20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
08:03
17-03-2017
  

Hz. Ali Türbesinde Türk İzleri

Irak'ın tarihi Necef şehrinde bulunan Hz. Ali Türbesi'ndeki "Altın Eyvan" hiç şüphesiz İslam mimarisinin seçkin ve önemli şaheserlerinden birisidir.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Hasan Bedel

 

Müminlerin Emiri Ali ibn-i Ebi Talib (as) Ramazan ayının 19. günü sabahı Haricilerden biri olan İbn-i Mülcem Muradi tarafından mescitte başına aldığı kılıç darbesiyle suikasta uğramıştı. Bu saldırıda ağır yaralanan Hz. Ali, miladi 661 senesinin 21 Ramazan günü şehit oldu.[1]

 

Hz. Ali'nin, büyük oğul İmam Hasan'a yazdırdığı vasiyeti doğrultusunda; gece yarısı cenazesi gizlice kaldırılmış ve yine vasiyetnameye uygun bir şekilde gömüldüğü mezar uzun müddetler gizli kalmıştır.[2] Emevi Devleti 750’de Abbasiler tarafından yıkılınca, 752 yılında Ehl-i Beyt İmamlarının altıncısı olan İmam Cafer-i Sadık (as) tarafından kabrin yeri ayan edilmiş ve ardından mezar üzerine ilk kapalı yapı 772 senesinde inşa edilmiştir.

 

 

Bu mezar-ı şerife ilk türbe hali Büveyhoğulları hükümdarlarından ve bu devletin isim babası olan Azud'üd-Devle Buveyhi'd-Deylemi tarafından 977 yılında inşa edilen yapı ile olmuştur. Osmanlı kaynaklarında Meşhed-i Ali (as) olarak geçen bu türbeye, günümüze değin birçok müştemilat eklenip eksiltilmiş, birçok kereler kâh terör örgütleri tarafından saldırıya uğramış, kâh zorba yöneticiler tarafından kişisel zevkleri doğrultusunda muamele görmüştür.

 

Muteber kaynaklara Hz. Âdem (as) ve Hz. Nuh'un da (as) kabr-i şerifleri bu mübarek mezar etrafındadır.[3] Öte yandan yirmi beş km. uzunluğundaki dünyanın en büyük mezarlığı olan Vadiu's-Selam Kabristanı da İmam Ali'nin Haremine yakın bir noktada başlamaktadır. Türbe kimi zaman halkın kendi aralarında topladıkları altın ve gümüşlerle kimi zaman da hâkim devletlerin Hz. Ali'ye olan ilgi ve alakaları doğrultusunda birçok değerli hediye ile süslenmiştir. Ayrıca bu türbe Nadir Şah'ın öncülüğünde altın ile giydirilmiştir.

 

"Eyvan-ı Tala" olarak bilinen bu Altın Eyvan ve haremin kendisi, mimari açıdan oldukça zevkli ve farklı bir kimliğe sahiptir. Türbenin ilk altın ve gümüş çalışmaları Afşarlar dönemine dayanmakta ve ustaları da geneli Türk olan İranlı ustalardır.

 

Önceleri bakırdan yapılan eyvan, zamanın önünde diz çökerek oksitlenen bakırın yeşil ve siyaha çalması nedeniyle altına çevrilme kararı alınmıştır. Zaten Nadir Şah'tan Abdülhamid'e değin birçok sultan, Hz. Ali'nin mübarek kabirlerine özel ilgi ve alaka beslemişler ve bu doğrultuda kendi aralarında büyük bir rekabete dahi girmişlerdir.

 

Bilindiği üzere Irak, İslam dini ve Müslümanlar için bir hayli önem taşımaktadır. Bu topraklarda On İki İmam'ın birincisi olan IV. Halife Ali ibn-i Ebi Talib'in (as) yanı sıra Allah Resulü'nün (saa) değerli torunları II. İmam Hz. Hüseyin ve kardeşi Abbas ibn-i Ali Kerbela'da yatmaktadırlar. Yine Ehl-i Beyt İmamlarından VII. İmam Musa el-Kazım ve IX. İmam Muhammed Taki (as) Başkent Bağdat'a bağlı olan Kazimeyn'de, İmam Ali el-Hadi ve XII. İmam olan Hz. Mehdi'nin babaları İmam Hasan el-Askeri de Bağdat'a yaklaşık 100 km. uzaklıkta bulunan Samerra şehrinde defnedilmişlerdir.[4] Çekirdekli külliyeler grubuna giren tüm bu türbeler hiç şüphesiz İslam mimarisinin en önemli ve mümtaz yapıları arasında görülmektedirler.

 

Hz. Ali (as) Türbesi Projeler Müdürü Seyyid Muhammed Ali el-Hekim şöyle demektedir: "Meşhed-i Ali'ye (as) tarih boyunca hem halkın, hem de devlet erkânının çok büyük ilgisi olmuştur. Sayısız bağışlar yapılmış ve birçok değerli hediye bu hareme armağan edilmiştir. Bu hediyeler arasında türbenin ana yapısını oluşturan altından yapılmış duvar ve kapılar da vardır. Bunlar arasında en meşhuru ise Altın Eyvan olarak adlandırılan avluya bakan yüzü açık, yüksekçe döşemeli, dikdörtgen planlı ve üstü açık olan bölmedir."[5]

Hz. Ali Hareminin sembolü haline gelmiş olan "Altın Eyvan" değerli taş ve madenlerle süslenmiş, Kuran-ı Kerim'den ayetler ve Hz. Ali'ye methiyede bulunan Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerle tanzim ve tezyin edilmiştir.

 

Harem inşa edildiğinden bu yana başta Şii hükümdarları olmak üzere Kanuni Sultan Süleyman gibi Osmanlı padişahları da türbenin ve Necef'in güzelleşmesi için büyük çabalar harcamışlardır. Ayrıca Osmanlı Hanedanlığı Necef, Kerbela, Kazimeyn ve Samerra şehirlerine "Atabat-i A'liye"[6] unvanını vermişlerdir. Necef'in kendisi Şii ilim Havzaları ile bir hayli meşhurdur.

1736 senesinde kendisini İran Şahı olarak ilan eden Nadir Şah tarafından kurulmuş olan Afşar Hanedanlığı ise paha biçilmez hediyeler ile Hz. Ali (as) Haremine en çok bağışta bulunan devlet olmuştur.[7]

 

Afşar Devleti (1736-1747) Safevi İmparatorluğu dağıldıktan sonra meydana gelmiştir. Nadir Şah, Afşar Devletinin ilk kurucusu olmuştur. Safevilerin bölgede iyiden iyiye yitmiş olan otoritesini ve itibarını kurtarmak ve topraklarını tekrar birleştirmek için Nadir Şah "Afşarlar" devleti adı altında yeni devlet kurmuş ve kaybedilen toprakları geri almayı fazlasıyla başarmıştır.

1743 senesinde Necefü'l Eşref'e ziyarette bulunan Nadir Şah, Merhum Şeyh Bahaî tarafından projelendirilen Safeviler döneminde yeşil çiniler ile inşa edilmiş kümbet ve iki minareyi verdiği emir ile altına çevirtmiştir. Altın Eyvan üzerine Türkçe nakşedilmiş "Buyruk Üzre Türkçe Söylenen Hazret-i Ali'nin Kutsal Yatırının Kızıla Tutulma Günü" cümlesinin ardından "1743" senesi yazmaktadır. Nadir Şah'ın bu emri Necef'e uzak-yakın birçok bölgede takdir toplamış ve başta Fars, Türk, Arap ve Hintli şairler olmak üzere birçok İslam beldesinde Nadir Şah için şiirler ve methiyeler yazılmıştır.

 

Kaynakların aktardığına göre oldukça Türklük duyguları yoğun olan Nadir Şah uzun yıllar günümüz İran topraklarına hüküm süren Safevi hükümet sistemine uymuş ve Emir Ali Şir Nevai'nin temellerini attığı Çağatay mektebine meyletmiştir. Ayrıca Türkçeyi yalnızca konuşma dili olmaktan çıkarmak için amansız bir çalışmaya da giren Nadir Şah, özellikle kutsal mekânları Türkçe şiirlerle süsletmiştir.[8]

 

 

II. Abdülhamid Han 1908 yılında Hz. Ali'nin Necef'teki türbesi ile müştemilatının elektrikle aydınlatılması işi için Türbe Kilitdarı Seyyid Cevad Efendi’nin taahhüdü kabul edilmiştir.[9] Daha sonraki yıllarda kandillerle aydınlanan türbe, elektrikle aydınlatılmaya başlanmış ve bu sayede geceleri de ihtişam ve heybetini yansıtmaya devam etmiştir.

 

Daha önce de değinildiği gibi hem Osmanlı padişahları, hem de Safevi, Afşar ve Kaçar şahları Hz. Ali Türbesine özel ilgi göstermişler ve bu konuda büyük bir rekabet içerisine girmişlerdir.

 

Osmanlı'nın Bağdat Valisi Haseki Mehmed Paşa'nın 1660 senesinde yaptırdığı iki minare 1864 senesinde Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han tarafından yenilenmiştir. Harem'in Kuzey kanadında yer alan minareyi ve ön cephesini ise 1898 yılında II. Abdülhamid Han restore ettirmiştir.[10] Ama her iki minarenin tepe kısımları daha önce de Nadir Şah'ın restore ettirdiği gibi göz ile rahatlıkla müşahede edilecek biçimde yine eğri kalmıştır.

 

Anlatılanlara göre dönemin önde gelen söz ustalarından Edibü'l-Mülk minarelerin yine eğik kaldığını görünce şöyle demiştir: "Görünen o ki, bu minareleri bin kere daha yıksalar ve yine yapsalar hal yine bu olacaktır. Onlar Medine'ye, Hz. Nebi'nin (saa) kabrine doğru saygı ile eğilmekten kendilerini alamayacaklardır."

 

Bugün Hz. Ali'nin (as) Harem-i Şeriflerine müşerref olan insanlar hala Eyvan-ı Tala'nın sağ ve sol kanadında çiniler üzerine işlenmiş II. Abdülhamid Han'ın tuğrasını rahatlıkla görebilmektedirler. Öte yandan Altın Eyvan'ın sağ ve sol tarafında 35'er metre yüksekliğindeki iki altın minare üzerinde Cuma Suresinin bazı ayetleri dikkat çekmektedir.

 

 

Irak'ın devrik lideri Saddam'ın emri ile 90'lı yılların başında Körfez savaşının getirisi olan iç isyanları bastırmak ve bölgedeki Şii halk ve ulemayı sindirmek için başta Kerbela'da bulunan İmam Hüseyin (as) türbe ve müştemilatına saldırılar düzenlenmiş ve ardından Necefu'l Eşref'teki İmam Ali (as) türbesi ağır silah ve top atışlarına maruz kalmıştır.

 

Bu askeri müdahalelerin akabinde Saddam Hüseyin'in yönettiği Baas Rejimi, milliyetçilik ve kin duyguları ile hareket etmeye devam ederek Altın Eyvan üzerindeki 300 yıllık Türkçe ve Farsça şiirleri sökmüş daha sonraki yıllarda ise yerlerine altından tuğlalar ile yama yapmıştır.

 

Tarih boyunca Abbasi Halifesi Harun Reşid'in yıkımı veya 1900'lü yılların başındaki Vahhabi eşkıyalar tarafından birçok kez saldırıya uğrayıp, yağmalanan türbe yine de saygınlık ve itibarını kaybetmemiş ve değişik devletler tarafından el geçirilen bu topraklar çokça hürmet görmüştür.

 

Hz. Ali (as) Türbesi Projeler Müdürü Muhammed Ali el-Hekim, Baas Rejimi tarafından sökülüp, tahrip edilen birçok eserin zamanında bilinçli türbe görevlileri tarafından haremin depolarında saklandığını söylemektedir.

 

836 parçadan oluşan bu altın duvar çalışmaları 2012 senesine bölgede bir hayli etkin olan Necef'te yaşayan İran asıllı Ayetullah Seyyid Ali Hüseyin Sistani'nin önerisi ile İran'a konuyla ilgili mütehassıslara gönderilmiş ve 2014 senesinde ise başarılı bir şekilde Altın Eyvan'daki yerlerini tekrar almışlardır.[11]

 

Makalemize konu olan bölüm ise Altın Eyvan'ı tam ortadan paha biçilmez bir kemer gibi süsleyen ve Nadir Şah'ın isteği doğrultusunda kaleme alınmış ve eğer Saddam Hüseyin dönemini saymadığımız takdirde 300 yıla yakın Meşhed-i Ali'nin (as) duvarlarını süsleyen az sonra değineceğimiz Türkçe şiirdir.

 

Bu şiir hem güçlü bir şair, hem de mahir bir matematikçi olan "Neş'e-yi Tebrizi" lakaplı Mirza Abdurrezzak Tebrizi Cihanşahi tarafından söylenmiştir.[12] Neş'e-yi Tebrizi'nin şiirleri Azerbaycan klasik Türk şiirleri arasında ayrı ve önemli bir yere sahiptir. Şair Türk-Azerbaycan edebiyat tarihinde Nesimi, Fuzuli ve Şah İsmail Hatayi gibi isimlerle birlikte anılmaktadır.

 

Anadili Türkçe olan şair, Acem diyarında yaşadığı için Farsçayı çok iyi bilmekte ve Arap diline de bir hayli hâkim olduğu yazdığı şiirlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Şiirlerinden de anlaşılacağı gibi genel itibari ile Hafız Şirazi ve Mevlana Celaleddin Rumi'den etkilendiği görülmektedir.[13]

  

شه جم حشمت دارا درایت، نادر دوران

I. Şeh-i cem hişmet-i dâra dirayet, Nâdir-i Devran[1]

که تخت دولت جمشیده وارثدور جهان اوزره

Ki taht-i devlet-i Cemşid'e[2] vâristür cihan üzre

برخشان لعل و عمان اینجوسین وئرمیش خراجینده

II. Be rahşan[3] la'l[4] ü Umman incisin vermiş haracında

گونش تک حکمی نافذ متصل دریا وکان اوزره

Güneş tek hükmü nafiz[5] muttasıl[6] derya ü kan üzre  

 

 

Hz. Ali Türbesi kapısı üzerinde yazan bu şiirin tam metnini aşağıdaki linkte bulabilirsiniz:

 

http://birdava.com/kategorilendirilmemis/meshed-i-alideki-turk-siirleri.html

 


[1] Nadir Şah, 1736-1747 yılları arası İran şahı olan Afşar Hanedanı'nın kurucusu

[2] Cemşid'in Tahtı, Pers İmparatorluğu'nun başkenti olan Persepolis'teki tarihi yapı

[3] Parıltılı, Işıltı.

[4] Parlak kırmızı renkte, billurlaşmış, saydam değerli bir taş

[5] Egemen, Hâkim, Üstün

[6] Bitişik, Yanyana

 

 

 

 


[1] Gölpınarlı, Abdülbaki, Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, İstanbul/1979

[2] Kummi, Nevbahti, Kitabu'l Makalat ve'l Firaku'ş-Şia, Tahran

[3] Âmulî, Şeyh Hür, Vesailu'ş-Şia, C.14, S.386, Hadis No.19436, Kum

[4] Dairetu'l Mearif-i Teşeyyü, C.1, S.80, Tahran/2001

[5] www.irna.ir/fa, 11.01.2015 tarihli "Hüzistanlı Kadınlardan Necef'e Hediyeler" adlı röportajdan

[6] Atebe karşılık olarak "Eşik" demektir. Kelimenin çoğulu olan Atebat, "A'liye" veya "Mukaddese" sıfatları ile "Yüce Eşik" veya "Mukaddes Eşik" anlamını taşır.

[7] Haşimiyan, Hadi, Peyam-i Baharistan, Sayı4, Tahran, Yaz/2009

[8] Esterabadi, Âlem-i Aray-i Nadiri, C.6, S.5, Muhammed Emin Riyahi Matbaası, Tahran/1985

[9] TEK Dergisi, yıl.14, Sayı49, İstanbul, Ekim/1985

[10] Uluçam, Abdüsselâm, Meşhed-i Ali Maddesi, İslam Ansiklopedisi, TDV, C.29, S.366

[11] http://www.sistani.org/arabic

[12] Devletabadi, Aziz, Suhanveran-i Tebriz, İntişarat-i Sutudeh, S.690, Tebriz/1998

[13] Arinpour, Yahya, Edebiyat-i Farsi ber Mebna-yi Ta'lif-i Usture, Tahran/1983

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler