25 Mayıs 2018 Cuma Saat:
19:15
11-05-2018
  

Hz. Ali'nin (a.s) Mushafı

Hz. Ali'nin (a.s) Mushaf'ında muhkem ve müteşabih ayetler belirlenmiştir...

Facebook da Paylaş

 


 

Ehlader Araştırma Bölümü



Ehlibeyt'in Kur'ân-ı Kerim'i korumaya önem vermelerinin somut örneklerinden biri de Peygamber Efendimizin (s.a.a) vefatından hemen sonra Kur'ân-ı Kerim'in Hz. Ali (a.s) tarafından toplanmasıdır. Başkaları tüm çabalarını siyasî güç ve kudreti ele geçirmek için harcıyor, siyasî şeylerle ilgili olarak hilafet ve imamet konusunda Ehlibeyt'in hakkını görmezden geliyorlardı. İmam Ali (a.s) ise böyle bir ortamda Allah Resulü'nün (s.a.a) vasiyetine uyarak Kur'ân-ı Kerim'i topluyordu.


İmam'ın (a.s) bu hareketi, tarih boyunca peygamberler ve onların vasilerinin çalışma odağının siyasi güce ulaşmak olmadığını, aksine hüccetin insanlara tamamlanması ve böylece saadet yolunu seçenlerin bilinçli olarak, helaket yolunu seçenlerin onu bilinçli olarak seçmeleri için ilahî mesajları insanlara ulaştırmak ve çeşitli dönemlerde o mesajları korumak olduğunu gösteriyor. Onların hükümet kurmak ve toplumda adaleti uygulamak için sürekli çalışmalarının tümü bunun bir dalı idi. Dolayısıyla çeşitli dönem ve şartlarda bu çalışmalar farklı şekiller almaktadır. Ama ilahî mesajları insanlara ulaştırmak, ilahî mesajları korumak ve hücceti tamamlamak olan o temel ve merkezde hiçbir zaman değişiklik olmaz.


Resul-i Ekrem (s.a.a) İmam Ali'ye (a.s) vasiyetinde şöyle buyurmuştur:


"Ey Ali! Kur'ân yatağımın arkasında sayfalar, ipekler ve kâğıtlar üzerindedir. Onları alarak topla; Yahudiler Tevrat'ı zayi ettikleri gibi onu zayi etmesinler."[1]


İsa Zurayr, İmam Musa Kâzım'dan (a.s), o da babası aracılığıyla Allah Resulü'nün (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


"Ben vefat ettikten sonra sana vasiyet ettiğim şeyleri yapıp beni mezara bıraktıktan sonra evinde kalarak Kur'ân'ı tertibine, hükümleri de nüzul sebeplerine uygun olarak bir araya topla."[2]


Bu konuda İmam Ali'den (a.s) şöyle nakledilmiştir:


"Allah Resulü vefat edince Kur'ân'ı toplamadıkça abamı omzuma almamaya yemin ettim. Böylece Kur'ân'ı toplayıncaya kadar abamı omzuma almadım."[3]


Bu gerçeği Ehlisünnet de itiraf etmiştir. İbn Hacer, İbn Ebî Davud'dan şöyle nakletmiştir:


"İmam Ali'den, Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra Kur'ân'ı nüzul sırasına göre topladığı rivayet edilmiştir.


Muhammed İbn Sirin diyor ki:


"O kitabı elde edecek olsaydım, onda çok miktarda bilgi vardı."[4]


İbn Cezzî Kelbî şöyle demektedir:

"Kur'ân Allah Resulü'nün (s.a.a) döneminde sayfalarda ve kişilerin göğüslerinde dağınıktı. Allah Resulü vefat edince Ali b. Ebu Talib (r.a) evinde oturarak onu nüzul sebeplerine göre topladı. Ali'nin Mushafı bulunsaydı onda çok miktarda ilim vardı; fakat bugüne kadar bulunamamıştır."[5]



Mushafı'nın Özellikleri



Allah Resulü'nden (s.a.a) sonra Kur'ân-ı Kerim'i en iyi bilen kişi olan Ali'nin (a.s) topladığı Mushaf eşsiz özellikleri vardı; onların en önemlileri şunlardır:


1- Bu Mushaf, ayetlerin nüzul tarihlerine göre ve nesih edilen ayetler nesih eden ayetlerden öne geçirilerek toplanmıştır.


Emîrü'l-Müminin Ali'nin (a.s) nüzul sırasına göre yazmasından maksat, surelerin nüzul sırasına göre toplamasıdır; örneğin Alak Suresi'ni Mushaf'ın başına geçirmiştir.


Ayetlere gelince; ayetlerin sırası birçok yerde ilahî emre bağlı olduğu için Emîrü'l-Müminin Hz. Ali (a.s) ayetleri toplarken Resul-i Ekrem'in (s.a.a) toplama sırasına göre toplamış, fakat haşiyelerde ve sayfanın kenarına örneğin falan ayetin falan ayetten önce nazil olduğunu açıklamıştır.[6]


2- Bu Mushaf Peygamber Efendimizin (s.a.a) yazdırması ve Hz. Ali'nin (a.s) hattıyla saklanmış olup Allah Resulü'nün (s.a.a) kıraatine uygundur.


3- Bu Mushaf'ta ayetin nüzul sebebi, nazil olduğu zaman, mekân, sebep ve haklarında ayet nazil olan kişiler açıklanmıştır. Dolayısıyla mezkûr Mushaf, davranışları İslam dinine uygun olmayan muhacir ve ensardan bir grubun rezilliklerini de içeriyordu.


4- Hz. Ali'nin (a.s) Mushaf'ında muhkem ve müteşabih ayetler belirlenmiştir.


5- Bu Mushaf'ta, Allah Teâlâ tarafından ayetler hakkında Allah Resulü'ne (s.a.a) nazil olan tefsir bildirilmiştir.


6- Ayetlerin tevilini, örnek ve uygulamalarını açıklamaktadır

.
Muhammed b. İbn Sirin şöyle demektedir:


"Ebubekir'in Ali (a.s) ile görüşüp ona, "Benim halife olmamdan memnun değil misin?" diye sorduğunu, bunun üzerine Ali'nin (a.s), "Hayır; fakat ben Kur'ân'ı toplamadıkça namaz dışında abamı omzuma alıp -evden dışarı çıkmayacağıma- dair yemin ettim." buyurduğunu haber aldım. Ali, Kur'ân'ı nazil olduğu gibi yazdı; ben o kitaba ulaşacak olsaydım, onda çok miktarda ilim vardır."[7]


Yine İkrime'nin Hz. Ali'nin (a.s) Mushafı hakkında şöyle dediği nakledilmektedir:


"İnsanlar ve cinler onu bu şekilde toplamak için bir araya gelseler, başaramazlar. Bunun üzerine ben onu aradım ve Mekke şehrine onun hakkında bir mektup yazdım; fakat ona ulaşamadım."

Şeyh Mufid şöyle demektedir:


"Emîrü'l-Müminin Ali (s.a) nazil olan Kur'ân'ı başından sonuna kadar toplamış ve onu gerekli olan sırasına göre dizmiştir. Mekkî sureleri Medenî surelerden, nesih edilenleri nesih edenlerden öne geçirmiş ve onun her şeyini olması gereken yere koymuştur."[8]


Merhum Allame Seyyid Şerefuddin Musevî şöyle der:


"Emîrü'l-Müminin Ali'nin (a.s) yazdığı ilk şey Allah'ın kitabıdır. Ali (a.s), Allah Resulü'nü (s.a.a) defnettikten sonra Kur'ân'ı toplayıncaya kadar namaz dışında başka bir şey için abasını omzuna atıp (dışarı çıkmayacağına) dair yemin etti. Böylece Kur'ân'ı nüzul sırasına göre topladı..."[9]


Ali'nin (a.s) Mushafı, her türlü şek, şüphe, kişisel görüş belirtmeden uzak olarak Kur'ân-ı Kerim'den tüm yönleriyle yararlanmanın kilidi konumundadır. Fakat hâkim gücün, bazı sahabelerin ve onların savunup destekledikleri bazı hareket ve akımların olumsuz rolünün ayetlerin nüzul sebebinin tefsir edilip açıklanmasıyla gün ışığına çıkmasından endişelenmesi Ali'nin (a.s) Mushaf'ını kabul etmekten sakınmalarına ve İslam ümmetini tarih boyunca böyle büyük bir kaynaktan mahrum etmelerine neden oldu. Aşağıdaki rivayet de Ali'nin (a.s) Mushaf'ının özellikleri ve ondaki ilimleri beyan etmektedir:


Ebuzer Gıfarî şöyle demektedir:


"Resul-i Ekrem (s.a.a) vefat edince, Ali (a.s), Kur'ân'ı toplayarak getirip Allah Resulü'nün (s.a.a) vasiyeti üzerine onu muhacir ve ensara sundu. Ebubekir onu açınca ilk sayfasında bir grubun kötü anıldığını gördü. Ömer ileri çıkarak, "Ey Ali! Onu geri götür. Bizim ona ihtiyacımız yoktur." dedi. Emîrü'l-Müminin Ali (a.s) de onu alarak götürdü. Sonra Kur'ân karilerinden olan Zeyd b. Sabit'i getirdiler. Ömer ona, "Ali, içinde muhacir ve ensarın kötülüklerini (ayetlerin tefsiri olarak) zikretmişti. Biz Kur'ân'ı toplayıp, ondan muhacir ve ensarın kötü anılmasını engellemek istiyoruz." dedi. Bunun üzerine Zeyd onlara eşlik ederek onların istediğini yaptı."[10]
 

Ahmed b. Ebî Nasr şöyle demektedir:


"Ebu'l-Hasan İmam Rıza (a.s) bana bir Kur'ân vererek ona bakmamı istedi. Ben onu açıp Beyyine Suresi'ni okudum. Onda Kuryş'ten yetmiş kişinin babasıyla birlikte isminin kaydedildiğini gördüm…"


Ahmed b. Ebî Nasr devamla şöyle demektedir:


"İmam (a.s) birini bana göndererek, "Mushaf'ı bana gönder." diye mesaj gönderdi.[11]


Müslümanlar bu Mushaf'taki ilimlerden yararlanmaya hazır olmadıkları için Ali (a.s) hatta kendisi hilafete geçtiği dönemde bile onu ortaya çıkarmadı. Bunun en açık örneğini İmam Ali'nin (a.s) Talha'ya verdiği cevapta görmekteyiz:


Talha, "Ey Ebau Hasan! Neden Kur'ân konusundaki sorumu cevaplamıyorsun; onu insanlara göstermeyecek misin?" dedi. Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Ey Talha! Kasıtlı olarak sana cevap vermekten sakınıyorum. Söyler misin bana, Ömer ve Osman'ın yazdığını okudun mu? Onun tümü Kur'ân mıdır, yoksa onda Kur'ân dışında başka şeyler de var mıdır?"

Talha, "Onun tümü Kur'ân'dır." deyince İmam (a.s) şöyle buyurdu:


"Ondaki şeyleri tutacak olursanız cehennem ateşinden kurtulur, cennete girersiniz. Onda bizim hüccetimiz, hakkımızın beyanı ve itaatimizin farz oluşu vardır."


Talha, "Bu bana yeter; bu, Kur'ân olduktan sonra bana yeter!" dedi ve sonra şöyle devam etti: "Bana senin elindeki Kur'ân'dan, onun tevilinden, helal ve haramla ilgili ilminden haber ver; onu kime vereceksin? Senden sonra onun sahibi kimdir?"


İmam (a.s) buyurdu ki: "Onu, Allah Resulü'nün (s.a.a) vermemi emrettiği vasim ve benden sonra insanların en üstünü oğlum Hasan'a vereceğim. Sonra oğlum Hasan onu oğlum Hüseyin'e verecek. Sonra da biri diğerinden sonra olmak üzere Hüseyin'in nesline verilecek. Nihayet onların sonuncusu havuzun başına gelecek. Onlar Kur'ân iledir, Kur'ân'dan ayrılmazlar ve Kur'ân da onlarla birliktedir, onlardan ayrılmaz." [12]


Diğer bir rivayette ise şöyle geçmektedir:


Ö"mer b. Hattab hilafete geçince Ali'den (a.s) Kur'ân'ı kendisine vermesini istedi… Dedi ki: "Ey Eba'l Hasan! Ebubekir'e verdiğin Kur'ân'ı getir de hepimiz onun etrafında toplanalım."


Fakat Ali (a.s) şöyle dedi: "Ona asla ulaşamayacaksınız; ben size hücceti tamamlamak ve kıyamet günü biz ondan gafildik veya onu bize getirmedi dememeniz için onu Ebubekir'e getirdim. Benim yanımdaki Kur'ân'a tertemiz kişilerden ve benden sonraki vasilerden başkası dokunamaz."


Ömer, "Onu belli bir zamanda mı göstereceksiniz?" diye sorunca İmam (a.s), "Evet." buyurdu, "Benim soyumdan olan Kâim kıyam edince onu ortaya çıkaracak ve insanları ona (uymaya) zorlayacak ve sünnet onunla uygulanacaktır." [13]


Salim b. Seleme, İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle nakletmektedir:


"Hz. Ali (a.s) Mushaf'ı toplayıp onlara verince şöyle buyurdu: "Bu Allah'ın Muhammed'e nazil ettiği kitabıdır; ben onu iki levha (cilt) arasında topladım."


Onlar, "Bizde Kur'ân'ın toplandığı bir Mushaf var; senin Mushafına ihtiyacımız yoktur." dediler. Bunun üzerine Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'a andolsun ki, bugünden sonra artık onu göremeyeceksiniz; onu topladıktan sonra okumanız için size bildirmem gerekiyordu…"[14]


Bu ve benzeri diğer hadislerden anlaşılan odur ki, bu Mushaf'ın ortaya çıkması için ümmetin ondaki öğretileri kabul edebilecek özel bir hazırlığa sahip olması gerekir. Bu da Ehlibeyt'in makamını tanımaya, onların karşısında teslim olmaya bağlıdır ve bu şart Hz. Mehdi'nin (a.f) zuhuruna kadar gerçekleşmeyecektir. Hatta İmam Ali'nin (a.s) zahirî hilafeti döneminde bile insanlar onun imamet ve hilafetini kabul etmesine rağmen, insanların çoğu, Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra temelin eğri atılması sonucu imamet makamını tanıma marifetine ulaşmamışlardı.


Elbette İmam Ali'nin (a.s) bu Mushaf'ının ortaya çıkmaması ve insanların İmam Mehdi'nin (a.f) zuhuruna kadar ona ulaşamaması, onların bu kaynaktan tamamen mahrum olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu kaynak Ehlibeyt İmamlarının elinde bulundu ve insanlar tarih boyunca onların buyruklarıyla bu değerli Mushaf'tan yararlandılar.[15]
 

 

Kaynaklar


[1]- Tefsir-i Kummî, c. 2, s. 451.
[2]- Hasaisu'l-E'imme, s. 73; Biharu'l-Envar, c. 22, s. 482.
[3]- Mekatibu'r-Resul, Ahmedî Miyanecî, c. 2, s. 83.
[4]- Biharu'l-Envar, c. 28, s. 265, Salihî Şamî, Subulu'l-Huda ve Er-Reşad, c. 11, s. 335.
[5]- et-Tashil Li Ulumi't-Tenzil, c. 1, s. 4.
[6]- Şevahidu't-Tenzil, Haskanî, c. 1, s. 38.
[7]- el-Mesailu's-Seviyye, Şeyh Mufid, s. 79.
[8]- Kafî, Şeyh Kuleynî, c. 2, s. 631.
[9]- el-İhticac, c. 1, s. 155.
[10]- Kâfî, Şeyh Kuleynî, c. 2, s. 632.
[11]- el-İhticac, c. 1, s. 155.
[12]- el-İhticac, c. 1, s. 157.
[13]- el-Kafî, Kuleynî, c. 2, s. 633.
[14] -İbn Nedim şöyle demektedir: Ali (a.s), "Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra insanların kötü harekette bulunduklarını görünce, 'Kur'ân'ı toplamadıkça abamı omzuma almayacağım.' diye yemin etti. Sonra üç gün evinde oturarak Kur'ân'ı topladı. Bu, Ali'nin (a.s) kalbinden toplanan ilk Kur'ân'dır. Bu Mushaf Cafer'in ailesinin yanındaydı ve ben zamanımızda Ebu Ya'la Hamza Hasenî'nin (r.a) yanında Ali b. Ebu Talib'in hattıyla yazılmış olan ve birkaç sayfası düşen bir Mushaf gördüm. Zaman akışında Hasan'ın oğulları onu birbirlerinden miras alıyorlardı. Surelerin bu sıralaması o Mushaf'tandır…" el-Fihrist, s. 41-42.
[15]- bk. Kur'ân Kesinlikle Tahrif Olmamıştır, Allame Şa'ranî, s. 132. Elbette bu, Kur'ân-ı Kerim'de ayetlerin hiçbir şekilde yer değiştirmediği anlamına gelmez. Aksine uzun surelerde bilmeme nedeniyle ayetleri öne ve sonraya geçirme söz konusu olabilir. Bu ise ayetlerin tedricen nazil olması ve ayetler arasındaki sıralamanın sahabe tarafından tam anlamıyla alınmamasından kaynaklanmıştır. Bunu tam anlamıyla alan kişi Hz. Ali'dir. Emîrü'l-Müminin Hz. Ali (a.s) kendi Mushaf'ında bunu dikkate almış, fakat sahabenin onun Kur'ân'ı toplamasından yüz çevirmesi nedeniyle İslam ümmeti Mushaf'taki diğer bilim ve yönler gibi ona ulaşmaktan da mahrum kalmışlardır. Belki de İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) aşağıdaki hadisi buna işaret etmektedir:
Muhammed b. Yahya, Ahmed b. Muhammed'den, o İbn Mahbub'dan, o Amr b. Ebâ Mikdam'dan, o Cabir'den şöyle naklediyor: İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: "Kur'ân'ı nazil olduğu gibi topladığını söyleyen herkes yalancıdır. Kur'ân'ı nazil olduğu gibi ancak Ali b. Ebu Talib ve ondan sonra da diğer Ehlibeyt İmamları toplayıp korumuştur." el-Kafî, Kuleynî, c. 1, s. 228.


Bu hadisin anlamı hakkında diğer bir ihtimal de şudur: Kur'ân'ın zahirî ve bâtınî anlamını bilmek Ehl-i Beyt'e has bir şeydir. Bunun tanığı, Kâfî kitabında, yukarıdaki hadisi altında İmam Muhammed Bâkır'dan bu anlamda nakledilen diğer bir hadistir: Cabir'den, Ebu Cafer (a.s)'den şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Vasilerden başka hiç kimse Kur'ân'ın zahiri ve batını olmak üzere tamamının yanında olduğunu iddia edemez."

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler