı olarak kullanılmamalıdır; “Onun vasıtasıyla halktan bir şey istemeyin. (Maddi kazançlar elde etmek için Kur'an'ı araç edinmeyin.) Çünkü kulları ona benzeyen, (ona denk) başka bir şeyle Allah'a yönelmemişlerdir. Bilin ki o şefaati kabul edilmiş şefaatçi ve sözü onaylanmış bir konuşmacıdır. Şüphesiz Kur'an kıyamet gününde kime şefaat ederse şefaati kabul olur ve Kur'an kıyamet gününde kimin aleyhinde söz söylerse sözü makbul sayılır.[23]

 

Hz. Ali (a.s), yegâne kurtuluş aracının Kur’an’a uymak ve dünyada onun eğiti ve öğretilerini yaşam tarzı haline getirmek olduğunu şu sözlerle beyan etmiştir: “Şüphe yok ki kıyamet günü bir münadi şöyle çağrı yapar; "Kur'an'dan başka bir şey eken kimse bugün ektiği tohum ve yaptığı ameller sebebiyle belaya düşecektir. "O halde siz de Kur'an'ı ekip, ona uyanlardan olun. Rabbinizi onunla tanıyın, onu kendinize nasihatçi sayın. Ona uyma­yan fikirlerinizi suçlayın, ayrı düşen isteklerinizi doğrulamayın...”[24]

 

Hz. Ali (a.s) açısında Kur’an; “Gerçekten zahiri/dışı güzel mi güzel, batını/içyüzü oldukça derin mi derindir. İlginç şeyleri asla bitmez. Esrarı ve nükteleri sona ermez. Karanlıklar ancak onunla keşfolur, aydınlanır"[25], sözlerin en güzeli, öğütlerin en kâmilidir…gönüllerin baharıdır….”[26]

 

SONUÇ

 

Yapılan açıklamalar doğrultusunda maddeler halinde şu sonuçlara varabiliriz;

 

- Peygamber (s.a.a) ve Hz. Ali (a.s) arasındaki ilişki sadece akrabalık ilişkisi değil ilahi bir bağdır.  Bu bağ Kuran ve Hz. Ali (a.s) arasındaki bağı da ilahi bir renge büründürmüştür.

 

- Hz. Ali (a.s), Kur’an’ı yegâne kurtuluş manifestosu ve insani değerlerin evrensel anayasası olarak görmektedir.

 

- Peygamberden  (s.a.a) sonra Kur’an’a en iyi vakıf olan Hz. Ali’dir (a.s). Buna göre İslam’ın evrensel kitabını her asır ve çağda öğrenmek isteyenler Hz. Ali (a.s)  ve onun soyundan gelen Ehli Beyt imamlarının kapılarını çalmalıdırlar.

 

- Kur’an’ın ayetleri uyarınca Hz. Ali (a.s)  ve 12 İmam bu dünyada uyulmaları gereken doğru yol yani “Sırate’l Mustakim’dirler.”

 

- Hz. Ali’ye (a.s) uyanlar Allah’ın emir ve yasaklarına riayet eden, gayba inanan takvalı kullardır.

 

- Kur’an’ın ayetleri uyarınca Hz. Ali (a.s) ve 12 İmam Allah tarafından seçilmiş hak halife ve imamlardır.

 

- Kur’an’ın ayetleri uyarınca ahrette de kurtuluşa erecek olanlar Hz. Ali’ye (a.s) taraftar olanlardır.

 

- Kur’an’ı Kerim’in her suresinde Hz. Ali a.s hakkında bir belirti ve iz bulunmaktadır. Kur’an teorik ilahi düsturlar, Hz. Ali (a.s) pratik yaşayan Kur’an’dır. Bundan dolayı evrensel İslam dininin incelik ve güzelliklerini yaşamak ve yaşatmak isteyenler için Hz. Ali (a.s) ve diğer masum pak imamlar alınacak yegâne örnektir.

 

----------------------------------------------------------------------

[1] - Murtaza Mutahhari, Bilinmeyen Simasıyla Hz. Ali (a.s), s.7.

[2] - Yusuf b. Mutahhar Hilli, Keşfu’l Yakin Fi Fezail’i Emiri’l Müminin, s.2.

[3] - Seyit Razi, Nehcu’l Belağa, Tercüme Kadri Çelik; 192. Hutbe, s. 305.

[4] - Kadı Nurullah Şuşteri, İhkaku’l Hak ve İzhaku’l Batıl, c.5, s.622.

[5] - Kuran’ı Kerim’in Ahzap Suresinin “Gerçekten Allah, siz Ehl-i Beyt’i her türlü pislikten (ve günahtan) temizlemeyi irade etmiştir.” Ayet-i kerimesi nazil olduğunda, Hz. Muhammed s.a.a eşi Hz. Ümmü Seleme’nin (veya Aişe’nin) evinde, Hz. Ali’yi, Hz. Fatıma’yı, Hz. Hasan’ı ve Hz. Hüseyin’i kendi abası altına toplayarak “Allah’ım şahit ol bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” diye buyurduğunda, Ümmü Seleme annemiz ey Allah’ın elçisi ben de Ehl-i Beyt’ten miyim diye sorduğunda Peygamberimiz (s.a.a.), senin de makamın yücedir ama Ehl-i Beyt’ten değilsin diye cevap vererek  ayette geçen Ehl-i Beyt’in yukarıda belirtilen özel kişiler olduğunu göstermiştir.”   Muhammed b. Yusuf Salih Dımeşki, Subule’l Huda ve’r-reşat Fi-Sireti Hayri’l İbad, c.11, s.13.

[6] - Seyit Mahmud Alusi, Ruhul Meani, c.16,s.105, İbni Kesir Dimeşki , Tefsiru’l Kur’an’il Azim, c.7, s.187, İbni Munzir, Lisanu’l Arap c. 4 s.538 .

[7] - Seyit Razi, Nehcu’l Belağa,Tercüme Kadri Çelik, Hutbe.122, s.178.

[8] - Hafız Ebu Naim İsfehani, Hilyetu’l Evliya ve Tabakatu’l Esfiya, c.1 s.70.

[9] - Muhammed Hadi Marifet, Kur’an İlimleri, Tercüme Burhanettin Bozdağ s:153.

[10] - a.g.e.

[11] - İbni Ebi’l Hadit, Şerhi Nehcu’l Belağa, c.1, s.19.

[12] - İbni Esir, En’nihaye Fi Ğaribi’l Hadis’i ve’l Eser, s.1, s.212.

[13] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.1,s.39.

[14] - a.g.e. s.39.

[15] - a.g.e, s.42.

[16] - a.g.e, s.47.

[17] - a.g.e, s.42.

[18] - a.g.e, s.43.

[19] - a.g.e, s.43.

[20] - a.g.e, s.48.

[21] - Seyit Razi, Nehcul Belağa, Tercüme; Kadri Çelik, Hutbe, 1, s38.

[22] - a.g.e,  Hutbe.176, s.252.

[23] -  a.g.e.

[24] - a.g.e,  Hutbe.176, s.252.

[25] - a.g.e,  Hutbe. 18, s. 58,59.

[26] - İbnil-Şube Harrani, Tuhafu’l Ukul, s.150,

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !