16 Ağustos 2018 Perşembe Saat:
13:04
17-01-2018
  

Hz. Ali`nin Diliyle Peygamber Efendimiz (saa)

O, görevini aşikar kıldı, rabbinin mesajlarını iletti. Böylece Allah insanlar arasında barışı hakim kıldı.

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Mümimlerin Emiri İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Allah, sütten kesildiği andan itibaren meleklerin büyüklerinden birini ona (s.a.a) arkadaş etmişti. O melek, ona gece gündüz yüceliklerin yolunu, alemin güzel ahlakını öğretirdi… Her yıl Hira dağına çekilirdi, onu ben görürdüm, benden başkası da görmezdi.

O gün İslam Resulullah ve Hatice'nin evinden başka hiç bir evde yoktu; ben de onların üçüncüsüydüm. Vahyin ve risaletin nurunu görür, nübüvvetinin kokusunu duyardım. Gerçekten de ona (s.a.a) vahiy geldiği zaman, şeytanın inlemesini duydum da “Ya Resulullah! Bu inleme nedir?” dedim. “Bu kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesen Şeytan'dır. Benim duyduğumu duyuyor, gördüğümü görüyorsun. Ancak sen nebi değilsin, vezirsin ve hayır üzeresin” dedi.

 

Kureyş'in ileri gelenleri ona (s.a.a) geldiğinde onunla beraberdim. “Ya Muhammed! Sen atalarından ve ailenden hiç kimsenin bulunmadığı büyük bir iddiada bulunuyorsun, biz senden, nebi ve resul olduğunu bilmemizi sağlayacak bir şey göstermeni istiyoruz. Eğer yapmazsan, seni sihirbaz ve yalancı biliriz” dediler. Resulullah (s.a.a) “Ne istiyorsunuz?” dedi. “Bizim için şu ağacı çağır da köküyle beraber yerinden sökülüp yanına gelsin” dediler. O (s.a.a) , “Allah şüphesiz her şeye kadirdir; eğer Allah sizin için bunu yaparsa hakka iman ederek şahadet eder misiniz?” dedi. “Evet” dediler. “İstediğinizi size göstereceğim, hayra dönmeyeceğinizi de biliyorum. İçinizde (Bedir'de) kuyuya atılacak, (Hendek'te) hiziplere ayrılacak kimseler var” dedi. Sonra “Ey ağaç eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyor ve benim Allah'ın Resulü olduğumu biliyorsan, Allah'ın izniyle kökünle beraber sökül ve önümde dur” dedi. Onu hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki ağaç yerinden söküldü, şiddetli bir gürültü kopardı, kuşun kanatlarını çırpması gibi ses çıkararak yerinden sökülüp geldi, dalları kuşların kanatları gibi birbirine değerek Resulullah'ın (s.a.a) önünde durdu. En yüksek dalı Resulullah'ın (s.a.a) üzerine, bazı dalları da benim omuzlarıma geldi. Ben Resulullah'ın (s.a.a) sağındaydım. Onlar bunu gördükleri zaman kibirlenip böbürlenerek “Ona emret tekrar gelsin fakat yarısı orada kalsın” dediler. O da bunu emretti. O da daha şaşırtıcı bir şekilde daha şiddetli bir sesle yarım olarak geldi; neredeyse Resulullah'a (s.a.a) sarılacaktı. İnkar ve kibir dolu olarak “Tekrar bu yarısına emret de geldiği gibi öbür yarısına dönsün” dediler. Resulullah, o yarıya emretti ve o da döndü. “Allah'tan başka ilah yoktur; ben sana iman edenlerin ilkiyim ya Resulullah” dedim. “Sözünü yüceltmek, nübüvvetini tasdik etmek için Allah'ın emriyle bu ağacın emredileni yaptığını ikrar edenlerin de ilkiyim” dedim. Onların hepsi birden; “Hayır, sihirbaz ve yalancıdır. Sihrinin şaşırtıcılığı bu işi kolaylaştırdı. Bu işinde ancak bunun (beni kastediyorlardı) gibiler sana inanabilir” dediler. Ben, Allah yolunda olan, kınayıcının kınamasına aldırış etmeyen, simaları sıddıkların siması, sözleri iyilerin sözleri olan bir toplumdanım. Onlar geceyi (ibadetle) ihya ederler, gündüzün yol gösteren işaretleri olurlar. Onlar, Kur'an'a sımsıkı sarılmışlardır. Allah'ın ve Resulünün sünnetlerini diriltirler, kibirlenmezler, büyüklük taslamazlar, hıyanet etmezler, bozgunculuk yapmazlar. Kalpleri cennette, bedenleri ameldedir”[1]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü (s.a.a) göğe götürüldüğü gecenin sabahı ben onunla birlikteydim ve o kendi odasında namaz kılıyordu. Namazı bitince ben de namazımı sona erdirdim. şiddetli bir ses işittim ve şöyle arzettim: “Ey Allah'ın Resulü! Bu ses nedir?” Peygamber şöyle buyurdu: “Bilmiyor musun?! Bu ses dün gece göğe götürüldüğümü anlayan şeytanın sesidir. Bu günden sonra yeryüzünde kendisine ibadet edilmesinden ümidini kesmiştir.”[2]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ben Mekke'de Peygamber (s.a.a) ile birlikteydim. Onunla birlikte şehrin etrafındaki bölgelerden birine gittik. Peygamberin yolda gördüğü dağ, toprak ve ağaç kendisine şöyle sesleniyordu: “Selam olsun sana ey Allah'ın Resulü!”[3]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “(Halk dalalet içindeydi.) Derken Allah Muhammed'i (s.a.a) şahit, müjdeleyici ve korkutucu olarak ümmetine gönderdi. çocukluğunda insanların en hayırlısı, olgunluğunda en seçkini idi. Ahlak bakımından temizlerin en temiz kılınmışıydı. Cömertlik bakımından kendisinden hayır umulanların en cömerti idi.”[4]

 

Hz. Ali Peygamber (s.a.a) hakkında şöyle buyurmuştur: “Peygamber, dileyenlere hidayet ateşini alevlendiren ve şaşıranlara işaretleri gösterendir. Allahım! O senin eminin, din gününde tanığın; nimetinle, hak ile rahmet olarak gönderdiğin elçindir.”[5]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “O, görevini aşikar kıldı, rabbinin mesajlarını iletti. Böylece Allah onun vesilesiyle insanlar arasında barışı hakim kıldı. Yolları güvenli kıldı, kan dökülmesini önledi. Kinli kalpleri yakin (ölüm) gelip çatıncaya kadar birbirine ısındırdı.”[6]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Peygamber karşılaştığı iki işten mutlaka en zor olanı seçerdi.”[7]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Muhammed'den (s.a.a) daha iyi bir insan yaratmamıştır.”[8]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı. Onu en yüce kaynaktan, en değerli ekin toprakla­rından; enbiyasını açığa çıkardığı ve eminlerini seçtiği ağaçtan çıkarmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şece­resi şecerecilerin en hayırlısıdır. Yolu itidal, sünneti rüşt (olgunluk), sözü furkan (hakla batılı ayıran), hükmü adil olandır.”[9]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “O (Peygamber), dertlerine deva bulmak için tıp bilgisiyle hastalarını dolaşan bir hekimdir. İlaçlarını hazırlamış, tıp malzemelerini ısıtmıştır ve ihtiyaç duyulduğunda onlarla kör gönülleri, sağır kulakları, söylemez dilleri iyileştirir. Gaflet ve şaşkınlık içinde olanları ilaçlarıyla iyileştirmek için arar bulur. Ama (çmeyyeoğulları) hikmet nuruyla nurlanmamış, nurlu ilimlerin ışığıyla aydınlanmamış kimselerdir. Onlar bu durumda otlayan dört ayaklı hayvanlara benzemekte; katılıklar, kayaları taşları andırmaktadır.”[10]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Muhammed'i (s.a.a) hakka davetçi ve halka şahid olarak göndermiştir. Risaletlerini gevşemeden ve ihmal etmeden tebliğ etmiş ve Allah yolunda Allah düşmanlarıyla gevşemeden, bahane ileri sürmeden cihad etmiştir. O muttakilerin imamı ve hidayete erenlerin gözüdür.”[11]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah onu ikna edici delillerle ve apaçık bir zafer ve apaydın bir yolla göndermiştir. O da risaleti açıkça tebliğ etmiş ve delillere dayanarak insanları risalete sevk etmeyi üstlenmiştir.”[12]

 

İmam Ali (a.s) Resulullah'a (s.a.a) gusül verip techiziyle uğraşırken  şöyle buyurmuştur: “Anam babam sana feda olsun ya Resulellah! Başka­sının vefatıyla kesilmeyecek olan nübüvvet ha­berleri ve göklerden gelen hükümler senin vefatınla ke­sildi. Sen­in vefatının bir özelliği vardır; senin ölümünün musibetine düçar olanlar başka musibetleri unuttular ve herkes aynı şekilde senin ölümünün musibetinde yasa büründü... Anam babam sana feda olsun! Rabbi'nin katında bizi hatırla, bizi unutma!”[13]

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ben Muhammed'in (s.a.a) kölelerinden bir köleyim.”[14]

 


[1] Nehc'ül-Belağa, 192. hutbe

[2] şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 13/209

[3] Kenz'ul-Ummal, 35370

[4] Nehc'ül-Belağa, 105. hutbe; şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 7/117

[5] Nehc'ül-Belağa, 106. hutbe; şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 7/173

[6] şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 1/309

[7] Mekarim'ul-Ahlak, 1/61/55

[8] el-Kafi, 1/440/2

[9] a.g.e. 94

[10] a.g.e. 108

[11] a.g.e. 116. hutbe

[12] a.g.e. 185

[13] a.g.e. 235

[14] et-Tevhid, 174/3

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler