11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
02:13
31-12-2016
  

Hz. Ali Ebu Cehil'in Kızına Talip Oldu Mu?

Söz konusu rivayetlerin çeşitli nakil ve versiyonları arasından akıl almaz çelişkiler vardır...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ehlisünnet kaynaklarda, Hz. Ali'nin Ebu Cehil'in kızıyla evlenmek istediği, ama Resulullahın buna "Allah'ın Resulü'nün kızıyla Allah'ın düşmanının kızı bir araya toplanmaz" diyerek karşı çıktığı ve minberde okuduğu hutbeyle Hz. Ali'yi kınadığı ve bundan dolayı Hz. Ali'nin bundan vazgeçmeye mecbur kaldığını iddia eden rivayetler nakledilmiştir. Bazıları bunu Hz. Ali'nin bir hatası olarak sık sık dile getiriyorlar. Acaba bu iddia doğru mu?


Cevap:

 

Bize göre bu iddianın kuru bir iftiradan ibaret olduğunda hiçbir şüphe yoktur. Önce rivayetin kısa bir özetini aktaralım, ardından iftira olduğunun delillerini…

Naklettiklerine göre güya Hz. Ali hem Hz. Fatıma'dan hem de Resulullah'tan (s.a.a) gizli bir şekilde Ebu Cehil'in kızıyla evlenmek istiyor; haber bir türlü yayılarak Resulullah’ın (s.a.a) kulağına ulaşıyor. Ya da bir rivayete göre Hz. Ali kendisi Resulullah’a (s.a.a) gelerek Ebu Cehl'in kızıyla evlenmek istediğini söylüyor. Ya da bir diğer rivayete göre Hz. Fatıma olaydan haberdar olunca Resulullah'a (s.a.a) şikâyet ediyor! Bilahare Hz. Ali'nin bu uygunsuz (haşa) hareketine Resulullah çok kızıyor ve Müslümanları toplayarak, minbere çıkıp, önce diğer bir damadının ismini zikredip onu övüyor ve böylece ilk dolaylı mesajı Hz. Ali'ye böyle veriyor! Ardından isim vermeden Hz. Ali'ye olan öfkesini dile getirerek şöyle diyor: "Bazıları benim Fatıma'ya sahip çıkmayacağımı mı zannediyor?! Fatıma benim vücudumun bir parçasıdır. Ben bir helali haram, ya da bir haramı helal kılmam, ama vallahi kimsenin Allah'ın Resulü'nün kızının üstüne Allah'ın düşmanının (Ebu Cehlin) kızıyla evlenmeye hakkı yoktur!" Bunun üzerine Hz. Ali bu işten (mecburen de olsa) vazgeçiyor!" Tabi rivayetin çeşitli nakilleri var ve aralarında bir sürü farklılıklar vardır ki aşağıda bazılarına değineceğiz.

Bu rivayetleri farklı nakilleriyle birlikte görmek isteyenler şu kaynaklara müracaat edebilirler: Sahih-i Buhari (İbni Hacer Şerhiyle), c.6, s.161-162, c.9, s.268-270, c.7, s.68, Sahih-i Müslim (Nevevi Şerhiyle), c.9, 333-335, Sahih-i Tirmizi, c.5, s.698-699, Süsen-i İbn-i Mace, c.1, s.644, Es-Sahihu min Süneni’l-Mustafa, c.1, s.323-324, El-Müstedreku Alas-Sahihayn, c.3, s.158, Musannaf, c.12, s.128, Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c.4, s.326-328, c.4, s.5, Fezailü’s-Sahabe, c.2, s.754, Mecmeü’z-Zevaid (Heysemi), c.9, s.203, Kenzü’l-Ummal (Muttaki Hindi), c.13, s.677.

Bu rivayet ve iddiaları geniş bir şekilde ele almak çok uzun sürer. Ancak kısa da olsa çok açık bazı noktalara deyinmekle yetiniyoruz:

1- Her şeyden önce bu rivayetler tek yanlı ve sadece Ehlisünnet kaynaklara has rivayetlerdir. Bu tür ihtilafi konularda tek yanlı ve sadece bir mezhebin kaynaklarına özgü deliller ve rivayetler göstermek ne makuldür, ne de mantıklı. Yoksa karşı taraf da onlara aykırı onlarca yüzlerce, kendi kaynağına özgü delil, rivayet koyar önünüze. Bu üslupla kimse kimseye bir şeyi ne ispat edebilir, ne de inandırabilir.

2- Söz konusu rivayetlerin çeşitli nakil ve versiyonları arasından akıl almaz çelişkiler vardır ki bu da aslında bu rivayetlerin ne kadar tutarsız olduğunun bir başka kanıtıdır. Bu çelişkilerden bazı örnekler:

Rivayetin en yaygın ravisi olan Misver bin Mahreme’den naklen rivayetin bazısında "Peygamber minberde, bunları söylerken ben de dinliyordum ve o gün ben buluğ çağına ermiş durumdaydım!" sözü yer almıştır. Oysaki rical âlimleri Misver'in Hicretten sonra dünyaya geldiğini söylüyorlar. Bu olay ise (iddia edildiğine göre) Misver'in doğumundan altı veya yedi yıl sonra vuku bulmuştur. Bu yaşta birisi nasıl buluğ çağına ermiş olabilir?! (Tehzibü’t-Tehzib, c. 10, s.137)

3- Bazı rivayetlerde Hz. Ali'nin bizzat Ebu Cehil'in kızına talip olduğu yer alırken, bazılarında kızın akrabalarının onu Hz. Ali'ye önerdiği iddia ediliyor.

Yine bazısında Hz. Ali'nin ona nikah sözü verdiği, hatta nikah kıydığı nakledilirken, bazısında ise, Hz. Ali'nin kızı istemeye gittiğinde ailesinden olumsuz yanıt aldığı ve ona "Biz Resulullah’ın (s.a.a) kızının üzerine sana kız vermeyiz!" diyerek geri çevirdikleri iddia edilmiştir!!!

4- Bazı rivayetlerde Hz. Ali'nin Resulullah’tan (s.a.a) izin almaya gittiği, ama Resulullah'ın (s.a.a) izin vermediği yazılırken, diğer rivayetlerde Resulullah’ın (s.a.a) minberde şöyle dediği naklediliyor:

"Ben Ebul-As bin Rabi'e (kızımı eyneb'i) nikâhladım; o bana söylediği her şeyde sadakat gösterdi, her ahdine vefa etti…" Bu sözlerle güya Hz. Ali'ye tarizde bulunuyor ve onun sanki sadakat göstermediğini ima ediyor (haşa)! Artık rivayette Hz. Ali'nin izin istediğinden falan bahsetmiyor. Bu rivayetin zahirinden anlaşılan ve Resulullah'a atfedilen (s.a.a) sözlerden anlaşılan budur ki Hz. Ali izin falan istememiş, bundan dolayı da Resulullah olayı minbere taşımaya ve Hz. Ali'yi dolaylı tehdit etmeye mecbur kalmıştır!!"


Ayrıca bazı rivayetler izin olayından hiçbir şekilde bahsetmediği halde, bazısında Hz. Ali'nin bizzat kendisinin Resulullah’tan izin istemeye gittiğini, bazısında ise, kızın yakınlarının izin istemeğe gittiği iddia edilmektedir.

5- Bazı rivayetlerde Resulullah'ın (s.a.a) olaydan kızın yakınlarının izin istemeğe geldiğinde haberdar olduğu, bazısında Hz. Ali izin istemeye geldiğinde haberdar olduğu, bazısında ise Hz. Fatıma itiraz için yanına geldiğinde haberdar olduğu iddia edilmektedir. Bazısında ise, olay halk arasında ağızdan ağıza yayılarak Peygamber'e ulaştığı.

6- Faraza olayın doğru olduğunu kabul edersek, fıkhi ve ahlaki açıdan ortaya çıkan ciddi sorunları nasıl çözeceğiz?

* Hz. Ali, ne yapmıştı?

 

* Hz. Fatıma ne yapmıştı?

 

* Hz. Resulullah'ın (s.a.a) olay hakkındaki tutumları nasıldı?

İddia şu: Hz. Ali Ebu Cehlil'in kızına talip oluyor. Hz. Fatıma buna üzülüp rahatsız oluyor. Resulullah da bunun üzerine kızgın bir şekilde minbere çıkarak güya malum sözleri söylüyor ve…

Sorularımızı sıralayalım şimdi:

* Acaba Hz. Ali'nin Hz. Fatıma'nın üzerine evlenmesi caiz miydi haram mıydı?

* Eğer haramdıysa Hz. Ali bunu biliyor muydu ve bilerek mi harama düşüyordu, yoksa bu haramlıktan habersiz miydi?

* Hz. Ali ve İslam'daki, Resulullah'ın yanındaki konumunu bilen her insaf ve izan sahibi hiçbir kimse, onun bilerek böyle bir harama yeltenmesini iddia edemez. O zaman geriye iki ihtimal kalıyor, ya esastan böyle bir haramlık söz konusu değildi, ya da Hz. Ali var olduğunu bilmiyordu.

* İkinci ihtimali normal insanlara dahi isnat etmek akıl karı değilken bunu Resulullahın (s.a.a) ilim şehrinin kapısı olan Hz. Ali gibi bir şahsiyete isnat etmek mümkün mü? Dolayısıyla böyle bir şeyi yaptığını farz etsek dahi şeriatın haram kıldığı bir şeyi yaptığını düşünemeyiz. Zira o da Müslümanlardan birisi olarak şeriatın izin verdiği dört eş ruhsatından yararlanmıştır. Eğer bu konuda ona ve Hz. Fatıma'ya yönelik özel bir hüküm söz konusu olduğunu düşünürsek, yine bunu da muhatapları olan kendileri her ketsen önce bilmeleri gerekirdi. Bilmediklerine göre, demek ki böyle bir hüküm söz konusu değilmiş.

Durum bu iken Hz. Fatıma gibi risalet terbiyesinden geçen ve babasının getirdiği dinin hükümlerini herkesten daha iyi bilen, dünya ve cennet kadınlarının efendisi olan bir kimse, haberi duyar duymaz, üzüntü ve öfke içinde Resulullah'a (s.a.a) koşup kocasını şikâyete yeltenir mi? Hem de (hâşâ) babasına saygısızlık sayılacak tabirlerle: "Kavmin senin kızların için öfkelenmediğini (onlara sahip çıkmadığı) düşünüyor. Baksana Ali Ebu Cehil'in kızını nikâhlamış (ve sen bir şey yapmıyorsun)!"…

7- Farzedelim ki (haşa) Hz. Ali böyle bir hatayı yaptı, peki Resulullah bu rivayetlerde nakledilen tutum ve davranışları, söylediği sözler vs. bizzat kendi getirdiği dinin kurallarına, onun yüce sünnetine ve bildiğimiz, tanıdığımız, Kur'an'ın övdüğü yüce ahlakına uyuyor mu?

 

* İnsanların keramet ve haysiyetine her ketsen çok önem veren Allah'ın Habib’inden Hz. Ali’nin farzi hatasına karşı böyle bir davranış içerisine girip de minbere çıkarak insanlara onu rezil etmesi, tarizde bulunması vs. beklenebilir mi?

 

* İlla bu yanlışa engel olmak istiyorduysa, bunu çağırıp gizli bir şekilde kimsenin haberi olmadan yapamaz mıydı?

 

* Neden insanların içinde bu şekilde onu küçük düşürmeye kalkışıyor haşa?! Bu kebire günah olduğunu bildiğimiz gıybetin de bariz bir örneği değil mi?

Alemlere rahmet olan Efendiler Efendisi'nin kendisi: "Kim birisinin bir ayıbını görür de onu örter, saklı tutarsa, ölmüş birisini yeniden dirilten gibidir!" buyurmamış mıdır? (Sünen-i Ebi Davud, c.2, s. 288)

Bu çelişkiyi fark eden İbn-i Hacer "Resulullah'ın (s.a.a) bir kimsenin ayıbını yüzüne vurması çok az olmuştur" dedikten sonra, dönüp şöyle mazeret üretiyor: "Ali'yi açıktan kınamasındaki sebep belki de Hz. Fatıma'yı fazlasıyla memnun etmesi içindi!!!" (Fethü’l-Bari, c.7, s.68)

Ama gördüğünüz gibi, mızrak çuvala sığmıyor, minareye kılıfını uyduramamış maalesef!

Evvela dediğimiz gibi Hz. Ali'ye yönelik bir suç, ayıp söz konusu değil. Saniyen faraza ki suçlu ve ayıplı olmuş olsun, peki bir mümini hoşnut etme pahasına (bu Hz. Fatıma bile olsa) bir diğer mümini (hele bu Hz. Ali gibi birisi olursa), rezil etmek, haysiyetini zedelemek bu dinin neresinde ön görülmüştür? Bunu izah edebilecek akıl, feraset ve insaf sahibi birisi var mı? Sonra bu sırf Resulullah’n (s.a.a) birisine olan sevgisinden dolayı getirdiği dinin kurallarını bizzat kendi eliyle ihlal ettiği sonucunu çıkarmaz mı? Hadi bir an öyle olduğunu farz edelim, peki Hz. Ali'ye Resulullah’ın (s.a.a) sevgisi az mıydı?

8- Bu rivayet Şeriat-i Mukaddese’nin ahkâmıyla, Resulullah’ın (s.a.a) siret ve sünnetiyle ve yüce ahlakıyla çeliştiği gibi, Şia ve Sünni'nin müştereken naklettiği Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın evlilikleriyle ilgili hadislerle de çelişmektedir. Zira bu hadislerde Hz. Ali'nin Hz. Fatıma’yla evlenmesinin bizzat Allah tarafından murad edildiği ve nikâhları semada Hak eliyle ve meleklerin şahitliğiyle kıyıldıktan sonra yerde de Resulullah tarafından kıyılması emredildiği vurgulanmaktadır. Durum böyle iken Allah, Hz. Fatıma'ya ve dolayısıyla Resulullaha (s.a.a) eziyet edecek birisi, nasıl olur da Allah tarafından böyle bir evliliğe layık görülebilir? Haşa Hak Teala’nın bundan haberi yok muydu?

9- Bu rivayetin yalan olduğunu gösteren bir diğer delil ise, Hz. Ali'nin hayatı ve siretidir. Çünkü küçücük bir çocukken Resulullah’ın (s.a.a) eline verilip eğitilen ve adım adım risalet terbiyesinden geçen bir kimseden kim onun hayatı boyunca Resulullaha (s.a.a) karşı herhangi bir muhalefetini görmüştür ki bu da onlardan birisi olsun?

10- Ayrıca bu bahsedilen Ebu Cehil'in kızı, Müslüman mıydı, kâfir miydi? Eğer henüz kâfir idiyse, Hz. Ali'nin babası gibi müşrik olan birisiyle evlenmek istemesi hangi akılla izah edilebilir? Kuran, iman etmedikçe, müşrik ile evlenmenin caiz olmadığını açık bir şekilde beyan etmemiş miydi?  (Bakara, 221) Hz. Ali gibi birisinin bu kadar açık bir ayeti bilmemesi mümkün mü?

Yok, o zaman Ebu Cehil'in kızı Müslüman olmuştu derseniz, o zaman da şu sorunun cevabını vermeniz gerekir ki müşrik olan bir baba ve durumundan Müslüman olmuş bir evlada ne? İslam, kimse kimsenin vebalini almaz buyurmuyor mu?

 

"Allah’ın Resulü'nün kızıyla, Allah'ın düşmanının kızı bir araya getirilemez" tabiri, Müslüman olmuş bir kimseyi babasından dolayı tahkir etme ve bir nevi sorumlu tutma değil de nedir?

 

Bunu duyan o Müslüman kızın ne hallere düştüğünü bir an tasavvur edin, sonra dönüp Peygamberden böyle bir davranış sadır olabilir mi diye kendi vicdanınıza bir sorun? Bakın vicdanınız böyle bir şeyi kabul etmeye el verecek mi?!

Ayrıca Resulullahın (s.a.a) kendisi en azından evlendiği sırada Allah’ın düşmanı olan Ebu Süfyan'ın kızıyla evlenmedi mi? Yahudilerin reisi Hay bin Ahtap, Müslümanlara karşı yaptıkları savaşta öldürüldüğünde Resulullah onun kızı Safiye ile evlenmedi mi?

11- Rivayetin bazı versiyonlarında Resulullah'ın (s.a.a) şu cümleyi eklediği de yer almıştır: "Ben Allah’ın bir helalini haram veya bir haramını helal kılmıyorum. Ama vallahi Allah'ın Resulü’nün kızıyla düşmanının kızı asla bir araya toplanmaz. (Bir nakilde ise) böyle bir şeye asla izin veremem, asla izin veremem!" Bu açık bir çelişki değil mi? Bir taraftan "Allah'ın helal kıldığını haram kılmam" diyorken, diğer taraftan helal olan bir şeye izin vermiyor. Üstüne üstlük bunu yapmak isteyeni el alem içinde rezil rüsva ediyor!!!

12- Ayrıca rivayetin çeşitli senetlerinde Ehli Sünnet'in rical âlimlerinin bile taz’if edip kötülediği ve itibar etmediği raviler vardır ki onları artık tek tek ele alıp incelemeye gerek görmüyoruz.

Ayrıca bize göre bu rivayetin uydurulmasında başrolü oynayan Al-i Zübeyr'dir. Çünkü bu rivayetlerde mihver isimler şunlardır:

- Abdullah bin Zübeyr;

- Ürve bin Zübeyr;

Abdullah bin Zübeyr'in en yakın adamlarından olan ve onunla birlikte Mescidü'l-Haram'da öldürülen, aynı zamanda Haricilerden olan Misver bin Mahreme;

Abdullah bin Zübeyr'in kadısı ve müezzini olan Abdullah bin Ebi Melike;

Ürve bin Zübeyr’in yakın arkadaşı olan ve Mecsid’de onunla birlikte oturup Hz. Ali’nin aleyhinde konuşan Zuhri;

Zuhri’nin arkadaşı ve ravisi olan Şuayb bin Raşid;

Ve Şuayb’ın yakın arkadaşı ve ravisi olan Ebul’-Yeman…

Görüldüğü gibi bunların her biri bir zincir halkaları misali birbirlerini tamamlamaktadırlar. Hepsinin de başı imamları Abdullah bin Zübeyr'dir ki onun Ehlibeyt'e, özellikle Hz. Ali'ye karşı düşmanlığı dillere destandır ki Hz. Ali'ye karşı yapılan Cemel savaşında başrolü oynamıştır.

Rivayetlerin senetleri üzerinde bundan fazla durmaya gerek görmüyor ve diyoruz ki, hatta eğer rivayetlerin senetlerinde herhangi bir problem olmasaydı dahi yukarıda ancak bir kısmını saydığımız gerekçelerden dolayı bu rivayeti akıl, insaf ve izan sahibi bir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir. Ve zannı galip odur ki "Fatıma benim vücudumun bir parçasıdır. Onu hoşnut eden beni hoşnut eder; onu inciten beni incitmiş olur" hadisini asıl mecrasından saptırıp, hadisin şamil olduğu kimseleri unutturmak, ya da en azından "Hz. Ali'nin de onlarla bir farkı yoktur" diyebilmek ve insanların gözünü boyayabilmek için, söz konusu hadise bu uydurma olayı da iliştirmeye çalışmışlardır. Ama  güneşi balçıkla sıvamak mümkün mü?!!...

Nitekim birçok Ehlisünnet kaynağında "Fatıma benim vücudumun bir parçasıdır. Onu hoşnut eden beni hoşnut eder; onu inciten beni incitmiş olur" hadisi söz konusu ilaveden yoksun olarak nakledilmiştir.  Örneğin şu adreslere bakılabilir: El-İsabe (İbn-i Hacer), c.4, s.378, Sünen-i Beyhaki, c.7, s.64, c.10, s.201, Mişkatü’l-Mesabih, c.3, s.1732, Feyzü’l-Kadir, c.4, s. 241.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler